26. bölüm · Dans (texting)
24
Okula geleli henüz on dakika bile olmamıştı ancak bugünün ne kadar zor olacağı, şimdiden kendini belli ediyordu. Bana tip tip bakan kızlar, nefret dolu gözleriyle beni süzen Barış’ın arkadaşları ve yanımdan geçerken bana bir kere bile bakmayan Barış, her şeyi fazlasıyla belli ediyordu.
Pekala, bunları umursayacak değilim. Bu okula geldiğimden belli zaten böyleydi bu durum. Bana nefretle veya arzuyla bakan insanlar vardı hep. Bakışlarımı yanımda oturan Louis’e çevirdim ve ona hafifçe tebessüm ettim.
En azından artık Barış ve Bora’nın zorbalıkları yoktu. Bu da bir şeydir.
“Louis,” yan taraftan gelen Ayberk’in sesini duyunca istemsizce ona baktım. Fransızca bile bilmeden Louis’le konuşmayı mı deneyecekti bu aptal?
Ayberk, telefonundan bir ses kaydı açtı. Ses kaydını duyar duymaz gözlerim genişledi. Ayağa kalkıp Ayberk’in elinden aldığım telefonu duvara fırlattıktan sonra atabildiğim en sert yumruğu Ayberk’in elmacık kemiğine indirdim. “Pislik!” Diye bağırdım kendimi tutamadan.
Sınıftaki kimse Fransızca bilmediği için kimse Ayberk’in, Louis’e benim hakkımda ne dediğini anlayamamıştı. Louis ve sınıftaki şaşkın gözlerle bana bakıyordu. Louis, duyduğu şeylerin şaşkınlığını yaşarken, sınıftakiler bu beklenmedik tepkimin şokunu yaşıyordu.
Ayberk, elini kızarmış yanağına koyup gözlerini kısarak bana baktı. “Söylediklerimde haksız mıyım Lavinia?” Dedi kendinden emin şekilde. “Haksız olmayı mı kaldıramadın yoksa?” Dedi alaycı bir tavırla, dudaklarını büzerek.
Uzaklaştırma cezam daha yeni bitmişti ama, umurumda değildi. Bora’ya ve Ayberk’e hadlerini bildireceğim. Ayberk’in geçmişimi nereden öğrendiği, oldukça açıktı. Bora ve Yamaç’tan başka geçmişimi bilen kimse yoktu, Yamaç bana böyle bir adilik yapmayacağı için, geriye bir tek Bora kalıyordu.
Ne bekliyordum ki zaten? Ondan da başka bir şey beklenmezdi. Bora gibi bir zorbaya da ancak bu yakışırdı.
“Ne oluyor?” Yamaç, yanımıza gelip anlamadan, gergin gözlerle bize bakıyordu. Bu sabah bana bir kere bile bakmamış olan Barış bile ilgiyle izliyordu. Barış, Ayberk’e ne olduğunu sorarcasına göz kırptığında, Ayberk hafifçe başını salladı.
Hâlâ üzerimden Ayberk’in dediği şeyin sinirini atamamıştım. Bu kadar yeter, Ayberk bu okuldan gidecek. Onu, bu okuldan göndereceğim. Gerekirse Barış ve Bora da gidecek. Ayberk o ikisi yüzünden bunu yapmıştı. Barış’a umut verip onu Bora ile aldattığımı düşündüğü için yapmıştı, bundan eminim. Geçmişimi böyle ortaya dökmeye kimsenin hakkı yok.
Ayberk, Yamaç’a bakıp omuzlarını silkti. “Doğruyu söyleyeceğini düşünüyorsan, kardeşine sor.” Ardından güldü. “Tabii gerçekten kardeşinde, belki sen de onun sevgilisi ya da yattığısındır. Hatta belki o senin küçük orospundu-“ Ayberk, daha sözünü bile bitiremeden Yamaç, onun karnına sert bir tekme atarak onu yere serdi.
Bakışları, arka sıradan hızla ayağa kalkan Barış’la kesişti. “Arkadaşlarına sahip çık Barış!” Yamaç, öylesine büyük bir şiddetle bağırmıştı ki olduğum yerde korkuyla irkildim. Yamaç’ın öfkeyle parlayan gür sesi, tüm sınıfta yankılanmıştı.
Yamaç, öfkeli gözlerle sınıfa döndü. “Bu okula geldiğim ilk gün, herkesi uyardım! Bu kıza dokunanı yakacağımı söyledim! Eğer hâlâ ciddiye alınmıyorsam, yalnızca dokunmanı değil, herkesi yakarım!” Öfkesi ve fazlasıyla yüksek sesiyle, gözlerimin dolmasına engel olamadım.
Yamaç’tı bu. Yapardı. Az sonra Ayberk’i yakacağı gibi, bir dahaki olayda tüm sınıfı yakardı. İçinde kim olduğunu önemsemeden, sadece beni kurtararak sınıfı ateşe bile verirdi. Yamaç’ın bunca zaman zorlukla içinde tuttuğu hasta ruh, yakında kendisini yeniden ortaya çıkarabilirdi. Tekrar ondan uzakta, yalnız kalmak istemiyordum. Yamaç’ın oraya geri gönderilmesini de.
Yamaç’tan korkuyordum. Onun öfkeli bakışları bile irkilmem için yeterliydi. Söylemesi her ne kadar zor olsa da Yamaç, gerçek bir hastaydı. Sevgisi de öyleydi. Şu an bana ve Sıla’ya olan sevgisi, tamamen hastalıklıydı. Yamaç’ın tüm hisleri öyleydi. Aşkı, sevgisi, öfkesi, üzüntüsü ve mutluluğu, hepsi hastalıklıydı. Onu, o delikten çıkarmak için verdiğim çaba her an boşa gidebilirdi.
“Ne oldu Yamaç?” Diye sordu Barış, Yamaç’ın karşısına dikilip. Gözleri akşamdan kalma olduğunu belli ediyordu. “Derdin ne?”
Yamaç, Barış’a doğru bir adım attığında, Sıla hemen koluna yapıştı. Yamaç bu kez onu umursamadan kolunu çekti. “Arkadaşlarına sahip çıkmayı öğren, bu seni ilk ve son uyarışım.” İşaret parmağını sertçe Barış’ın göğsüne bastırdı. “Kardeşime dil uzatmamaları gerektiğini, ben onlara öğretmek zorunda kalmadan, sen öğret.”
Yamaç, resmen okulun liderliği yapan çocuğa racon kesmişti. Kavga etseler kim kazanır, bilemiyorum. Barış’ın da hiçbir şeyi normal gelmiyordu bana. O da tıpkı Yamaç gibiydi benim gözümde. Geçmişinde herhangi bir şey yaşadı mı, bilmiyorum ama bakışları onun ne kadar tehlikeli olduğunu her an belli ediyordu.
Barış, göğsündeki parmağa küçümseyici bir bakış attı. “Önce ne olduğunu söyle, öğretip öğretmeyeceğime karar veririm.” Dedi sertçe. Sıla, çaresizce ikisine de bakarken ben, kenarda duruyordum. Yamaç’ın şu anki halini iyi biliyordum, ona dokunmak bile bile kendini ateşe atmaktır şu an.
“Kardeşime aşıksın ya güya,” dedi Yamaç. “Öyleyse gel ve koru onu. Hadi,” kenara çekilip başıyla yerden kalkmaya çalışan Ayberk’i işaret etti. “Âşık olduğun kıza, orospu diyen ve onu benim altıma yatmakla suçlayan kişiye cezasını ver.”
Barış’ın kaşları çatıldı. Bakışları önce benim üzerimde gezdi, ardından gözlerimi buldu. Dolan gözlerime bakarken, sertçe yutkundu. Dün attığı ses kayıtlarını hatırlamıyordu bile muhtemelen.
Bakışlarını benden ayırıp Ayberk’e çevirdi. “Kalk.” Dedi kesin bir dille. Dakikalardır yerden kalkmaya çalışan Ayberk, Barış’ın emrini duyar duymaz ayağa kalkmayı başarmıştı. Bir elini karnına koymuş, acısını dindirmek istercesine baskı uyguluyordu.
İnsanlar, acılarını dindirmek için acıyan yere bastırırdı. Peki ben ne yapacaktım? Ruhuma nasıl bastıracaktım?
“Telefonunu ver,” dedi Barış bu kez. Ayberk, itiraz etmeden telefonunu çıkarıp Barış’a verdi. Barış telefonu açıp, bir şeyler yaptıktan sonra yeniden Ayberk’e uzattı. “Okuldan ayrılıyorsun.” Dedi ve yüzüne bir yumruk da o indirdi.
Arkasını dönüp, sırasına doğru ilerlerken, Yamaç omuzundan tutarak onu durdu. “Bu kadar mı?” Derken, sesinden yetersiz bulduğu açıkça belliydi. Barış, ona yandan bir bakış atıp gülümsedi. “Akşam Magazinella’yı izlemek isteyebilirsin.” Başka bir şey söylemeden Yamaç’tan kurtulup sırasına döndü.
Magazinella, ülkenin en büyük magazin kanalıydı. Barış’ın neden böyle bir şey söylediğini anlamamıştım bile.
Ayberk, eşyalarını bile almadan arkasını dönüp kapıya yürüdüğünde, ona bakıp yutkundum. Acı, zihnimin suya gömülmesini engelleyen tek faktördü. Acı çekmeliydim ki zinde kalabileyim. Mutluluk bana asla yaramıyordu, her zaman bir şey olacak korkusu oluyordu hayatımda mutluluk olduğu zaman.
Bora, sınıfa girdiğinde bakışları Ayberk’e odaklıydı. Ayberk, ona hiç bakmadan sınıftan çıkıp gittiğinde, Bora hâlâ arkasından ona bakıyordu. “Ne oldu lan buna?” Dedi sorarcasına. Muhtemelen olanların hiçbirinden haberi yoktu şu an.
“Lavinia’yla sevgili olduğunuz için bilenmiş, Lavinia’ya bir şeyler söyleyip dayak yedi.” Barış, oturmaya devam ederken başını telefondan bile kaldırmadan cevap vermişti. “Ha bu arada,” Barış kafasını kaldırıp Bora ve bana baktı. “Seni birini sevebildiğin için tebrik ederim, Lavinia.” Bakışları yeniden Bora’yı buldu. “Seni de hayatımı sikme yolundaki azmin için kutlarım. Sevdiklerimi benden, benim olamamışları da olmak üzereyken çalma da ustasın.”
Bora, kaşlarını çatarak ona baktı. “İlk olarak,” dedi rahat bir sesle. “Lavinia ile sevgili değiliz. Beni her defasında reddettiği için, hâlâ aramızda bir şey yok.” Ardından yüzünde alaycı bir gülümseme oluştu. “Sen de hislerine dikkat et.” Dedi alayla. “Beni sinirlendirmek için Lavinia’ya yaklaşmaya çalışırken ona gerçekten âşık olman, seni sekteye uğratmışa benziyor. Birinden intikam alacaksan, işe duygularını karıştırma.”
İşte şimdi bir şeyler yerine oturmuştu. Okulun en popüler iki çocuğunun aynı anda benden hoşlanmaya başlaması, zaten şüphe vericiydi. Şimdi, ikisinin de derdi belli olmuştu. Bora, gerçekten benden hoşlanmıştı ve seviyordu. Fakat Barış, düşmanının canını yakmanın derdindeydi. Ya gerçekten istemeden bir şeyler hissetmeye başlamıştı ya da hâlâ numara yapıyordu.
“Ne diyorsun oğlum sen?” Barış, neredeyse bağırarak ayağa kalktı.
Bora, rahatlığından ödün vermeden çantasını en öndeki masaya bıraktı. “İnkar mı edeceksin?” Telefonunu çıkarıp bir şeyler yaptıktan sonra, hışırtılı birkaç ses geldi telefonundan. Ardından bir diyalog başladı.
“Tekrar söyle, ben yapacaksın?” Diyordu kayıtta Bora, gergin bir sesle.
“Senin Doğan’ı bizden aldığın gibi ben de o kızı senden alacağım, Bora.” Diyordu Barış, neredeyse bağırarak. “O kız, sevgilim olacak ve sana da uzaktan izleyip kıskançlıktan gebermek düşecek.”
“Lavinia’ya karşı gerçekten hislerin var mı?” Bora’nın kayıttan gelen sesi, sabrının son demlerinde olduğunu açıkça belli ediyordu. Barış’ın alaycı gülüşü duyuldu telefondan. “Aptal kızları çekici bulmuyorum.”
Kayıt sonlandığında, hayal kırıklığı içinde Barış’a baktım. Herkes Barış’a bakarken, Barış’ın odak noktası bendim.
“Geri zekalı,” Sıla’nın öfkeli sesi duyuldu. “Kız kardeşin varken gidip başka bir kızı kullanmayı nasıl düşünürsün?”
Barış, ona cevap bile vermedi. Yalnızca acı çeken ve pişmanlık dolu gözlerle bana baktı.
Yamaç elini aniden havaya kaldırdığında, bir şey yapmasın diye sıkıca kolunu tuttum. Bana sorun yok dercesine başını sallaması, kolunu bırakmam için yeterli olmuştu.
Ellerini çırparak dikkatleri üzerine çekti. “Barış, bir orospu çocukluğu yapmış fakat, şu an gerçekten sevdiği belli oluyor.” Dedi Barış’a bakarken. Ardından bakışlarını sınıfta gezdirdi. “Amma velakin bundan sonra, bu okulda kardeşime erkek sinek bile yaklaşmayacak.”
Önce kendi masasına giderek kendi çantasını aldı, ardından benim de çantamı aldıktan sonra gelip elimi tuttu. “Gidiyoruz.” Dediğinde, itiraz etmeden sınıfın çıkışına doğru yürüdüm.
Artık ciddi manada ikisinden de nefret ediyordum.
Yamaç’la konuşmadan, koridorda ilerliyorduk. “Nereye?” Diye sordum en sonunda. Nereye gideceğimizi bilmiyordum.
“Eve.” Dedi Yamaç tekdüze bir sesle. “Biraz dinlenelim.”
“Boşta odanız var mı?” Arkamızdan gelen Sıla’nın sesiyle, Yamaç’ın ve benim adımlarımız eşzamanlı olarak durdu. İkimiz de arkamızı döndüğümüzde, Sıla çantasını koluna takmış gülümseyerek bize bakıyordu. “Barış’a gerçekten kızgınım, ona olan sinirim geçene dek kalacak bir yere ihtiyacım var.”
“Sen oda iste, ben gökdelen dikerim.” Dedi Yamaç. Ses tonu her ne kadar sert olsa da Sıla’ya aşkla bakıyordu.
