11. bölüm · Dans (texting)

11

Rabianur Türker

Uzun zaman sonra Aytunç’u görmek, kafamı karıştırmıştı. Özellikle o üçüncü bir arada görmek, zihnimi epey karıştırmıştı. Birbirlerini gördükleri anda kavga eden üç düşman, benim için bir araya gelmişti. Bir yandan kafa karıştırıcı diğer yandansa hoşuma giden bir şeydi.

Ne yapacağımı bilmiyordum ve şu an, bu konu hakkında düşünmek istemiyorum. Düşünmek istediğim tek şey, iki saat sonra gireceğim sınavdı. Yarınki matematik sınavına bir gram hazırlık yapmamıştım, hiçbir şey bilmiyorum…

“Kızım deli mi edeceksin sen beni?” Yamaç her ne kadar sinirli olsa da bağırmamaya ve sesinin tonunu yumuşak tutmaya çalışıyordu. En sonunda bakışlarımı ona çevirdim. “Sabahın altı buçuğunda mı eve geldin sen?” Diyerek beni azarlamaya devam etti.

Ne olmuş yani? Alt tarafı eve geç döndüm. Yamaç eskiden bazı geceler hiç eve gelmezdi, şimdi ben birazcık geç kaldım diye suç mu olacak? Kusura bakmasın ama, bu durumda bana kızmaya hakkı yok.

“Ya hadi sabah eve gelmeni anlıyorum, bir de kavga mı ettin?” Aslında, mantıken ben kavga etmemiştim. Ben kavgayı izlemiş ve sadece biber gazı sıkarak dahil olmuştum. Kısacası, ben fazlasıyla masumum. “Bana kızmak yerine o adamlara laf etmeye ne dersin?” Diye sordum imayla.

Yamaç, öfkeyle elini saçlarından geçirdi. “O piçleri bulup sikeceğim zaten!” Bu defa kendisini tutamayıp bağırmıştı. “Hiç kimse, ama hiç kimse benim kardeşimin canını yakamaz!”

Bu kadar bağırması, ister istemez irkilmeme ve gözlerimin dolmasına sebep olmuştu. Yamaç, ne yaptığını anlayınca, karşımda volta atmayı bırakıp yanıma oturdu. Başımı kendisine çekip göğsüne yasladı ve saçlarıma bir öpücük kondurdu. “Kimse sana zarar veremez,” dedi yumuşak ve güven verici bir sesle. “Ben varken, bir daha kimse saçının teline dokunmaya cesaret edemeyecek.”

Derin bir nefes alarak kollarımı boynuna doladım. Başımı kaldırıp yanağına bir öpücük kondurdum ve onun dolan gözlerine baktım. “Merak etme, iyiyim ben.”

Yamaç, bana bu sözü en son ben içerden çıktığımda vermişti. O zamanlardan sonra, Yamaç her an yanımda olmuştu ve kimse bana dokunamamıştı bile. Fakat daha sonra, Yamaç gitmişti. Daha doğrusu, gitmek zorunda kalmıştı.

“Sana bir şey olsun istemiyorum, sen benim tüm hayatımsın.” Dedi acı çeker gibi. “Sana bir şey olursa, ölürüm ben Lavinia. Senin canının yanması, benim ölümüm demek.”

Gerçekten de öyleydi. Başıma ufacık bir şey bile gelse, Yamaç kendisini affetmezdi. Babamızın yaptıklarını öğrendiğinde, aylarca beni yalnız bırakmamak için yanımda uyumuştu. Bunun ardından, ben içerden çıktığımda, içerde yaşadıklarımı öğrendiğinde, yine yanımda uyumuştu. Geceleri ne zaman uyansam, Yamaç’ı uyanmış şekilde beni izlerken ya da düşünürken buluyordum.

Yamaç, benim en değerli varlığımdı. Onun için de ben en değerlisiydim.

Derin bir nefes alarak ona gülümsedim. “Okula hazırlanacağım ben, sen de hazırlan hadi.” Onu salonda yalnız bırakıp, odama çıktım. Hızlı bir makyajdan sonra okul formamı giyindim. Parfümümü sıktıktan sonra saçlarımı tarayıp at kuyruğu yaptım ve önden iki tutamı serbest bıraktım.

Hazırlanmam bittikten sonra, Yamaç’la birlikte okula varmıştık. Her zamanki gibi, okula yakın bir yerde arabadan inip okula yürüyerek girmiş, sınıfta Yamaç’tan uzakta oturmuştum. Telefonum olmadığı için, ders başlayana dek kitap okumaya karar vermiştim.

Okuldan sona yapacağım ilk şey, gidip kendime bir telefon almak olacak. Hatta muhtemelen öğle teneffüsünde bile gidip alabilirim. Herkes gibi ben de telefona bağımlı yaşıyordum.

Barış ve Bora, bugün okula gelirler mi bilmiyorum ama eğer gelirlerse, onlara teşekkür edeceğim. Bora’yla konuşmayı her ne kadar istemesem de ona da cidden teşekkür etmeliydim. Sonuçta, o da bana yardım etmişti.

“Lavinia,” adımı duyduğumda, bakışlarımı kitaptan ayırıp bana seslenen Bora’ya çevirdim. Elinde tuttuğu son model telefonu, masamın üzerine bıraktı. “Biliyorum, annenin bilekliği ya da kolyesinin yerini tutmaz ama, özür dilerim.”

Bakışlarımı telefondan ayırıp ona çevirdim. “Bu ne?” Diye sordum soğuk bir sesle.

“Özür hediyesi.” Dedi ve derin bir nefes aldı. “Ve, Barış’tan uzak durmanı tavsiye ederim. Emin ol, o benden daha pisliktir.”

Ona gözlerimi devirerek çenemle telefonu işaret ettim. “Telefonu al, senden böyle bir şey istemedim.”

Bora, beni duymazdan gelerek konuşmaya devam etti. “Sınıftan da biriyle arkadaş olacaksan, o gayle arkadaş ol.”

“Gay?” Dedim sorarcasına.

“O yeni gelen çocuk, gaymiş duyduğuma göre.” Dediğinde, o isimsiz aptalın, cidden bunu yaydığını anlamış oldum.

“Yamaç’ın gay olması beni üzdü ya, bayağı yakışıklı çocuk.” Arkadan Bade atladığında, ona gözlerimi devirdim. Eğer Yamaç, bunu benim yaptığımı öğrenirse, ağzıma sıçar. Cidden ölümün onun elinden olur.

Kendimi bu işten nasıl sıyırabilirim ki? Çenemi tutmayı cidden öğrenmeliyim. Eğer bu durumu hemen düzeltmezsem, Yamaç benim ağzıma sıçacak.

“Kim yakışıklı la?” Diyen Yamaç’ı duyduğumda, stresle dudaklarımı birbirine bastırdım. Bade’ye gülerek göz kırptı. “Hayırdır? Kime veriyoruz seni?”

Bade’nin alaycı gülüşünü duydum. “Normal şartlarda, seni ilk gördüğümde sevgilim yapmayı planlamıştım ama…”

İşte şimdi sıçtım… Bu işi acilen düzeltmem gerekiyor. Yamaç, kısmetini kapattığımı hatta üstüne onu gay olarak lanse ettiğimi duyarsa, ölümlerden ölüm beğenmem gerekir.

“Ama ne?” Diye sordu Yamaç merakla.

“Ga-“

“Aması falan yok, Yamaç benim sevgilim.” Düşünmeden aklıma ilk gelen şeyi söylemiştim. Yamaç dahil tüm sınıf, şaşkınlıkla bana baktığında, söylediğim yalanın saçmalığını anlamış oldum. Harika, şimdi de abimin sevgilim olduğunu söylemiştim.

“Nasıl ya?” İlk ses Esra’dan çıkmıştı. “Bu taş gibi çocuk cidden sana mı baktı?” Bana aşağılayıcı bakışlarla baktığında, ona gözlerimi devirdim.

Yamaç, tek kaşını havaya kaldırarak ona baktı. “Kes sesini!” Uyarır, sert bir tonla konuşmuştu.

“Sen gay değil misin?” Dediğinde Bade, hiç düşünmeden masanın üzerinden telefonu alarak ayağa kalktım.

“Kim söyledi lan bunu? Ne gayi?” Yamaç, oldukça gergin bir sesle bağırdığında, hiç düşünmeden kendimi sınıftan dışarı attım. Son duyduğum şey, Yamaç’ın adımı bağırmış olmasıydı. Galiba, bugünlük sınavı ve okulu asmam gerekiyor. Gece de kalacak bir yer bulmalıyım.

Okuldan koşarak çıktıktan sonra, kendimi eve attım. Eve girer girmez yatağa uzanıp telefonu açtım. Şaşırtıcı şekile, Bora eski telefonumdaki tüm bilgileri buna aktarmıştı. Hattım ve numaralar dahil.

Anlık gelen deli cesaretiyle, mesajlara girdim.

Lavinia; Aytunç, selam.

Mesajı gönderdiğim anda, mesaj görüldü oldu.

Aytunç; İyi misin? Dün kötü görünüyordun.

Aytunç; Daha önce yazacaktım ama, aklıma konuşmak istemediğin geldi. O yüzden yazmadım.

Lavinia; Beni boşver, sen nasılsın?

Aytunç; İyiyim.

Lavinia; İyi.

Aytunç; Lavinia, artık bilmek istiyorum. Benimle görüşmeyi neden kestin? Lütfen yine söylemeyemem deme.

Lavinia; Şey…

Lavinia; Senden hoşlandığımı düşündüm biz arkadaşken.

Lavinia; Ama senin benden hoşlanmadığından emindim, arkadaşlığımızı mahvetmemek ve duygularımı içime gömmek için seninle görüşmeyi bıraktım. Sonradan senden hoşlanmadığımı anladım.

Lavinia; Özür dilerim.

Aytunç; Biliyor musun?

Aytunç; Senden hoşlanıyordum.

Lavinia; Ne?

Aytunç; Görüşmeyi keserek iyi yapmışsın. Eğer birimiz duygularımızı itiraf etseydik, aramızdaki ilişki geri dönülemez şekilde değişirdi.

Lavinia; Gerçekten benden mi hoşlanıyordun?

Aytunç; Eskiden evet, şu an hayır.

Aytunç; Hoşlanmak denir mi bilmiyorum ama, kafamı çok karıştırmıştın. Şu an cidden hoşlanmıyorum, arkadaş değiliz ama benim gözümde kardeşimsin.

Lavinia; Öyleyse dost muyuz?

Aytunç; Dosttan da öte, kardeşiz.