8. bölüm · BENİ YAKMADAN ÖNCE
BENİ YAKMADAN ÖNCE 8
Kısa bir süre sonra, salon ve mutfak sessizleşti. Dicle telefonu eline aldı, kısa bir görüşme yaptı, kapattı.
“Gitmem lazım… Arkadaşım gelmiş, eve döneyim artık,” dedi.
Tarık hafifçe gülümseyerek:
“Nasıl istersen,” dedi.
Dicle mutfağa yöneldi, Tarık’ın hazırladığı kahvaltı masasını toplamaya başladı. Tarık bir şey söylemedi, sadece izliyordu.
Hani dağınıktın sen? diye düşündü kendi kendine, hayranlıkla.
Dicle her şeyi özenle yerine koyuyordu; deterjanı bile ölçülü kullanıyor, tezgâhı silerken bir köşedeki kırıntıyı fark edip hemen temizliyordu. Son olarak bulaşık makinesini kapattı, uzaklaşıp mutfağı şöyle bir süzdü.
“İşte oldu,” dedi, gülümseyerek.
Tarık’a döndü, göz göze geldiler. Anın içtenliğinde bir minnettarlık belirdi.
“Her şey için çok teşekkür ederim. Beni o itlerin eline bırakmadın.”
Tarık alçak bir sesle, samimi:
“Önemi yok… Ne zaman istersen kapım açık. Sadece kapıyı çalman yeterli.”
Dicle yavaşça yanına yürüdü, hafifçe yanağını öptü. Tarık şaşırdı, ama kıpırdamadı.
Başını eğdi, kısacık bir bakış attı:
“Hoşça kal, dürüst çocuk…”
Kapıya yöneldi. Açmadan önce arkasına dönüp küçük bir el salladı. Tarık hâlâ onu izliyordu. Dicle çıktı, kapı sessizce kapandı.
Sessizlik, Tarık’ın yüzünde kaldı; gözlerinde derin bir iz bırakan bir sabahın sessizliği…
Dicle, evin kapısını aralayıp içeri girdi. Üzerinde hafif bir yorgunluk, adımlarında da biraz tereddüt vardı. Ayakkabılarını çıkarırken sesi hafifçe yankılandı:
“Ben geldim.”
Odadaki sessizliği bozan Hazal, salondan seslendi:
“Hoş geldin! Gel bak, seni biriyle tanıştıracağım.”
Dicle salona yöneldiğinde karşısında ciddi bakışlı bir kadın gördü. Hazal heyecanla annesini işaret etti:
“Gel gel, bak… Annem. Anne, bu da ev arkadaşım Dicle.”
Hazal’ın annesi, baştan aşağı Dicle’yi süzdü. Kaşları hafif çatılı, gözleri keskin bir yargıyla bakıyordu. Dicle bu bakışları fark etti, içi ürperdi; omuzları düştü, gözlerini kaçırdı.
Anne, Hazal’a sert bir bakış attı. Sessizdi ama keskinliği hissediliyordu. Hazal, başını eğerken boyun eğmiş bir ifade aldı.
Dicle, sesi kısılmış, hafifçe gülümseyerek:
“Ben… odama geçeyim. Size iyi sohbetler…” dedi ve sessizce salondan ayrıldı.
---
Kapıyı kapatır kapatmaz yatağın ucuna çöktü. Derin bir iç çekiş geldi göğsünden; odada sessizlik hâkimdi ama salonun dışından annesi ve Hazal’ın konuşmaları süzülüyordu.
---
“Hazal, bu ne? Bu ne biçim ev arkadaşı?”
Annenin sesi öfkeyle ve bastırılmış bir keskinlikle geldi.
“Biz seni böyle tiplerle arkadaş ol diye mi büyüttük, kızım?”
Hazal, titreyen bir sesle karşılık verdi:
“Anne… lütfen deme öyle. Dicle çok iyi biri.”
“İyiymiş! Her şeyi iyi olsa ne olur? Hiç mi bakmadın bu kızın haline? Nereden tanıştın sen bununla?”
Hazal boğuk bir sesle:
“Anne… sus, duyacak!”
“Duysun! Azıcık gururu varsa da çekip gitsin bu evden!”
Hazal hıçkırıklarla sesini boğdu:
“Anne, yeter artık. Pişman etme beni.”
Annesi dramatik bir tonla, kendini göstererek:
“Pişman olan benim! Seni burada yalnız bıraktığım için… Ya bu kız gider bu evden… ya da seni alır Yalova’ya götürürüm. Anladın mı?”
“Anne saçmalama… İşim, hayatım burada,” diye fısıldadı Hazal.
“Orada hastane yok mu? Ben kararımı verdim! Bu kız bu evden gidecek. Nokta.”
Gün batmıştı. Oda artık karanlıktı; ay ışığı pencere camına düşüyordu. Dicle hâlâ yatağın ucunda kıpırdamadan oturuyordu. Yüzünde kırgın, sessiz bir ifade vardı.
Hazal birkaç kez odaya gelmek istedi, ama Dicle onu kibarca geri çevirdi. Sessizlik ağırlaştı, zaman yavaşça geçiyordu.
Gece olunca Dicle bir valiz çıkardı. Yavaşça kıyafetlerini yerleştirdi, bilgisayarını koydu ve son olarak defterden bir sayfa kopardı. Kalemi eline aldı, birkaç dakika düşünceli bir şekilde baktıktan sonra yazmaya başladı.
Defterin sayfasındaki kelimeler, Dicle’nin iç sesiyle birleşti:
“Babam bile sevmedi beni Hazal. Bir kez bile okşamadı başımı. Beni seven eller hep yabancıydı… Onların da amacı belliydi zaten. Sen bu dünyadaki ışıksın. Ben o ışığın üstüne düşen gölge olmak istemiyorum. Annen haklı. Ben buyum. Ve sen bunu değiştiremezsin. Her şey için teşekkür ederim. Bana yuva oldun. Çok güzeldi. Kendine iyi bak güzellik.”
Dicle notu masaya bıraktı. Eşyalarını son kez kontrol etti, kapıya yöneldi. Karanlıkta durup durup evi süzdü. Derin bir nefes aldı ve kapıyı sessizce kapattı. Ev sessizliğe gömüldü.
