10. bölüm / 23
BENİ YAKMADAN ÖNCEBENİ YAKMADAN ÖNCE 10
Bölümler 23Şu an: BENİ YAKMADAN ÖNCE 10
- 1 BENİ YAKMADAN ÖNCE 11.168 kelime
- 2 BENİ YAKMADAN ÖNCE 2997 kelime
- 3 BENİ YAKMADAN ÖNCE 3345 kelime
- 4 BENİ YAKMADAN ÖNCE 4773 kelime
- 5 BENİ YAKMADAN ÖNCE 5624 kelime
- 6 BENİ YAKMADAN ÖNCE 6522 kelime
- 7 BENİ YAKMADAN ÖNCE 7862 kelime
- 8 BENİ YAKMADAN ÖNCE 8608 kelime
- 9 BENİ YAKMADAN ÖNCE 9936 kelime
- 10 BENİ YAKMADAN ÖNCE 10861 kelime · Okuduğun bölüm
- 11 BENİ YAKMADAN ÖNCE 111.024 kelime
- 12 BENİ YAKMADAN ÖNCE 12962 kelime
- 13 BENİ YAKMADAN ÖNCE 13783 kelime
- 14 BENİ YAKMADAN ÖNCE 141.352 kelime
- 15 BENİ YAKMADAN ÖNCE 15805 kelime
- 16 BENİ YAKMADAN ÖNCE 16696 kelime
- 17 BENİ YAKMADAN ÖNCE 17721 kelime
- 18 BENİ YAKMADAN ÖNCE 18982 kelime
- 19 BENİ YAKMADAN ÖNCE 19682 kelime
- 20 BENİ YAKMADAN ÖNCE 201.277 kelime
- 21 BENİ YAKMADAN ÖNCE 21598 kelime
- 22 BENİ YAKMADAN ÖNCE 22568 kelime
- 23 FİNAL 23253 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Dicle sık sık sahneye çıktığı bara gidiyor, mikrofonu kapıp ve şarkısını coşkuyla söylüyordu. Tarık her zaman yanında, hayranlıkla onu izliyor, her şarkısına coşkuyla eşlik ediyordu. Göz göze geldiklerinde birbirlerine aşkla bakıyorlardı.
Yağmur altında sokakta çocuklar gibi dans ediyor, ıslak saçları ve gülüşleri parıldıyordu. Dudakları sık sık buluşuyor, sevinç ve tutkuyla birbirlerine sariliyorlardı.
Evlerine döndüklerinde, loş ışıkta birbirlerine sarılıyor, aşkın kollarına teslim oluyorlardı. Takvimde aylar hızla geçerken, birlikte kahvaltılar, kahve molaları ve yürüyüşler yapıyorlardı; hayatları yavaş ama bir o kadar yoğun bir mutlulukla doluydu.
Dicle ve Tarık, televizyon karşısında yan yana oturuyorlardı. Film sürerken, odadaki sessizliği sadece ekrandan gelen ışık ve diyaloglar bozuyordu.
Tarık heyecanla Dicle'ye yaklaştı.
—Yemeğe çıkalım. Arka sokakta yeni açılan güzel bir yer var.
Dicle uzanarak kumandayı aldı.
—Olur, şu film bitsin, öyle çıkarız.
Tarık gülümseyerek, cevap verdi.
—Hazırlanıyorum o zaman.
Dicle Göz kırparak, hafif alaycı bir şekilde konuştu.
—Hazırlan… az kaldı zaten.
Film devam ederken, odadaki hava aşk kokuyordu. Sessizlik, konuşulanların ötesinde bir yakınlık yaratıyordu.
Dışarı çıktıklarında, yaz gecesinin sıcak esintisi yüzlerini okşuyordu. Sokak lambaları ve şehir ışıkları etraflarını sararken, yürüyüşleri yavaş ve uyumluydu. Arka planda hafif bir caz melodisi çalıyordu; notalar gecenin sessizliğini tatlı bir şekilde dolduruyordu.
Dicle, Tarık’a bakarken gözlerinde bir parıltı vardı; Tarık, o bakışa karşılık hafif bir tebessümle cevap verdi. Sözlere gerek yoktu; elleri, bakışları ve nefesleri birbirine yeterliydi.
Masalar loş ışıklarla aydınlanmıştı, şarap kadehleri hafifçe parlıyordu. İkisi, tabaklardaki yemeklerin ve tatlı sohbetin arasında kaybolmuştu; zamanın nasıl geçtiğini fark etmiyorlardı.
Tarık, hafifçe Dicle’nin elini tuttu. Dicle aniden başını yana eğdi, utangaç bir gülümsemeyle bakışlarını kaçırdı. Ama gözlerinde, bu anın büyüsüne kapılmış bir heyecan vardı. Müzik biraz daha yükseldi; ortam romantizmin yavaş, sakin ama güçlü bir ritmiyle doluyordu.
Restorandan çıkar çıkmaz, gece sessizliği ve hafif esinti onları sardı. Yürürken, elleri istemsizce buluştu; bakışları ve sessiz iletişimleri, sözsüz bir yakınlığa dönüşüyordu. Adımlar ağır, ama kalpleri hızla çarpıyordu.
Kapı kapandığında, dış dünyanın sesi ardında kalmıştı. Dicle ve Tarık, birbirlerine sarılarak içeri girdiler. Göz göze geldiklerinde, içlerindeki heyecan ve yakınlık öylesine yoğundu ki, dudakları buluştu. Zaman sanki durdu; dünya sadece onların nefesleri, kalp atışları ve o öpücük etrafında dönüyordu.
Ev hafif loş ışıkla dolmuş, akşamın sakinliği odayı sarmıştı. Dicle, telefonu eline aldı, parmakları hafif titriyordu; ekranın karşısında Hazal’ın sesi, her zamanki gibi sıcak ve güven vericiydi.
DİCLE
(telefonun diğer ucuna gülümseyerek)
İyiyim Hazal… Altı ay nasıl geçti anlamadım. Tarık… Tarık dünya iyisi bir insan. Aşık oldum, düşünebiliyor musun? Ben ve aşk… İnanılır gibi değil.
HAZAL
(karşı tarafta gülümseyerek)
Öyle mutluyum ki senin için. Hep en iyisini hak ettin.
DİCLE
İlk defa bir erkek sadece beni ben olduğum için istedi, Hazal. İlk defa kadın olduğumu hissettim.
HAZAL
Canım benim… biliyordum bir gün böyle olacağını. Ama şimdi bana bak, kapatmam lazım; hastaneye gitmem gerekiyor.
DİCLE
İyi bak kendine. Kolay gelsin.
Telefonu kapattıktan kısa bir süre sonra, kapı hafifçe aralandı ve Tarık içeri girdi. Gülümseyerek seslendi:
—Aşkım, nerdesin?
—Yatak odasındayım.
Tarık başını sallayarak derin bir nefes aldı, hafifçe omuzlarını silkti.
—Off… nasıl yoruldum bugün, çok yoğundu. Şu halime bak, bir duş alıp çıkacağım.
—Nereye?
—İş yerindeki arkadaşlarla biraz dağıtacağız, erkek erkeğe takılmaca.
—Ooo, dürüst çocuk ne oldu ya, dağıtmalar falan. Sen de bozuldun, hey yavrum hey!
Tarık, Dicle’nin arkasına geçti, belini kavradı. Sıcak bir nefes gibi yakınlığı Dicle’nin omuzlarını sardı.
—Şikayetçi misiniz hanım efendi?
Boynuna hafif bir öpücük kondurdu.
—Bakıyorum, benden hiç ayrı kalamıyorsun.
Tekrar boynuna öpücük bıraktı.
—Sen değil miydin “Ne bu böyle, her gece evdesin, çık biraz dolaş” diyen? İşte çıkıyorum.
Dicle gülümsedi.
—Ooo, söz de dinliyoruz bakıyorum. İyi çık bari, tamam.
Tarık hazırlanmaya giderken, evin atmosferi sıcak, huzurlu ve sevgi doluydu. Dicle koltuğa oturdu, derin bir nefes aldı ve gülümsedi; hayatın küçük ama kıymetli anlarının tadını çıkarıyordu.
Dicle, televizyon karşısında koltuğa yayılmış, elinde kumanda, yanında açık bir cips paketiyle sessizliği dinliyordu. Kanaldan kanala geçerken, zamanın ağırlaştığını hissediyordu. Aniden, dış kapının kilidinin çevrildiğini duydu; gözleri hemen kapıya döndü.
Hafif sendeleyerek kapıya yaklaştı, kapının deliğinden baktı. Tarık’ı gördü; anahtarıyla uğraşıyordu. Zorlukla doğrulup kapıyı açtı.
—İyi çocuk dağıtmış… Gel buraya. Senin neyine bu kadar içmek şapşal?
—Sarhoş değilim ben.
—Yalan da söyleyemiyor ki… Tabii tabii, değilsin…
—Değilim tabii.
—Geç içeri. Geç. Bi de sarhoş değilim diyor… Deminden beri duvardan salona ben girmeye çalışıyorum zaten.
Tarık sendeleyerek içeri girdi ve koltuğa yığıldı. Dicle kahkahasını tutamadı. Elindeki kamerayı açtı, kayıt tuşuna bastı.
(Şakacı, hafif alaycı)
—Her anını kaydedeceğim. Yoksa “ben yapmadım” diyip kıvırırsın.
Tarık tavana dalgın dalgın bakarken, gözleri yarı kapalıydı.
—Ben hiçbir şeyi unutmam…
Dicle kameraya yaklaşarak gülerek devam etti.
—Devam devam… Bak nasıl dalga geçeceğim seninle.
Tarık başını yavaşça çevirdi ve gözleri Dicle’ye odaklandı. Birden ciddileşti; sesi, bulanık gözlerine rağmen keskin çıktı:
—Çok safsın, biliyor musun?
Dicle’nin gülümsemesi bir anlığına düştü, yüzü dondu; ama kendini toparladı.
(Sesini kontrol ederek, hafif titrek)
—Sarhoşsun. Yarın hiçbirini hatırlamayacaksın. Boyundan büyük laflar etme.
—Yoo… Hayır. Hatırlarım. Sarhoş değilim.
Kamera hâlâ kayıttaydı. Tarık başını geriye attı, sonra tekrar Dicle’ye döndü. Gözleri bulanık, sözleri net:
—İyi bir kızsın… Ama… benim gönlüm hâlâ onda. Söz verdi… Geleceğini söyledi. Ben… yıllardır sadece onu bekliyorum. Çok safsın Dicle… Hiç mi anlamadın? Sadece bir basamaksın sen.
Dicle’nin gözleri doldu. Kamerayı indirip kapattı. Sesinde titrek ama sakin bir hüzün vardı.
—Sarhoşsun… uyu.
Tarık gözlerini kapattı, mırıldandı:
—Benim sarhoşluğum geçici… Ya seninki Dicle… seninki?..
Dicle arkasını döndü. Gözyaşları yanaklarından süzülürken, salon karanlığa gömüldü.
Bölüm etkileşimi
