19. bölüm / 23
BENİ YAKMADAN ÖNCEBENİ YAKMADAN ÖNCE 19
Bölümler 23Şu an: BENİ YAKMADAN ÖNCE 19
- 1 BENİ YAKMADAN ÖNCE 11.168 kelime
- 2 BENİ YAKMADAN ÖNCE 2997 kelime
- 3 BENİ YAKMADAN ÖNCE 3345 kelime
- 4 BENİ YAKMADAN ÖNCE 4773 kelime
- 5 BENİ YAKMADAN ÖNCE 5624 kelime
- 6 BENİ YAKMADAN ÖNCE 6522 kelime
- 7 BENİ YAKMADAN ÖNCE 7862 kelime
- 8 BENİ YAKMADAN ÖNCE 8608 kelime
- 9 BENİ YAKMADAN ÖNCE 9936 kelime
- 10 BENİ YAKMADAN ÖNCE 10861 kelime
- 11 BENİ YAKMADAN ÖNCE 111.024 kelime
- 12 BENİ YAKMADAN ÖNCE 12962 kelime
- 13 BENİ YAKMADAN ÖNCE 13783 kelime
- 14 BENİ YAKMADAN ÖNCE 141.352 kelime
- 15 BENİ YAKMADAN ÖNCE 15805 kelime
- 16 BENİ YAKMADAN ÖNCE 16696 kelime
- 17 BENİ YAKMADAN ÖNCE 17721 kelime
- 18 BENİ YAKMADAN ÖNCE 18982 kelime
- 19 BENİ YAKMADAN ÖNCE 19682 kelime · Okuduğun bölüm
- 20 BENİ YAKMADAN ÖNCE 201.277 kelime
- 21 BENİ YAKMADAN ÖNCE 21598 kelime
- 22 BENİ YAKMADAN ÖNCE 22568 kelime
- 23 FİNAL 23253 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Ve sonra koşmaya başladı. Kalabalığı yararak Dicle’ye doğru ilerledi.
“İdare et ne olur!” dedi Dicle, arkadaşına panikle. Kalabalığa doğru koşarken nefesi kesiliyor, karnını korumaya çalışıyordu.
“Dicle! Bekle! Konuşmamız lazım, lütfen dur!” Tarık kalabalığın içinden sesleniyordu.
Dicle, köşe başına varana kadar insanlara çarparak kaçtı. Nefesi kesildi, gözleri doldu, mırıldandı: “Allahım nolur… Lütfen… Lütfen… Lütfen… Gitsin… Bebeğimi alacak… Nolur gitsin…”
Tarık yaklaşırken sesi titrek ama yalvarır gibiydi: “Dicle… Bekle. Aylardır seni arıyorum. Lütfen… Bekle.”
Dicle bir adım geri attı, dönmek üzereydi, ama o anda kostüm aşağı kaydı ve karnı tamamen ortaya çıktı.
Tarık donakaldı. Gözleri büyüdü, sesi çatallandı: “Sen… Sen hamile misin? Benden mi?..”
Dicle sert bir şekilde baktı, başını dik tuttu: “Saçmalama. Senden çocuk yapacak kadar salak mıyım ben?”
Tarık’ın gözleri buğulu, sesi kırık: “O zaman… Babası kimse… Çok vicdansız biri olmalı… Seni bu halde çalıştırdığına göre…”
Dicle gururla, küçümseyerek cevap verdi: “Senin kadar değil.”
Tarık’ın yüzü düştü, gözlerinde pişmanlık ve suçluluk vardı.
Dicle devam etti, sesi alaycı ama gözlerinde acı saklıydı: “Nasıl kandırdın beni ama… ‘Sana çok aşığım Dicle.’ ‘Sen benim ışığımsın Dicle.’ Sonra ne oldu? Sarhoş olunca: ‘Sen sadece bir basamaksın Dicle.’”
Nefes aldı, gözleri dolu ama sesi daha da sertleşti: “İzledin mi videoyu ha? Duydun mu bana neler dediğini? Benim sarhoşluğum geçici… Peki ya seninki Dicle?”
Dicle’nin sesi titriyordu, bağırır gibi, bütün öfke ve korkuyu içinde topluyor gibiydi:
“Ben unutmadım! Hepsi… her gece kulaklarımda çınlıyor!”
Sesi daha da yükseldi, öfke ve acı birbirine karışmıştı:
“Dürüst çocuk! Peh! Senden çocuk yapacak kadar saf mıyım ben?”
Bir adım attı, Tarık’ın gözlerinin içine bakarak kelimeleri daha da kışkırtıcı bir tonla sürdürdü:
“Yattım senden sonra! Bir sürü erkekle! Her gün başka birinin koynundaydım! Senin yasını mı tutacaktım sanıyorsun?”
Tarık acıyla dudaklarını ısırdı, elleri titriyordu, neredeyse çökecek gibiydi:
“Sus… Sus, duymak istemiyorum! Sarhoştum… Çok sarhoştum… Hiçbiri doğru değildi! Ben… seni seviyorum… Çok seviyorum Dicle…”
Dicle sert ve kararlı durdu, sesi titrese de gözleri güçlüydü:
“Siktir git. Seviyormuş… Sen anca kendini seversin Tarık. Ne anlarsın sen sevgiden…”
Tam sırtını dönmeye hazırlanırken aniden karnında bir sancı hissetti. Karnını tutarak nefesi sıklaştı, küçük küçük soluklar aldı ve duvara yaslandı.
Tarık yüzünü elleriyle kapatmış, hıçkırarak:
“Hayır… Hayır bu doğru değil. Ben sana çok aşığım Dicle. Her zerrene aşığım…”
Dicle bacaklarının arasından süzülen sıcaklığı hissetti. Yavaşça eğildi. Gözleri büyüdü, nefesi kesildi. Kanlar içindeydi.
“Bebeğim… Tarık…” fısıldadı, dehşet içinde.
Tarık donakaldı: “Dicle?”
Dicle çığlığa döndü, sesi sokakta yankılanıyordu:
“Tarık yardım et! Bebeğime bir şey oluyor! Yardım et Tarık! Tarık! Yardım et bebeğim!”
Tarık hemen kendine geldi, şok olmuş ama kararlıydı:
“Dicle! Tamam dur! Sakin ol! Bir şey olmayacak! Bebeğine bir şey olmayacak!”
Hızla kostümün parçalarını çıkardı, Dicle’yi kucakladı ve kalabalık arasından yürüdü:
“Sakin ol, seni hemen hastaneye götürüyorum!”
Dicle gözyaşları içinde, nefes nefeseydi:
“Kurtar onu ne olur… Benim ondan başka kimsem yok…”
Tarık sıkıca tuttu: “Söz veriyorum! Kurtaracağım! Ben buradayım! Ben varım Dicle!”
Araba yoğun trafikte ilerlerken Tarık panik halindeydi. Dicle arka koltukta yarı uzanmış, sancılarla boğuşuyordu.
“Dicle! Uyuma, bana bak! Sakin ol! Az kaldı, geldik! Dayan biraz daha!”
Dicle zayıf bir sesle fısıldadı: “Yardım et bana… Korkuyorum…”
Tarık boğazı düğümlenmiş bir halde cevap verdi: “Buradayım! Korkma! Bebeğini kurtaracağız!”
Hastane acil girişine vardıklarında Tarık, kucağında kanlar içindeki Dicle ile hızla kapıdan içeri girdi. Sesi titriyordu:
“Yardım edin! Hamile! Kanaması var! Çok kan kaybediyor, lütfen!”
Sağlık çalışanları hemen koştu, sedyeyle Dicle’ye yöneldi:
“Sakin olun beyefendi. Tamam, tamam… Lütfen panik yapmayın. Bebeğin babası siz misiniz?”
Tarık donar gibi oldu, sadece başını iki yana salladı: “Hayır… Ben…”
Dicle yarı baygın bir halde fısıldadı: “Evet… Evet, o…”
Tarık gözlerini açtı, nefesi kesilmişti: “Ne?..”
Sağlık çalışanı sakin bir sesle yönlendirdi: “Sizi doğum odasına alamayız ama dışarıda bekleyebilirsiniz. Hemen müdahale edeceğiz.”
Dicle hızla sedyeye alındı, Tarık hâlâ donakalmış, gözleri Dicle’nin uzaklaşan ellerinde kalmıştı. Zihni karmakarışıktı.
Tarık, kapının önünde tek başına kaldı. Dicle’nin “Evet, o.” sözleri, zihninde yankılanmaya devam ediyordu. Bir sandalyeye çöktü, elleriyle yüzünü kapattı. Gözlerinden süzülen yaşlar avuçlarına düştü. Umudun, korkunun ve çaresizliğin birbirine karıştığı bir sessizlik çöktü üzerine.
Hastane koridoru soğuktu. Duvarlarda yankılanan ayak sesleri arasında Tarık bir sağa, bir sola yürüyordu. Eli sürekli saçlarında, nefesi kesik kesikti. İçinde bir fırtına kopuyordu — korku, sevinç, inançsızlık. Fısıltıyla kendi kendine konuştu:
“Benden hamile… Bendenmiş… Baba oluyorum…”
Bölüm etkileşimi
