9. bölüm / 12
BENİ SEV9
Bölümler 12Şu an: 9
- 1 1630 kelime
- 2 2947 kelime
- 3 3678 kelime
- 4 4769 kelime
- 5 5922 kelime
- 6 61.013 kelime
- 7 71.007 kelime
- 8 8544 kelime
- 9 91.084 kelime · Okuduğun bölüm
- 10 10722 kelime
- 11 111.147 kelime
- 12 121.039 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Sabah hastanenin kapısından içeri girdiğinde daha saat sekiz bile olmamıştı.
Duru önlüğünü giyip saçlarını toplarken telefonuna peş peşe düşen mesajlara baktı. Acilin gece nöbetinden kalan yoğunluğu hâlâ devam ediyordu.
Koridordan geçen hemşirelerden biri seslendi.
“Duru Hanım, acilde iki hasta daha bekliyor. Birinin tansiyonu çok düşük.”
Duru telefonu cebine koydu.
“Önce onu alın. Ben geliyorum.”
Bir adım atmıştı ki başka bir hemşire önünü kesti.
“Hocam, kırmızı alanda da bir hasta var. Bilinci kapalı.”
Duru’nun yüzündeki yorgunluk bir anda kayboldu.
“Monitöre bağlandı mı?”
“Evet.”
“Kanları alınsın. Anesteziyi ve kardiyolojiyi çağırın.”
Hızlı adımlarla kırmızı alana geçti.
Günün ilk dakikalarından itibaren acil servis Duru’nun etrafında dönmeye başlamıştı.
Bir hastadan diğerine koşuyor, birinin sonuçlarını değerlendirirken diğerinin tedavisini düzenliyor, hemşirelerin sorularını yanıtlıyor, doktorların arasında görev dağılımı yapıyordu.
“Duru Hanım, on iki numaralı hastanın ateşi yükseldi.”
“Antipiretik başlansın, kan kültürlerini tekrar alın.”
“Hocam, on beş numaralı hasta göğüs ağrısından şikâyet ediyor.”
“EKG çekilsin. Troponin de istiyorum.”
Daha cümlesini bitiremeden acilin kapısı açıldı.
“Ambulans geliyor!”
Duru başını kaldırdı.
“Ne var?”
“Trafik kazası. Bir yaralı, bilinci açık ama durumu stabil değil.”
Duru hiç beklemeden sedyenin geleceği bölüme yöneldi.
“Travma ekibini hazırlayın.”
Dakikalar sonra hasta içeri alındığında Duru’nun sesi acilin içinde net bir şekilde yankılanıyordu.
“Tansiyon?”
“Seksen altmış.”
“Damar yolu açılsın. Kan grubu ve cross-match gönderilsin. Batın ultrasonu hazırlansın.”
Bir yandan hastayı değerlendiriyor, bir yandan ekibe talimat veriyordu.
Saatler birbirini kovaladı.
Duru ne doğru düzgün kahvaltı yapmıştı ne de oturup bir bardak su içebilmişti.
Öğlene doğru hemşirelerden biri eline bir kahve tutuşturdu.
“Hocam, bunu bari için.”
Duru kahveye baktı.
“Ne zamandır burada duruyor?”
“On dakika.”
Duru gülümsedi.
“On dakika mı? Soğumuştur.”
Tam kahveden bir yudum alacakken içeriden bir ses geldi.
“Duru Hanım!”
Bardağı masaya bıraktı.
“Geliyorum.”
Kahve yine öylece kaldı.
Bir saat sonra başka bir hasta…
Sonra bir başkası…
Yaşlı bir adamın oğluyla konuştu.
Genç bir kadının tahlillerini inceledi.
Çocuğunun başında ağlayan bir anneye sakin olması gerektiğini anlattı.
“Şu an çocuğunuzun durumu kontrol altında. Biz buradayız.”
Ardından yeniden monitörlerin başına geçti.
Telefonu birkaç kez çaldı.
Ekrana bakmadı bile.
Bugün dışarıdaki dünya yoktu onun için.
Sadece hastalar, doktorlar, hemşireler ve hiç durmayan acil servis vardı.
Akşam saatlerine doğru koridor biraz olsun sakinleştiğinde Duru duvara yaslandı.
Gözlerini birkaç saniyeliğine kapattı.
Tam nefes aldığını düşündüğü anda acilin kapısı yeniden açıldı.
“Hocam, yeni hasta geliyor.”
Duru gözlerini açtı.
Yorgundu.
Ama yine de doğruldu.
“Tamam. Hazırlayın.”
Önlüğünün cebindeki telefonu titreşti.
Duru bir an durup ekrana baktı.
Sonra telefonu sessize aldı.
Önce hastası vardı.
Ve o gün Duru, hastanede bir hastadan diğerine koşarak geçen saatlerin sonunda bile görevini bırakmamıştı.
Geceye doğru boşalan koridorda yürürken ayakları ağrıyor, gözleri kapanıyordu.
Ama arkasından bir hemşirenin sesi geldiğinde yine durdu.
“Duru Hanım…”
Duru yorgun bir nefes verdi.
“Ne oldu?”
“Bir hasta sizi görmek istiyor.”
Duru başını salladı.
“Gidelim.”
Ve yeniden hastasının yanına yürüdü.
Duru sonunda hastanenin kapısından çıktığında saat çoktan akşam olmuştu.
Bütün gün acilde bir hastadan diğerine koşmuş, telefonunu önlüğünün cebine koyduğu gibi unutmuştu.
Arabaya bindiğinde ilk kez derin bir nefes aldı.
Başını koltuğa yasladı.
“Bugün hiç bitmedi…”
Çantasını yan koltuğa bırakırken telefonu eline aldı.
Ekran bir anda bildirimlerle doldu.
Duru kaşlarını çattı.
Demir.
Arka arkaya birkaç cevapsız arama vardı.
Duru ekrana birkaç saniye baktı.
Sonra mesajlara girdi.
Demir’den peş peşe mesajlar gelmişti.
“Duru, müsait olduğunda beni ara.”
Bir süre sonra:
“Bugün sana ulaşamayınca merak ettim.”
Ardından daha uzun bir mesaj vardı.
“Son zamanlarda yaptıklarımı düşünüyorum. Sana bazı şeyleri gereğinden fazla yüklediğimi fark ettim.”
Duru’nun parmağı ekranda durdu.
Bir sonraki mesajı açtı.
“Sen bana biraz zaman istediğini söyledin. Ben ise bunu anlamak yerine kendi istediğim gibi davranmaya devam ettim.”
Duru sessizce okumaya devam etti.
“Bunun için gerçekten pişmanım.”
Bir başka mesaj daha vardı.
“Senden şu an hiçbir şey istemiyorum. Sadece bilmeni istedim. Seni sıkıştırmak ya da zor durumda bırakmak istemiyorum.”
Duru telefonu elinde tutarak camdan dışarı baktı.
Son mesaj diğerlerinden daha kısaydı.
“Umarım bugün iyisindir. Müsait olduğunda konuşuruz.”
Duru mesaj ekranında öylece kaldı.
Gün boyunca onlarca insanın derdini dinlemişti.
Şimdi ise kendi hayatından gelen birkaç mesajın karşısında sessizleşmişti.
Demir’in aramalarına baktı.
Son arama birkaç saat önceydi.
Duru telefonu kapatmadı.
Ekrana bakmaya devam ederken içinden yalnızca bir düşünce geçti:
Demir gerçekten pişman olmuştu.
Duru birkaç saniye daha ekrana baktıktan sonra Demir'in numarasına dokundu.
Telefon birkaç kez çaldı.
Demir neredeyse hemen açtı.
“Duru?”
Duru başını koltuğa yasladı.
“Merhaba… Yeni çıktım hastaneden.”
Demir, onun sesini duyar duymaz sustu.
Sesindeki yorgunluk o kadar belirgindi ki Duru anlatmasa bile gününün nasıl geçtiğini anlayabilirdi.
“Yeni mi çıktın?”
“Evet. Telefonuma ancak şimdi bakabildim. Aramışsın.”
“Evet, merak ettim.”
Duru hafifçe nefes verdi.
“Bugün çok yoğundu. Acil neredeyse hiç durmadı. Bir hastadan diğerine koştum. Telefonuma bakacak fırsatım olmadı.”
Demir birkaç saniye sessiz kaldı.
“Sesin çok yorgun geliyor.”
Duru istemsizce gülümsedi.
“Yorgunum zaten.”
“Yemek yedin mi?”
“Hayır.”
Demir'in sesi bu kez daha yumuşaktı.
“Duru, önce bir şeyler ye. Sonra dinlen.”
“Merak etme, yiyeceğim.”
Demir onun kısa cevaplarından bile ne kadar bitkin olduğunu anlayabiliyordu.
Bir süre sessizlik oldu.
Sonunda Demir konuştu.
“Mesajlarımı gördün mü?”
“Gördüm.”
“Okudun mu?”
“Evet.”
Demir derin bir nefes aldı.
“Ben sadece… söylediklerimi gerçekten düşündüğümü bilmeni istedim.”
Duru gözlerini kapattı.
“Anladım.”
Demir onun sesindeki yorgunluğu yeniden duyunca daha fazla konuşmak istemedi.
“Tamam. Seni daha fazla yormayayım.”
Duru sessizce karşılık verdi.
“Teşekkür ederim.”
“Dinlen Duru.”
“Sen de.”
Telefon kapandığında Duru birkaç saniye telefonu elinde tuttu.
Demir ise karşı tarafta ekrana bakarak kaldı.
Sesinden bile ne kadar yorulduğunu anlamıştı.
Ve ilk kez, onu daha fazla konuşturmamanın Duru için yapabileceği en doğru şey olduğunu düşünmüştü.
Duru telefonu koltuğun üzerine bıraktı ve birkaç saniye gözlerini kapattı.
Demir’in sesi hâlâ kulağındaydı.
“Dinlen Duru.”
Başını koltuğa yasladı.
Normalde böyle bir konuşmadan sonra konuyu kapatıp geçmesi gerekirdi. Ama bu kez aklından atamıyordu.
Demir’in mesajlarını düşündü.
Aramalarını…
Sonra telefondaki o son konuşmayı.
Kendisini açıklamaya çalışmamıştı. Israr etmemişti. Duru’nun neden cevap vermediğini sorgulamamıştı.
Sadece sesindeki yorgunluğu fark etmiş ve konuşmayı kısa kesmişti.
Duru dudaklarını birbirine bastırdı.
“Belki de…”
Cümleyi tamamlayamadı.
Demir hakkında aslında ne kadar az şey bildiğini fark etti.
Onu gerçekten tanımadan, yaptığı hatalar üzerinden bir karar vermişti.
Belki Demir’in nasıl biri olduğunu öğrenmeliydi.
Ne istediğini, neden böyle davrandığını…
Ama bu, ona hemen bir şans vereceği anlamına gelmiyordu.
Duru bunu kendisine özellikle hatırlattı.
“Önce tanıyacağım.”
Kendi kendine verdiği karar buydu.
Ne ilişki sözü verecekti ne de Demir’e karşı hissetmediği bir şeyi varmış gibi gösterecekti.
Sadece…
Onu gerçekten tanımaya çalışacaktı.
Belki birkaç konuşma.
Belki birlikte geçirilen biraz zaman.
Belki de hiçbir şey değişmeyecekti.
Ama en azından bu kez kararını Demir’i gerçekten tanıdıktan sonra verecekti.
Duru telefonu yeniden eline aldı.
Demir’in sohbet ekranına baktı.
Mesaj yazmadı.
Sadece ekrana birkaç saniye baktıktan sonra telefonu çantasına koydu.
Yüzünde belli belirsiz bir tebessüm vardı.
İlk kez Demir’i hayatından uzaklaştırmak yerine, onu tanımaya karar vermişti.
Bölüm etkileşimi
