12. bölüm / 12
BENİ SEV12
Bölümler 12Şu an: 12
- 1 1630 kelime
- 2 2947 kelime
- 3 3678 kelime
- 4 4769 kelime
- 5 5922 kelime
- 6 61.013 kelime
- 7 71.007 kelime
- 8 8544 kelime
- 9 91.084 kelime
- 10 10722 kelime
- 11 111.147 kelime
- 12 121.039 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Akşam olduğunda Duru, hastanenin yoğunluğundan biraz olsun uzaklaşabilmek için arkadaşları Sude ve Ece ile buluşmuştu.
Üçü, sakin bir kafede cam kenarındaki masaya oturmuş, kahvelerini içerken günün yorgunluğunu atmaya çalışıyordu.
Sohbet önce hastaneden başladı.
"Bugün acilde yine kıyamet kopmuş." dedi Ece.
Duru iç çekti.
"Hiç sorma. Öğle yemeği yemeyi bile unuttum."
Sude güldü.
"Senin hayatında yemek diye bir şey olduğuna artık inanmıyorum."
Duru da güldü.
Bir süre daha işten konuştular. Sonra Sude kahvesinden bir yudum alıp Duru'ya baktı.
"Demir nasıl?"
Duru'nun eli fincanının üzerinde durdu.
"Ne alaka?"
"Alakası şu..." Sude kaşlarını kaldırdı. "Geçen gün annene Demir'i kıskandığını söylemişsin."
Duru hemen Ece'ye baktı.
"Ece, sen mi söyledin?"
Ece ellerini kaldırdı.
"Ben söylemedim. Sude'nin nasıl öğrendiğini de bilmiyorum."
Sude gülerek araya girdi.
"Annen söyledi."
Duru gözlerini devirdi.
"Annem de hiçbir şeyi içinde tutamıyor."
"Ee?" dedi Sude. "Ne hissediyorsun?"
Duru birkaç saniye düşündü.
"Hiçbir şey."
Sude'nin yüzündeki gülümseme kaybolmadı.
"Hiçbir şey mi?"
"Evet. Yani... Demir'i seviyorum diyemem. Ondan hoşlanıyorum da diyemem."
Ece hemen sordu.
"Peki neden kıskandın?"
Duru sustu.
"Onu ben de bilmiyorum."
Sude sandalyesinde biraz öne eğildi.
"Duru, bazen birinden hoşlanmaya başladığında ilk hissettiğin şey aşk olmuyor."
Duru ona baktı.
"Ne oluyor?"
"Onu merak ediyorsun. Başkasının yanında görünce rahatsız oluyorsun. Sana baktığında neden baktığını düşünüyorsun. Sonra eve gidince o konuşmayı tekrar tekrar hatırlıyorsun."
Duru'nun yüzündeki ifade değişti.
Ece hemen ekledi:
"Mesela Demir'in sana nasıl baktığını."
Duru istemsizce sustu.
Dün akşamki yemek geldi aklına.
Demir'in gözlerini üzerinden neredeyse hiç çekmemesi...
"Bakıyor." dedi Duru, farkında olmadan.
Sude gülümsedi.
"Ne kadar?"
Duru hafifçe omuz silkti.
"Çok."
"Eee?"
"Ne eee?"
"Sen de ona bakıyor musun?"
Duru cevap vermeden önce fincanına baktı.
"Bazen."
Ece gülerek başını salladı.
"İşte mesele bu."
Duru kaşlarını çattı.
"Ne meselesi?"
"Sen hâlâ 'hiçbir şey hissetmiyorum' diyorsun ama Demir'in sana bakıp bakmadığını fark ediyorsun."
Sude de söze girdi.
"Bir de senin Demir hakkında konuşurken yüzünün değiştiğini fark ettin mi?"
Duru şaşkınlıkla ona baktı.
"Nasıl değişiyor?"
"Yumuşuyorsun."
Duru birkaç saniye düşündü.
Sonra başını iki yana salladı.
"Ben sadece onu tanımaya çalışıyorum."
"Tamam." dedi Sude. "Biz de sana âşık oldun demiyoruz zaten."
Ece gülümseyerek ekledi:
"Belki de mesele ona karşı bir şey hissedip hissetmediğin değil. Belki kendine 'bir şey hissetmek zorunda değilim' demeyi bırakman gerekiyor."
Duru bu cümlede takılı kaldı.
Sude devam etti:
"Demir sana yaklaşırken acele ettirmiyor. Seni dinliyor. Sen istemediğinde geri çekiliyor. Senin yanında olmaya çalışıyor. Bunları fark et."
Duru sessizce dinledi.
"Ben sadece..." dedi sonunda. "Yanlış bir karar vermekten korkuyorum."
Ece'nin sesi bu kez daha yumuşaktı.
"Yanlış karar vermek zorunda değilsin. Şu an karar vermek zorunda da değilsin."
Sude başını salladı.
"Demir'i hemen sevmen gerekmiyor. Ama onu tanımana da izin ver. Belki hiçbir şey olmaz. Belki de sandığından çok daha fazlası olur."
Duru hafifçe gülümsedi.
"İkiniz de bugün fazla akıllı konuştunuz."
Ece güldü.
"Biz senin arkadaşınız. Görevimiz gözünü açmak."
Duru kahvesinden bir yudum aldı.
Aklına yine Demir'in bakışları geldi.
Bu kez onları düşünürken rahatsız olmadı.
Sadece merak etti.
Acaba arkadaşları gerçekten onun fark etmediği bir şeyi mi görüyordu?
Ve ilk kez kendine şu soruyu sordu:
Ben Demir'i gerçekten sadece tanımaya mı çalışıyorum?
Duru eve döndüğünde arkadaşları ile konuşmasını tekrar düşündü. Bazı şeyler ona göre fazla hızlıydı. Telefonunu sakince eline aldı. Demir ile sohbetini açtı.
Duru: napıyorsun "
Mesajı göndermişti. Demir de dosyalardan başını kaldırmış telefonundaki bildirime bakmıştı. Ekranda gördüğü isim ile yüzüne göstermekten çekinmediği bir gülümseme peydah olmuştu
İlk defa Duru tarafından kendiliğinden mesaj geliyordu. Hem şaşırmış hem de mutlu olmuştu.
Demir :ofisteyim sen ne yapıyorsun
Duru : eve geldim şimdi.
Duru :günün nasıl geçiyor
Demir şaşkınlıkla telefonuna bakıyordu. Geçen gün kıskanmıştı. Şimdi de kendiliğinden mesaj atıp günün nasıl geçtiğini soruyordu.
Demir :şuandan itibaren çok iyi
Duru demirin demek istediğini anlamıştı.
Demir : sen neler yapıyorsun senin günün nasıl geçti
Mesajlaşma uzamıştı.
Demir mutluydu. Onu acele ettirmek istemiyordu.
Duru da telefonu kapatmadan önce bir an düşündü.
Demir'le konuşmak...
Hoşuna gidiyordu.
Ama bunun ne anlama geldiğini henüz bilmiyordu.
Belki gerçekten sadece onu tanımaya çalışıyordu.
Şimdilik bunun böyle kalması Duru için yeterliydi.
Ertesi gün öğleden sonra Demir, Duru'yu aradı.
"Bugün müsait misin?"
Duru kısa bir sessizlikten sonra cevap verdi.
"Akşama kadar müsaitim. Neden?"
"Bir şey bakmamız gerekiyor."
"Neye?"
Demir'in sesindeki gülümseme telefondan bile belli oluyordu.
"Yüzüklere."
Duru birkaç saniye sustu.
"Şimdi mi?"
"İstersen bugün bakalım. Olmazsa başka gün."
Duru biraz düşündü.
"Tamam. Bakabiliriz."
Bir süre sonra kuyumcunun önünde buluştular.
Demir arabadan indiğinde Duru'yu görünce birkaç saniye olduğu yerde kaldı.
Duru sade giyinmişti. Saçlarını açık bırakmış, abartısız bir şekilde hazırlanmıştı.
Demir yanına geldi.
"Hoş geldin."
"Hoş buldum."
Birlikte içeri girdiler.
Tezgahtar farklı modeller çıkarmaya başladığında Duru hepsine tek tek baktı.
"Bu güzel."
Demir yüzüğe baktı.
"Sen beğendiysen güzel."
Duru hemen ona döndü.
"Sen de beğenmelisin."
"Benim için çok fark etmez."
"Nasıl fark etmez?"
Demir omuz silkti.
"Sen takacaksın."
Duru'nun bakışları yüzüğe kaydı.
"Beraber takacağız."
Demir bu cümleyi duyunca birkaç saniye sustu.
Duru ise söylediği şeyin farkına varınca bakışlarını başka tarafa çevirdi.
Tezgahtar başka bir model çıkardı.
"İsterseniz bunu da deneyebilirsiniz."
Duru yüzüğü parmağına geçirirken Demir onu izledi.
Duru yüzüğe baktı.
"Nasıl?"
Demir gözlerini ondan ayırmadan cevap verdi.
"Yakıştı."
Duru yüzüğe bakmaya devam etti.
"Yüzük mü?"
Demir hafifçe gülümsedi.
"Yüzük de."
Duru ona baktı.
Demir bu kez gözlerini kaçırdı.
"Başka bakalım."
Duru istemsizce gülümsedi.
Bir süre sonra daha sade, ince bir model üzerinde karar kıldılar.
Duru yüzüğü tekrar parmağına taktı.
Bu kez aynadaki yansımasına baktı.
Demir yanında duruyordu.
Duru onun yansımasına kısa bir bakış attı.
Sonra tekrar yüzüğe döndü.
"Sanırım bu."
Demir'in yüzünde hemen bir gülümseme oluştu.
"Ben de bunu beğendim."
Tezgahtar ölçüleri alırken Demir Duru'ya baktı.
"Gerçekten istediğin için mi seçtin?"
Duru soruya hemen cevap vermedi.
"Henüz ne istediğimi bilmiyorum."
Demir'in yüzündeki gülümseme biraz sakinleşti.
Duru devam etti.
"Ama bunu takınca kötü hissetmedim."
Demir başını salladı.
"Bu bile yeter."
Duru ona baktı.
"Neden?"
"Çünkü seni bir şeye zorlamak istemiyorum."
Duru birkaç saniye onu izledi.
Sonra küçük bir tebessümle:
"Teşekkür ederim."
dedi.
Demir de gülümsedi.
"Ne zaman hazır hissedersen."
Duru yüzüğüne bir kez daha baktı.
Henüz Demir'e karşı büyük bir şey hissetmiyordu.
Ama onun yanında kendini rahat hissetmeye başlamıştı.
Şimdilik bu kadarı yeterliydi.
Demir Duru nun arkasından baka kaldı. Durunun gittiğinden emin olduktan sonra tekrar içeri girdi.
"pırlanta tek taş ne varsa ona da bakacaktım"
Duru ya ileride Duru dan adım bekleyince vereceği hediyeyi şimdiden almak istiyordu.
Bir tane tek taş bir tane de baget yüzük beğendi. İkisini de almıştı.
Duru ya bir adım daha yaklaşmıştı
Bölüm etkileşimi
