8. bölüm / 12
ARAYIŞYanlış Anlaşılma
Bölümler 12Şu an: Yanlış Anlaşılma
- 1 PROLOG1.376 kelime
- 2 Hayatımdaki Gerçek3.509 kelime
- 3 Kitap hırsızı2.220 kelime
- 4 Acı ve korkuyu aynı anda2.195 kelime
- 5 Kimseye Güvenmemek4.147 kelime
- 6 Bir Gerçek Daha3.282 kelime
- 7 Sahil Kenarı5.684 kelime
- 8 Yanlış Anlaşılma4.976 kelime · Okuduğun bölüm
- 9 Haksız Yere Zorbalanışım9.629 kelime
- 10 Yan Binadaki Yeni Tanıdık Kiracı10.883 kelime
- 11 Gizli Hayranlarım9.553 kelime
- 12 Nefretimin Çoğalması8.242 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Hayatım boyunca kendimi kendim teselli eder, kendim iyileştirir, kendi kontrolümü kendim elimde tutardım. Kimseye muhtaç kalmazdım çünkü ben, öz ailem olmayan ama ailem olarak bildiğim bir ailem olsa da kimsesiz kaldığı için her sorunun üstesinden gelen ya da çabalayıp bir sonuca varamamış olsa bile kendini toparlayıp başarana kadar pes etmeyen kız çocuğuydum. Yardım edilmeyen, edilse de buna alışkın olmadığı için garipseyip yardım teklifini geri çeviren o çocuktum.
Şimdi büyümüştüm ve yetişkin bir kadın, ruhsuz yürüyen bir bedene dönüşmüştü. Yine iyi olan her şeyden kaçan ama belayı başında bulan o kadının canı yanmıyordu; ruhu kayboluyordu. Ve bu kadın, yani ben, bunun böyle devam etmesini istemiyordum.
O sevgi istiyordu...
Ama sevgi bize yasaktı.
Dışlanan ve ailesi tarafından şiddet gören tüm kızlar için sevgi gördüğümüz kişiden korkardık. Çünkü sevgi gösterildikten sonra zarar göreceğimize inanırdık. Bu yüzden kendimize sevgiyi yasaklardık.
Ben de kendime sevgiyi yasaklamıştım ama birazcık sevgiye şu an muhtaçtım.
Sahilde durup eve geldiğim süre boyunca Barçın'ın bana olan temasını ve bakışlarını bir saniye bile aklımdan çıkaramamıştım. Beni ilk öptüğü yer olan sus çizgisine dokunup duruyor olmamın sebebi de dudaklarını bu noktaya bastırırken gözlerimin içine merhamet kırıntılarıyla bakmasını unutamamış olmamdı.
Eğer Barçın'ın dört yıllık bir ilişkisi olmasaydı beni sevdiğini düşünürdüm... Bu adam sevgilisi varken beni öpmüştü. Özür dilemek için!
Kapıdan içeri girdiğimde Karamel havlayarak bana doğru koştu ve üzerime atladı. Sahilde o olduğu için çok durmadan geri eve gelmiştim. Ben ne zaman Barçın'dan uzak durmak istesem yine bir şeyler bizi bir araya getiriyordu.
Hem de her bir araya geldiğimizde, eğer yalnızsak, birbirimize fazlasıyla ve bir önceki görüşmemizden daha çok yakınlaşıyorduk.
Bu durumu durdurmamız gerekiyordu.
Eğilerek Karamel'in tüylerini okşarken Leyla'nın "Bebeğim erken gelmişsin... Bir sıkıntı olmadı değil mi?" diye soran sesini duydum. Kısacık koridordan çıkıp direkt salona girdiğimiz için beni aralıktan görmüştü ve kapı sesinden benim geldiğimi anlamıştı.
Ayakkabılarımı çıkarıp portmantoya bıraktım. Eğildiğim yerden doğrulup Karamel ile salona girdim.
Manken gibi olduğunu bin kere söylediğim Leyla'mı, kanepede geceliği üzerinde rahat bir şekilde sırtüstü uzanmış, yüzüne yüz maskesi yapmış hâlde bulmuştum. Kafamdaki şapkayı çıkarıp Karamel'in başına geçirirken Leyla'nın yeşillerine bakıyordum.
"Hayır, bir sıkıntı yok. Sadece yoruldum. Hatta birazdan uyuyacağım."
Leyla fazla soru sormadan tekrar telefonuna gömüldüğünde ben de mutfağa ilerledim. Dolaptan dün kendim için hazırladığım ama içmediğim için kalan kivi suyunu aldım. Dolabın kapağını kapatıp kivi suyumla tekrar Leyla'nın yanına döndüm ve sırtımı dolaba yasladım.
Tam ağzımı açacaktım ki Leyla'nın telefonu çaldı. Aklıma da Leyla'yı arayan kaydedilmemiş numara geldi.
Harbi, o kimdi?
Leyla arayan kişiyle konuşmak için yerinden doğrulup: "Ben odamdayım... Sana iyi geceler." dediğinde kaşlarım çatılmıştı. Leyla biri aradığında asla tereddüt etmeden yanımda açar, konuşurdu. Ama şimdi dediği gibi odasına girdi.
Bu neydi şimdi?
Derin bir nefes alıp Leyla'nın bu hareketini çok kafaya takmamaya çalıştım. Kivi suyumla birlikte odama ilerlediğim sırada kapı zili çaldı.
Bu saatte kim gelebilirdi ki bize?
Yönümü kapıya çevirip ilerlemeye devam ettim. Kapıyı açtığımda karşımda Barçın'ı görmek beni şoke etti.
Neden gelmişti? Ve evimi nereden biliyordu?
Beni takip etmemişti, değil mi?
Umarım öyledir...
Barçın elini ensesine atıp boyunun uzunluğu nedeniyle bana üstten bakarken: "Şey... Ben de yıldızları severim Ay'ı sevmem. Özellikle hilal Ay'ı hiç sevmem." diye mırıldandı.
Bunu söylemek için mi gelmişti?
Bir de beni öptükten sonra yanımdan ayrılmasına rağmen buraya gelmişti.
Siktir, bu adam neden böyleydi?
Bir şey söyleme gereği bile duymadım ve kapıyı yüzüne sertçe kapatıp sırtımı kapıya yasladım. Kalbim göğüs kafesimden çıkmak istercesine atarken nefes alışverişlerim de hızlanıyordu.
Kalbimin böyle atmasını sağlayacak ne yapıyordu bana?
Ondan korkuyordum. Kalbimi durdurmasından, beni sekiz yaşıma geri çevirmesinden korkuyordum. Ya da on altı yaşımdaki hâlime...
Bu çok zordu. Bunu asla yapamazdı.
Gidip gitmediğini kontrol etmek için kapı deliğinden baktığımda gitmiş olduğunu anladım. Sıkıntılı bir nefes verip odama girdim.
O adamı düşünmek istemiyordum.
Elimdeki kivi suyu dolu suluğumu masamın üzerine bırakıp camdan dışarı baktığımda Koralp'in motora bindiğini gördüm.
Gerçekten de motorcuydu bu adam.
Kask takılı kafasını kaldırdığında bizim olduğumuz kata baktığını, açıkta kalan lacivert gözlerinden anlamıştım. Hatta tam benim olduğum cama bakacağını anladığım an perdeyi çekip camdan uzaklaştım.
Yutkunarak onu düşünmemek için kafamı hızla iki yana salladım.
"Deniz, kendine gel."
Kendime kızarak dolabımdan temiz gecelik ve iç çamaşırı çıkartıp odamdan çıktım ve duş almak için banyoya girdim.
Üzerimdekileri çıkardığımda boynumda sadece gümüş kolyem vardı. Duşa kabine girip soğuk suyun altında gözlerimi yumarak uzun süre kaldım.
Uzun saçlarımı şampuanlayıp köpürttüğümde elime her zamanki gibi bir avuç saç teli gelmişti. Saçlarım çok dökülüyordu ama ben yine de kestirmiyordum. Zaten kısa olsa da sonuç değişmiyordu.
Herhangi bir hastalığım, şükürler olsun ki, yoktu. Ancak on sekiz yaşıma kadar saçlarım her dakika çekilip durduğu için bu yaşımda saçlarım güçsüzleşmişti.
Geçmişimde olan bu anları hatırlayınca boğazımda bir düğüm oluştu.
Hayır, bunu şimdi hatırlayamazdım.
Başımı sallayarak gözümün önüne gelen anıları silip attım. Oturduğum yerden doğrulup üzerime son kez soğuk su döktükten sonra duşa kabinden çıktım. Üzerime bornoz geçirip ilk önce kurutma makinesiyle saçlarımı kuruttum, sonra da bedenim kuruduğu için üzerime getirdiğim kıyafetleri giydim.
İşim bittiği için geri odama döndüğümde kivi suyunu kafama diktim ve kendimi yatağa attım.
Aklımda artık sadece okyanusta boğulup ölen, yüzünü bile görmediğim babam varken gözlerimi yorgunlukla yumdum.
Derin bir karanlığa çekilirken Barçın'ın gözleri son kez kapalı gözlerimin önünden geçip gitti.
***
"Mira bakıyorum da yine dalgınsın?" Kaan'ın sesiyle irkilerek kendime geldiğimde babamı ve sabah beni arayan ablamın dediklerini düşünüp durduğumun farkında değildim. Evet beni bir yılda bir kere arayan Alya ablam -öz olmayan ablam- aramıştı. Beni ya sinirini çıkarmak için ya da benden para istemek için arayan ablam ilk defa bugün hayırlı bir haber vermek için aramıştı. Hayırlı bir haber dediğim şeyde kuzenimizin pardon kuzeninin düğünü olmasıydı. Kayra abim bu sene sevgilisini hamile bıraktığı için evlenme kararı alarak düğün hazırlıklarına başlamışlardı. Ve bir hafta sonra da düğünleri olacaktı.
Bunda bir tuhaflık görmemiştim fakat ablamın beni düğünleri sevmediğimi bilmesine rağmen beni yapmadığım bir şeyle tehdit ederek gelmem için uğraşmıştı. Neyseki tehditin üstüne bende onu tehdit ettiğimde beni çok uğraştırmadan telefonu bana küfrederek kapatmıştı. Alya'yı sevgilisini aldattığını sevgilisine söylemekle tehdit etmiştim.
Evet Alya sevgilisi Karan'ı başka bir erkekle aldatmıştı ve bunu kendi gözlerimle görmüştüm. Geçen sene Alya'nın iki iyi sözüne kanıp onun evine gitmeseydim buna şahit olmayacaktım... Karan abi için çok üzgündüm hatta söylemeyi bile düşünmüştüm. Tabi bunu söylemeye dilim varamamış ve kendi hallerine bırakmıştım.
Keşke söyleyebilsem...
Çünkü Karan abi Alya'yı çok seviyordu.
Acaba beni de Karan abi gibi seven biri olur muydu?
Ne saçmalıyordum? Beni bu hal ve hareketlerimle kimse sevmezdi.
Omuzuma dokunan elle tekrardan irkildim. Bu aralar çok dalıp gidiyordum... Bana dokunan elin sahibi Kaan'dı. Eline ters bir bakış attıktan sonra önümdeki kitabı kapattım. Akşamdı ve Barçın ile olan olayın üstünden üç gün su gibi akıp geçmişti.
Okul, iş, ev bu üçü arasında dönüp duruyordum. Batu'yu ve diğer şahıslarla daha da iyi anlaşıyorduk artık. Kaan ve Aras’la da arada bir konuşuyorduk. Ancak Barçın ve İpek'in yüzüne bile bakmıyordum. Barçın'da zaten bana bakmıyordu. Sanki o gün hiç olmamış gibi sevgilisiyle vakit geçirmeye eğlenmeye devam ediyordu.
Olması gerekende buydu.
"Mira dalmaların bitmek bilmiyor." Gözlerimi sıkıca yumup kendime gelmeyi bekledim. "Biraz yoğunum..." Ona ölmüş babamı ve yaşayıp yaşamadığını bilmediğim annemi düşündüğümü söyleyemezdim. Kaan bar tezgahının önündeki sandalyelerden birine oturduğunda iri bedenini bana doğru çevirip kollarını tezgâhın üzerinde birleştirdi.
Kahverengileri yüzümü taradıktan sonra uzanıp başımdaki şapkayı aldı. Bardaydım ve on beş dakika sonra işim bittiği için üzerimi değiştirip gidecektim. Bugün de kendimi yormayı başarmıştım. "İstersen senin adına müdürden izin alıp eve gitmeni sağlayabilirim." Kaan'ı kafamı iki yana sallayıp reddettiğim sırada İpek ve Barçın'da Kaan'ın yanına yani önüme geliyorlardı.
Barçın'a gözlerimi değdirmeden Kaan'a bakmaya ve elimdeki kadeh bardağını temizlemeye devam ettim. "Zaten on beş dakikam kaldı..." Kaan'ı reddetmemin sebebini açıkladığımda Kaan anladığını belirtircesine kafasını sallamıştı.
"Merhaba Mira." İpek ile göz teması kurmadan "Hoş geldiniz... Ne içersiniz?" diye her zamanki karşılamamı ona sundum. İpek'in bana olan kin dolu bakışlarının radarındayken bardağı yerine bıraktım.
Barçın ve İpek'te Kaan'ın yanına geçerek yan yana oturdular. Bunlar neden beni rahat bırakmak isteyip başka localara gidip oturmuyorlardı?
"Bana sıcak şarap olsun." Barçın'ın benle üç gün sonra ilk defa konuşması bir an için garip gelmişti. Bu garipliği umursamamaya çalışıp Barçın'ın isteğini not aldığımda aslında istediği şeyi günler boyunca eğer istersem unutmayacağımı biliyordum. Ezberim kuvvetliydi.
"Bende brendi istiyorum." İpek'i başımla onaylarken onun isteğini de not aldım. "Bana da aynısından." İpek'i göstererek istediğini söyleyen Kaan'ı da başımla onaylayıp "Hemen geliyor." Diye mırıldandım. Yanlarından ayrıldığımda ilk işim Beril'i bulmaktı fakat Leyla'nın bana doğru koşturarak geldiğini görünce kaşlarım çatılmış ve elimdekileri tezgâha bırakıp bende ona doğru yürümeye başlamıştım.
Lacivert yani okyanusu andıran gözler üzerimdeyken...
Leyla ile ortada buluştuğumuzda hızlı hızlı nefesler alan Leyla eğilerek ellerini diz kapaklarına yasladı. "Leyla ne oldu?" Omuzlarından tutup doğrulmasına yardımcı olurken sorduğum soruyla yutkundu. Neden endişeliydi bu kız?
Yüz ifademi taradıktan sonra dünyamı başıma yıkacak o şeyi söyledi. "Deniz annen yani Alara abla eve geldi." Boğazım düğüm düğüm olurken bedenimde eskide kalan izler sızlamaya başladı. Öz olmayan annem gelmişti. Nasıl, neden ya da hangi sebeple diye sormadan bir adım geriledim. Sırtım bir iri gövdeye çarptığında onun kokusu burnumun ucuna geldi.
Onu umursayamadım çünkü aklımda ve bedenimde annemin bana bıraktığı anılar kendini belli ediyordu. Leyla bende ne gördüyse daha da endişelendi. Arkamdaki Barçın'a kayan yeşilleri yardım ister gibiydi. Arkadan belime sarılan elle nefes alışları hızlandı çünkü bu dokunuş o kişiyle aynı dokuydu.
Bu dokunuş bana onu hatırlattı...
Kendimi toparlamaya çalışırken belime sarılan elini çözüp onun temasından kurtuldum. "Benim öldüğümü söyle o kadana." Leyla bana şoke içinde bakarken ben hızlı bir şekilde yanlarından ayrıldım ve soyunma odasına girdim. Kapıyı kapatıp sırtımı kapıya yaslayacaktım ki kapı benden iki saniye sonra açıldı. Gelen Barçın'dı.
Kafamdaki şapkayı çıkartınca bende bütün öfkemi ondan çıkartabilirdim. Tabi bağırma gücüne sahip olabilseydim. Lacivertleri yüzümü tararken "Neden öldüğünü söylesin? Ve bunu kime söylesin?" diye sordu. Elalarımı kaçırmamak için kendimi zorladım. Bana böyle bakmamalıydı! Nasıl mı? Beni merak eder gibi...
Bakışları bile onu hatırlatmamalıydı...
"Git Barçın. Üstümü değiştirmem lazım." Ona sırtımı dönerek hemen arkamda olan dolabımdan üstlerimi aldım. "Deniz yıldı-" Cümlesini ona öldürücü bakışlar atıp "Bana Deniz yıldızı deme sakın." diye kesmiştim. Damarlı elini alnına götürüp ovaladığında gözlerini sıkıntıyla kapatmıştı. Neden hala buradaydı?
Ben annemi mi düşüneyim yoksa bu lavuğumu?!
"Bak seninle konuşmaya çalışıyorum. Sende sorularıma cevap vermeye ne dersin?" Ona inanamayan gözlerle bakarken boşta kalan elimle beyaz bisiklet yakalı tişörtün yakasından tutup kendime çektim. Yüzlerimizin arasında bir karışlık mesafe varken "Seni öldürmemek için kendimi tutmaya çalışıyorum. Sende buradan defolup gitmeye ne dersin?" Diye tısladım.
Lacivertleri ona çok yakın olan yüzümü incelerken ifadesizdi. Gözleri dudaklarıma uğradığında kaskatı kesildim. Bunu hissetmiş olmalı ki gözlerini hemen kaçırdı. Barçın tam konuşacaktı ki giyinme odasının kapısı bir kez daha açıldı. Barçın ile aynı anda kafamızı kapıya çevirdiğimde İpek'i görmek küfretmeme neden olmuştu.
Bağırdığımız için hızlı hızlı nefesler almamız, yüzlerimizin arasında az mesafe bırakmamız, elimin Koralp'in yakasında olması ve Barçın'ı sanki daha yeni belimden çekilmiş gibi duran havadaki eliyle berbat hissettim. İpek'in mavileri ikimizin üzerinde gezindikten sonra elindeki muhtemelen başka bir çalışanın verdiği sağ elindeki kadehi düşürdü. Siktir bu gerçekten berbattı.
İpek yutkunurken sanki aklındaki senaryonun tek sorumlusu benmişim gibi bana öfkeyle baktı. Sol elindeki kadehi sinirlendiği için -ki sinirlenmekte haklı- bana fırlattığında birazdan kafamda kırılacak kadehten kaçmadım. "Ne yapıyorsun sen! O benim sevgilim oruspu!" hızlı attığı için kafama çarpan kadehi Barçın'da tutamamıştı.
Kafam yarılmış olmalı ki kanlar yüzüme doğru akıyordu. Gözlerimi kanı görmemek için yumduğumda İpek'in yanıma vardığını görmüştüm. Atkuyruğumdan tutarak saçlarımı çekiştirdiğinde kafam geriye doğru gitmişti. Kesilen yer çok acıyordu...
"İpek dur yanlış anladın." Barçın'a cevap dahi vermeden kafamı dola çarptığında karşılık veremedim. "Bu oruspu seni öptü! Öldüreceğim lan ben bunu!" İpek bir kez daha aynı kuvvetle kafamı dolaba çarptığında artık diğer tarafımda kanamaya başlamıştı. Demir kulpa girmişti kafam.
"Oruspu!" Bir kez daha kafam dolapla çarpıştığında dayanamayıp acıdan inledim. Barçın acıyla inlememle "İpek sana dur dedim!" diye bağırarak İpek'in saçlarımdaki ellerini ayırmaya çalıştı. Gözüm hala kapalı olsada bunu saçlarımdaki elinden hissetmiştim. İpek onu umursamadan kafamı bir kez daha dolaba çarpacaktı fakat daha kafam dolapla buluşmadan Barçın elini dolap ile arama koydu. Onun eline çarpan anlımı avuç içiyle okşadığında akan kan eline bulaştığı için kafamın kanadığını anlamıştı.
"İpek dur artık!" İpek'i benden uzaklaştırdığında başım dönmesine rağmen elimden düşen kıyafetlerimi eğilip yerden aldım. "Barçın beni aldattın..." Az önce vahşice bana bağıran kız Barçın'a miyavlıyordu.
Barçın kaşlarını çatarken kafasını iki yana salladı. Ellerini İpek'in yüzünün iki tarafından tutarak ona doğru eğildi. "İpek aldatmayacağımı biliyorsun." İpek'in bakışları ban döndüğünde acındırıcı bakışları anında değişmişti. Öfkeyle bana bakarken "Biliyorum bu kız seni zorla öptü." diye bağırdı.
Barçın'ın lacivertlerini de üzerimde hissettiğim sırada Leyla'nın "Deniz öyle bir şey yapmaz!" diyerek içeriye girmesiyle aklıma annem gelmişti. Leyla kafamın iki tarafından akan kanı gördüğünde gözü dönmüştü. Ben ne olduğunu anlamadan İpek'in üzerine yürümüş hatta üzerine atlamaya kalkışmıştı ki Barçın İpek'i arkasına alarak "Geri bas." dediğinde durmuştu.
Kalbim neden sızlıyordu. Kafamda zonkluyordu zaten.
Leyla İpek'e ulaşamadığı için Barçın'a yumruğunu geçirecekti ama bu sefer ben izin vermeyerek hızla yanlarına ulaştım ve Leyla'nın havadaki elini tuttum. "Leyla gidelim. Bayılacak gibi hissediyorum." Barçın ile göz göze geldiğimizde onun başıma bela olduğunu bir kez daha anlamıştım.
Leyla'nın yeşillerine acıma duygusu oluşurken havadaki elini indirmişti. "Batu'lar burada. Seni soruyordu. Onunla gitmek ister misin? Hem pansumanda yapar..." Batu'larında burada olduğunu duyduğumda sıkıntılı bir nefes verdim. Eğer kafamın böyle olmasının sorumlusunu söylersem konu uzadıkça uzatılırdı.
"O oruspuya kimse pansuman yapmaz. Batu'lar da senin nasıl bir şey olduğunu öğrendiklerinde seni yanlarında istemezler." Leyla bir kez daha harekete geçmişti ama buna ne Barçın izin vermişti ne de ben. Kıza şu an karışmamamın sebebi beni yanlış anlamasıydı.
"İpek şöyle konuşmayı bırak. Yanlış anladın!" Barçın'a bir şey demeyen İpek'e büyük bir nefret duyduğumun farkında değildim. Bütün suçu bana atıyordu!
Leyla'nın kolundan tutup "Gidelim." Diye fısıldadım. Leyla beni yormadan bana ayak uydurduğunda rahatladım. Sik gibi bir gündü...
Leyla beni Batu'lara yönlendirdiğinde kendimden utanmıştım. Gerçekten kimse bana pansuman yapmaz mıydı? Batu'lar oruspu olmasam bile geçmişimi bilseler beni yanlarında istemezler miydi?
O beni isterdi...
Batu'ların olduğu locaya vardığımda üç adamında gözleri beni buldu. Ve aynı anda kaşlarını çattılar. İlk ayaklanan Batu oldu. Yüzündeki yaralar hala geçmemişti. Kahveleri yüzümü tararken büyük eli alnıma çıkmıştı. "Ne oldu sana?" Omuzlarımı kaldırıp indirdiğimde Taha dişlerini sinirden sıkmıştı. "Güzelim bize cevap ver." Taha'da omuzlarımı silkmek dışında bir şey demediğimde Batu küfretti. Çağan ikisini de kenarıya ittirip önüme geçtiğinde soru sormadan eğilip beni kucağına aldı.
"Siz kameralardan öğrenin. Bende Deniz'i eve götürüyorum." Kafamı iki yana sallayarak ilk defa konuştum. "Sadece bir yanlış anlaşılma. Benim hatam. Lütfen hep birlikte size gidelim." Kollarımı mandalina kafaya sardığımda başım göğsüne düşmüştü. İyi ki varlardı.
Çağan Batu ile Taha'ya ne yapmasını söylemelerini bekler gibi baktığında ikisi de benim yalvaran gözlerimden gözlerini kaçırmışlardı. "Tamam gidelim." Taha'ya minnet dolu bakışlar attıktan sonra gözlerimi yumdum. "Sakın uyuma güzelim." Taha'yı kafamı sallayarak onayladım.
Üzerime örtülen ceketle dudaklarım iki yana kıvrılmıştı. "Deniz sizinle gelsin ben Alara ablayla ilgileneceğim." Leyla'nın da burada olduğunu fark ettiğimde yutkundum. O kadını tam unutmuştum ki Leyla yine hatırlatmıştı. Yüzümü Çağan'ın kan olan gömleğine daha çok gömdüğümde Çağan sanki benim ne çektiğimi hissetmiş gibi "Sorun yok ölü kız." Diye kulağıma fısıldamıştı. Halbuki o ne yaşadığım ve bir sorun olduğunu bilmiyordu. Bilseydi ne olurdu?
Leyla gittikten sonra hiç kimseden ses çıkmamıştı. Bardan çıkmış arabaya binmiştik. Arabaya bindiğimizde ben Çağan'ın kucağından inmemiştim. Çağan Beni tutarken Batu yolun uzun olacağını söyleyip bana ilk yardım çantasındaki malzemelerle pansuman yapmıştı. Eve kadar bekleyemezdi.
Benim uyanık kalmam için bana sorular sormalarını tatlı bulmuştum. Batu benimle oyun bile oynamıştı. O bana sorular sormuştu bende seçili olan harf ile başlayarak onu cevaplamıştım. Benle gülüyor beni güldürüyordu. Taha bize uzaylı görmüş gibi bakarken Çağan kulağımın dibinde kahkahalara boğuluyordu.
Yol gerçekten de uzun sürmüştü. Hatta bir saat sürmesine şaşırmıştım çünkü bara yakın değilseler neden geliyorlardı? diye düşünmüş ve sorgulamıştım. Onlara sorabilirdim ama aklıma Barçın'ın bakışları geldiği an susmuş ve ifadesiz gözlerle yolu izlemiştim.
Lüks bir evin önünde durduğumuzda kalbim nedensizce tekledi. Bu evin lüks olmasından kaynaklı değildi...
Çağan beni kucağından bırakmadan arabadan indiğinde evin kapıları otomatik açılmıştı. Evin bahçesine ilk adımını attığında tanımadığım bir ses "Size buraya gelmeyeceksiniz dememiş miydim?!" Diye bağırmıştı. Etrafımızın takım elbiseli adamlarla dolu olduğunu gördüğümde korkmuştum. Ne oluyordu ve bu takım elbiseli adamlar neden silahlarını bize doğrultmuşlardı.
Çağan sırıtarak önüne baktığında bakışlarımı baktığı yöne çevirdim. Uzun boylu, iri gövdeli, genç, keskin yüz hatlı, buğday tenli, zeytin gözlü, uzun ve benimle aynı renkte olan saçları, üzerinde sadece siyah eşofman olan adamın kaslarına hayran kaldım. Bakışları gözlerime tutunduğunda yutkunduğunu kalkıp inen ademelmasından anlamıştım.
Kaşları çatıldığında gözlerimi ondan kaçırıp Çağan'a döndüm. "Çağan burası neresi? Gidelim ben korkuyorum." Çağan fısıldayarak son söylediğimle kaskatı kesilmişti. Korkuyordum çünkü karşımızdaki adamın bakışları çok tuhaftı. Neden kalbim onu gördüğüm andan beri sıkışıp duruyordu?
"Korkuyor musun?" Kaşlarımı çatmamak için kendimi zorlarken bizi duyan adama çevirdim bakışlarımı. Işıklandırmalardan dolayı görebildiğim adamı boş sorusundan dolayı görmek istemiyordum.
"Hayır ben kimseden korkmam. Sizden hiç korkmam." Üst dudağından daha kalın olan dudağının bir kenarı kıvrıldığında bakışlarımı kaçırdım. Bize doğru yaklaştığını hissettiğimde kendime küfrettim. Neden inat yapmıştım ki?
Tam önümüzde durduğunda "Yani şimdi benden korkmuyorsun değil mi?" Diye sordu. Sanki korkmamı istemiyordu... Ona bakmadan kafamı onu onaylar anlamında salladım. Eli havaya kalktığında beni korkutmak istemeden anlımdaki pansumanın üstünde gezdirdi parmak uçlarını. Pansumanın üzerinden bile hissettiğim o sıcak dokunuşla şaşkınlık içinde ona baktım. Bana değil pansumana bakıyordu.
"Madem benden korkmuyorsun bunu kimin yaptığını bana söyleyebilir misin?"
"Neden?" Kaşlarını çattığında çok korkunç gözüktüğünü birisi bu adama söylemeliydi...
"Canım bunu yapan kişiyi öldürmek istedi de ondan. Şimdi bana cevap ver yoksa onun yerine buradaki bu üç adamı öldürürüm." Çağan Batu ve Taha sakinlikle benim cevap vermemi beklediklerinde aslında eğer cevap vermezsem beni de kendileriyle beraber diğer tarafa götüreceklerine emindim.
Bakışlarımı beni bekleyen üçlüden çektim ve karşımdaki ayıya baktım. Dağ ayısıydı!
"Onları öldürme." Gülmek ile sövmek arasında kaldığını gördüğümde daha da korktum. Tepkileri belirsiz olmamalıydı. Çünkü korkunçtu...
Kaşlarını havalandırırken anlımdaki elini çekti ama indirmedi bunun yerine yanındaki korumaya uzattı. Korumaya daha bir şey demeden koruma ne istediğini anlamış ve silahını adamın eline bırakmıştı. Siktir kalp krizi geçirebilirdim. Silah kullanmayı az çok bildiğimden ne yaptığını çok net anlayabilmiştim.
Silahın ucunu Batu'ya doğrulttuğunda gözlerimi fal taşı gibi açtım. Bir elimi Çağan'ın boynundan çektim ve onun silahı tutan elinin üzerine koydum. Temasımla kasıldığında bende ürperdim. Gözleri elini tutan eline kaydığında bir kez daha yutkundu.
"Benim yüzümden oldu. Yanlış anlaşılma olduğu için arkadaşım bana saldırdı. Ama bana saldıran kişide haklı. Lütfen böyle yapma korkuyorum." Adam siyahlarını gözlerime sabitlediğinde kaşlarını niye çatmıştı? Her şeyi anlatmıştım.
Silahı indirdiğinde rahatlamıştım ama bana doğru bir adım daha attığında aramızdaki mesafenin azalmasından tekrardan korkmuştum. Tedirginlikle bakan elalarıma merhametle baktı. Ama kaşlarını çatmaktan vazgeçmedi. Bu abiyi sevmemiştim...
Silahı serbest bıraktığında yanındaki koruma dahada silah yere düşmeden silahı havada yakalamıştı. Karşımdaki üstü çıplak adam ise elinin üstünden hala çekmediğim eli tutmuştu. Ellerimiz birleşince kalbim sanki bir şeyi hissetmiş gibi sızladı. Elalarım birbirine kenetlenen ellerimize kaydığında bu sefer yutkunan ben oldum. Büyük elinin içinde kayboluyordu elim.
"Sana zarar gelmişse bu senin suçun olmaz ufaklık. Sana vuran kişi haklı olsun olmasın bu sonuç değiştirmeyecek. Yani kimin yaptığını söylemezsen dediğimi yaparım." Bir yanlış anlaşılmanın bu kadar uzatılacağını bilmiyordum. Hem bu adam kim oluyordu da bana hesap soruyordu?
Oflayarak beni buraya getiren üç adama baktım. Şimdi düşündüm de bu üçünü öldürebilirdi. Bu fikirle sırıtarak elimi tutan adama baktım. Elimi tutmasını garipsemediğimi fark ettiğimde şoke olmuştum. Şimdiye kadar kıyameti koparmış olmalıydım...
Yakışıklı adam sırıttığımı gördüğünde kaşlarını bir kez daha havaya kaldırdı. Adamın elindeki elimi çekmek yerine Çağan'ın boynuna sarılı elimi çektim ve buyur der gibi havaya kaldırdım. "Bu üçünü öldürdükten sonra arabaları benim olursa sana istediğini söylerim." Noktayı daha yeni koymuştum ki Çağan kollarını benim yere düşmem için çekti. Ağzımdan küçük bir çığlık kaçarken kollarım refleks olarak Çağan'a sarılmıştı.
Mandalina kafa bana çatık kaşlarla bakarken karşımızdaki adam gülerek yerdeki tabancayı aldı. Psikopat adam dediğimi gerçekten yapmaya niyetliydi. Batu'lar ise bana çatık kaşlarla bakıyordu. Ne yapabilirim ki? Beni buraya onlar getirmişti. Arabalarını da seviyordum bu yüzden de karşımdaki adamdan arabayı istiyordum.
"Kızım abilerini satacağına niye sana bunu yapanı satmıyorsun?" Elimi bırakmaya niyeti olmayan adama ters bir bakış attım. Çok mantıklı konuşmuştu. Ancak abi gibi gördüğümü nereden biliyordu bu adam? Belki ben Batu'yu abim olarak görmüyordum?...
Omuzlarımı kaldırıp indirirken Çağan'ın kucağından indim. Zaten tutmuyordu beni. Kollarımı da Çağan'ın boynunda çektiğimde artık karşımdaki adam ile el eleydim. Ellerime tuhaf bir bakış yolladıktan sonra geri zeytin gözlerine döndüm.
"Bana bunları yapan İpek... Evet Barçın'ın sevgilisi olan İpek." Batu, Taha ve Çağan şoke olmuş gözlerle bana bakarken karşımdaki adam sakinlikle başını salladı. "Neden yaptı?" Soruyu sorarken üzerimden düşen ceketi alıp tek eliyle omuzlarıma atmıştı. Adamın gerilen kaslarına bakmamak için kendimi zor tutuyordum. O kaslara dokunmak gibi bir hayalim vardı...
Sorusuna cevap vermeye utanmadan çenemi yukarı kaldırırken sanki o anın öfkesini şu an da yaşıyormuşum gibiydim. "Barçın ile giyinme odasında İpek tarafından basıldık."
"Ne?!" Dördü de bu sefer aynı anda bana inanamayarak baktığında ne dediğimin şimdi farkına vardım ve şimdi utandım. Dilimi ısırırken boşta kalan elimi enseme attım.
"Şey... Öyle değil Barçın ile bir şeyler yaşarken basılmadık çünkü bir şey yapmıyorduk. Kavga ediyorduk... İpek'te biz yakın görünce hızlı nefes alışverişlerimizden Barçın'ı öptüğümü sanıyor." Hepsi rahatladıklarında ben yanaklarımın ısındığını hissederek başımı eğdim.
Adam sıkıntılı bir nefes verip diğer eliyle de çenemi tuttu ve hafif kaldırarak gözlerine tutunmamı sağladı. Ürkek gözlerimi görünce sabır dilendi. "Bana da sabır ver Allah'ım." Ağzımdan kaçan cümleyle yanaklarım daha da kızardı. Neden dilime sahip çıkamamıştım?
Önümde dikilen adam sorgularcasına kaşlarını çatınca bakılarımı kaçırdım. "Sana neden sabır veriyormuş Allah? Bana versin asıl." Omuzlarımı kaldırıp indirirken Çağan'ın yanından uzaklaşıp adama daha çok yaklaştım. Bu hareketim onu şaşırtmıştı. Pardon herkesi şaşırtmıştı. Tanımadığım birine yakınlaşacağımı bende düşünmezdim.
Bu yüzde sevimlice gülümseyerek siyah gözlere baktım. "Bu konuyu boş verelim... Şimdi tanışalım. Benim adım Deniz Mira. İstediğin isimle seslenebilirsin. Seni sevdim." Gözlerini kırpıştırırken çok tatlı olduğunu da birisi ona söylemesi gerekiyordu.
Dili tutulmuş gibi bir süre hiç konuşmadan gülümseyen suratıma ifadesizce bakınca beni umursamadığını sanıp üzümü astım ve elimi elinden çekip Çağan'ın yanına geri döndüm. Ben tam bir geri zekâlıydım. Adam niye benimle tanışmak istesin ki?...
"Gidelim mi artık?" Etrafımızdaki korumalar dağılmıştı fakat karşı evin korumaları doğrudan burayı hedef alıyordu. Bunu gördüğüm an daha da tırsmıştım buradan.
Korkan ve üzüntülü halimi gören adam kaşlarını çatıp geri elimi tuttu. "Bende Berk. Tanıştığımıza memnun oldum. Yüzünü sırf ben kendimi tanıtmadım diye asıyorsan boşuna asma çünkü ben senin beni sevdiğini duyunca kalp krizi geçirmemek için kendimi tutmaya çalışıyordum..." Şoke içinde ona baktığımda söylediklerini kafasıyla onayladı.
Ne yani benim onu sevdiğimi söylememle kalp krizi geçirecek adam mıydı bu? Yaşlı mıydı acaba?
Hayır yaşlı olamazdı çünkü bu kaslar bayağı gergin duruyordu.
Birleşen ellerimize gülümseyerek baktığımda yanımızdaki üçlü gülmeye başlamıştı. "Gülmeye devam ederseniz sikerim sizi." Berk'in tek bir tehdidiyle sustuklarında ben onlara kıkırdamıştım. Bu kadar korkak olmasınlardı. Bu adamdan kim korkardı ki? Baksanıza çok tatlı...
Az önce korkan kimdi Deniz?
İç sesime küfretsem de yüz ifademi değiştirmemiştim. Berk bu sefer bana döndü. Benim gülmemi sıkıntı etmeyince içimde kelebekler açtığının farkında değildi. Kafasıyla büyük evini göstererek "Bu gece burada kalmak ister misin?" diye sordu. Bu gece annem gelmeseydi de burada kalırdım. Çünkü kocamandı hatta malikane bile diyebilirdik. Acaba öyle miydi?...
"Olur. Madem bu kadar çok ısrar ettiniz burada kalayım." Berk ve Taha sessizcene gülerken Batu ile Çağan anırarak gülüyorlardı. Tam bu sırada karşı evin önünde iki araç durdu. Dur bir dakika bu arabalardan biri Barçın Koralp'in arabasıydı...
Öndeki arabanın sürücü koltuğundan Barçın çıktı ama bir kez olsun bu tarafa bakmadı. Ön yolcu koltuğundan ise İpek çıktı morali bozuktu. Arkadaki arabadan ise Aras ile Kaan çıkmıştı...
İpek oflayarak gözlerini lambaların aydınlattığı sokakta gezindirirken beni gözlerimle karşılaştı. Beni gördüğüne inanamıyormuş gibi bakınca yutkundum. O buraya alışkındı ben ise buraları hiç tanımıyordum. Hatta İpek elini tuttuğum adamı da tanıyor olacak ki bana tiksinerek bakarken Berk'e beni gösterdi.
"Bu oruspunun sevgilimi öptüğünü biliyor musun Berk? Bilsen iyi olur yarın öbür gün evine oruspu soktun diye magazinlere fırlama." Sözleri doğru olmasa bile o kadar ağırıma gitti ki bir şey söylemeden elimi Berk'in elinden çekip yolu bilip bilmememi umursamadan o yerden ayrıldım. Hızlı adımlarla evin bahçesinden çıkıp geldiğimiz yöne doğru ilerledim.
Arkamdan Berk'in "İpek saçmalamayı kes! Deniz sende buraya gel hemen!" Diyen sesini duyduğumda yürümeyi bırakıp koşmaya başladım. Sağ ilk çıkışa girdiğimde artık beni göremiyorlardı. Koşmayı bırakmadan ezberlediğim yere kadar onlardan kaçmaya devam ettim. Beni rahat bırakacaklarına emindim... Kim beni umursayıp iyiliğim için baskı uygulardı ki?
Kaldırım bir yerden sonra bittiği için vızır vızır araba geçen yolun kenarında gücüm kalmadığı için yavaşlayarak durdum. Nefes nefeseydim. Hızlı hızlı soluklanırken bugünün hiç yaşanmamasını istemiştim. Hayır ben ölmek istemiştim...
Bu hayata tutunmamın sebebi neydi?
Doğruya... Ben babamın katilini bulmaya çalışacaktım. Kendime söz vermiştim. Babama sessiz bir söz vermiştim. Ben kendi kendime bir arayış içerisine girmeye karar vermiştim.
"Deniz yıldızı." Barçın'ın sesiyle yerimden sıçrayarak ona doğru döndüm ve birkaç adım geriledim. Arkama bakmadan yürüdüğüm için ayağıma takıldığımdaysa dengemi kaybettim. Küçük bir çığlık koparttığım sırada Barçın "Dikkat etsene." diye beni azarlayarak iki adımda bana ulaşmış ve crop gömlek yüzünden açıkta kalan belimi kavrayarak beni kendisine çekmişti.
Yüzlerimizin arasında mesafe azken bedenlerimiz sıfıra sıfırdı. İkimizde nefes nefeseydik. O da koşmuştu hem de ben durana kadar. Lacivertleri beni anlayana kadarda yüzümü izlemeye devam ediyordu. Ama beni ben istemediğim sürece kimse anlayamazdı.
Kaşları çatık, alnı hafif kırışmıştı. Burun delikleri her nefes alışında daha da genişliyordu. İnce dudakları biraz aralıktı. Keskin yüzü daha da keskindi...
"Bana dokunma." Onu ittirmeye çalışsam da buna izin vermedi. Yerinden kıpırdamadan tek eliyle belimi tutarken diğer elini yüzüme çıkardı. "Özür dilerim... Benim yüzümden oldu." parmak uçları sargı bezin üzerinden yarama dokunduğunda yutkundum. Evet onun yüzünden olmuştu. Eğer dediğimi yapıp odadan çıksaydı yanlış anlaşılma olmayacaktı. O eğlencesine bakacaktı ben ise ruhsal işkenceme devam edecektim.
Şu anda da ruhsal anlamda işkence çekiyordum...
"Özür dilerim. Canın benim yüzümden yandı." Gözlerimi aniden gelen yorgunlukla kapatırken omuzlarımda çökmüştü. Benden özür dilemesinlerdi artık. Benim acıyacak bir canım ya da kırılacak bir kalbim yoktu fakat her darbede daha da ruhsuzlaşacak bir bedenim vardı. Yorulmuştum.
Benden özür dilemesine bu yüzden ruhsuz bir gülüş sundum. Beni tutan kollarından kaskatı kesildiğini anlamıştım. Gözlerim açılırken "Benim canım yok Koralp. Benim bir tek ruhum var... Ve o da bu hayattan göçüp gitmeyi bekliyor." diye fısıldamıştım. Yüzlerimiz bu kadar yakın olmamalıydı.
Barçın beni ona Koralp dememem için uyarsa da ona Koralp demiştim çünkü o da ben onu uyarmama rağmen bana Deniz yıldızı diyordu.
Barçın bir anda belimi saran kolunu sıkılaştırıp yüzünü boyun girintime sokunca kaskatı kesilen ben olmuştum. Dudakları şah damarımla buluşunca ise kalbim duracak sanmıştım... Beni bir kez daha öpmüştü.
Burnunun ucunu öptüğü yer sürttüğünde ürperdim. Tikim vardı. "Bu bedendeki ruh hiçbir yere göçemez..." Dudağı boynuma sürtünürken söylediği cümleyle taş kesildim. Bana dokunmamalıydı.
Kısık sesle konuşarak kalbimin göğüs kafesinden çıkmasını sağlayamazdı.
Ellerim iki yanımda yumruk olmuştu ancak dokunuşu onu ayırmam için bedenime güç vermiyordu. Bedenim onun dokunuşunu sakinlikle karşılıyordu. "Koralp senin yüzünden ruhum daha da yok oluyor." Barçın kırışmış saçlarımda ki eliyle sevgilisi tarafından çekildiğini kendi gözleriyle gördüğü saçlarımı okşadığında gözlerim bir kez daha yorgunluktan kapandı.
"Özür dilerim deniz yıldızı... Çok özür dilerim. Sana zarar vermek istediğim en son şeydi oysa." İkimizde aynı anda yutkunduğunda başka bir şey konuşmadık. O benim boynumda sakladı yüzünü bende bir yanlış anlaşılmanın bizi getirdiği durumu düşünerek yummuştum gözlerimi.
Bana olan yakınlığını hiç sevmemiş olsam da arabaların geçen yolun kenarında onun dinlenmeye ihtiyacı olduğunu düşünerek kendi rızasıyla benden ayrılmasını bekledim. Sevgilisi olduğunu biliyordum bu yüzden Barçın'ı bir abi olarak görmeye kendimi alıştırıyordum. Barçın Koralp bugünden sonra benim için sıradan bir abiydi.
Ona abi demek dilimi yakmayacaktı. Hatta ondan uzak durabilseydim yüzünü bile görmez yoluma devam ederdim. Gerçi benim bir yolum yoktu ki...
Barçın ne yaptığının farkında değilmiş gibi olduğunu anladığım için hızla benden ayrılıp elini ensesine atmasını ve gözlerini ben hariç her yerde gezdirmesini garipsememiştim. Bir anda olan iç güdüyle yaptığıyla utanmıştı. Sevgilisi varken ikidir başka bir kızı öpüyordu. Ve o kız bendim.
Yutkunarak kollarımı rüzgâr estiği için kendime doladım. "Sen evine gidebilirsin abi. Bende eve gidiyorum çünkü." Bana şoke içinde bakmasının sebebi ona abi dememdi. Aramızda dört yaş vardı yani ona abi demem normaldi...
Batu'ya Çağan'a ya da Taha'ya bile abi dememiştim ama beni şah damarımdan öpen adama abi demiştim... Bu çok saçmaydı. Ama olsun abi olarak gördüğümü o da bilmeliydi. Çünkü Taha'lar onlara abi demesem de abim gibi gördüğümü hissetmişlerdi. Ancak Barçın'ın bunu hissetmesi zordu bu yüzden de ona direkt abi diyerek açık açık belirtmiştim.
Kaşlarını çatsa da bir şey diyememişti. İnanamayan bakışlarını benden çekip sırtını bana dönünce bende ona sırtımı döndüm ve yoluma devam ettim. Hava soğuk ve karanlıktı. Bir de bu halimle kaçırılma ihtimalim daha yüksekti. Üstümde ki ceket koşarken düştüğü için sadece mini eteğim ile crop gömlekleydim. Yarı çıplak bile sayılırdım...
"Deniz inat yapmadan Berk'in yanına dönmeni tavsiye ederim. Bu yollarda önüne yaban domuzu bile çıkabilir. Hayvanları geçtim o halinle yoldan geçen sarhoşlar seni-" Kendi cümlesini kendisi kesmişti çünkü devamında ne diyeceğini ses tonundan anlamıştım o da devamını anladığım için küfrederek kendisini susturmuştu. Sarhoşların beni sikeceğini söylemeye çalışıyordu abimiz...
Bu arada ona abi dememi takmıyormuş gibi benimle konuşması içimi sızlatmıştı. Nedenini anlayamamıştım.
Gözlerim ayak uçlarımdayken yürümeye devam ettiğimde üzerime onun ceketi onun tarafından örtüldü. Adımlarım yere çakılınca o önüme geçerek düz bir ifadeyle kollarımın ceketin kolundan geçmesine yardımcı oldu. Benden kat ve kat büyük olan ceketin içinde kayboluyordum. Öyle ki diz kapaklarımı da örttüğünde, fermuarı kapattığında kendimi açıkta kalan bacaklarım yüzünden çıplak hissetmişim. İçime bir şey giymediğimi bile hissettirmişti bu sıcak ceket.
Barçın "Bu saatte tek başına eve gitmene izin vermiyorum küçük kız kardeşim. Madem senin abinim benim sözümü dinle ve beni takip et." diye emrettiğinde dilim damağım kurudu. Bana, az önce dayanmayıp öptüğü kıza şimdi kız kardeşim diye hitap ediyordu. Bunu umursamamaya çalıştım çünkü bende beni öpen adama abi demiştim. Yani ona…
O zaman abimin dediğini yapmalıydım. Ona sırtımı dönüp dediğini inkâr etmeden yapınca şaşırdığını hissettim. "Dur abicim elimi tutman gerekiyor sonuçta sen çok küçüksün birden bir şey dikkatini çeker yanımdan ayrılırsın ben fark etmem sonra da kaybolursun falan maazallah başına bir şey gelir... Biz önlem alalım. Hadi tut elimi kız kardeşim." Benimle dalga geçtiğini eğer yüz ifadesi ifadesiz olmasaydı düşünebilirdim fakat o kadar ciddiydi ki beni kız kardeşi olarak gördüğünü bana kanıtlıyordu.
Uzattığı eline bakınca yutkundum. Bakılarımı ondan çekip ceketin kolu yüzünden içinde kaybolan elimi açığa çıkarmaya çalıştım. Evet abimin elini ona onu abi olarak gördüğümü kanıtlamak için tutacaktım. Ben dokunmaktan nefret etsem de abi olarak gördüğüm kişilere dokunan bir kızdım çünkü. Bunu o da biliyordu bu yüzden beni deniyordu...
Kolumu sıvayıp ince parmaklarımı onun avucuna bıraktığımda tutmadı. Adımlarını durdurarak sadece temas eden ellerimize baktı. Onu gerçekten abi gördüğümü bu hareketimle kesinleştirdiğinde kendisini zorlayarak elimi tutmaya çalıştı fakat olmadı parmaklarını kıpırdatamadı bile. Eğer o da benim elimi tutarsa beni gerçekten kız kardeşi olarak gördüğünü bana gösterecekti. Tutmalıydı!
Eğer tutmazsa bu hayatımı değiştirebilirdi. Bunu bana yapmamalıydı!
Elimi tutması gerekiyordu...
Bölüm etkileşimi
