ARAYIŞ kitap kapağı

6. bölüm / 12

ARAYIŞ

Bir Gerçek Daha

Vaveyla Yazarı: Rabia Toprakk

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 12Şu an: Bir Gerçek Daha

Bana evlatlık olduğum söylendiğinde hayatımdaki değişikler sadece benim acımın ikiye katlanmasıydı ve tanımadığım bir piç benden çıplak fotoğraf isteyerek tanımadığım insanlara bile güvenmememi sağlamasıydı...
Şu an her yanımdan, önümden, arkamdan kısacası dört bir yanımdan geçen tüm insanlar o sapık olabilirdi. Bu düşünceyle elimde tuttuğum kitaptan sık sık gözlerim etrafta gezdiriyor bir anormallik olmadığını anlayınca geri kitabıma dönüyordum. Oturduğum yerde bile her an soyulacağımı düşündüğümde de midem kasılıyordu. Böyle bir şey olursa ben bunu durduracak güçte olsam da elimi dahi kaldıramazdım.
Ben bana dokunulduğunda kafasındaki sesler susmadığı için kendini koruyamayan o çağresiz kalan kızlardan biriydim... Eğer kolumu kendimi korumak için kaldırırsam o kadının buraya gelip bana eziyet çektireceğine inanıyordum çünkü. Ben kendimi koruyamazdım! Ben boşuna dövüş eğitimleri almıştım... Çok iyi bir dövüşçü olsam da kendimi koruyacak kadar özgüvenim bile yoktu benim.
Nasıl gerçek ailemi bulacağım hakkında da hiçbir fikrim yoktu. Biliyorum beni istemedikleri için bırakmışlardı ama ben onların yüzünü bir kez bile olsun görmek istiyordum. Onlara bir kere selam versem bile bana yeterdi... Beni neden istemediklerini sormadan etmeden selam vermek bana bu hayatımdaki en büyük şansı sanabilirdim. Yani o kadar çok istiyordum onları görmeyi...
Barçın'ların yanından ayrıldıktan sonra kimseye güvenmemem daha da zorlaşmıştı benim için. Batu, Taha ve adını sonradan öğrendiğim mandalina kafa yani Çağan bir hafta boyunca Leyla ile bana sataşıp duruyorlardı. Batu duyduklarından sonra bana daha ılık yaklaşıyor ve sözleriyle kırmamaya çok dikkat ediyordu. Bana kahve sözü verdirtmişti hatta bu akşam herhangi bir kafeteryada onun arkadaşları ben ve Leyla kahve içmeye gidecektik. Tabi ben kahve yerine kivi suyunu tercih edecektim.
Kivi suyun ve ıhlamurdan başka bir içecek tüketmiyorum demiş miydim?...
Bu geçen bir haftada o numara hiç aramamış, İpek ve Barçın benimle tek kelime konuşmamıştı. Arada ikisiyle göz göze geldiğimde sadece kafa hareketiyle birbirimize selam vermiştik. Konuşmamamız üçümüz içinde en iyi şeydi.
Onlarla konuşmuyordum ancak Kaan ve sınıfa yeni kaydolan Aras'la iki kelam ediyorduk. Bu konuşmaları genellikle ya Kaan ya da Leyla açıyor ve yine onlar bitiriyorlardı. Bende dinliyormuşum gibi yapıp onları geçiştiriyordum. İnsanlarla çok konuşmayı seven biri olmadığımı bu tavırlarımdan ikisi de anlıyorlardı.
Leyla bana ne kadar ısrar etse de bu konu hakkında konuşmadığım için ona dört hafta önce kimin ve ne için aradığını söylememiştim. Söylersem bana nasıl tepki vereceğini bilmediğimden söylemeye dilim varmıyordu. Peşinde sapık olan bir kızın yanında kalmak ister miydi bunu da bilmiyordum.
Küçüklük arkadaşı olsak bile beni bırakıp gitmesini o istemese de ben ona zarar gelmesini engellemek için onun yanından ayrılırdım. Fakat bunu şu an yapacak cesareti bulamıyordum. Hem ablam hem de kardeşim olan canımdan çok sevdiğim kızı bırakıp gitmek çok zordu...
"Mira yine dalmışsın." Kaan'ın sesiyle ruhum geri bedenime girmiş gibi sıçradım. Gerçekten de fakültenin önündeki banklardan birinde kitap okurken derin düşüncelere dalmıştım.
Elimdeki geçenlerde bitirdiğim yarım kaldığım kitabımın ikinci kitabıydı. Yani Barçın'ın okuduğu kitabın devamı da vardı ve ben şu an onu okuyordum. Birinci kitabı biter bitmez maaşımla kiranın yarısını ödedikten sonra kitabın ikincisini almıştım.
Bu arada işten kovulmamıştım hatta maşımdan dahi kesmemişlerdi. Nasıl böyle bir şey mümkündü aklım bir türlü almıyordu. Üç hafta boyunca gitmeyen bir işçinin maaşı kesilmeliydi. Neyse şükredelim bari...
Kaan bankın boş kalan kısmına otururken ben dalgalanmış saçlarından başlayıp üstündeki siyah sporcu atleti, altındaki siyah eşofmanı, siyah spor ayakkabılarını, kolundaki yeni yaptırdığı yılan döğmesini ve boynundaki kılıç aksesuarı olan kolyeye kadar incelemiştim.
Terlemişti bunu yüzündeki ter damlacıklarından anlamıştım yoksa parfümü üstüne boşaltmış gibi olduğundan ter kokusunu hiç almamıştım. Koştuğunu da hızlı hızlı nefes alışverişinden anlamıştım.
Elindeki su şişesinin kapağını açarken bana "Hayırdır nerelere daldın?" diye sordu. Omuz silkerek kucağıma düşen kitabı kapattım ve boş kalan kısma koydum.
"Sen hayırdır artık yanıma sormadan oturuyorsun?" Ciddi ciddi sorduğum soruyu dalga geçtiğimi düşündüğü için "Artık sormak yok direkt bodoslama dalmak var." diyerek cevaplamıştı. Gülerek önüme döndüğümde ona alışmaya başladığımı hissetmiştim. Saat daha sabah yediydi. Çok insan yoktu bende evde bunaldığım için buraya gelmiştim zaten. Hava biraz bulutluydu ve karamsardı yani güzeldi...
Kaan'ın su şişesini ağzına dayamasıyla yudum sesleri kulağıma ulaşmıştı.
Birilerinin de bu tarafa doğru koştuğunu Kaan suyunu içerken anladım. Kafamı çevirip seslerin nereden geldiğine baktığımda ise Barçın'ın lacivertleriyle göz göze geldim
Benimle göz temasını kesmeden yavaşladığında üstündeki bol beyaz tişörtün hatta siyah eşofmanında terler içerisinde olduğunu görmek beni şoke etmişti. Bu kadar çok terletecek şey sadece koşmak mıydı?
Düz saçlarını damarlı eliyle karıştırırken gözlerini kafasıyla beni selamladıktan sonra Kaan'a dikti. İnce kaşları anında çatılırken elindeki şişenin kapağını açmıştı.
"Şerefsizsin oğlum sen. Kestirme yapınca fazladan koşmuş olmuyorsun." Kaan umursamazca yerinde daha çok yayıldı. Barçın’ın arkasındaki gözleri sarı olan saçlarını uzatmaya çalışır gibi bir hali olan üçüncü dev yani Aras beyde "Çekil lan oradan. Ben oturacağım." diyerek öne çıktı.
Beni fark ettiğinde ise şaşırdığını belli edip eliyle ağzını örttü. "Mira senin burada ne işin var hem de bu saatte?" Barçın Aras'a omuz atarak öne geçtiğinde cevap vermek için araladığım dudaklarımı Barçın yanıma gelip hemen yanımda duran kitabımı aldığında kapatmıştım.
Kaşlarım kendiliğinden çatılırken "Kitap okumaya gelmiş görmüyor musun?" demişti Barçın ağzının içinden konuşarak. Kitabımı karıştırmaya başlayacaktı ki elinden almaya çalıştım. "Ver kitabımı." Gözlerini devirerek kitabı benden uzaklaştırdı. Umursamaz bir tavırla benden iki üç adım uzaklaştıktan sonra bu kitabın okuduğu kitabın ikincisi olduğunu anlayıp, "Kitabını ödünç alıyorum. Üç gün sonra veririm." Demişti piç!
Yerimden doğrulup bende bir adım ona yaklaştım. "Vermiyorum kitabımı. Git kültürlü bir şeyler oku sen." Geçen sefer notta yazdıklarına nokta atışı yaptığımda kaşlarını eğlenceli bir edayla kaldırıp, dudaklarını vay be dercesine büzdü. Kitabı havaya kaldırıp "Bu kitap bittiğinde sana da bana da kültürlü bir kitap alacağım. Şimdi çok uğraştırmada bende okuyayım kitabı. Zaten en heyecanlı yerinde kalmıştım... Pardon ya o bu kitap değildi çünkü bu sıkıcıydı yani heyecanlı olması mümkün değildi." dedi.
Diğer elindeki su şişesini ağzına dayayıp içmeye başladı. Anlık gelen öfke ve özgüvenle kalın ama ince gözüken damarlı elinin üstünden tutup şişeye baskı uyguladım. İçtiği yudum boğazında kalırken havadaki kitap eli gevşediğinden düşmek üzereydi ki son anda tuttum. Kitap artık bendeydi...
"Lan adamı öldüreceksin kızım." Aras ve Kaan arkadaşları için endişelendiğinde ikisine de Kaan'ın elinden çevik bir hareketle kaptığım su şişesindeki kalan suyu döktüm. Hava sıcaktı serinlesinlerdi işte. Bana böyle yapılsa yapan kişiye teşekkür ederdim ama onlar bana küfür savuruyordu.
Şişe boşaldığı an "Gidin yıkanın. Becerilmiş gibisiniz." dedim ve yanlarından hızlıcana ayrıldım. Bunları yapmamın sebebi asıl Barçın’dı. Kitabımı okumasını istemiyordum. Özellikle sayfaların kenarına not aldığım kitaplarımı okumasını katiyen istemiyordum. O da gelmiş inat yapıyordu bana.
Bugün ilk defa benimle diyalog kurmasına hiç gerek yoktu. Zaten sevgilisi ve onu hocanın aynı zamanda sınıfın karşısında utandırmıştım bir daha bunu yapmam için sebep vermesindi. Bir de İpek'i zevkten dolayı inletmemiş kızın parmağını arı sokmuş... Evet gerçekten de sokmuştu. Bunu İpek'in eline baktığımda kendi gözlerimle görmüş ve inanmıştım. Ama inleme sesi hiç acıdan dolayı gibi gelmiyordu yani Batu ve benim yanlış anlamam normaldi...
Kafamı saçma sapan düşüncelerden sıyrılmak için iki yana salladığımda yeni açılmaya başlayan kantine vardım. Kantinci Nilay abla ben her sıraya girdiğimde ne istediğimi bildiğinden bana ne isteyip istemediğimi sormadan ıhlamurumu hazırlayıp verirdi. Kantin boş olduğunda da benimle sohbet ederdi.
Sohbetleri ilgimi çektiğinden dinliyor ve söylediklerini yorumluyordum. Orta yaşlarında, hafif kilolu, sevecen bir kadındı. Çok çalışkandı sadece kantinci görevlisi de değilmiş. Akşamları da kocasının dükkanında yarın için hazırlık yapıyormuş.
Kocasıyla neden çalışmadığını sorduğumda oğluyla her bir araya geldiklerinde kocasını çıldırtmaya bayıldığı için rahat durmuyormuş bu yüzdende elinden geldiğince onlardan uzak duruyormuş. Otuz sekizinde olduğunu ve yirmi ikisinde oğlu olduğunu öğrendiğimde şaşırmamıştım. On altısında çocuk sahibi olması beni şaşırmazdı çünkü benim üvey olarak verildiğim ailede, kürt olduklarından da etkisi olduğundan çok görmüştüm bu yaşta çocuk yapanı...
Nilay abla karton bardağını uzatırken bende bu aralar tarzımmış gibi giydiğim kargo pantolonumum cebinden cüzdanımı çıkartıp içinden bozuk paraları alıp ona uzatmıştım. "Afiyet olsun kızım." Anne sıcaklığını Gül abla vefat ettikten sonra hiç tatmasam da Nilay abladan gıdım gıdım tadıyordum. Elimdeki parayı aldığında bende karton bardağını almıştım. Tebessüm ederek "Senin de ellerine sağlık Nilay abla." Dedim. Ihlamurdan bir yudum alıp omzumu kantinin camdan duvarına yasladım ve Nilay ablayı izlemeye başladım. "Nilay abla kendine de bir ıhlamur yapsana ben ısmarlamış olayım olur mu?" Elimdeki bardağı tezgâha bırakıp cebimden tekrardan cüzdanımı çıkarmıştım ki "Yok sağ ol kızım ben sabah sabah bir şey içemiyorum." Diyerek beni reddetti. Başımı sallamakla yetindikten sonra elime tekrar bardağımı aldım.
"Eee Nilay abla sen daha ne kadar burada çalışacaksın?" Sıkıldığım için Nilay ablayla konuşmaya başladım. Bu bir haftada hep yaptığım buydu. Bir tek Nilay ablanın muhabbeti sarıyordu çünkü. Kocası ve oğlu hariç başkaları hakkında dedikodu yapmayan bir tek oydu. Küfretmeyen hatta kimseyi yargılamayanda oydu... Bu yüzden onunla konuşmayı seviyordum.
Bir yandan işini yaparken bir yandan da bana cevap verdi. "Oğlum evlenip ayrı eve çıkana kadar çalışacağım. Evlenene kadar ayrı eve çıkmasına izin vermiyorum diye şu an evde yoksa yanımızdan ayrılmıştı..." Gözlerim etrafta gezinirken kulağım Nilay abladaydı. Oğlunun sevgilisi olmadığını bir ara söylediğinden biliyordum ve açıkçası sevgilisi yoksa evlenmesine daha çok var demekti. Nilay abla altı sene daha burada çalışır diye düşünüyordum tabi oğlunu tanımadığımdan bu düşünceyi hemen silip bir kenara atıyorum.
"Allah ne muradı varsa versin o zamanda sen bu kutucuktan kurtulup rahatlarsın inşallah." Nilay abla gülerek duamın kabul olmasını avuçlarını dua eder gibi açıp "Âmin" Diyerek istedi Allah'tan. Sonra da tezgâhı temiz olmasına rağmen silmeye başladı. Sabah bu saatte nasıl kalkıp buraya geliyordu anlamaya çalışıyordum. Nilay abla çalışkanlığını bu durumdayken de gösteriyordu.
"Mira her gün ıhlamur içmekten sıkılmıyor musun?" Kaan'ın sesini hemen arkamdan duyduğumda bir kez daha onun yüzünden sıçradım. Neden sessiz yaklaşmıştı? Ve benden ona neydi?
Omzumu yasladığım yerden çekip Bir adım öne çekildikten sonra ıslanmış üçlüye döndüm. Barçın'ın kötü kötü bakan bakışlarına göz kırıp sırıtarak karşılık verdiğimde üçünün de bu hareketimle şaşırdığını yüzlerindeki ifadeden anlamıştım. Ihlamurdan bir yudum daha alıp gözlerimi ilerideki ağaçlık alana kaydırdım.
"Neden sıkılayım amına koyayım? Hem ben bunu eğlendiğim için içmiyorum ki sıkılayım... Biraz mantıklı sorular sormayı öğrenin becerilmişler." Kaan sabır çekerken Aras ve Barçın son kelimemle küfür savurmuşlardı. Becerilmişlerdi işte...
"Mira düzgün konuş kızım. Sana yakışmıyor bu sözler." Nilay ablanın da bizi dinlediğini unuttuğum için bende sessiz bir küfür savurup dilimi ısırdım. Önümdeki üçlüde bakışlarını Nilay ablaya çevirmişlerdi. Tanımadıklarına emindim fakat Kaan "Kolay gelsin Nilay abla." diyince dumura uğramıştım. Zengin üçlünün Nilay ablayı tanıdıklarını kimse düşünmezdi. Yani bence...
Nilay abla başını sallamakla yetindiğinde ben bana uyarıcı gözlerle baktığı için mahcup bir ifadeye bürünüp Nilay ablaya "Kusura bakma Nilay abla arada söylerim böyle şeyler. Ama hak edene." dedim alttan alttan yanımdakilere sokmaya çalışarak.
Barçın birden askerlik arkadaşıymışım gibi kolunu omzuma atıp Nilay ablaya kendisini gülümsemeye zorlayarak baktı. "Bu kültürsüz hak eden kişilerin kim olduğunu bilmeden önüne gelen herkese söylüyordur eminim ki. Yani arada değildir her zaman söylerdir böyle şeyler." Kaşlarım çatılırken omzumu tutan elini itmeye çalıştım ama izin vermedi. Piç herif bana sormadan dokuyordu!
"Seni öldürmemi istemiyorsan çek elini omzumdan." Omzumdaki elini çektiğinde ondan uzaklaştım. Askerlik arkadaşı olduğumuzu sanmıştı büyük ihtimalle.
Elimdeki boşalan bardakla "Neyse Nilay abla sana kolay gelsin. Bu arada dualarımda sen ve oğlun her zaman yerini alacak haberin olsun." Dedim. Nilay abla içten bir şekilde gülümserken ben bardağı kenardaki çöp kutusuna attım.
"Benim dualarımda da sen eksik olmayacaksın kızım. Hadi sana da iyi dersler." Başımı sallamakla yetindikten sonra fakültenin içine girdim. Bir saat sonra ders başlıyordu. Bugün saat on ikiye kadar ders işlenecektik ders biter bitmezde çalışmak için bara gidecektim. Akşam altıya kadar çalışmak beni bugün yorar mıydı bilemiyordum...
Sınıfa geçip yerime oturdum ve günün akışına uydum...
***
"Mira şu masaya da servis yapar mısın?" Beril'e ters bir bakış attım. Bugün saatler hızlı geçmişti. Derste dersten çok Barçın ve İpek'in konuşmalarını dinlemiştim çünkü. Bilerek dinlememiştim tabii ki de sesleri yakınımda olduğu için dinlemek zorunda kalmıştım. Bu arada Barçın’lar sanki sabah hiç karşılaşmamışız gibi davranmışlardı. Bu davranışı hoşuma gitmişti çünkü bugünkü konuşma kotam fazlasıyla dolmuştu.
Batu'lar da beni çok konuşturmuşlardı sınıfa geldiklerinde. Akşam yani bir saat sonra zaten kahve içerken muhabbet edecektik bu yüzdende konuşmaya hiç gerek yoktu...
Leyla ile ben onlarla konuşurken de Kaan ve Aras'ın bana olan tip bakışlarına kafamı hayırdır der gibi sallamakla yetinmiştim. Onlarda bu hareketimle bana trip atar gibi burun kıvırıp önlerine dönmüşlerdi. Bu hareketlerinin neye borçlu olduğunu maalesef ki anlayamamıştım. Anlamak içinde uğraşmamıştım. Batu'lar da buna müsaade bırakmadan konuşmuşlardı.
Hoca gelip derse başladığında bizde muhabbetimizi yarım bırakmış ve dersi dinlemeye başlamıştık. Ders bittikten sonra da direkt buraya gelmiştim. Bar tezgahının önünden Beril sayesinde on kere gidip gelmiştim ve bundan hiç hoşnut olmamıştım. Bana bir yerlere servis etme görevi veren Beril'i kızıl saçlarından tutup yolasım geliyordu. Beğenmediği bütün erkek tiplerinin yanına beni yolluyordu küçük kızıl şeytan.
Elimdeki havluyla ellerimi kuruttuktan sonra onun yüzüne fırlattım. Neyse ki benden iyi refleksleri vardı da yakalayabilmişti. Bana dil çıkartıp diğer elindeki tepsiyi elime tutuşturduğunda ona laf anlatmaya çalışmadım bile. Bütün sorunlu erkeklere ben servis ediyordum. Berbat bir şeydi...
Tezgâhın önünden ayrılıp Beril'in işaret ettiği yöne giderken müzik sesi ve insanların dans edişlerine tahammül edemiyordum. Ben bu işe neden başlamıştım ya?...
Kafamı götürdüğüm masaya çevirdiğimde gördüğüm kişilerle şaşırsam da ilerlemeye devam ettim. Barçın ile İpek nerede olduklarını umursamadan öpüşürken Kaan, Aras ve kim olduğunu bilmediğim bir esmer kendi aralarında konuşuyorlardı. Barçın İpek’in çenesinden tutup kendisinden ayırdığında bir şeye öfkeli gibi kaşlarını çatıyor olduğunu görmüştüm.
Gözlerimi tam onlardan çekecektim ki Barçın'ın lacivertleri beni buldu. Bakışlarında bir şeyler değişirken kaşlarını daha da derinden çatması beni biraz korkutmuştu. Bana olan bakışlarını anlamadığımdan kafamı hayırdır der gibi sallayarak göz kırptım anlamadığımı belirtmek istercesine. İpek'in bunu görüp görmemesini umursamadan yapmıştım zaten İpek'te kendine çeki düzen veriyordu. Buradaki her kız gibiydi yani.
Masaya vardığımda şapkamdan dolayı yüzüm çok gözükmüyordu...
Kadehleri tepsinin kenarındaki notlara göre dağıtırken esmer olanın "Kaan bu kızı tanıdığını söylemiştin. Neden sizi tanımıyormuş gibi duruyor?" diye sorduğun işittim. Siyah renkli gözlerin ağırlığını üzerimde istemediğim için kaşlarımı çatarak ona ters bir bakış attım. Bana alıcı gözlerle bakmasına müsaade edemezdim. Zaten zorunlu olarak giydiğim siyah mini etek beni çıplak hissettiriyordu...
Bakışlarımla bana bakmayı bıraktığında bende dağıtmaya devam ettim.
"Tanışıyoruz ama bizimle çok konuşmaz kendileri..." Aras Kaan'ın yerine cevapladığında Kaan'da onu onaylamıştı.
İpek'in mavilerinin de bende olduğunu biliyordum. Hatta hepsi şu an benim hareketlerimi izliyorlardı. Barçın'ın önüne koyacağım kadehi ben masaya bırakmadan önce ellerimin üzerinden tutup almaya çalışan Barçın'la kafamı hızla ellerime temas eden ele doğru kaldırmıştım. Barçın tam karşımdaydı ve bardağa değil bana bakıyordu. Dokunuşuyla ellerimi geri çekmeye çalışsam da buna izin vermeden bardağı kendine çekmek yerine eğildi.
O ince dudaklarını kadehe dedirdiğinde ellerinin yakıcı olmaya başlaması hiç normal değildi. Bana bakarak bir yudum aldığında artık sinirlenmeye başlamıştım. Herkesin bizi izlemesi de ayrı bir belaydı zaten!
Sabah yaptığımın aynısını yaptım bende. Ama bu sefer sıkamadığım için bardağı ağzına doğru ittim. Cam kadehin dişlerine çarptığını bu seste bile duyduğumda, duyduğumuzda beşimizde aynı anda yüzümüzü buruşturmuştuk. Acımış olmalıydı...
Barçın anında kaşlarını çatarken Kaan "Kaç Mira, kaç. Koralp seni bugün öldürmeden durmayacak yoksa." Diyerek beni ittirdi. Barçın'ın keskin ve sakalsız çenesinden içki damlacıkları süzülürken bardağı sertçe masaya bırakmıştı. Siktir...
Acıdan kısık sesle inlediğinde İpek'te sevgilisine böyle yaptığım için ayağıya fırlayıp “Ne yaptığını sanıyorsun sen?!” diyerek saçlarımı tutmak için bir hamle yaptı. Fakat "İpek sen dur." diyen Barçın'la durmak zorunda kaldı.
İpek Dişlerini sıkarak Barçın'a baktığında Barçın'ın gözlerinde ne gördüyse gevşemişti. O yerine oturduğunda bende yanlarından ayrılmak için bir adım atmıştım.
"Nereye gidiyorsun sinsi kız?" Barçın'a kaşlarımı çatarak döndüğümde şapkamdan dolayı kaşlarımı çattığımı göremiyor olabilirdi. "Sinsilikle ne alakası var bunun beyefendi? Ayrıca işimi yapmaya gidiyorum müsaade ederseniz." Rahat bir tavırla sırtını geriye yasladığında keşke dişini kırsaydım diye içimden ah çekmiştim.
Kafasını iki yana sallayarak gözleriyle yanındaki boşluğu gösterdiğinde ne demek istediğini cidden anlamamıştım. "Müsaade etmiyorum. Şimdi buraya gel." Ellerimde yumruk olduğunda sol elimdeki tepsiyi kafasına geçirmeyi planlıyordum.
Kaan ve Aras eğlenen bir tavırla sırıtmaya başladıklarında onlarla bir daha konuşmayacağımı kesinleştirmiştim. Barçın'ın dediğini yapmadığımda Barçın cümlesini tekrarladı ama bu sefer tehdit ederek.
"Buraya gelmezsen hayatında hiçbir zaman bir iş sahibi olamazsın." Piç kurusu! Böyle bir güce sahip olduğunu bildiğimden ona itaat ettim ve koltukların arkasından dolanarak yanına geldim. Sırıtarak bu sefer eliyle arkasını gösterdi. Dilini kullanıp konuşamıyordu herhalde... İkiletmeden arkasına geçtiğimde kafasını geriye atarak bana tersten baktı.
"Masaj yapacaksın hem de ben buradan gidene kadar." Gözlerim kocaman açılırken elimdeki tepsiyi kafasına geçirmeyi şuan bile düşünüyordum. Kaan ve Aras kahkaha attığında ağzımın da bir karış açıldığını fark ettim. Barçın'ın bakışlarının ağzımın içine kayacağını anladığımda ise direkt kapattım.
Dilimde hala işkencelerin izi vardı. Kendime gelerek Barçın'ın dudaklarıma bakan gözlerine baktığımda o da gözlerini gözlerime çıkarmıştı. Cidden bunu yapmamı mı istiyordu? Sabah akşam neden onunla karşılaşıyordum ki?
"Yapmazsan dediğimi yaparım." Oflayarak İpek'e döndüğümde kızın bana olan bakışlarını hiç sevmemiştim. Benim sevgilisine dokunmamı tabii ki de istemiyordu. Zaten bende sevgilisine dokunmaya meraklı değildim ki!
Ben kimseye dokunmazdım!
"Barçın rahat bırak kızı." Esmerin sözüyle beni rahat bırakacağını zannetmediğimden elimdeki tepsiyi yanımdan geçen garsona verdim. "Beril'e söyle ebesinin amını sikeceğim." Kız Beril'i tanıyor olduğundan kafa sallayarak beni onayladı ve yanımdan ayrıldı.
O kızın bunu ileteceğine emindim….
Barçın esmer olana ters bir bakış atarken üzerindeki deri ceketi çıkarmış ve koltuğa bırakmıştı. Gerçekten bunu yapacağıma inanamıyordum. En fazla kırk beş dakika yapacaktım sonra da siktir olup gidecektim bu bardan.
Barçın geri eski pozisyonuna döndü ve gözlerini yumdu. "Başla hadi." Ellerimi beyaz tişörtünün üzerinden kaslı omuzlarına koyduğumda gözlerini biraz aralamıştı. Ona dokunmak zorunlu muydum ya?...
"Mira sen derste neden sayfaları karalıyorsun?" Meraklı meleat Kaan'a bakmadım.
"Dersi öyle daha iyi anlıyorum da ondan." Cevabımla garip mırıltılar çıkaran Barçın buna hiç inanmıyormuş gibiydi. Omuzlarını daha çok sıktığımda ayaklarını da ortadaki alçak ahşap masaya uzattı. Gerçekten bu becerilmişe dokunmak istemiyordum.
"Aferin ama biraz daha sık." Mayışmış sesiyle içimde tuhaf bir his olmuştu. Omuzlarını daha yeni sıkmama rağmen bileklerim ağrımaya başlamıştı. Gözlerim kimse beni görmüyor diye Barçın'ın keskin yüz hatlarında iki saniye gezinmişti. Dikkat çeken bir yüzü olduğundan bütün kızlar ona bakıyordu. Sevgilisini hatırladığımda gözlerimi farklı bir noktaya diktim.
"Bu kadar yetmez mi?" Barçın kaşlarını çatmaya çalıştı fakat o kadar gevşemişti ki bunu yapamadı. "Hayır ben buradan ayrılana kadar yapacaksın. Ayrıca hiç iyi yapamıyorsun." Sesinden bile anlaşılıyordu ne kadar iyi yaptığım! aferin de demişti hem...
Omuzlarını acımasını sağlayacak şekilde sıktığımda kaşları şimdi çatılmıştı. Gözlerini açtığında direkt gözlerimle karşılaşmıştı. Bir şey yapmamışım gibi yabancı şarkının sözlerini mırıldandığımda dudağının kenarını kıvırmamak için kendini zor tutmuştu fakat gözleri benim bu hareketime gülmüştü. Gözlerinin bakışına hayran kalmıştım. Bir insan nasıl gözleriyle gülebilirdi ki?...
"Yavaş ol... Hemde sadece omuzlarıma değil. Başımda ağrıyor başıma da masaj yap hatta şu kollarıma da yap." Emir vermesine sinir olurken sert bir nefes vermiştim. Gözlerini bu sefer kapatmadı bende gözlerine bakarken ellerimi omuzlarından çekip alnına parmak uçlarımla masajlar yapmaya başladım. "Sen tam bir piçsin.”
Göz kırparak elindeki az önce dişlerini kırmanın yakınından geçen kadehi ince dudaklarına götürdü. "Piç değilim." Beyimiz bir de inkâr ediyordu.
İpek Barçın'ın omuzuna bedenini yatırdığında gözlerimi İpek'in sarı saçlarında gezdirdim. "Bana bak." Barçın'ın sesiyle ona baktığımda İpek'te benim gibi ona bakmıştı.
İpek çenesini Barçın'a dayadığında Barçın gözlerini benden çekti. "İpek temas yok." Kaşlarım kendiliğinden çatılırken elimle alnına vurup geriye çekildim. Bu mal ne diyordu?
"Sevgilinin temasını istemiyorsan benim dokunmama da izin vermemelisin." Onu azarladığımda alt dudağını ısırdı bu sırada Beril elinde çalan telefonumla yanıma yaklaştı.
Barçın'ı umursayamadan Beril'in "Kızım bu kim sabahtan beri arıyor." diye söylenerek elime tutuşturduğu telefonu aldığım gibi yanıtladım. Ses yükseldiği için beni dört hafta önce arayan piçin sesini duyamıyordum.
Barçın’ın yerinden kalktığını hatta koltuğun etrafından dolandığını fark etmiştim. Kulağımdaki telefonun sesi gelmediğinden küfür savurup çıkışa doğru ilerledim.
"Dur amına koyduğum. Sesin gelmiyor." Söylenerek kalabalığın içinden geçtim. İnsanlar deli gibi dans ederken bana çarpmamaları için direniyordum. "Mira nereye gidiyorsun?!" Barçın'ın sesini bile duymuştum ama bu siktiğim kişisini duyamamıştım!
Kapıyı itekleyerek açmaya çalıştığımda kapının açılmaması normaldi çünkü kapı çekilerek açılıyordu. Akıl mı kalmıştı be?!
Dışarıya çıkmamla soğuk rüzgârın çıplak kalan yerlerime vurması bir olmuştu. Koşuşturduğum için nefes nefese kalmıştım. Köşeye çekilerek derin bir nefes alıktan sonra "Konuş." dedim. Karşı taraf bir süre ses etmedi. Kaldırımda ileri geri voltka atarken duyacaklarıma karşı kendimi hazırlıyordum.
Bu piç bana ne diyecekse bir an önce söylemeliydi yoksa kalp krizinden ölebilirdim.
Ve barın kapısı tekrar açılırken yabancı kişi beni donduracak bir gerçeği söyledi.
"Üvey olduğuna inandığını düşünüyorum bu yüzden sana bir sır daha veriyorum güzelim... Senin gerçek baban en yakın arkadaşı tarafından kullanılan uçaktan düştü ve boğularak öldü... Hemde nereye biliyor musun?" Yutkunurken başımı iki yana salladım. Bu kişi her kimse beni görüyor olmalıydı. "Okyanusa..." Telefonun kapanma sesinden önce değiştirilmiş sesin tek kelimesiyle dünyam tersine dönmüş gibi hissettim.
Babam ölüydü...

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.