10. bölüm / 12
ARAYIŞYan Binadaki Yeni Tanıdık Kiracı
Bölümler 12Şu an: Yan Binadaki Yeni Tanıdık Kiracı
- 1 PROLOG1.376 kelime
- 2 Hayatımdaki Gerçek3.509 kelime
- 3 Kitap hırsızı2.220 kelime
- 4 Acı ve korkuyu aynı anda2.195 kelime
- 5 Kimseye Güvenmemek4.147 kelime
- 6 Bir Gerçek Daha3.282 kelime
- 7 Sahil Kenarı5.684 kelime
- 8 Yanlış Anlaşılma4.976 kelime
- 9 Haksız Yere Zorbalanışım9.629 kelime
- 10 Yan Binadaki Yeni Tanıdık Kiracı10.883 kelime · Okuduğun bölüm
- 11 Gizli Hayranlarım9.553 kelime
- 12 Nefretimin Çoğalması8.242 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Bir ay sonra
Bir ay boyunca dışarıda yata kalka yaralarımı iyileştirmeye çalışıyordum. Barçın'ın sevgilisi yüzünden oluşan yaralarım iyileşmek üzereydi ama sol avucumdaki dikiş izini gördükçe ruhumdaki yaralar daha çok açılıyor ve kanıyordu. Barçın ile son konuşmamızda bunu umursamamamı sağlıyor çok düşünmemi engelliyordu. İki gün hastanede kalıp taburcu işlemlerimi yaptırırken kaldığım özel odanın sahibinin Barçın olduğunu öğrenince şaşırmış ama fazla umursamamıştım. Barçın bana borçlu hissetmiş olmalıydı ki beni Karahan'ların kullandığı odayı açmıştı bu kadar... Onu borçlu olarak görmüyordum çünkü onu direkt görmüyordum. Gerçek anlamda...
Hastaneden ayrıldıktan sonra bir hafta boyunca okula ya da işe gidememiştim zaten işten de kovulmuştum... Parasız pulsuz kalmıştım üstelik evsizde kalmıştım. Bir hatayla erkeklerin pis bakışları kızların ise tiksinti dolu bakışları altında kalmıştım ben. Çıplak fotoğrafımı isteyen piçi hatırladıkça da şuanda olduğu gibi midem bulanmıştı. Benim çıplak sayılan yara bere içinde olan bedenim İpek'in Instagram sayfasında sabitlenen olarak paylaşıldığı için milyonlarca insan görmüş ve tekrar paylaşmıştı. Barçın'ın ve tanımakta zorlandığım Berk'in uğraşları sayesinde fotoğrafım kimsede kalmamıştı... Ama o fotoğrafı gören herkesin hafızasında çıplak yaralı bedenim kaldığı için o bakışlar hep bendeydi.
Yani hayatım giderek zorlaşıyordu. Üvey olduğumu öğrendiğim ilk gün hissetmiştim böyle olacağımı ama bir ümit düzeltirim diye de kendimi teselli etmiştim... Ancak öyle olmadı. Hayatım her yanlışımda karardı. İnsanlarla konuşmak bir aptallıktı. Çünkü aslında ben hayatımı daha çok batıracak o iki şahıs ile hiç konuşmaya başlamasaydım bugün dışarıda bir başıma yapayalnızmışım gibi boş sokaklarda gezinmezdim.
O iki şahıs beni evimden, İşimden ve en önemlisi hayalimden uzaklaştırmıştı. Eve gidemiyordum çünkü ev sahibi adım oruspuya çıktığı için beni eve sokmamak şartıyla Leyla'nın evde kalmasına izin vermişti. Leyla'yı benim dışarıda kaldığım sürece onun evde kalmasını ve kendisine dikkat etmesini söylemiş, tembihlemiştim ama o beni yalnız bırakmak istemiyordu... Fakat her insanın istediği olmuyordu. Bu yüzden o evde beni düşünerek yaşarken ben dışarıda kendime yeni bir yaşam yeri arıyordum. Evet ev sahibi çok acımasızca davranıp beni evden kovduğu için kendime yeni bir ev arıyordum.
İşe de aynı sebep yüzünden gidemiyordum ve paramda olmadığı için bir sığınak bulamıyordum bende babamın yanında kalıyordum. Sahil kenarına gidip iskelenin üzerinde uyuya kalıyor ama sarhoşlar yüzünden uyanıp kendimi o sarhoşlardan gizlemeye çalışıyordum. Şu anda olduğu gibi...
Gece yarısını geçmişti ve bende dünkü kafenin kızlar lavabosunda zorla değiştirdiğim siyah kargo pantolonum ile beyaz yuvarlak yaka tişörtümle donmama rağmen daha çok esen yere yani sahil kenarına gelmiştim. İki saat zor uyumuştum zaten sonra da sarhoşlar sahili basmış parti gibi bir şey yapmaya başlamıştı. Bende kumsaldan uzak olan yüksek duvarın arkasında oturmuş onların gitmesini bekliyordum.
Dışarıda kalmakta çok zorlanıyordum ve Beril'in kendi evi olmasaydı ben nerede duş alacağımı hiç düşünemiyordum bile. Beril o kadar anlayışlı bir insandı ki bana benim öyle birisi olmadığımı söylediğimde gözlerimden zaten öyle biri olamayacağımı anladığını söylemiş ve evini açmıştı. Ona yük olmak istemediğimden sadece duş almak için gidiyordum. Kimseye yük olmak istemiyordum. Her ona duş almak için gittiğimde bana ıhlamur yapıyor ve içmeden evden gitmeme izin vermiyordu. O da benim dışarıda kalmamı istemiyor ve üzülüyordu... Bu yüzden elinden ne gelirse onu yapıyordu.
Ihlamur demişken de aklıma bana hayal kırıklığıymışım gibi bakan Nilay abla gelmiş ve içim burkulmuştu. Bir haftadan sonra okula gittiğimde her zamanki gibi ilk önce kantinden ıhlamur almaya gittiğimde Nilay abla benden böyle bir şey beklemeyeceğini söylemiş ve bir daha benimle konuşmamıştı. Ona yanlış anlaşılma olduğunu söyleyememiştim bile. Anne sıcaklığını bana tattıran kadında adımın o kelimeye çıkmasıyla bakışlarını benden koparmış ve beni tanımıyormuş gibi yapmaya başlamıştı. O da benden tiksinmeye başlamıştı. Ama bu haksızlıktı!
İpek'in yanlış anladığının farkına vardığını çok iyi biliyordum ve buna rağmen benden gelip özür dilememesi çok ağırıma gidiyordu. Gerçi o fotoğrafımı bir açıklama yaparak silebilmesine rağmen o sadece fotoğrafımı silmiş hiçbir şey olmamış gibi yaşamaya devam etmişti. Benim öyle biri olmadığımı insanlara söyleyebilirdi... Ama sırf gururu kırılır diye beni bu hayatı yaşamaya mahkûm ederek hayatımdan çıkmıştı.
Girmiş miydi ki çıksın hayatından?
İç sesime kısık sesle güldüğümde delirmiş olduğumu düşünmeye başlamıştım. Bu bir ay boyunca iç sesim bana arkadaş olmuştu aynı boynumdaki kolyem gibi. Boynumdaki kolyeyi benden almadıkları için şanslıydım. O kızların kolyemi çalmaması şaşırtıcı olsada fazla kafaya takmayan birisi olduğum için yine umursamamıştım. Çalınacak bir telefonum vardı o da o gün dövülmeden önce kaybolmuştu. Bu yüzdende o beni araya piç kurusuna ulaşamıyordum. Daha doğrusu o piç kurusu bana ulaşmak istiyorsa da ulaşamazdı. Yeni telefon alacak paramda olmadığından ortada saf gibi kalmıştım.
"Ooo kim varmış burada! Beyler buraya gelinde bu güzelliği görün." Kulaklarıma ulaşan sesle yerimden irkilerek doğrulduğumda sarhoş adama korkuyla bakmaya başlamıştım.
Ayakta zor duruyormuş gibi duran adamın kirli sakallı, beyazlamaya başlamış siyah saçları birbirine karışmıştı. Kırışmış kırmızı siyah gömleğinin ve diz kapakları yırtık ince bacaklarına yapışık olan kot pantolonunun üzerine elindeki içki şişesindeki içki dökülmüş olmalı ki ıpıslak duruyordu.
Koyu kahverengi gözleri açıkta kalan boynuma ve dudaklarıma bakıyor ve daha çok kararıyordu yanıma gelip beni korkuturken kıllı kolunu yanıma gelip omzuna atınca titremeye başlamıştım. Berbat kokan adam sararan dişlerini göstererek güldüğünde yüzümü buruşturarak kolunu ittirmeye çalıştım ama çok sıkı tuttuğu için hareket dahi ettirememiştim. Bu sırada da yanımdaki sarhoş adamdan hiç farkı olmayan diğer üç sarhoş adam karşımıza geçmişti.
Aralarından en pis olanın yanımda olmasına küfretmiştim.
Bir de hangisi seni tutsun diye seçim yap Deniz?
İç sesime de küfrederek yardım istemek için tam bağıracaktım ki yanımdaki eleman pis eliyle bağıracağımı anlamış gibi ağzımı örtüp "Sessiz ol güzellik. Yoksa şu arkadaşa seninle oynayamadan bıçaklattırmak zorunda kalacağım." diye ağzından tükürükler saçarken konuşmuştu. Gözleriyle gösterdiği sarhoşun elindeki çakıyı görünce yutkundum. Kaskatı kesildiğimde sessiz olacağımı anlamış ve geri çekmişti o pis ellerini. Derin bir nefes aldığımda onlar benim hakkımda pis düşüncelerini sesli sesli konuşmaya başlamışlardı ama ben onları duymuyor çaprazımdaki adamın eline bakıyordum. Elindeki çakıyı döndürüp durmasını dehşetle izlediğimin farkında değildi.
Beni "buraya gel bebeğim." diyerek çekiştiren adama midem kasılarak bakarken kolumdan tutulmuş ve duvarın arkasından çekilerek kıyıya doğru yürütülmeye başlamıştım. Adımlarım geriye doğru gitmeye çalıştığında adam sinirlenmesine rağmen gülerek beni çekiştirmeye devam etmişti. En sonunda denize yakın olan yerde durduklarında kolumu tutan adam beni sertçe yere itmişti. Ve bende dengemi kaybettiğim için yere düşmüştüm.
"İlk ben başlıyorum." Beni bulan adam öne atıldığında gerilemeye başlamıştım. Sürüklenirken avucumdaki kesiği umursamadan elimin üzerine baskı uygulamıştım çünkü tecavüz edilmek istemiyordum. Diğer üç adam bana aç gözlerle bakarken önümdeki adamın eğlenceli bakışları örtük olmasına rağmen üzerimde geziniyordu. Korkuyordum ve onlar bunu çok iyi biliyor daha çok eğleniyorlardı. İğrenç insanların bu dünyada ne işi vardı?
Etrafıma bakarken kalbim korkudan çırpınıp duruyor bedenim haddinden fazla titriyordu. Önümdeki adam eğilip beni yakamdan tuttuğunda nefesim kesilmiş gibi hissetmiştim. "Korkuyor musun bebeğim?" Yüzünü yaklaştıran adama kafa atabilir onu ve diğerlerini haşat edene kadar dövebilirdim. Tabi o pis adamın elindeki çakı olmasaydı. Bıçaklardan korktuğum için dilimi yutuyor sus pus oluyordum. Ben böyle biri olmak istemiyordum. Gücüm varsa onu kullanmak istiyordum. Vardı ama kullanamıyordum.
Sesimi bulmaya çalışmama izin vermeden tişörtü üzerimden çıkardığında taş kesildim. Öbür sarhoşlar hayran dolu sesler ve bakışlar attığında önümdeki adamında onlardan bir farkı yoktu. Göğüslerime bakışı çok pisti. Siktir neden kendimi korumuyordum ki?!
Aniden gelen özgüven ile çığlık attığımda hepsi şaşkınlıktan bir an için susmuşlardı ve bana hayret dolu bakışlar atmaya başlamışlardı. O kadar çok bağırmıştım ki önümdeki adam ağzımı kapatmayı başardığında sesimin birileri tarafından duyulduğuna emin olduğumu bile söyleyebilirdim. Önümdeki adam bana öldürücü bakışlar atmaya başladığında arkasında çakıyı tutan adam çıkıyordu. İşte o zaman tekrardan titremeye ve korkmaya başlamıştım.
"O sesini keselim istemiyorsan sessiz olacaksın!" Önümdeki adamı gerçekten öldürmek istiyordum. Sağ tarafıma çakıyı tutan adam oturunca kaçmak için tekrardan çırpınmıştım ama yanımdaki adam çakının kapağını açtığı an donup kalmış ve gözlerim fal taşı gibi açmış çakıya bakmaya başlamıştım. Sivri uçlu çakıya gerçek anlamda nefesim kesilerek bakarken birilerinin yardım çığlığımı duyduğunu ummaya başlamıştım. O çığlığım duyulmamışsa bana da Deniz Mira demesinler!
Kızım zaten duyulmamışsa öleceksin öldükten sonra da sana seslenmeyecekler bile...
İç sesim bari şu an beni rahat bıraksaydı!
"Sessiz olacak mısın?" Çakının sivri ucunu boynuma yaklaştırınca hızla başımı olumlu anlamında sallayarak dediğini yapacağımı belirttiğimde sinsice gülüp beni önümdeki adama bıraktı ve geri eski yerine geçti. Önümdeki adamda dudaklarımı pis parmaklarıyla okşayarak "aferin küçük kelebeğime..." diye iç çekmişti. Bu adamların hepsi iğrençti! Nasıl beni fark edebilmişlerdi ki?!
Kendime ve onlara büyük bir nefret beslerken önümdeki adam diğer elini sütyenimin kolaçasını açmak için sırtıma atmıştı. Kuma yaslı ellerim yumruktu ama o yumruklar onlarda kesici alet olduğu sürece bir işe yaramayacaktı.
Tam çığlığım duyulmadı diye ümidimi yitirmiştim ki tanıdık bir sesin adımı haykırdığını duyunca Allah'ıma şükrettim. "Mira!" Kaan'ın bu tarafa doğru koşmasıyla önümdeki adam küfrederek yerinden doğrulunca rahat bir nefes almıştım. Tabi bu bir saniye sürmüştü çünkü çakısı olan adam beni ensemden tutup yerden kaldırdığı gibi tehdit olarak kullanmak için rehin almıştı. Şah damarıma çok yakın olan çakıdan gözlerimi ayırmıyordum.
"Bir adım daha yaklaşırsan kızı keserim." Net bir sesle konuşan adamla Kaan'ın adımları yere çakılı kalınca yutkundum. Siyahlar içerisinde giyinmiş olan Kaan'ın burada olmasına sevinmeli miydim yoksa üzülmeli miydim diye düşünürken atkuyruğu yaptığım saçlarımdan tutularak çekildim ve gerilemeye başladım.
Soğuk rüzgâr çıplak tenimi daha da buz ederken soğuktan değil korkudan görünülür bir şeklide titrediğimin farkındaydım. Kıyıya vuran dalgayla aklıma babam geldiğinde tekrar yutkundum. Babam ölü olabilirdi ama o su ile bana mesaj veriyormuş gibi hissettiğimde gözlerimi birkaç saniye güç toparlayabilmek için yumdum.
Babam yanımdaydı... Ve ben kendimi koruyabilirdim.
Hızlı bir manevrayla ne ara tutulduğunu bilmediğim bileklerimi kurtardıktan sonra arkamdaki adama kafamı geriye atarak vurduğumda adam benden uzaklaşmadan önce elindeki çakıyı almıştım. Kaan benim bu hareketimle şoke içinde bana bakarken ben kendimde daha fazla güç bulamadığım için elimdeki korkarak tuttuğum çakıyla Kaan'ın arkasına koşmuştum. Kaan'da arkasına saklanmamla şoku atlatmış ve kavga etmeye niyetliymiş gibi üzerimize gelen adama odaklanmıştı. Kaan dört kişiyle baş edemezdi!
Bende yardım edemezdim bu korkak halimle!
Kaan'da aklımdakileri okumuş gibi "Telefonumdan Koralp'i ara çabuk! Buraya çok yakındı hemen gelebilir." diye bağırmıştı. Dört adamla aynı anda uğraşırken zorlanıyordu ama şu ana kadar tek yumruk bile yememişti.
Onu izlemeyi bırakıp Kaan'ın kavga arasında bana doğru fırlattığı telefonu açmaya çalıştım ama şifre olduğu için bu çok zordu. "Şifre ne?" Bende sesimi duyurmak için bağırdığımda bana odaklandığı için yüzüne sert bir yumruk yemişti. O acıyla inlerken ben yüzümü buruşturmuştum.
Bu sarhoşların güçsüzleşmesi gerekirken neden bu kadar kuvvetlilerdi?
"Duru 2022" Şifresinin bir kız ismi ve muhtemelen onun için anlamı olan bir tarih olması beni şaşırtsa da şifreyi girip hızlı bir şekilde Barçın'ın ismini bulmaya çalışmıştım ama yoktu. Bu telefon ne biçim bir şeydi?
"Barçın ne olarak kayıtlı?"
"Korçın diye."
"O ne ya? Kıçın diye kaydetseydin direkt!"
"Seni Barçın'a şikâyet edeceğim ona benim kıçım diye kaydetmesini söyledin çünkü!"
"Hayır benim kıçım değil yazı olarak kıçın demiştim ben!"
"Kızım zaten senin kıçın değil benim kıçım demiştim bende. Ne kadar güzel üstüne alınıyorsun sen bütün lafları ya!" Hayır insanlarla çok konuşmadığım için ve onları umursamadığım için lafları hiçbir zaman üzerime alınmazdım ben!
Barçın'ı aramazsan alınmana gerek kalmayacak çünkü Kaan öldükten sonra sıra sana gelecek ve sende bu dünyadan göç edeceksin...
İç sesimin olmasına şükrederek Barçın'ın ismini buldum ve tuşa tıklayarak ilk defa onunla konuşmak için çağrıyı yanıtlamasını bekledim. Bekledim... Bekledim... Ve çağrı yanıtlandı. Karşı taraftan Barçın'ın "Söyle Kaan." diyen yorgun sesini duydum. İçmiş gibiydi... Onunla konuşan ilk ben olursam ne olurdu ki diye düşünmeme izin vermeyen Kaan'ın acıyla inlemesi olunca Barçın'ın sesiyle gevşeyen bedenim yine korkuyla titremeye başlamıştı.
"Barçın lütfen sahil kenarına gel." Benim telaşlı sessimi duyduğundan mıdır bilmem ama bir an susup kalmıştı. Diğer an ise "Ne oldu?!" diye bağırarak soru sormuştu. Yüzümü kulağımın çınlamasıyla buruştururken "Lütfen gel." diyerek telefonu kapatmıştım. Ona cevap vermeye vaktim yoktu çünkü Kaan'ın enerjisi tükenmek üzereydi ve artık benim de ona yardım etmem gerekiyordu.
Telefonu ve çakıyı bizden uzağıya bırakırken "Barçın gelmeden ölürsek telefonunu çalabilirler bu manyaklar." diye dalga geçmiştim. Kaan'da gülmüştü. Elimdekileri bırakıp Kaan'a yumruk atmak için elini kaldıran adama hızlı adımlarla yürüdüm sonra da bir hafta önce Taha'nın zorlanmadan öğrettiği havada tekmeyi ilk defa uygulamak için havaya zıplayıp iki kere döndüm ve sol bacağıma bütün gücü yükleyip adamın kafasına tekmeyi geçirdim. Adamın kafasından kemik kırılma sesi geldiğinde ben yere düşmüştüm. Tabi adamda tek tekme ile bayılıp yeri boylamıştı. Bu adam beni bulan adamdı. Kaan'dan hayret dolu ses yükseldiğinde ben şoku atlatan diğer adamın bacak arasına yerdeyken tekmemi geçirdim.
Bacak arasını tutup acıyla inleyen adamın, oturduğum yerden doğrulduğum gibi ensesinden tutmuş ve kendime çektiğim dizimi yüzüne geçirmiştim. Bu adamda burnundan kan akarken bayıldığında "Teşekkür ederim mandalina kafa." diye sırıtarak fısıldamıştım. Bu hareketi de bana Çağan öğretmişti... Kendimi korumam gerektiğinde eğer karşımdaki kişi erkek ise ilk önce bacak arasına geçirmemi sonra da onun güçsüz anını yakalayıp bu hareketi yapmamı söyleyen Çağan Gürsoy'a buradan saygılar.
Kaan kenarıya çekilmiş beni izlerken ben az önce boğazıma çakıyı yaklaştıran adamı sona bırakarak diğer pis sarhoşa döndüm ve döndüğüm gibide sağlam olan elimi yumruk yapıp adamın yüzüne art arda geçirmiştim. Tabi arkamdaki pislik rahat durmadığı için omuzumdan tutup beni kendine çevirdiğinde Kaan'ın "Mira bıçak var!" diye haykırdığını duydum. İşte o ana kadar bu adamda yedek bir çakının olduğunun farkında değildim.
Gözlerim karnıma batmak üzere olan bıçağa kaydığında bütün gücüm çekilmiş gibi donup kalmıştım. O bıçak birazdan bana batacaktı ve ben bunu bilmeme rağmen kendimi korumuyor bıçağın bana batmasını bekliyordum. Ve bıçağın sivri ucu tenime değdi. Gözlerim kapandığında nefesimi tutmuş bıçağın bana batınca vereceği acıyı hesaplamaya çalışmıştım ki Barçın'ın "Sikerim lan seni!" diye bağırdığını duymuştum. Bıçak ucu tenimden kaybolurken adamın acıyla haykırmasıyla gözlerim hızla açılmıştı.
Gördüklerimle şoke içine girdiğimde zorlukla yutkunabilmiştim. Adamın elindeki çakının ne ara Barçın'ın eline geçmişti? Ve ne ara adamın eline çakıyı batırmıştı? Adamın haykırışlarını umarım ki birisi duymamıştır yoksa benim adım yine başka bir şeye çıkacaktı...
Arkamdaki adamı da Kaan bayılttığında yanıma geçen Kaan'da şaşkındı. İkimizde bayılmış olmasına rağmen yumruklarını geçirmeye devam eden Barçın'ı izlemeye başlamıştık. Boğazındaki damarlar kendini kastığından belirginleşmiş ve bu istemsizce hoşuma gitmişti. Bir saniye için hoşuma gitmişti çünkü onunla konuşmama sebebimi hatırladığım an ondan yine nefret etmiş ve tiksinmiştim. Uzun, ince saçları eğildiği için sarkarken keskin hatlı olan yüzünden terler akması felaket derecede müthişti.
Gerçekten çok yakışıklıydı ama bu yakışıklılığıyla benim gibi kızlar için beş para etmezdi. Çünkü benim gibi olan kızlar paraya yada yakışıklılığa bakmaz kendisine verilen değer ve sevgiye bakardı...
Saçma sapan düşünceleri bir köşeye bırakıp kendime geldiğimde Barçın'ı da Kaan "Hey adamı öldüreceksin." diyerek kendine getirmişti. Barçın nefes nefese eğildiği yerden doğrulurken ayağıyla adamın yüzüne son bir tekme daha atmıştı. En çok hasarı yiyen bana çakının ucunu değdiren adamdı.
Barçın koluyla yüzünden akan terleri sildikten sonra Kaan'a dönmüştü tabi dönerken beni saniyelik olsa da gördüğünden Kaan'a olan bakışlarını çekerek bana dikmişti. Onun lacivertleriyle bir aydan sonra ilk defa göz göze gelmem yutkunmama sebep olurken bana olan bakışlarının derinliğini kaldıramayarak gözlerimi ilk kaçıran ben olmuştum. Ona bakan ilk bendim, onunla konuşan ilk bendim ama onunla ilk temas eden ben olmadım...
Beni belimden kavradığı gibi gövdesine yasladığında günlerce yapamadığım bir şeyi yapıp ağlamak istedim ama bunu kendime yasaklayıp Barçın'ın portakal kokusunu sesizcene içime çektim. Bu kokuyu özlediğimi fark ettiğimde daha çok güçsüzleşmiştim. "İyi misin?" Değildim hem de hiç iyi değildim ve ona bunu söylemekten çekinmedim.
"Berbatım." Beni kendisine daha çok yaslarken eğilerek kafasını boynuma gömmesini ve dudaklarını şah damarımın üzerine bastırmasını beklemiyordum bu yüzden gözlerim şaşkınlıkla açılmıştı. Yumuşak dudakları az önce eğer kendimi korumasaydım kesilecek olan şah damarıma dediğinde garip hissetmiştim. Ve bu histen dolayı bana böyle dokunmasın istemiştim. Bana beni bir ay önce hiç tanımıyormuş gibi yapacağını söyledikten sonra sarılıp öpmemeliydi. Zaten ben ne oluyordum ki beni öpüyordu bu adam?!
Onun hiçbir şeyiydim.
Benim hiçbir şeyimdi.
Ne düşmandık ne de dost...
Artık ona temas etmek istemediğimden yanımda duran ellerimi aramıza koyup onu göğsünden sertçe ittirdim. "Teşekkür ederim... Yardım ettiğiniz için." Lacivertlerinin ağırlığı bendeyken üzerimden çıkartılan tişörtün yanına varıp eğilmiş ve almıştım. Göğüslerim eğildiğim için daha da ortaya çıkmıştı ama bu umurumda değildi çünkü Kaan arkasını çoktan dönmüştü. Barçın'ın ise sevgilisi vardı yani bana bakacağını zannetmiyordum. Kışkırtmak gibi bir niyetimin olmadığını o da son konuşmalarımızdan dolayı biliyordu. Bu yüzden çok uzatmaya gerek yoktu.
Ben üstümü giydiğimde Kaan'ın omzuna rahat olabilirsin der gibi iki kez vurduğumda "Sen neden buradasın bu saatte kızım?" diye sormuştu bana doğru dönerken. O da merak ediyordu ama sormuyordu çünkü iki yüzünü de kullanmış yüzsüz kalmıştı. Birisini bir ay önce kullanmıştı diğerini de az önce kullanmıştı. Beni öpmesine kızabilirdim ama bugünlük bu kadar bağırmak fazla gelmişti bana...
Kaan'a cevap vermediğimde Barçın'ın "Dikkatli olmalısın... Dışarısı senin için güvenli değil. Yanında kimse olmadan bu saatlerde evden çıkma..." diye mırıldandığını duydum. Benim evim yoktu ki bu ne saçmalıyordu. Lacivertlerine dalga geçer gibi bakan elalarımı diktiğimde bana bakmadığını ben bakınca baktığını görmüştüm. Eğer gücüm olsaydı onu şu saniyede öldürmüştüm...
"Girecek bir evim var mı ki çıkacak bir evim olsun." Kaan cümlenin noktasını koyduğum anda küfür savurarak sıkıntılı bir nefes verdiğinde bu cümleden ne alması gerektiğini anladığını bu hareketiyle anlamıştım. Barçın ise benden üç adım ileride taş kesmiş lacivertlerini bana bunun yalan olmasını söylememi ister gibi dikmişti. Ama yalan değildi bu yüzden ona kesin gözlerle bakmıştım. Yalan olmadığını bu bakışlarım ile kanıtlamıştım.
Kaan bir anda öfkelenip Barçın'a döndüğünde gözlerimi Barçın'dan hiç çekmemiştim. Kaan Barçın'ın siyah yuvarlak yaka tişörtünden tutup kendisine bakmasını sağladığında artık göz göze değildik.
"O sevgilinin kızın hayatını nasıl mahvettiğini görmüyor musun lan? Barçın kızın eğer ben çığlığını duymasaydım şu anda ölü olacağının farkında değil misin?!" Kaan'ın benim için Barçın'a bağırıp çağıracağını aklımın ucundan bile geçirmemiştim çünkü neden benim yüzünden arkadaşına bağırsındı ki? Ama Kaan bağırıyordu... Benim için dostuna hesap soruyordu.
"Ne zamandan beri dışarıda kalıyorsun?" Kaan'a cevap vermeyen Barçın'ın bakışları beni bulduğunda sinirden güldüm. Bu soru çok saçmaydı!
Beni o odada bırakıp giden adamın bu soruyu soracağını tahmin edemediğim için kendime de güldüm. Barçın'ın tek düşündüğü ne kadar dışarıda işkence çektiğimdi değil mi? Sevgilisiyle aynı kafada olması beni daha çok güldürdü. Tencere kapak birbirlerini bulmuşlardı... Onlar benim hayatıma girip hayallerimi çalmışlardı.
Gülmemi bu hatırladığımla aniden durdurduğumda delirmiş olma ihtimalimi hesaplayabilirlerdi. Hiç umurumda değildi. Zaten delirmek üzereydim şimdiden alışsınlar deliliğim nasıl diye. Ya da alışmasınlardı çünkü benden uzak duracaklardı. Yani umarım ki öyle olurdu...
Bir ay önce de umuyordum ama az önce yapış yapıştınız... Kaderiniz kızım kaderiniz. Bir araya gelmek için sebep yaratılıyor.
İç sesimde araya katıldığına göre Barçın'a hiç düşünmeden cevap verdim. "Hastaneden çıktıktan sonra evden atıldığımı öğrendim. O günden beridir dışarıda sürünüyorum." Barçın'ın kanı çekildiğinde Kaan arkadaşının yakalarını sertçe bırakarak bana doğru yürüdü. "Neden bize söylemedin! Sana yardımcı olabilirdik!" Kaan bana kızıyormuş gibi dursa da kendi içinde kendini yiyip bitirdiğini görebiliyordum.
Hem söyleyemeyeceğimi değil de söylemeyeceğimi ikisi de çok iyi biliyordu. Kaan beni suçluluk duygusuyla baştan aşağıya süzdükten sonra hiç tahmin edemeyeceğim bir hareket yaptı. Bileğimden tuttuğu gibi beni kendisine çekip gövdesine yasladı ve sıkıca sarıldı. "Özür dilerim abicim." Fısıltısı içimi yakarken bedeninin sıcaklığı da donmuş tenimi yakıyordu. Kaan beni neden bu kadar çok yakmıştı? Sesindeki o özlem duygusu da neyin nesiydi?...
Yanımda duran kollarımı kaldırıp ona sardığımda daha içten ve daha sıkı sarılmıştı. Ne yaşadı da beni bu kadar çok sahiplenmişti bilmiyorum ama içimden bir ses onun da can yakan bir hikayesi olduğunu söylüyordu. O yüzden beni kardeş olarak sahipleniyordu...
Kaan benden ayrıldığında utanmış gibi elini ensesine atıp "Pardon temas sevmiyordun..." diye gevelenmişti. Ona gülerek kollarımı bir kez daha boynuna doladığımda daha da kızardığını göz ucuyla görmüştüm. "Utanma güzelim. İstediğin zaman bana sarılabilirsin sen." Karşımda bana ifadesiz gözlerle bakan Barçın'a bakarak söylediklerimle Barçın yutkunmuş ve gözlerini benden kaçırmıştı. Kaan ise sarılışıma karşılık verdikten sonra tekrar benden ayrılmış ve yere bıraktığım telefonunu almıştı.
"Mira bugün bizde kal yarın sana kalacak bir ev bulacağım..." Kaan'ın bugün için evlerinde kalma teklifini reddedemeyecektim çünkü bu sarhoşlar yüzünden dışarıda kalmaktan daha çok korkmaya başlamıştım. Ama bana bir ev bulmasına müsaade etmeyecektim çünkü onların bu kadar yardımı benim için yeterliydi.
Beni tecavüz edilmekten kurtarmışlardı...
Kaan'ın bana borcu yoktu bu yüzden ona borçlanmıştım... o gelmeyene kadar öleceğimi sanmıştım.
Kafamı sallamakla yetindiğimde Kaan bu sefer bakışlarını Barçın'a çevirdi. "Çocuklara mesaj attım burayı temizleyecekler şimdi." Çocuklar dediği korumalarıydı. Neden korumaya ihtiyaçları vardı bilmiyordum. Zaten beni alakadar etmiyordu...
Barçın "Tamam... Ben biraz yalnız kalmak istiyorum." diyerek yanımızdan ayrıldığında bizden uzaklaşan çökmüş bedenine öfkeyle baktığımın Kaan "O dinlendikten sonra senden özür diler... Sevgilisi dilemez ama o sen affet diye her türlü yolu dener. Ona sinirlendiğini anlayabiliyorum fakat şimdi bunu düşünmeyelim ve eve gidelim." diyene kadar farkında değildim. Kendimi silkeleyerek derin bir nefes aldıktan sonra Kaan'ın bana uzattığı elini tutarak beni yönlendirmesine izin verdim. Aklımdaki şahısı umursamaya çalışırken adımlarımı izliyordum.
"Sen neredeydin?" Kaan'ın sorumla bana baktığını hissetsem de bakışlarımı yerdeki kumdan ayırmıyordum. Aklımdakileri çıkartmak için onunla konuştuğumu anlamıştı. Kaan'da zeki biriydi ve bu beni anlamasını kolaylaştırıyordu. Derin bir nefes alarak ellerimizi oyun oynarcasına sallamaya başladığında bu hoşuma gitmişti çünkü bu Leyla'nın da yaptığı ve bana bunu aşıladığı bir şeydi. Ellerimizin sallanması beni küçüklüğümdeki bir tek Leyla ile neşelendiğim zamanı hatırlatmıştı. Leyla ile hoplaya zıplaya okula gittiğim günleri hatırladığımda ellerimize bakarak gülümsemiştim. Bunu gören Kaan bunu yanlış anlamamış hatta daha sıkı tutmaya ve daha çok sallamaya başlamıştı.
"Buraya yakın bardaydık... Bende hava almak için sahilde takılmaya gelmiştim ama senin çığlığını duyduğumda havamı da yumruğumu da çok daha iyi almış oldum." Kıkırdayarak yumruk yaptığım elimi onun omzuna geçirdiğimde acımış gibi "Of çok pis vurdun." diye inlemişti ama acıtmadığını rol yaptığını bildiğim için gözlerimi devirip gülmüştüm. Beni güldürmek için çabalıyor ve başarıyordu.
Şu anda o olmasaydı korkudan bir şey yapamadığımdan öleceğimi de anlamıştı...
Yüzümdeki tebessüm silindiğinde hafızamı okumuş olmalı ki "Ölmekten korkuyorsan onlardan korkmana rağmen kendini koruyabilirdin ufaklık." diye iç çekti. Ama o hiçbir zaman ölmekten korktuğumu bilmeyecekti. Bilmesindi...
Ölümden değil de en çok bıçaktan korktuğumu bilmesindi.
Başka bir şey demediğim sırada rengiyle dikkat çeken kırmızı Porsche’ye yaklaşmıştık. "Kaan İpek neden öyle biri olmadığımı açıklayan bir şey paylaşmadı? Eğer fotoğrafımı sildikten hemen sonra açıklama yapsaydı ben bir ay boyunca sokakta kalmazdım. O erkeklerin pis bakışları altında kalmazdım..." Kaan'ın elini tuttuğumdan donup kaldığını iliklerime kadar hissettiğimde yutkundum.
O yara bere içindeki fotoğrafımı o da görmüştü. Çıplaklığıma bakmamıştı yaralarımın derinliğine bakmıştı bunu bana üzgün bakan gözlerinden anlamıştım. Ona burukça gülümsediğimde bana cevap veremeyeceğini anladığımı anlamış ve dişlerini birbirine bastırmıştı. Kendisine sinirlendiği için küfrettiğinde bana ön yolcu koltuğunun kapısını açıp binmemi beklemişti.
Derin bir nefes alıp tam arabaya binecektim ki İpek'in "Kaan nereye? Hemde Barçın nerede?" diye seslendiğini duyunca olduğum yere çakılı kaldım. İpek beni Kaan önümde olduğu için görememişti ama topuklularından haddinden fazla ses çıkartarak yanımıza geldiğinde beni görmüş ve abartılı bir tepki vermişti. "Mira! Senin burada ne işin var?" İpek’le de bir aydan sonra ilk defa göz göze gelmiş ve diyalog içine girmiştim. Bir günde yaşadıklarım fazla ağır gelmişti...
İpek'in kolları ayrı straplez bodycon modelindeki siyah mini elbisesinin üzerindeki muhtemelen Barçın'ın ceketi omuzlarından düşme üzereydi ama o bunu umursamıyor bana soru dolu bakışlar atıyordu. Benden, bir ay önce haşat ettiği, özür dilemesi gerektiği bir kızdan cevap bekliyordu. Barçın ile İpek gerçekten birbirleri için yaratılmıştı. Huyları çok benziyordu.
Sarı saçlarını bukle şeklini veren, yüzüne taban boyası yapmış gibi duran İpek'in mavilerine ifadesizce bakarken cevap vermeyeceğimi anlayan Kaan araya girerek "Benimle eve geliyor." diye çok açıklama yapmadan neden burada olduğumu söylediğinde İpek gözlerini belerterek bir bana bir Kaan'a baktığında gözlerine sonradan eklenen imayla midem bulandı. Kaan'ın beni eve atacağını mı düşünmüştü bu beyinsiz kız?!
Kaan'da bunu düşündüğünü fark eder etmez elini elimden çekerek İpek'e işaret parmağını kaldırmış dişlerini sıkmıştı. "Sakın yine yanlış anlama İpek!" İpek Kaan’ın bağırmasıyla geriye doğru iki adım gerilediğinde yolun ortasına çıkmış sayılıyordu ve arabaların geçmesini umursamadan yerinden kıpırdamadan Kaan'a kaşlarını çatarak "Bana bağırma!" diye bağırmış mızmızlanmaya başlamıştı. Bu kadın gerçekten çok mızıkçılık yapıyordu!
Onları umursamadan arabaya tekrar binecektim İpek'e doğru hızla gelen arabayla gözlerim fal taşı gibi açıldı. "İpek dikkat et!" İpek'i havadaki kolundan yakalayarak kendime çektiğimde dejavu yaşamış gibi hissetmiştim. Barçın'ın beni kurtardığı gibi bende İpek'i kurtarmıştım.
O kadar hızlıydım ki İpek ne olduğunu bile anlamamıştı. Gövdeme yasladığım kadın beni öldürmekten beter edeceğini söyleyen kadındı. Kurtardığım kadın beni sokak serserilerine dövdüren kadındı. Kalbimin bir kez daha korkuyla atmasını sağlayan kadın kalbimin durmasını isteyen kadındı. Ve o kadın arkasından geçen hızlı arabayı hissettiği an kaskatı kesilmiş bana inanamayan gözlerle bakmıştı.
Onu kurtardığıma inanamamıştı. Bende kendime inanamamıştım. Hayallerimi çalan Kadını koruyacağımı aklımın ucuna bile geçirmemiştim ama olmuştu. Onu kurtarmıştım...
İpek refleks olarak sıkı sıkı tuttuğu omuzlarımı bırakırken aceleci davranıyordu. Bende o acele edince kollarımı ince belinden çekmiş benden ayrılmasını beklemiştim. Bir adım gerilemişti ki topuklu ayakkabısı kırılmış olmalı ki dengesini kaybetti. Düşmemesini engellemek için elim tekrar bel boşluğunu yakaladığında Kaan'da İpek'in kolundan yakalamıştı. İpek'in ağzından kaçan çığlık kesilirken mavi gözleri şoke içinde bana dönmüştü. Kendiliğinden endişeli bakan elalarımla karşılaşmıştı. Onun için endişelendiğimi gördüğünde yutkundu.
O da öldürmek istediği kızın onun için endişelenmesine şaşırıyordu. Kaan'da şaşkındı ve bu endişemi anlayamamış gibi bana bakıyordu. İkisinin de bakışlarını elimi İpek'in belindeki elini çekip arabaya binerek kesmiştim. Kapıyı kapatırken İpek'in "Teşekkür ederim." dediğini duymuş ama cevap vermemiştim. Teşekkür etmesine tabii ki de şaşırmıştım. O kadın nezaket ne demek biliyor muydu?
Ben arabaya bindiğimde Kaan İpek'i arka yolcu koltuğuna İpek'in sorusuna cevap vererek bindirmişti. Camı açtığım için seslerini duymuştum. Barçın'ın yalnız kalmak istemesinin sebebini soran İpek'e Kaan cevap vermemişti çünkü vereceği cevap yeni bir kaos yaratabilirdi bunun yerine bilmediğini söyleyerek İpek'e yalan söylemişti. Bu yalanı söylemek zorundaydı...
Kaan'da arabanın etrafından dolaşarak sürücü koltuğunun kapısını açarak arabaya binmiş ve kemerini takmıştı. Gözlerim Yola kaydığında Barçın'ın ceketinin yere düştüğünü gördüm. İpek için "Ceket yere düşmüş." diyerek arabadan tekrar indim ve ceketi eğilip yerden aldıktan sonra arka yolcu kapısını açarak İpek'e uzattım portakal kokulu ceketi. Bu adamın her şeyi portakal kokuyordu... Acaba neredeydi?
Bana ne!
İpek gözlerime bakamaz haldeyken elimdeki ceketi tekrardan teşekkür ederek aldığında kapıyı kapatıp geri ön yolcu koltuğuna bindim. "Gidelim mi artık?" Kaan bana bakmayı bırakıp arabayı çalıştırdığında gözlerimi yumdum ve arabanın camını kapattıktan sonra cama kafamı yasladım. O sarhoş adamların bana olan bakışlarına bir ay boyunca başkalarını tarafından maruz kaldığım için alışkındım bu yüzden kendimi istesem de çok rahatsız hissedemiyordum ama çakının karnımdaki hissini unutamadığım için berbat hissediyordum. Barçın gelmeseydi bıçaklanacaktım...
Tahminimce on beş dakikalık sessiz yolculuğun ardından araba yavaşladığında Kaan "İpek evine çıkabilecek misin yoksa yardımcı olmamı ister misin?" diye sorduğunda yerinden kıpırdamamış ifadesiz bir ses tonuyla konuşmuştu. İpek'e hala kızgındı bu yüzden şu anlık araya mesafe koymuş olmalıydı. Eskiden daha yakınlardı şimdi ise Kaan arkadaşının sevgilisi diye kendini onunla konuşmaya zorunluymuş gibi hissediyordu.
İpek'te bunu fark etmiş ama sıkıntı etmemişti hatta o da aynı ifadesizle "Yok teşekkür ederim. Size iyi akşamlar." diyerek aramadan inmişti. Bir adım atmıştı ki dengesini kaybedip arabaya tutunmuştu. Bu haline gülmemek için kendimi zor tutarken kemerimi çıkartıp arabadan indim ve kolumu tutması için ona uzattım. Evet gerçekten ona ben yardım edecektim.
Bu hareketimle daha da şaşıran ikili benden korkmaya başlamış olabilirlerdi ama korkmasınlardı. Çünkü ben kimseye iyilik yapıp sonra kötülük yapmazdım. İpek bunu bilmediği için bana bir şey demeden ayağındaki topukluları çıkartıp eline aldıktan sonra siteye doğru çıplak ayakla yürümüştü. Kadına iyilikte yapılmıyordu amına koyayım!
İpek binaya girdiğinde bende gözlerimi devirerek bana şoke için de bakan Kaan'a döndüm. "Ne var? Sevap kazanmaya çalışıyorum. İki ay ömrüm kalmışta." Dalga geçmiş olmama rağmen son cümlemle kaşlarını çatmıştı abimiz... "Mira düzgün konuş ve arabaya atla da gidelim." Oflayarak arabaya bilmem kaçıncı kez bindim. Evleri buraya yakın olmalıydı ki iki dakika olmadan araba başka bir beyaz binanın önünde durdu. Bu bina İpek'in girdiği binadan daha büyüktü...
Eve bakmayı bırakıp Kaan ile aynı anda arabadan indik. Bize doğru yaklaşan korumaya Kaan arabanın anahtarını fırlattığında adam havada yakalayıp "İyi akşamlar Kaan Bey." diye saygıyla konuşmuştu. Adam arabayı alıp götürdüğünde Kaan tekrardan elimi tutup benim de onunla binaya ilerlememi sağlamıştı.
Binaya girip hemen karşımızdaki asansöre ilerlerken "İpek'e iyi davranarak bir şey yapmaya çalışmıyorsun değil mi?" diye sordu Kaan dayanamayarak. Güldüğümde bana ters ters bakmış ve benim somurtmama neden olmuştu. İpek'e zarar vermemden korkmuyordu ama bunu yaparken bana zarar gelmesinden korkuyor gibiydi. Beni önemsemesine güldüğümü hiçbir zaman bilmeyecekti.
Asansöre binip Kaan en üst kata yani yedinci kata bastığında ellerimiz birbirinden ayrılmıyordu. "Hayır onunla uğraşacak zamanım yok. Ama ona iyi davranırsam belki vicdana gelir ve benden özür diler... Çok saçma bir düşünce değil mi?" Çaresizce gülümsediğinde omuzlarımı kaldırıp indirdim ve derin bir nefes aldım. Asansörün kapıları açıldığında indiğimiz gibi sağımızda kalan kapının önünde durduk ve Kaan ceketinin cebinden anahtarını çıkartıp kapıya taktı. O kapıyı açıp içeriye girdiğinde ben kapının önünde durmuş kararsız gözlerle girişe bakıyordum. Bir gün kalacaktım sadece ama bu halde nasıl kalabilirdim ki? Kendimi dilenci gibi hissediyorum.
Kaan tuttuğu elimden beni içeriye çektiğinde ayağımdaki croslarla içeriye girmiştim. Neyse ki girişte ayakkabıları çıkartıyorlardı. "Rahat ol Mira. Hatta o kadar rahat ol ki beni sana vereceğim temiz kıyafetleri giymeden önce güzel bir duş al. Sonra ne istiyorsan yap. Tamam mı?" Anlayışlı ses tonuyla konuşmasıyla içim ısındığında başımı onu onaylar anlamında sallamış ve terliklerimi çıkartıp portmantoya koymuştum. Elimi bırakmadan beni kısa koridordan çıkartıp beyaz ve açık gri ile döşenmiş büyü salana getirdiğinde evin iç mimarını büyük bir hayranlık beslemiştim. Mimarını tanımıyordum bile ama olsun.
Salon ve mutfak birleşikti. Salon sağımızda kalırken mutfak sağımızda kalıyordu ve tam karşımız ful camlarla doluydu. Yan taraftaki binalar kısa olduğu için az çok manzarası olduğunu söyleyebilirdim. Her taraf evde erkek yaşamasına rağmen tertemizdi. Evin içi parlıyordu. Muhtemelen hizmetçi tutmuşlardı yoksa bu kadar temiz olduklarını sanmıyordum. Barçın'ında bu evde yaşadığını varsayarak düşünmüştüm bunları...
Gri koltuğun üzerinde uyuya kalan siyah mor çizgili yünlü pijama takımıyla uyuya kalan Aras'a şoke içinde bakarken içe doğru göçtüğü için iki üç basamaklı merdiveni inip koltuğun etrafından buna alışkınmış gibi olan Kaan kenarı da ki örtüyü alıp Aras'ın üzerini örttü. "Mor rengi çok severde..." Kıkırdayarak başımı salladığımda oda gülümsemişti. Koltuğun karşısındaki dev televizyonun altındaki yapay şömineyle yüzü aydınlana Aras'ın tatlı gözükmesi daha da çok gülmemi sağlıyordu ama sessiz olmaya çalışıp kendimi durdurdum.
"Gel sana üst vereyim. Üst katta duşunu al." Solumuzda kalan merdivenlerden çıkan Kaan'ı etrafı izlemeyi bırakıp takip ettim. Üst kata çıktığımızı da tam üç kapı vardı. Kaan en sonundakine yürüdüğünde "Barçın'ın kardeşinin üstlerinden vereceğim." diye açıklama yapınca yutkunarak adımlarımı durdurdum. "Kendi üstlerinden verirsen giyebilirim... İzinsiz başkalarının eşyasını kullanmayı sevmiyorum." Özellikle onun ailesinin eşyalarını kullanmak istemiyorum.
Kaan oflayarak odanın kapısını açtı ve içeriye girerken "Pelin eşyalarının bizim arkadaşlarımızın kullanmasına izin veriyor merak etme." gözlerimi devirip bende odaya girdim. Geniş oda lacivertlerle döşenmişti. Tam karşıda boydan cam vardı ve boydan camın sağında geniş bir yatak varken solunda ise ahşap çalışma masası vardı. Yatağın yaslandığı duvarda motor resmi olan portreler el yapımı gibi ve hoş duruyordu.
Kapının solunda sadece lacivert bir elektronik gitar ve lacivert bir puf varken sağında birbirinden uzak iki kapı duruyordu. Kaan sağdaki kapıyı açıp içeriye girdiğinde ben yerdeki dikkatimi çeken büyük ihtimalle masadan düşmüş olan gümüş yüzüğe doğru ilerledim.
"Bunlar sana olur mu?" Kaan giyinme odası olduğunu düşündüğüm odadan elinde beyaz bir tişört ve kırmızı siyah çizgili pijama altıyla çıktığında gülümseyerek kafamı salladım. Elindekileri bana uzattığında "Sizde hiç çizgisiz bir pijama yok mu ya?" diye gülerek konuşmuştum. O da benimle gülmüş ve eliyle çıktığı odanın yanındaki odasını göstermişti.
"Burada duş aldıktan sonra aşağıya inde sana ıhlamur yapayım." Kafamı sallayarak onu onayladım ve gösterdiği odaya girdim. Yani banyoya... Büyük küveti olan banyoda duşa kabin olmamasına sinir olmuştum zaten misafir umduğunu değil bulduğunu kullanırdı değil mi? Bende bulduğumu kullanıp soyunduktan sonra küveti doldurmak yerine direkt suyu kendi üstüme tutmuştum.
Soğuk suyun altında saçlarımı kenarı da ki şampuanla köpürttüm sonra da güzelcene duruladım. Vücudumu da lifledikten sonra durulamış yıkanma işim bittiği için duştan çıkmıştım. Temiz olduğunu düşündüğüm hemen karşımdaki rafta katı olan lacivert bornozu üzerime geçirdiğimde yorgunluğumu az da olsa atabilmiştim. İç çamaşırlarım temiz olduğundan geri üzerime geçirdim ve Kaan'ın bana verdiği üstleri hızlıcana giyip raftan aldığım havluyla saçlarımın ıslaklığını aldığımda işim tamamen bitmişti.
Aynadan yamulmamış olduğuna şükrettiğim burnumun üzerindeki kızarıklığa ters bir bakış attım. O kızarıklık beni tatlı gösteriyor olabilirdi ama ben tatlı gözükmek istemediğim için bu kızarıklığın geçmesini bir an önce bekliyordum...
Kapıya vurulmasıyla irkilerek arkamı döndüm ve etraftaki dağınıklığı bir saniye içerisinde topladım. Zaten bornoz ve havluyu direkt kirli sepetine atmıştım. Üstlerimi ise katlama gereği duymadan yuvarlayıp kolumun altına sıkıştırmıştım. Kapıyı açtığımda ise uyku sersemi olan Aras'ı karşımda görmeyi beklemiyordum. Öfkeli bakışları bendeyken ayakta bile zor durduğunun farkında değildi herhalde...
"Kaan anlatmıyor sen anlatacaksın. Sahil kenarında neden dört adam baygındı?" Sinirinin bana olmadığını anlayınca rahatlayarak nefesimi ortaya koydum ve ona destek olmak için koluna girip odanın çıkışına yönettim bedenini.
"Kaan anlatmadıysa ben hiç anlatamam patlıcan..." Mor renginde giyindiği için ona patlıcan dediğimi neyse ki uyku serserimi olduğundan anlamamıştı. Gözleri kapandı kapanacak olan Aras odadan çıktığımızda tekrardan bana baktı. Dev gibi olduğu için kafasını eğmek zorunda kalmıştı patlıcan.
Kaşları hala çatıktı ve kısık gözleri bana sinirli bakıyordu. "Bana neden anlatmıyorsunuz ki?" Küçük çocuklar gibi isyan eden Aras'ın sorusunu bu tarafa doğru yürüyen Kaan cevapladı. "Çünkü sana şu an olayları anlatsakta bu kafayla anlamayacağını çok iyi biliyorum da ondan." Kaan'da Aras'ın diğer tarafından tutarak ona destek olduğunda ağırlığın çoğunu Kaan yüklenmişti.
Kaan bana göz kırpıp "Saatler olsun ufaklık." deyince ona ikidir bana ufaklık demesi yüzünden ters bir bakış atmıştım. Sırıtarak ilerlemeye devam etti. Merdivenlerden inip salona geçtiğimizde Kaan Arası geri yerine yatırmış ve üstünü örtmüştü.
"Hadi gel mutfağa." onu takip ederek hemen arkamdaki mutfağa ilerlediğimde mermer masanın üzerindeki meyvelikte kivi görmüş ve canım çekmişti ama kendimi fazlalık gibi hissettiğimden Kaan'a bir şey söylemeden masanın etrafındaki sandalyelerden birine oturdum. "Mira istediğini yapabileceğini biliyorsun değil mi?" Kaan'a cevap vermeden elindeki benim için doldurduğu ıhlamuru alıp bardağı masaya bıraktım. Rahat olmamı söylese de rahatsızlık vermek istemediğim için onun dedikleri haricinde bir şey yapmıyordum...
O da kendine kahve yapmıştı ve kahvesini alıp karşıma oturmuştu. Ben sessizcene ıhlamurumu içerken o da bana sessizlik sunmuş kahvesini içerken beni izlemişti. Benim onunla konuşmamı istemişti ama yorgun olduğumu bildiğinden konuşmam için zorlamamıştı.
Ihlamurumu bitirip masadan kalktığımda Kaan "Az önce duş aldığın odada uyuyabilirsin." diyerek bana oda vermeye çalıştığında kafamı iki yana sallayıp salondaki koltuklara ilerledim. "Bu koltukta yatarım." Elimle gösterdiğim tekli koltuğa inanamayarak baktığında oflayarak kendimi tekli koltuğa bırakmıştım.
Uyurken kıpırdamadığım için tekli koltukta uyumam zor olmayacaktı. Zaten tekli koltukta o kadar küçük değildi. Tanımadığım bir insanın yatağında yatmaktansa herkesin kullandığı koltukta yatardım daha iyiydi.
Kaan gözlerimi yumduğumda bir şey diyememişti. Ama "Ayaklarını masaya koy bari. Oturuyorsun şu an." diyerek gevelenmişti. Onun dediğini yaparak ayaklarımı ortadaki alçak olan yuvarlak masaya uzattım ve kendimi uyumaya zorladım. Aklımda Barçın varken bu çok zordu...
Evet Barçın yanımızdan ayrıldığı ilk saniyeden beri onu düşünüyordum. Çünkü yanımızdan ayrılırken ki hali çok kötüydü. Öfkeyle bakmamın sebebi de o halde nefes almak için yalnız kalmak istemesiydi. Ona hiç düşünmeden verdiğim cevaplar düşündüğümden daha da çok yakmıştı canını. Evet canının yanacağını az çok tahmin etmiştim... Benim adıma üzüleceğini düşünmüştüm. Büyük ihtimalle öyle de oldu.
Kaan benim üstüme örtü atıp iyi geceler diledikten sonra ışıkları kapatmış ve üst kata çıkmıştı. Onun da uykusu vardı ve yüzündeki yumruk yediği bölgelere krem sürmesi gerekiyordu. Umarım krem sürmeyi unutmazdı...
Sahil kenarındaki olaylar aklımda dönüp duruyor, kendime sinirleniyordum. O sarhoşların beni nasıl bulduklarını anlayamıyordum anlamakta istemiyordum çünkü anlarsam suçun bende olduğunu görür ve kendime daha çok kızardım. Zaten bu hayatımdaki bütün hatalar benim yüzümden ortaya çıkmıştı. Bu yüzden hata yaptığıma emin olmuştum.
Ben hata yapmazsam başkalarının hataları benim hayatıma işlemezdi yani hayatım kötü değil iyi olurdu...
Dış kapının açılıp kapanma sesiyle irkilerek gözlerimi açmış ve gelen kişinin o olduğunu görene kadar kalbimin korkuyla çırpınışlarını durdurmaya çalışmıştım. Onun lacivertleri ile dışarıdan vuran ay ışığıyla aydınlanan odada göz göze geldiğimde yutkundum. Burnu ve parmak boğumlarının kanadığını görünce de boğazım düğüm düğüm oldu. Tişörtünü çıkarmış sağ eline bağlamış olmalıydı. Çünkü üstü çıplak elinde ise siyah bez parçası vardı. Saçları kırışmış bayağı terlemişti. Bu halde dışarıda ne yapıyordu?
Barçın'ın hareket etmeden benim elalarıma yorgunca bakması o bana ne yaşatmış olursa olsun içimi acıtmıştı. Ben birisinin yorgun bakan gözlerinin gerçek olup olmadığını tek bakışta anlayan bir kızdım ve karşımdaki adamın bakışlarındaki gerçeklikten nefret etmiştim. Bu kadar yorgun olmasının sebebi benim söylediklerim miydi? Hayır benim söylediklerimle bu hale gelecek bir adam değildi o... Öyleyse de olmasındı artık!
Çünkü burnundan akmaya devam eden kanı gördükçe hem acıyı iliklerime kadar hissediyordum hem de üzülüyordum...
Barçın yutkunurken gözlerini benden kaçırmıyor oluşu sanki kalbimin atışını yavaşlatıyordu. Bana doğru düşen adımları ise nefesimi kesiyordu. Evet bana doğru yürüyordu. Ve ben de sadece lacivertlerinin içine onu anlamak istercesine bakıyordum. Karşıma geçtiğinde masaya uzattığım bacaklarıma düz bir bakış attıktan sonra bir ayağını bacaklarımın üstünden geçirip bacaklarımı ayaklarının arasına aldı. Bana daha çok yaklaştıktan sonra da örtüyü kaldırdı. Kucağıma oturmak istediğini anladığımdaysa benim konuşmama fırsat vermeden kucağıma oturduğundaysa gözlerini elalarıma çıkardı. Ağırdı ama bu kaslarından dolayı olmalıydı...
Bacaklarını belime sardığında fazlasıyla yakın ve fazlasıyla temas içindeydik. Kafasını eğmiş yüzüme ifadesizce bakarken konuşmama izin vermeyecek gibi bir hali vardı. Bana olan temasını arttırarak kollarını boynuma sardı ve yüzünü boynuma gömdü. Çıplak gövdesi tenime değdikçe ürperiyordum. Dudaklarını bugün ikinci kez şah damarıma bastırınca ilkinde verdiğim tepkiyi verememiştim. Onu kendimden ayırmak için itememiştim. Benden kendi isteği ile ayrılmasını istemiştim.
Burnunu boynuma sürtmeye başladığında kollarının arasında donup kalmıştım. Kokumu içine çektiğinde ise o kucağımda kaskatı kesilmişti. Kafasını kaldırıp gözlerime baktığında yüzlerimizin arasında bir karıştan az mesafe vardı. Geldiğinden beri ilk defa konuştuğunda söyledikleriyle midem kasılmıştı. "Benim şampuanımı kullanacak ne kötülük yaptın sen Deniz yıldızı? O şampuanı kullanmak için ellerin kirli olması gerekiyordu... Ama sen tertemizsin. Sen kirlenmezsin. Sen benim gibi her kafa dağıtmak istediğinde adam öldürmezsin..."
Lacivertleri ona şoke içinde bakan elalarımdan ayrılmamaya yemin etmiş gibi dakikalarca gözlerimdeydi. Bana ondan daha çok nefret etmemi sağlayacak cümleyi söylemişti. Zaten ondan korkacağımı bildiği için söylemişti. Burnundan akan kanın yumruk yediği için aktığını, parmak boğumlarının kanamasının sebebinin adam öldürmek için olduğunu son cümlesiyle bana anlatmıştı. Ve bunu söylemekten ya da anlatmaktan çekinmemişti. Çünkü bugün benim yüzümden kafa dağıtmak isteyerek adam öldürmüştü. Benim yüzümdendi...
Evet benim yüzümden bir kez daha katile dönüşmüştü. Şimdi ise annesinin ona sevgi göstermesini bekleyen küçük bir çocuğa dönüşmüş gibi elimi tutarak avucumu kendi yanağına yaslamış ve gözlerini yummuştu. Ona sevgi göstermem gerekiyormuş gibi hissettirmiyordu direkt gösteriyordu. Hayır o kendini sevdirmeye çalışan kedi gibiydi şu an. Ama benim kedilere alerjim vardı...
Kızım o insan insan!
Yok hayvan...
İç sesime içimden saydırırken Barçın'dan kendimden daha çok nefret etmemi sağladığı içinde nefret etmiş olmama rağmen Barçın'ın yanağını okşamaya başladım. Barçın tek gözünü açıp yanağını avucuma daha çok sürttüğünde gerçekten kedi olduğuna tüyleri olsaydı kanaat getirebilirdim çünkü boğazından çıkan o erkeksi sesi kedi gibiydi.
Tüyleri olsaydı aslan olurdu salak kız.
İç sesim haklıydı çünkü Barçın kocamandı ve boğazından çıkan ses kedinin değil aslanın sesini anımsatıyordu.
Barçın yanağımdaki elimi koklayarak gözlerini tamamen yumduğunda bir kez daha donup kalmıştım. O bir katildi benden sevgi isteyen bir katil. Ben ise bir katilin dediğini içimdeki suçluluk duygusundan dolayı mecburmuşum gibi yapan bir kız. Barçın Koralp bunu hep yapıyormuş gibi konuşmuştu ama içimden bir ses benim yüzümden ilk defa birisini öldürdüğünü söylüyordu. Ve içimdeki ses her zaman haklı çıkıyordu.
Yani benim yüzümden canı sıkılan adam adamı bayıltmak değil de öldürmüş ve kendisini her zaman katilmiş gibi göstermiş olabilirdi. Bu kullandığım şampuanı bayılttığı adamların kanından kurtulmak için kullanıyordu öldürdüğü birinin kanından arınmak için kullanmıyordu. Benim yüzümden bugün kullanacaktı.
Ama ben buna izin vermeyecektim.
Elimi onun yanağından çektiğim an kaşlarını çatmış gözlerini aralamıştı. Yutkunarak bende onunla ilk defa konuştuğumda bu sefer şaşkınca bakan o olmuştu.
"Senin şampuanını kullanacak kadar ne iyilik yapmış olabilirim ki o şampuanı kullandım? Sende benimkini kullanacaksın o yüzden bugün sadece üzerine su dök şampuan kullanma yarın sana vereceğim şampuanı kullanmaya başla." Gözleri gözlerimden bir saniye bile ayrılmıyorken konuşmakta zorlanmıştım ama bunu çaktırmamıştım. Koralp'in bakışlarının ardında muzır bir bakış geçtiğinde gözlerimi hızla ondan çekip koltukta uyuyan Aras'a dikmiştim. Ben bu adamın burada olduğunu unutmuştum...
"Ama senin şampuanını kirletmiş olurum." Barçın çenemden tutup beni kendisine çevirdiğinde o ellerle bir adam öldürmüş olmasına rağmen bana dokunmasını sıkıntı edememiştim. Parmaklarının arasındaki çenemi havaya kaldırarak "Kirlet sıkıntı değil. Ama o şampuanı sadece elin kirlendiğinde kullanacaksan kirlet." diye fısıldadığımda bakışları ona çok yakın olan dudaklarıma kaymıştı.
İşte o zaman kucağımdaki adamın sarhoş olduğunu ve kucağıma oturduğundan beri dudaklarıma bakmamak için kendini zor tutuğunu fark etmiştim.
Kaskatı kesildiğimde Barçın gözlerini yumarak dudaklarını hafif araladı ve dudaklarım doğru yakınlaştırmaya başladı. Siktir! Bu olamazdı. Beni öpemezdi. Sevgilisi vardı. Onu seven biri vardı ve en önemlisi benim hayallerimi çalmıştı bu adam. Sarhoştu bu yüzden beni öpmek istiyordu yoksa bana acı çektirmekten başka bir şey yapmayan adam beni öpmek istemezdi değil mi?
Dudaklarımızın arasında kalan bir nefeslik mesafeyle kendime gelip çenemi elinden kurtararak onu kendimden uzaklaştırmıştım. Tabi kucağımda otururken ne kadar uzaklaşabiliyorsam o kadardı.
Öfkelendiğim için Barçın'a tokat atmamla Barçın'ın az önce okşadığım yanağı kıpkırmızı olmuştu. İçim kafası öbür tarafa düştüğünde öyle çok burkulmuştu ki beni öpmeye kalkıştığını bile unutacaktım resmen ve onu yanağından öpecektim ama onun sevgilisi vardı bunu unutmamıştım. Sevgilisi olan bir adama kucağımda yer vermiştim ben...
Bu farkındalıkla da Barçın'ı omuzlarından iterek kucağımdan kalkmasını sağladığımda lacivertlerine bakamıyordum bile. Benim yüzümden adam öldüren adama bakamıyorum. Kendi şampuanımı vereceğimi söylediğim adama bakamıyordum. Çünkü aramızda bir çok engel vardı. Ben bunu çok geç fark etmiştim.
Hızlı adımlarla dış kapıya yürüdüğümde beni takip etmemiş olmasına şükretmiştim. Croslarımı ayağıma geçirirken aklımda bir tek onun alkol kokan nefesini içime çektiğim sahne vardı. Dudakları birkaç saniye önce budaklarıma çok yakındı. Sarhoştu diye yapmıştı bunu. Tam bir pislikti!
Bende pisliğe dokunan mikroptum.
Evden çıkıp asansöre bindiğim gibi zemin katın tuşuna basmış ve yere çökmüştüm. O adam yüzünden ayaklarım ağrıyordu zaten.
Bugün gerçekten berbat geçmişti...
Asansörden indiğimde gecenin kaç olduğunu umursamadan Beril'in evine gitmek için binadan çıktım ve karanlıkta yürüyerek, etrafıma tedirgin bakışlar atarak yolu bulmaya çalıştım. Ama bulamamıştım çünkü buraları tanımıyordum. Burası zenginler içindi. Benim gibi fakirler için değil yani bilmemem normaldi.
Bu yüzden etrafta dolanıp durmayı bırakıp hemen yanımdaki parkın içine girip rastgele bir banka oturup sabah olana kadar bir şey düşünmek istemeyerek gökyüzündeki Ay'ı izlemeye başladım. İzlerken her ne kadar düşünmek istemesem de Barçın'ın sıcak nefesinin bıraktığı o hissi bir türlü aklımdan çıkartamıyordum.
Onun eve dönmesini beklerken benim kucağıma oturup benden sevgi istemesini, bana katil olduğunu söylemesini ya da beni öpmeye çalışmasını istediğim için beklememiştim. Onun perişan halini unutamadığımdan onun için endişelendiğimden bir an önce evine gelip uyumasını istediğimden beklemiştim ama o istemediğim şeyleri yapmıştı. Sevgilisi varken bunu nasıl yapmıştı?
Asıl soruyu kendime soruyorum. Ben niye kucağıma ilk oturduğunda onu ittirmemiştim?
İşte bu soruyla yutkunmak zorunda kaldım çünkü cevabını vermekte zorlanmıştım. Buna mantıklı bir cevap verilebilir miydi ki ben vereyim? Adamın sevgilisi olmasına rağmen kucağımdan kendi isteği varsa çıkar diyerek ittirmemiştim! Bu saçmalıktı! İşte şimdi İpek'in bana açtığı yaraları hak etmeye başlamıştım.
Sana fırsat vermedi be kızım. Bana o derin yaralarını hak ettiğini söyleme sakın. Hepsi o adam yüzünden.
İç sesimin olması bazen iyi bazendi kötüydü çünkü bazen çok boş konuşurken bazen çok mantıklı konuşuyor ve kötü düşünceleri kafamdan atmamda yardımcı oluyordu. Şu an dada olduğu gibi... İpek'e karşı suçluluk duymam gereksizdi. Ben zaten Barçın'ı kendimden uzaklaştırmış elimden geldiğini yapmıştım. Öpmemişti beni ama nefesimi solumuştu. Bu çok iğrençti!
zorlanmıştım. Buna mantıklı bir cevap verilebilir miydi ki ben vereyim? Adamın sevgilisi olmasına rağmen kucağımdan kendi isteği varsa çıkar diyerek ittirmemiştim! Bu saçmalıktı! İşte şimdi İpek’in bana açtığı yaraları hak etmeye başlamıştım.
Sana fırsat vermedi be kızım. Bana o derin yaralarını hak ettiğini söyleme sakın. Hepsi o adam yüzünden.
İç sesimin olması bazen iyi bazen de kötüydü çünkü bazen çok boş konuşurken bazen çok mantıklı konuşuyor ve kötü düşünceleri kafamdan atmamda yardımcı oluyordu. Şu an da daha olduğu gibi… İpek’e karşı suçluluk duymam gereksizdi. Ben zaten beni öpmeye çalışan Barçın’ı kendimden uzaklaştırmış elimden geldiğini yapmıştım. Öpmemişti beni ama nefesini solumuştu. Bu çok… Çok iğrenç bir şeydi!
Ben insanlara dokunmazken bir yabancı yüzünden insanlarla iç içe olmuştum. Onlardan ayrı kalmalıydım birleşik olmamalıydım ama tam tersi olmuştu. Uzaklaşmak yerine yakınlaşıyordum. Hem de haddinden fazla…
Derin bir nefes verdiğimde gözlerinin önündeki yıldızların onu bana hatırlatması gibi Barçın’ı da hatırlatmıştı ve bu değişik gelmişti.
Yıldızları sevmezdim çünkü hem bana onu hatırlatıyordu hem de yıldız kaydığında dilediğim bütün dileklerimin gerçekleşmemesinden dolayı yıldızları yalancı buluyor ve onlardan nefret ediyordum.
“Benden kaçabileceğini mi sanıyorsun Deniz yıldızı?” Arkamdan gelen sesle irkildiğimde doğrulmama müsaade vermeyen Barçın omuzlarıma baskı uygulayarak görüş açıma girmişti. Tersten baktığım için gözlerinin olması gereken yerde dudakları vardı ve bu direkt dudaklarına bakmamı sağlamıştı. İnce dudaklarından yutkunarak gözlerimi çektiğimde kaşlarını çatmıştı.
Bu adam neden gelmişti?!
Hem ben ondan kaçmıyordum ki sadece uzaklaşıyordum!
Barçın beni yerime sabitledikten sonra omuzlarımı tutmayı bırakıp bankın arkasından çıktı ve yanıma oturdu. Kalkmamı engellemesine ayrı bir sinir olurken oda kafasını geriye atıp gökyüzüne baktı. Bu adam beni yalnız bıraksa olmazdı?!
Üstünde sadece deri ceketi vardı yani karın kaslarını önü açık olduğundan görebiliyordum ama bakmıyordum. Bakmak istesem de onun sevgilisi varken bunu yapamayacağımı, sevgilisi olmasa da kendimi bakmamak için engelleyeceğimi biliyordum. Yani onun ilgimi çeken kaslarına bakmadan yüzüne dün ifadeyle bakıyordum.
Olması gerekende buydu. Zaten adam kendimi sarhoş etmişti sinirlerimi bozuyordu bir de bakışlarımı görürse ne olacağını hiç düşünmek istemiyordum. Hem onu bunu geçtim adamın sevgilisinin bana verdiği lakabı yerine getirmek istemiyordum. Hareketlerime dikkat edip ona göre davranıyordum.
Bunu yapmaya zorlanmadım…
Konunun yine birini öldürmesi hakkında olduğunu sanmıştım ya da beni yine öpmeye çalışır diye düşünmüştüm ama “Leyla ile kiraladığınız ev artık sizin. Yani evine istediğin zaman gidebilirsin… Bir ay boyunca dışarıda yaşamak yerine benden sorununu çözmemi isteseydin bugünü yaşamazdık.” diye söylenen sarhoş Barçın’a bir anda yüklenen nefret ve inanmayışımla baktığımda ondan bir ay önce soğuduğumdan iki katı soğumuş ve tiksinmiştim.
Leyla ile kiraladığımız evi satın almış olduğunu ilk cümlesiyle anlamıştım ama bütün suçu bana atmasını kafam bir türlü almıyordu. Bunu nasıl bu kadar rahat söyleyebiliyordu ki? Sarhoşken açık sözlü olan adamı beni suçlamasıyla öldürebilirdim ancak hiçbir bok yapmadan o sıkıcı yanımdan kalktım.
Ona bir daha dokunmak istemiyor, onunla tek kelime bile konuşmak istemiyor, onunla göz göze dahi gelmek istemiyordum. Bunu defalarca kez yapmaya çalışıyordum… Ve her defasında daha fazla yakınlaşıyorduk. Her seferinde de dahada sinirleniyor onu öldürmek istiyordum ama yapamıyor ve ondan uzaklaşmayı tercih ederek yanından ayrılıyordum.
Şu anda da olduğu gibi onu bırakıp gidiyordum. Ona saydırmak, saldırmak istesem de benim için aldığını bildiğim eve gidiyordum. Bana ev alarak kendini affettireceğini sanan elamana yani Barçın Koralp’e buradan küfürler…
Aslında onu, o az önce bana her şeyin suçlusu benmişim gibi davranmasaydı affetmiştim. Çünkü o bugün benim yüzümden canı sıkıldığı için adam öldürmüştü, bir katile dönüşmüştü… Bu yüzden onu affetmiştim ama o beni suçlayarak onu affettiğimi hiç bilmemesini, öğrenmemesini sağlamış ve ona çok az olan güvenimi de kırmıştı. Bana böyle davranmakta haksızdı.
Ben zaten kendimi suçlu olduğumda yiyip bitiriyordum ama bu sefer kendimde hata görmeden ne bulduysan yaşıyorsun hayat yoluna devam etmiştim… O da gelmiş beni suçluyordu!
Derin bir nefes verip evinin yolunu tuttum ve bugün hiç yaşanmamış sayarak hatta bugünkü saçma yaşananları unutarak boş sokaklarda onun aldığı eve yürüdüm…
Arkamda o varken korkmadan yürüdüm. Korkmadan…
***
İnsan hiç istemediği gibi yaşayınca zorlanır ve tanrıya karşı isyan ederdi ya… İşte o insan olmayı hiç istemediğim için elimden geleni yapıyordum. Çünkü o insanlar kadar acı çekmekten korkuyordum. Evet acı çektiğimi hissetmiyordum ama hissetmesem de o acıları çektiğimi biliyordum…Bilip de hissetmemek çok ağır bir histi. Ve ben bu hissin altında eziliyordum. Aynı öğrendiğim gerçeklerin altında ezildiğim gibi.
Hayatımı değiştirecek gerçekler aslında hep istediğim gerçeklerdi yani bunda bir sıkıntı yoktu. Sıkıntı bana bu gerçeği söyleyen kişinin sapık olmasıydı. Evet sorun tam olarak buydu. Eğer o adam benden insanların olan güvenimi almasaydı ben insanlara tedirginlikle bakıp onlara baktığım için konuşmak zorunda kalmaz ve hayatına gereksiz insanları dahil etmezdim.
Bütün konuştuğum insanlar zarar yarar ya da yarardan başka bir şey yapmadığımı bilerek onlarla konuşmamı sağlayan birisine güvenmek istediğim içindi. O sapığın kırdığı güveni onarmak içindi… Bu aptalca bir şeydi!
Kimseye güvenememekte lanetin ta kendisiydi…
Derin bir nefes alırken yatağının üstünde yüzüstü uzanmaktan sıkıldığım için döndüm ve sırt üstü uzanmaya başladım.
Tecavüze uğramak üzere olduğum günün, Barçın ile o yakın mesafemizin üstünden iki gün geçmişti.
O gün beni eve kadar takip edip sitenin önüne geldiğimdeyse arkamdan bana “Bugünkü yaşananları muhtemelen yarın unutacağım… Ve bu yüzden senden bir isteğim var. Eğer sana ne olduğunu sormaya gelirsem bana sadece şampuanını vermeni istiyorum. Bana açıklama yapmadan şampuanını ver…” diye seslenerek istekte bulunmuştu. O gün çok içmiş olmalıydı bu yüzden kendisi de o kafada olmasına rağmen yarın olduğunda olanları unutacağını anlamıştı.
Evet dediği gibide olmuştu. Ama bana geldiğinde ona şampuanını vermemiştim. Bu arada da onun kendi kokusunun bittiğini fark etmiştim ve bu farkındalıkla dediğimi yaptığını anlamış olsam da onun isteğini düşünmemiş, o İpek’e gözükmeden beni açıklama yapmam için köşelere sıkıştırıp üzerime gelmelerini bu iki günde zor dayanarak geçirmiştim.
Okula gitmeyi şu an için bırakmıştım ama sabit kenarına, orada her ne yaşamış olursam olayım gitmiş ve dalgaların sesini dinlemiştim. Babamı hissetmiş burukça gülümsemiştim…
Eve çıkıp girebilmeme ev sahibinin nasıl ikna olduğunu soran Leyla’ya ise o gün akşam neler yaşadığımı anlatma gereği duymamıştım ama Barçın ile konuşup halletmesini istediğimi söyledim diyerek de ona yalan söylemiştim. Bunu yaptığıma asla pişman değildim. Çünkü Leyla’ya doğruyu söyleseydim perişan olacaktı ve ben benim yüzümden Leyla’nın üzülmesini istemiyordum.
Onun benim eve gelmeme sevindiği gibi her gün sevinip mutlu olmasını istiyordum.
İki gün boyunca onunla eğleniyormuş gibi davranarak evin içinde küçük aktiviteler yapmıştım. Mesela dün bilgisayardan izleyebileceğimiz bir film açıp önümüze mısır alırken ben bir ay sonra evde yaşamanın verdiği o hissiyatı bir türlü üzerimden atamamıştım bu yüzden açtığımız filmi izlememiş ama izliyormuş gibi yapmıştım. O da arada bana bakarak iç çekmişti. Yani bu hareketiyle onun da benim evde olmama alışamadığını anlamıştım.
Bir ay boyunca dışarıda süründükten sonra evde vakit geçirmeye çalışmak zordu…
Şimdide Leyla okula gittiği için ben evde tek kalmış ve yatakta bir oraya bir buraya yuvarlanarak saatlerin geçmesini bekliyordum. Ama o kadar sıkıcıydı ki bu durum gidip odamın balkonuna çıkmak ve orada hemen karşımdaki kiracının taşınma sürecini izlemek istiyordum…
Ama yataktan da kalkmak bana çok uğraştırıcı geldiği için hareket etmek istemiyordum…
Evet sağımızdaki binadan tam karşımdaki ev boşalıyordu. Öğrenci eviydi ve Leyla’dan duyduğuma göre yine öğrenci evi olacaktı ama o öğrenci kimse o binadaki herkes taşınan kızın bir an önce gitmesi için eşyalarını taşımalarına yardım ediyorlardı.
Evet kızın gitmesi için yardım edecek kadar iğrençti insanlar. Kıza yardım etmelerinin sebebi ondan kurtulmak olmamalıydı…
Ben gidip yardım etmeyi çok istesem de o kızında beni diğer herkes gibi kötü biri olduğumu sandığı için elimden bir şey gelmiyordu. Zaten ben geri eve döndüğümde kimse beni istemediğini ev sahibine söylemişler ama istedikleri bir sonuca varamamışlardı.
Beni bu evden çıkartamamışlardı…
O insanların bana nefret ve tiksintiyle baktıklarını hatırlayınca içim daraldı diye derin bir nefes çekip yerimden doğruldum. Aniden doğrulduğum için gözlerimin önü karardı bu yüzden birkaç saniye olduğum yerde durdum.
Düzenli beslenme alışkanlığım yoktu ama düzenli spor yapmaya kaldığım yerden devam ediyordum. Yani bedenimin güçlenmesini sağladığımdan şu anlık bir problemim yoktu. Ancak doğru düzgün beslenmediğim için sürekli başım dönüyordu. Ve bunu engellemeye çalışmıyor beslenmeme dikkat etmiyordum.
Açıkçası kendime yeterince iyi bakmaya gerek duymadığım için günden güne daha çok zayıflıyordum. Bunu da umursamıyordum…
Karşımdaki aynadan rezil bir halde olduğumu görünce yüzümü buruşturdum.
Topuz yaptığım saçım dağılmıştı. Göz altlarım bir ay boyunca olduğu gibi morarmış olduğundan yüzüm berat gözüküyordu. Üstümdeki beyaz tişört kırışmış ve bana fazlasıyla bol olduğundan bir omzumdan sarkmıştı ve böyle daha çok çirkin gözüküyordum. Ayrıca altımdaki siyah kısa şortu gizlediği için bu tişörtü sevmemiştim. Tişört bana aitti ama değil gibiydi…
Bacaklarımın doğru düzgün beslenmediğimde aldığı çubuk şeklini de sevmesem de manken kızlardaki bacaklara sahip gibi hissederek az da olsa mutlu olmuştum. Hep mankenler gibi bir vücut şeklim olsun istemiştim. Zaten öyleydi ama her kız gibi daha güzel olmak istemiştim işte.
Artık güzel olmamda umurumda değildi çünkü bir sürü derdimin arasında bir de güzel olmaya çalışamazdım.
Kendime çeki düzen vermeden balkona çıktım. Rüzgâr açıkta kalan tenime vururken karşımdaki tamamen boşalmak üzere olan eve baktım. Dirseklerimi mermere yaslayıp avuç içlerime yüzümü yaslayıp sıkılmakla takım elbiseli adamların gri koltuğu taşımalarını seyrettim.
Dur bir dakika takım elbiseli adamların burada ne işi vardı?
Bu soruyla ciddileştiğim sırada gözlerim karşımdaki binanın önündeki motor ve siyah arabalara kaydı. Ve sonra da bana bakan lacivertlerle karşılaştı ela gözlerim. Onun burada ne işi vardı diye sorgulamak yerine onun burada olmasından nefret edip kaşlarımı çatarak bana inatla bakmaya devam eden Koralp’e öldürücü bakışlar attım.
Bana bakıp, göz kırparak yanındaki Aras’a bir şeyler söylediğinde sabrım taştığı için ona bakmayı bırakıp hızla balkondan çıktım. Bana göz kırpıp konuşmak neymiş ona gösterecektim!
Derste olması gereken bir adamın yan binanın önünde ne işi vardı? Bir de beni niye izliyordu?! O piç adam neden bana bakıp Aras’a bir şeyler söylemişti?!
Odamdan çıkıp portmantonun önündeki anahtarı aldım ve croslarımı ayağıma geçirdiğim gibi hızımı kesmeden evden çıktım. Basamakları ikişer ikişer inerken aklımda sadece Barçın’ın bana gereksiz yere göz kırptığı vardı. Ve onun nasıl gözlerini oyacağımı düşündüğüm planlarım vardı. İki gündür ondan çekiyordum şimdi de artık ondan kurtulmak için onu öldürme planları da kurmaya başlıyordum. Bunu elbette bende garipsiyordum. Niye başta onu engellemeye çalışmamıştım ki diye kendimi azarlıyordum…
Binadan çıkıp Barçın’a doğru ilerlediğimde Barçın’ın yanındaki korumalara küfrederek doğrulduğum yerde durdum. Ona korumaları varken dokunamazdım bile! Ama onu kendi ellerimle boğmak istiyordum ben!
Barçın korumalarıyla konuşurken benim ona attığım öldürücü bakışları hissetmiş gibi bana doğru kafasını çevirdiğinde ifademi değiştirmedim. Bana bakarak korumalarına bir şeyler söyledikten sonra onları yanından gönderdi ve bedenini de bana doğru döndürdü. O bana doğru yürüyünce bende aynı öfkeyle, hızlı adımlarla yürüdüm.
Karşı karşıya geldiğimizde baştan aşağı beni süzdü. Halime gülmemek için kendini zor tuttuğunu fark ettiğim de daha çok sinirlendim. Berbat bir halde olduğumu unuttuğum içinde kendime küfretmiştim.
Barçın sonunda bakışını saçlarımdan gözlerini çekip elalarıma diktiğinde onun bakışları değişirken ben kaşlarımı daha çok çatıp “Neden buradasın? Ve bana neden göz kırpıyorsun?” diye öfkeyle konuştum.
Gözlerini benden çekmeden ve bana cevap vermeden elini kaldırıp omuzumdan sarkan tişörtü düzelttiğinde donup kaldım. Omuz silkerek tişörtümü düzelttiğinde elini geri indirdi. Bende bana bıraktığı o saçma hissi silemeden lacivertlerine baktım…
“Taşınacağım daireye bakmaya geldim ve sana günaydın anlamında göz kırpmıştım ne var bunda?” Normal bir şey yapmış gibi bir de üstelenmesi beni deli etmişti! Bir insan ne kadar gıcık olabilirdi ki diye sorsalar Barçın Koralp Karahan’ı gösterip susardım…
O ne demişti az önce?
Taşınacağı daireye bakmaya mı geldiğini söylemişti?
Taşınacağını bir ay önce söylediğini hala hatırlıyordum… Ama burada ne işi vardı ki?
Sanki buraya taşınacaktı da…
Sorgularcasına ona bakıp bir adım daha ona yaklaştığımda güneş ışığı yüzünden göremediğim yüzünü onun gölgesinden dolayı görebilmiştim. Gözlerini kısmış keskin yüzüne bakarken “Taşınacağın daire burada mı amına koyayım?” diye sordum bu sefer. Küfretmeme sadece yüzünü buruşturmuştu sonra da duruşunu düzeltip çenesiyle yanımızdaki binayı gösterdi.
“Evet burada… Bu binadan boş daire bulmaya çalışıyordum ve buldum da şimdi de yerleşiyorum.” Ona hayretle bakarken beyninde sorunu olup olmadığını kontrol etmek istiyordum. Çünkü insan neden daha iyi siteler ya da evler varken bu eski binadaki dairede kalmak istesindi ki? Hele ki zengin olduğu için bu kulağa daha çok saçma geliyordu kulağa… Burada zenginsen yaşama abi!
Ona ters bir bakış attım. “Geri zekâlı mısın sen burada yaşıyorsun?”
Bana sırıtarak kaşlarını kaldırıp indirdiğinde burun kıvırdım. “Geri zekâlı değilim… Sen de bu binanın yanındaki binada yaşıyorsun ama geri zekâlı değilsin ben neden geri zekâlı olayım ki?” Bu adam beni rotamdan çıkarabilecek tek kişi olabilirdi. Şu an onun kanını yerlere akıtmak ve doya doya seyretmek istiyordum…
Cevabına ve saçma sorusuna oflarken kollarımı göğsümün altında birleştirdiğimde bakışları bacaklarıma kaymıştı. Kaşlarımı havaya kaldırıp parmağıyla tişörtüm kalktığı için görünen siyah şortumu gösterdi.
“Altına bir şey mi giymişsin?” Gözlerimi onun bu sorusuna karşı inanamayarak faltajı gibi açtığımda ne diyeceğimi bilemez haldeydim. Çıplak olduğumu mu düşünmüştü bu adam? Bu gerçekten saçmalıktı!
Yutkunup lacivertlerine inanamayarak bakmaya devam ettiğimde o birden kaşlarını çatarak bir adım daha bana yaklaştı ve tişörtümün eteklerinden tutarak kaldırdı. Göbeğim gözükmeyecek şekilde kaldırdığında bir eli şortumun lastiğine gitti ve şortumun içine tişörtümü sıkıştırmaya başladı.
O bunu yaparken ben sinirli yüzünden gözlerimi ayırmıyor ve onun bu hareketini anlamaya çalışıyordum. Bana olan yakınlığı ve tişörtüm ile şortuma olan bakışları içimde hiç tanımadığım bir duygu yaratırken dişlerimi sıkarak bana öfkeyle baktı.
“Deniz yıldızı çıplak gibi duruyorsun ve az önceden beri yanımızdan geçen bütün erkekler seni çıplak zannetmişlerdi.” İyice o yanımızdan geçen insanlar benim çıplak halimi görmüşlerdi yani çıplak zannetseler de bu artık sorun değildi…
Sorundu…
Sırf çıplak gibi durduğum için şortumun gözükmesini sağlamıştı ve bunu yaparken sevgilisi olduğunu umursamamıştı ama bana olan yakınlığını ölçtüğünde yutkundu. Adem elmasının kalkıp indiği andaysa hızla benden uzaklaşarak gözlerini ben hariç her yerde dolandırmıştı.
Kendisine öfkelendiğini de parmak boğumlarının yaralı olduğu elini yumruk yaptığımda anlamış ve göz devirmiştim. Kendisini kontrol edemediği için kızgın olması normaldi ama bu kadarda abartmasına gerek yoktu…
Kendisine kızgın olmasını siklemeden tek ayağımın üzerine ağırlığımı vererek taşınacağı binaya baktım.
“Hangi dairede kalıyorsun?” Ona soru sorduğumda aslında az önceki olayı unutmak için ve sanki umursamıyormuşum gibi yapmaya çalıştığımın gayette farkındaydım…
Bana o kadar yaklaşıp tişörtümü şortumun içine sokmaya çalışmazdı bir kere!
Onun da binaya baktığımı hissettiğimde ona çevirmiştim bakışlarımı. “Şu taşınan kızın yerine ben geçeceğim… Yani seninle karşı karşıyayım.” Bu sefer dişlerini sıkan taraf ben oldum. Çünkü her balkona çıktığımda onun eviyle karşılaşmak hiç istemiyordum. Lacivertlerinde muzır bir ifade geçerken bakışları karşılıklı duran iki balkondaydı…
“Sen niye yerinde durmuyorsun be adam?!” Ona hesap sormakla kaşlarımı çatmamak için kendimi zorlarken geri bana döndü. Bakışları göz altlarıma uğradığında da içine derin bir nefes çekip gözlerini gözlerime çıkardı. Geniş omuzlarını kaldırıp indiren adam yüzünden ağlamak istiyordum.
“O evde kalmaya devam etsene. Niye güzelim evin varken bu eve taşınıyorsun ki?” Onu ikna etmeye çalışır gibi konuşmamla gülümsediğinde gözlerim dudağına kaymıştı.
İlk defa bana gülümsediğini görmüştüm…
Dudaklarına bakmamın sebebi de o içimi kıpır kıpır yapan gülümsemeye daha dikkatli bakıp neden içimi ısıttığını öğrenmek istediğimdendi. Beni yumuşatan gülümsemesine baktığımı fark eder etmez taş kesilen Barçın gülümsemesini hızla sildiğinde gözlerimi düz çizgi haline gelen dudaklarından çektim…
“Kaan ve Aras akşamları çok ses çıkardığım için benden rahatsız oluyorlar bu yüzden onlardan ayrı yaşayacağım…” Gözlerim Aras’ı aradığında ona “Neden çok ses çıkartıyorsun? Ayrıca burada yaşamak yerine gidip kız arkadaşınla yaşasana.” diye soru sordum.
Aras’ı bulamadığım için omuzlarımı çöktüm. Karşımdaki adamla konuşacağıma onunla konuşup vakit öldürebilirdim ama o da yoktu…
Barçın her ne düşündüyse gülerken “İpek ayrı yaşarsak ilişkimizin daha uzun süreceğine inanıyor da ondan… Akşamları da sevişirken fazla ses çıkartıyorum diye Kaan’lar benden rahatsız oluyorlar. Bende onlara rahatsızlık vermemek için bir de daha rahat olmak için ayrı bir eve çıktım.” diye cevapladığında kaskatı kesilerek bir adım geriledim.
Karşımdaki adam, beni öpmeye çalıştığını hatırlamayan adam, hayallerimi siken adam, kısacası hayatımın içine eden adam bana rahat olmak için ev değiştirdiğini söylemişti…
Bir insan bu kadar kötülük yaptıktan sonra nasıl kendi keyfini düşünürdü ki?
Ona ve onun gülüşüne tiksinerek baktım. “İğrençsin…” Fısıldayarak konuşmamla gözlerini elalarıma diktiğinde gülmesini durdurmuş benim gerileyen adımlarıma bakmaya başlamıştı.
“Sen iğrenç birisin Koralp. Sen ve sevgilin iğrenç birisiniz. Siz benim hayatımı alt üst edin ama gece hayatınızın düzeni bozulmasın diye ev değiştirin… Gerçekten iğrençsiniz! Allah sizin belanızı versin! Sana da şampuanı ben değil İpek versin!” Ona arkamı dönmeden önce o geceyi tek kelimeyle hatırladığımı yüzündeki tüm kanın çekilmesinden anlamıştım.
Arkamı döndüğüm gibi hızla binaya doğru koşmuştum.
O gerçekten iğrençti… Bu yüzden bana ne yaşattığını hatırlayıp bir kez daha canı sıkılacaktı ama bu sefer benim yüzümden adam öldürmesindi.
Benden şampuan istediğini hatırlayınca ne olacaktı bilmiyordum ama binaya girip merdivenleri çıkarken ona hesap sormaya keşke hiç inmeseydim diye ah çekiyordum. Onunla konuşmaya çalışmak onunla yan yana durmak çok zordu bu yüzden hep karşı karşıya duracaktım. Aynı balkonlarımızın karşı karşıya durduğu gibi…
Sıkıntılı bir nefes alırken Barçın’ın söyledikleriyle midem bulandığı için aceleci davrandım. Bizim oturduğumuz kata son bir kat kalmıştı ki Koralp’in “Deniz yıldızı dur!” diye binanın içinde yankılanan sesiyle küfrederek adımlarımı hızlandırdım. Her an kusabilirdim ve o beni durdurmak için basamakları o kadar hızlı çıkıyordu. Bana yetişeceğini anlamış olmama rağmen karnımı tutarak kalan son basamakları da çıktım ve cebimden anahtarı çıkardım.
Anahtarı deliğe sokup kapıyı açtığımda eve baskın yapar gibi girmiş ve kapıyı kapatmaya çalışmıştım ama Koralp nefes nefese kalmış bir şekilde kapıyı tek eliyle tutarak kapatmama engel olmuştu. Boğazıma kadar gelen kusmukla onu umursamadan terliklerimi çıkarttım ve banyoya koştum. O da içeriye girmiş ayakkabılarını çıkartmıştı. Ben banyoya girdiğimdeyse “Deniz sana dur diyorum.” diye boş boş bağırıyordu.
Banyonun kapısını kapattım ama kilitleyemedim çünkü girdiğim gibi klozet kapağını açarak dün sabah yediğim yemeği kustum. Karnım boşalsa da ben kusmak için uğraştım çünkü midem çok kötü bulanmıştı ve benim kusmam gerekiyordu.
Banyonun kapısı ben kusarken açıldığında daha çok bağırdım. İçimde hiçbir sik olmadığı için sadece içtiğimden, tadını yıllar önce unuttuğum su çıkmaya başladı. Bu manzarayı onun görmesini hiç istemiyordum… Onun buradan çekip gitmesini istiyordum.
“Deniz kan kusuyorsun.” O bunu söyleyene kadar gözlerimi kapattığımı ve o sıvının amonyum kanı olduğunu anlamamıştım…
Gözlerim açıldığında onun küfrederek yanıma geldiğini hissetmiştim. Sırtımda ve çenemde ellerini hissettiğimde ise kanıma titrek gözlerle bakmaya devam etmiştim. Ben kendi kanımı bir daha görmek istememiştim…
O kadın yüzünden kan kusardım sadece. Başkası yüzünden kan kusmazdım kusmayacaktım da ama bugün o kız yüzünden bir ay boyunca kan kustuğuma ikna olmuştum çünkü kanımı çok yakından görmüştüm ben. Kanıma bakmıştım… Kendimi kandırmış ve su sandığım kanıma bakmıştım ben!
“Deniz bana bak!” Koralp’in sesi kulaklarımda yankılandığında gözlerimin önü kararıyordu. “Deniz sakın! Sakın o gözlerini kapatma benimle kal! Ve ne olursun bu kadar çok titreme! Yoksa taşıyamam seni…” Koralp bana titrememem için yalvarınca da titrediğimi fark etmiş ama elimden bir şey gelmemişti.
Gözlerimi zorlukla açarken ağzımdan hala kan akıyordu. Bir ay boyunca aktığı gibi akıyordu…
“Koralp sen iğrenç birisin… Sen ve o kız-” Cümlemi kan kusmaya devam ettiğim için böğürerek kendim kesmiştim…
Koralp yanımda diz çökerken bana yalvaran gözlerle baktığını zorlukla görebilmiştim. Gözlerimin önü kararıyor başım dönüyordu.
Yüzümü iki elinin arasına alıp kafamı kaldırdığında onunla göz göze gelmiştik. “Deniz lütfen durdur şu titremeni.” Kusmam durmuştu ama titremem ve başımın dönmesi durmamıştı. Klozete dayalı ellerim güçsüzleştiği için iki yanıma düştüğünde Koralp bedenimin de güçsüzleşeceğini anladığı an belimden tuttuğu gibi beni kendisine çekmiş göğsüne yaslamıştı. Yüzüm onun boynuna gömülürken beyaz tişörtü benim kanımla pislenmiş olsa da bunu umursamadan dağınık saçlarımı okşamıştı.
“Titreme, gözlerini de sakın kapatma. Hatta bana olan bütün nefretini haykırarak söyle ama sakın o gözlerini kapatma.” Burnum istemezse boynuna sürtündüğünde o kaskatı kesilmişti ben ise onun kokusunu solumak için burnumu daha çok boynuna bastırmıştım. Kokusunu arındırmış olmasına rağmen soluduğumda içim rahatlamıştı. Nedenini ne o anlamıştı ne de ben…
Koralp bu hareketime ses etmedi. Bir süre benim titrememin durmasını bekledi. “Deniz yanımdasın değil mi? Bayılıp bayılmadığını merak ettiğinde titremem durmuştu. Kollarımı onun boynuna doladığımda cevabımı almış gibi rahatlamış ve beni kucağına alarak yerinden doğrulmuştu. Bacaklarımı beline doladığımdaysa beni daha sıkı tutmuştu.
“Benimle konuş Deniz.” Burnunu onun boyun girintisinden çıkartmadan “Koralp sus lütfen.” diye boğuk bir sesle konuşmuştum. Sıkıntılı bir nefes verdiğini işittiğim sırada göz ucuyla dış kapıya doğru yürüdüğünü gördüm.
İşte o zaman ona sarılıp onun kokusunu içime çektiğimin farkına varmış ve hızla ondan ayrılmaya çalışmıştım. Başım dönüyor olsa da zorlukla “İndir beni!” diye bağırıp ayaklarımı ona dolamayı bırakmıştım.
Onu kendimden uzaklaştırmaya çalıştığımda bana zorluk çıkarmak yerine öfkeyle beni salondaki koltuğa fırlattı. Beni fırlatmasıyla koltuğa sertçe düştüğümden kafam daha beter oldu. Başım dönüyor karnım ağrıyordu ve o bana öldürücü bakışlar atıyordu.
Bu sefer bana onu hatırlatmadı ama o şeytanı çok net bir şekilde hatırlattı.
Kaşlarımı çatarken dişlerimin arasından “Sana yardım etmeye çalışırken niye ters davranıyorsun bana?!” diye bağırdı. Nefes nefese kalmışken kafamı geriye atıp koltuğun başına yasladım. Ona cevap vermek yerine de “Koralp git buradan. Sadece gidersen de bana yardım etmiş olursun.” diyerek gözlerimi yumdum.
Az önce ona dolanan kollarımı karnıma doladığımda bayılmamak için kendimi zor tutuyordum. Onun gitmesini istiyordum.
“Deniz ben onun için adam öldürdüğüm bir kızı bırakıp gitmem… Şimdi benimle hastaneye gel.” Onun için adam öldürdüğü bir kızın ne halde olduğunu umursamadan koltuğa fırlatıyordu ama!
Bana yaklaştığını hissettiğimde gözlerimi yumarak sessizce nefesimi ortaya koydum ve beni hastaneye götürmesine razı geldim.
Çünkü yorgundum ve onunla uğraşmak istemiyordum. Uğraşıp da kafamı daha çok yormak istemiyordum…
Beni kucağına alıp tekrar taşıdığında bu sefer ben ona sarılmıyordum o beni hızlı adımlarla evden ve binadan ona tutunmadığım için daha sıkı tutarak çıkarıyordu. Kafamı onun omzuna yaslamamak için zor tutuyor ve dışarıya çıktığımız an bize doğru bakan korumalara boş gözlerle bakıyordum.
Aras’ın “Mira’ya ne oldu?” diye soran sesini duyduğumda gözlerim onu bulmuştu. Barçın bana bakmadan yürümeye devam ettiğinde Aras’ın sanırım beni buldu.
“Beni Aras taşısın.” Aras’ın sorusuna cevap vermek yerine bunu istediğimde Barçın adımlarını durdurarak kafasını eğmiş bana düz ifadeyle bakıyordu. Aras ise kaşlarını kaldırarak bana ciddi olup olmadığımı sorgularcasına bakıyordu…
Barçın’ın sevgilisi vardı bu yüzden onun beni taşıması doğru olmazdı ama Aras’ın sevgilisi yoksa o taşısa daha iyi olurdu.
Aras bakışlarından ciddi olduğumu anladığında Barçın’a baktı. Tam ağzını açıp konuşacaktı ki Barçın eğilerek kulağıma “Yan binadaki tanıdık kiracının seni taşımasına izin verir Deniz yıldızı… Bırak o kiracı seni taşımaya da kiralık olsun.” diye fısıldadığında o susmuş bize bakarken ben Barçın’a çevirmiştim yüzümü. Bu hareketimle de burunlarımızın uçları birbirine sürtünmüştü.
İkimizde kaskatı kesildiğimizde ona garip bir şeye bakar gibi bakıyor onu anlamaya çalışıyordum ama çalışmakla yetiniyordum çünkü asla anlamayacağımı lacivertlerinden anlamıştım.
Burnunu çekmek yerine biraz bastırıp kokumu içine çekince ürperdim ve temasımızı ben kestim. Sevgilisi varken bana neden böyle davranıyordu?
“Tamam sen taşı yan binadaki tanıdık kiracı…” Sırıtarak yürümeye devam ettiğinde bugünümün de onun yüzünden berbat geçtiğini anlayarak omuzlarımı çökerttim.
Onun bana her karşılaşmamızda zarar verdiğinin bir kez daha farkına varıp ofladım. Aras ve Barçın ofladığım için bana baktıklarında da neden ofladığımı söylemek yerine doğru sayılacak bir yalan söyledim.
“Leyla gelmedi diye canım sıkkın… Gelirken bana bir ay önce kaybettiğim telefonumu getireceğini söylemişti bende onu bekliyordum işte.” Barçın sıkıntılı bir nefes verirken Aras “İstersen gidip Leyla’dan telefonunu alabilirim.” diyerek bana hemen teklifte bulunmuştu…
Bunu gerçekten yapabileceğini gözlerinden anladığımda gülümseyerek “Aslında çok iyi olur.” diye hevesle konuşmuştum. Aras’ta bana gülümseyip “Tamam… O zaman görüşürüz.” diyerek yanımızdan ayrıldığında Barçın da lacivert renkli McLaren markalı arabasının ön yolcu koltuğunun bariyerini sıktıktan sonra kapısını kapatıp arabanın önünden dolandı ve sürücü koltuğunun kapısını açıp o da arabaya bindi…
Arabayı çalıştırıp yola çıktığımızda arkamızda sadece bir araba vardı yani az koruma varsa çok huzur var demek oluyordu değil mi?
“Ne zamandan beri kan kusuyorsun?” Sorusuyla bakışlarımı ondan çekip yola çevirdiğimde yutkunmuştum. Boğazımda tanıdık kan tadı vardı…
Benim kanım…
“Bir aydır kusuyormuşum… Su kustuğumu sandığım için hastaneye gidip tedavi olmayı düşünmemiştim.” Cevabımla küfrederek arabanın hızını arttıran adama kısa bir bakış attım ve kollarımı göğsümün altında toplayıp gözlerimi dinlendirmek için yumdum.
Onun lacivertleri ise üzerimdeydi.
“Şu bir ayı söküp atmak istiyorum. Ayrıca kan kustuğunda su kustuğunu sanan ilk defa görüyorum…” Omuzlarını kaldırıp indirdiğinde o kokan arabanın mükemmelliğini incelemeden gözlerimi yumduğum için canım sıkılsa da telefonuma erkenden kavuşacağım için mutluydum. Ve bu mutluluğumu kimse bozamazdı. Tabii baş ağrısı hariç…
“Deniz senden şampuanını alsam ne olur? Bana çok kızar mısın?” Sıkıntılı bir nefes verirken tek gözümü açıp ona baktım. O da bana baktığında bir kez daha yutkundum.
Benden şampuanımı alması bana hakaret olsada başımı iki yana salladım. “Alabilirsin ama aldığın an şampuanımı değiştiririm. Çünkü üzerimde yan binadaki tanıdık kiracı ile aynı kokuyu bir daha taşımak istemiyorum.” Başımı sallayıp önüne döndüğünde bende artık onu umursamayarak önüme döndüm ve tanıdık kiracının sabah sabah bana bilmeden yaptığı eziyete küfrederek gizlice kolyeme dokundum.
Kolyemi kimseye göstermezdim tabi Leyla hariç. Çünkü bu kolyeyi gören herkesin asıl çıplaklığımı göreceğine inanıyordum… Leyla sırf bir kız olduğu için görmüştü, görmesinde.
Yanımdaki kiracıda görmesindi. Eğer o görürse beni en derinden anlayacağını hissettiğim nedensizce. Ve ben hislerimde asla yanılmazdım.
Bundan da yanılmayacağımı ilerleyen zamanlarda görecektim…
Bu arada şunu da fark ettim ilerleyen ben değildim zamandı. İlerlemek isteyen zaman değildi bendim.
Ama istedikleri hiçbir zaman olmayan kişide bendim…
Bölüm etkileşimi
