ARAYIŞ kitap kapağı

1. bölüm / 12

ARAYIŞ

PROLOG

Vaveyla Yazarı: Rabia Toprakk

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 12Şu an: PROLOG

2008/06/17
“Herkes hazır mı?”
Bu sorunun cevabına herkes evet diye cevaplasa da hiç bir şeyden haberi olmayan küçük kıza, eğer gelecekteki yaşayacaklarını söyledikten sonra bu soruyu sorsalardı boğazı yırtılana kadar haykırarak hayır derdi...
Bu hazırlığın onun yaşamı değil ölümü için olacağını herkese duyurmak isterdi.
Ancak küçük kıza gelecekteki vahşetleri anlamadılar. Ona bu soruyu bile sormadılar...
Malikanenin etrafındaki korumalara sordu Tuğrul. Çocuğunun doğum gününü Deniz'in gelecek hayatı için mahvedecekti ve bunu umursamadan korumalarının cevap vermesini bekledi. Kahraman olacağını zanneden ama bir hayatı daha çok batıran Tuğrul.
Tuğrul’da habersizdi...
Deniz’in iyiliğini sağlayamadığı kötülüğünü kapılarını açtığından habersizdi...
“Hazırız...”
Şimdi sadece düşmanlarının ortaya çıkıp onlardan Deniz’i almalarını bekleyeceklerdi. Küçük kızı öldü imajı verip başka bir aileye vereceklerdi.
Korumaların cevabı ile Tuğrul’un gözleri soru sormak istediği ama soramadığı, sormak için geç kaldığı küçük kıza kaydı.
Ona ıslak gözlerle baktı...
O dört yaşındaki küçük kız çocuğu ise karamel renkli saçlarıyla karşısındaki sekizine yeni basmış erkek çocuğuna hava atmakla meşguldü. Hazırlıklardan, operasyonlardan veya hayran dolu bakışlardan habersiz bir şekilde karşısındaki çocuğa dil çıkardı.
“Pen seninle sevgili olmam!” Kelimeler ağzından zor çıkarken ne kadar tatlı olduğunun farkına varan çocuk tatlılığından dolayı sinirlenemiyordu.
“Bak Deniz bende seninle sevgili olmam. Ama arkadaşlarım öyle bilsin. Şimdi elimi tut yoksa sevgili olduğumuza inanmazlar.”
Deniz doğum günü çocuğunun bir eline birde gözlerine baktığında karşısındaki çirkin yüzlü çocuğun dediğini yine anlamamıştı. İki saattir sevgili kavramını anlatmaya çalışan çocukta bu hareketinden hiç bir şey anlamadığını anlamış ve bezgin bir şekilde oflamıştı.
“Deniz lütfen ama pastamın mumu sönecek.” Deniz olayı anlamaya çalışırken küçük çocuk maviler içerisindeki küçük kızın elini tuttu ve peşinden sürükledi. Deniz buna karşı çıkmadığı için çocuğun yüzünde silik bir tebessüm oluşurken bahçeye çıktılar.
Bugün onunda güzel bir sevgilisi olduğuna bütün arkadaşları anlayacaktı. Hem Deniz’in onun sevgilisi olduğunu duyanlar Deniz’den uzak duracaklardı. Küçük çocuk en çokta buna seviniyordu...
Çünkü doğum gününe katılan tüm erkek arkadaşlarının bakışları elini tuttuğu kızdaydı.
Tüm kızlarında ona baktığının farkında değildi olsada bu umurunda olmazdı...
Dışarıya çıkan çocuğun gözleri ilk annesini aramıştı ama görememişti. Sonra iki yaşındaki kardeşini aradı ancak onu da görememişti. Bu onu sorgulatırken Deniz’in “Yakışıklım naper?” diye başka bir çocuğa seslendiğini duymuştu.
Bu seferki konuşurken tatlı çıkan sesi bile onun öfkelenmesini durduramamıştı çünkü kızın elaları nefret ettiği çocuğun gözlerindeydi.
O çocuğa Deniz, yakışıklım demişti...
Deniz’e ters bakışlar atıp “Deniz bir daha sana kedi sevdirtmeyeceğim. Artık kendin seversin sonrada gözlerin kapanır, yere düşersin.” diyerek önüne dönmüştü ki Deniz’in “Tamam pana da o sevdirir. Değil mi yakışıklım?” diye soru sormuştu o çocuğa.
Sarı saçlı, mavi gözlü olan çocuk elini tuttuğu çocuktan daha büyük ve daha yakışıklıydı Deniz’in gözünde.
Evet büyüktü ama çirkin çocuktan daha çirkin diyebilirdik...
Bu soruyla Deniz’in elini daha sıkı tutan çocuk kaşlarını çatarak Deniz’e dönmüş ve Deniz’in yanağını herkesin gözleri önünde ‘bu kız benim’ der gibi öpmüştü. Bunu gören herkeste ne demek istediğini anlamış ve kıza bakmayı bırakıp oyunlarını oynamaya devam etmişlerdi.
Deniz gözlerini kırpıştırarak yüzüne çok yakın olan çocuğa baktığında neden böyle bir şey yaptığını anlamaya çalışmıştı. Ve yine anlayamamıştı...
Şaşkın Deniz çocuğun gözlerine bakarken karnı guruldayınca karşısındaki çocuk gülümsemiş ve diğer yanağına da bir buse kondurup kızın elini tutmuş, peşinden sürükleyerek yemeklerin olduğu bölüme götürmüştü. Acıktığını anladığı için ona bir tabak hazırlayıp eline vermişti. Bir köşeye oturup o tabağındakini bitirirken mavi elbisesinin içindeki küçük kızı seyretmişti.
Herkes oyun oynarken küçük çocuk daha bebekken evlerine babası tarafından getirilen Deniz'in güzelliğini izlemişti. Tabi şapırdatarak yemek yediği için güzelliği tatlı bir çirkinliğe dönüşse de...
Deniz az önceki çocuğun ona cevap dahi vermeden gitmesine kızgın diye kaşlarını çatmış ve yemeğini hızlı hızlı yemişti.
Cevap vermeyen çocuğu unuttuğunda boşalan tabağı yanındaki onu izleyen çocuğun kucağına bırakıp “Çirkin pu üstümdekiler çok ağır çıkartmak istiyoyum.” diye söylendiğini.
Üzerindeki dışarıdan bakılınca ağır gözükmeyen elbisenin yakalarını düzeltti. Çıkartıp atmak istiyordu!
Hayır buna amcası izin vermezdi. Bu elbiseyi Tuğrul amcası giydirmişti ve giydirirken “Sakın sana çok yakışan bu elbiseyi çıkarma yeğenim.” diye uyarmıştı. Yani karşısındaki çocuğun babası çıkarmasına izin vermiyordu diye çıkartamayacaktı.
Çocuk dalgalı saçlarını karıştırırken üzerinden hiç çıkarmamasını istediği elbiseye saf bir ifadeyle baktı.
“Hayır çıkarma. Bu elbise sana çok yakışıyor.” Deniz iltifat ne demek bilmiyordu ama gözlerin ne söylediğini bu yaşta anlıyordu. Çocuğun bakışlarındaki gördüğü ve farklı hissettirdiği şeyle küçük kızın yanakları elinde olmadan kızarmıştı.
“Ben gidiyorum.” Kız yerinden doğrulduğunda ondan iki kat uzun olan çocukta yerinden doğruldu. “Nereye gidiyorsun daha mumları üflemedik.” Deniz çocuğun sorusuyla duraksadı. Az önce bu çocuk ona mumları eriyeceğini söylememiş miydi?
“Mumlar eridi çirkin!” Aceleyle çocuğun elini tuttu ve pastanın bulunduğu bölüme doğru çocukla beraber koştu.
Mumları erirken onların yemek yediğini sanmıştı...
Ama mumları daha yapılmamıştı.
“Deniz mumları yakmamışlar erimemişler işte!” Nefes nefese masanın önünde durduklarında çocuk koşturduğu için kızmıştı ama küçük kız onun bağırmasıyla irkilince hemen yüz ifadesini ve sesini yumuşatmıştı.
“Boşuna koştuk... Olsun boş verelim bunu.” Konuyu değiştirmeye çalıştığı sırada Deniz'in silahın bakış açısına girdiğinden haberi yoktu. Eğer olsaydı onu korurdu. Kendisini korurdu.
İkisinin de Hayatının bugünden sonra değişeceğini bilseydi ne olursa olsun korurdu...
Ve artık çok geçti çünkü kurşun silahtan çıkıp Deniz'in karnına girdi. Deniz üzerinde zırh olmasına rağmen yere devrildi. Karşısındaki çocuk şoke ve telaş içine girerken herkesin evin içine çığlıklar eşliğinde girdiğini fark etti.
Bir terslik olduğunu anlayan çocuk Deniz’e “Deniz!” diye bağırıp seslenmeye çalıştığında büyük bir patlama meydana geldi. Çocuk Deniz’e ulaşamadı...
Gözleri kapanıp giden, uzun karamel renkli saçlarını ona sürekli göstermeye çalışan, mavi elbisesinin içinde buradaki tüm kızlardan hatta annesi ve kız kardeşinden bile güzel olan kıza ulaşamadı.
Kafasını sert zemine çarpmadan önce son bir kez kızın sesini haykırdı.
Sesini duyurmaya çalıştı.
“Deniz!”
***
“Artık vedalaşma vakti kızım...”
Tuğrul göz yaşlarını silerken emanetinin yanaklarına sulu sulu öptü. Bu güzel kızı bırakmak istemese de baygın bedenine sarılarak saatlerce göz yaşları döktü. Bu yaptığı operasyonunun daha iyi olacağını düşünüp Deniz Mira'yı yaşları akmaya devam ederken vereceği aileye döndü.
Deniz’i korumak için verdiği aileden koruması gerektiğini bilmeden küçük kızı onlara uzattığım. Kızı tutan elleri titriyordu. Deniz’in baygın değil de ayık olmasını ve son kez ona o küçük ağzından amca kelimesini çıkarmasını istiyordu.
Hayır o ona baba demesini istiyordu...
Nedenini ailesi hariç hiç kimse bilmiyordu. Kendisi de bu nedeni kendi içinde dile getiremiyordu...
Sadece amcası değil de kan bağı olmasa bile Deniz’in ona baba demesini istiyordu.
Ama Tuğrul Karahan bazı isteklerin gerçekleşmeyeceğini çok iyi biliyordu... En azından hayattayken...
Deniz'inde bunu ezbere bileceğini bilmeden yeni ailesinin kucağına bıraktı masum kızı.
“Ona iyi bakın...”
Para için Mira’yı kucağına alan aile yüzlerine sahte bir gülümseme kondurup adamı yolculadıkları an yeni iki katlı evlerine girdiler ve çocuğu çatı katındaki odaya bırakıp evlerini incelemeye başladılar.
Çocukları için çok iyi bir yer olduğuna çoktan karar vermişlerdi. Sadece bu kızın ne kadar önemli biri olduğunu hesap etmek için evi bir kez daha gözden geçirmişlerdi...
Bu kız önemliydi ama on sekizine kadar...
Kızı seviyorlar mıydı?
Eğer sözlerini tutarsa neden sevmesinlerdi ki?
Ama hayır bu kız söz tutmayacaktı. Çünkü bu insanlardan nefret edecekti.
***
Küçük kız ayılmaya başladığında kulaklarında artık hatırlamadığım bir ses yankılamıştı. Tek bir kelime onun kalbini bin parçaya ayırmıştı.
“Deniz!”
Bu isim ona aitti ama sesin sahibini hatırlamıyordu. Başındaki insanların kim olduğunu bilmiyordu. Sadece birinin konuşmasını istiyordu. Çünkü bu bakışlardan korkmaya başlamıştı.
Bakışların ne anlattığını bildiği için bu bakışlardan korkması normaldi...
Elaların baktığı bakışlarda sahtelik vardı. Ve Deniz Mira sahte olan hiç bir şeyi sevmezdi.
Sonunda ona mesafe olarak en yakın ama gelecekte en uzak olacak kadın “Evine hoş geldin Mira Alkan.” diye konuştu ve sanki evladına sarılıyormuş gibi sıkı bir şekilde kıza sarıldı. Kız şaşırdı. O bu sıcaklığa bir yerden alışkındı ancak bu sıcaklık artık soğutmuştu onu. Sıcak tutmuyordu. Soğutuyordu.
Kalbi bu sıcaklığa alışkın olsada bedeni bu kadına alışkın değildi. Olmakta istemiyordu. O bu küçük odada bu insanlarla olmak istemiyordu. O kulaklarında yankılanan sesin sahibinin kim olduğunu bulmak ve onun elini tutup buradan gitmek istiyordu...
“Artık sen bir Alkan’sın Deniz.” Küçük kız kaşlarını çattı ve kadına döndü.
“Pana Deniz demeyin lütpen. Pana nerede olduğumu söyleyin lütpen.”
Odadaki herkes kelimeleri ağzından tam çıkaramadığı için yüzünü buruşturduğunda küçük kız bakışlarından dolayı ağlamak istiyordu. O bugünden sonra çok şey isteyecekti ancak her istediği şeyin gerçekleşmeyeceğini öğrenecek bir süre sonrada isteklerinden vaz geçecekti.
Kaderine razı gelecekti.
Artık farklı bir soyada sahip olduğu için ve kayıtlarda ölü gözüktüğü için belirli bir yaşa kadar rahatlıkla gezebilecekti. Tabi bu aileye denk düşmeseydi...
Bu ailenin de düşmanlardan farkı olmadığı için Alkan soyadına sahip olsada yerinden kıpırdayamayacaktı...
Herkes odadan çıktığımda küçük odada tek kalmıştı. Etrafı incelememişti. Kafasını yastığa koyup gözlerini sandalyesinde ve uykuya dalmadan önce kulaklarında son kez ona sesin yankılanmasına izin vermişti.
“Deniz!”

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

0okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.