11. bölüm / 12
ARAYIŞGizli Hayranlarım
Bölümler 12Şu an: Gizli Hayranlarım
- 1 PROLOG1.376 kelime
- 2 Hayatımdaki Gerçek3.509 kelime
- 3 Kitap hırsızı2.220 kelime
- 4 Acı ve korkuyu aynı anda2.195 kelime
- 5 Kimseye Güvenmemek4.147 kelime
- 6 Bir Gerçek Daha3.282 kelime
- 7 Sahil Kenarı5.684 kelime
- 8 Yanlış Anlaşılma4.976 kelime
- 9 Haksız Yere Zorbalanışım9.629 kelime
- 10 Yan Binadaki Yeni Tanıdık Kiracı10.883 kelime
- 11 Gizli Hayranlarım9.553 kelime · Okuduğun bölüm
- 12 Nefretimin Çoğalması8.242 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Yine Karahan'ların özel hastanesine geldiğimizde arabadan kendim inmiş ve hastaneye kendim yürüyerek girmiştim. Barçın ise sadece belimden tutarak yürümem için destek olmuş beni yönlendirmişti. Bütün bakışlar bizde olsada bana yardım etmiş, ona tutunmamı istemişti. Ancak ben onun bana dokunmasına bile dayanamıyorken ona tutunmamış yanından geçtiğim duvarlardan destek almıştım.
Bu hareketime sinir olan Barçın Koralp Karahan’da bana ceza vermek amaçlı beni duvarlardan uzak bir şekilde yürütmüştü. İşte tam bir öküzdü!
Ona içimden saydırırken beni yönlendirdiği odanın kapısını açmış ve ikimizi de odaya sokmuştu. Odanın içerisinde de bir erkek ve bir kadın önceden haber almış gibi bizi bekleyen doktorlara selam verip beni sabahtan beri oturduğum koltuğa bırakmıştı.
Evet akşam olmuştu ve ben hala bir ay önce çektirdiğim röntgenin bir kez daha kontrol edilmesini bekliyordum. Odada kimse yoktu ve bu beni korkutuyordu çünkü ayağa kalkamadığım için ışıkları yakamıyordum ve ben karanlıktan eğer yabancı bir yerdeysem korkardım...
Oda sadece camdan gelen ay ışığıyla parlarken Barçın'ın bu saate kadar nerede olduğunu düşünmeyi bırakıp parmaklarımın arasındaki sabah hastaneye geldiğimde fazlasıyla aç olduğum için Barçın'dan istediğim ama hiç dokunmadığım ekmek arası domates ve buz tutmuş ıhlamura boş gözlerle baktım.
Karnım ağrıdığı için ve başım sürekli döndüğünden kıpırdayamadığım için kolumu oynatıp da ağzıma tek lokma sokamamıştım. Oturduğum rahatsız edici koltukta rahatsız edici üstlerle dururken ağzıma lokma sokmak istememiştim aslında. Ama çok açtım...
Halime küfrederken Aras'ın da telefonumu almaya gidip akşama kadar gelmemesi sinirlerimi daha çok bozmuş ve eğer birileri gelip beni buradan götürmezse delirmeye başlayacağımı anlamıştım. Sıkıntılı bir nefes verirken etrafımdaki her doktorun odasında olan eşyalara bilmem kaçıncı kez ruhsuz bakışlar attım.
Oturduğum koltuğun hemen karşısında bir sedir vardı, yanımda ise küçük komodin vardı. Koltuğun yanındaki kocaman masanın üzerindeki bütün eşyalar oradaydı ve odaya maruz kaldığım değişik bir koku yayılmıştı. Bu koku biraz garipti...
Kokuya alıştığım için sorun bu saate kadar sıkıntı etmemiştim ama masanın arkasındaki camın içeriye hava girmesi için açılmasını istemiştim. Kimse gelip gitmediği içinde açılmayan cama ve kapıya üzgün gözlerle bakmıştım.
Barçın'ın bir an önce gelip beni buradan götürmesini istemiştim, zaten lavabom da gelmişti stresten...
Bağırıp birini çağırabilirdim ama sesimi çıkartamıyordum çünkü o canavarın buraya gelmesinden korkuyordum.
"Bağırmak yasak dedim sana!"
O şeytanın sesi kulaklarımda çınladığında gözlerimi sıkıca yumup onun burada olmadığını kendime hatırlattım.
O buraya gelemez ki...
Kendini kandırma Deniz, o şeytan canı istediği an seni bulur ve o dilini bu sefer kökünden kopartır...
Kaskatı kesilirken artık birilerinin gelmesi için dua etmeye başlamıştım. Gözlerimi kapatırken kolyemi sıkı sıkı tutup küçükken yaptığım gibi sayıklamaya da başlamıştım.
"Bir... İki... Üç... Dört, Beş, Altı, Yedi..." Altmışa kadar sayana kadar gözlerimi açmadan bir ileriye bir geriye sallanarak zihnimdeki sesi susturmaya çalışıyordum.
Taki odanın kapısı açılıp onun sesini duyana kadar. "Deniz yıldızı," Sorar gibi çıkan sesiyle nefes alışverişlerimi düzeltmeden gözlerimi zorlukla araladım. "Koralp," Kolyemi tişörtümün içine saklayıp üstüme dökülen ıhlamuru umursamadan elimdeki ekmeği bıraktım ve hızla yerimden doğrulup iki üç adımda Koralp'in önüne varıp kollarımı ona doladım. Korkuyordum o canavarın buraya gelip beni tekrardan tutsak etmesinden korkuyordum.
Koralp'e de korkudan sarılmıştım ve onun beni sakinleştiren kokusunu solumuştum. Başım dönse de bunu umursamıyor, burnumu onun boyun girintisine sokup kokusunu içime çekiyordum. Ona sarılırken korkudan titreyerek hızlı hızlı nefesler almaya çalışıyordum.
Koralp ise benim neden böyle olduğumu anlamaya çalışıyor ama düşmemem için belimi kollarıyla sarıp sarmalıyordu ve bana alan yaratmak için boynunu biraz daha açığa çıkartmıştı. Onun kokusunu soluduğumu anlamıştı...
Hala dağınık olan saçlarımı büyük eliyle okşarken "Sakin ol..." diye fısıldayarak benim korkumun gitmesini sağlıyordu. Ama neden korktuğumu bilmediği için başka bir şey diyemiyordu...
Burnum onun boynuna yaslıyken gözlerimi yorgunluktan kapanmış ve derin bir karanlığa çekiliyordum ama kendimi tutarak uykuya dalmamak için çabalıyordum.
"Beni yalnız bırakıp nereye gittin?" Sorumla sıkıntılı bir nefes verirken sesimden uykuya dalacağımı anlamış ve beni kucağına almıştı.
Onun nerede olduğunu umursamıyordum, beni bırakıp neden gittiğini de umursamıyordum ancak korktuğum için gereksiz sorular sorup korkumu yok etmeye çalışıyordum. Ona neden bir anda sarıldığımı da kendimce sorguluyordum. Ona gerçekten de korktuğum için sarılmıştım...
"İpek ile konuşuyordum. Sonra seni unuttum..." Yutkunarak ona baktığımda sıkıntılı bir nefes verip gözlerini birkaç saniye için yumdu. Beni unutmuştu ve bunu kendi ağzıyla söylemişti. Zorlanmamıştı bunu söylerken çünkü ben onun hiçbir şeyi değildim, yani istediği gibi rahatça konuşabilirdi.
"Anladım... Peki Aras nerede? Telefonumu getirmeye gitti ama gelmedi. Acaba ayağına takılıp düştü de telefonum kırıldı diye benim kızmamdan korkup gelmekten vaz mı geçti?" Mayışmış bir sesle konuşurken onun kokusunu solumayı bırakıp başımı başka tarafa çevirmiştim. Bu sırada beni yedi saat boyunca tek başıma kaldığım odadan çıkarmış ve asansöre doğru ilerlemeye başlamıştı.
Sorumla güldüğünü duyduğumda kollarımı boynundan çekip kucağında birleştirmiştim. Aniden ona sarılmalarımı durdurmalıydım. Bugün ikinci kez ona sarılmıştım. Birincisinde o beni kendisine çekmiş, ikincisinde ise ben kendi isteğimle ona sarılmıştım...
Asansöre binip altıncı kata tıkladığında asansörde sadece küçük bir kız çocuğu ve onun elini tutan bir kadın vardı. Küçük kız sarışındı ve mavi gözleri vardı. Bana İpek'i hatırlattıbinda içime derin bir nefes çekip "Beni yere indirebilirsin Barçın." diye fısıldadım uykulu bir sesle. Ayaklarımı belinden çekip sarkıttığımda da beni zorlamadı ve yavaşça yere indirdi. Ona ilk ismiyle seslenmemi umursamamıştı bile...
"Aras'ın nerede olduğunu söylemedin hala..." Sırtımı asansör duvarına yaslayıp destek aldığımda onun bana bakan lacivertlerine bakıyordum. Her an yere çöküp uykuya kalabilirdim.
O da bana dönüp kollarını göğsünün altında birleştirdiğinde belirgin damarlarına kaymıştı gözlerim. Damarları gerçekten çok dikkat çekiciydi çünkü ten rengi beyaz renkliydi hem de kası çok olduğu için damarları fazla belirgindi.
"Aras Leyla'yı oyalamaya çalışıyor tabi sadece Aras değil Kaan da oyalamaya çalışıyor çünkü senin nerede olduğunu sorgulayıp durmasını istemiyorum." Cevabına kafa sallamakla yetindiğimde bana gözlerini kısarak baktı. Bir süre yüzümü inceledikten sonra da "Sen neden az önce koklayarak bana sarıldın?" diye sordu.
Ona ters bir bakış atmamın nedeni sarıldığımı söylerken gözlerindeki saçma ifadeydi. Bana muzır bir ifadeyle baktığında beni daha çok sinirlenmek için yaptığını anlamıştım...
Uykulu bakışlarımı bizi merakla dinleyen küçük kıza çevirdiğimde yorgun da olsam küçük kıza gülümsedim. Kız bana bakınca da ürkerek annesinin yanaklarına sokulmuştu. Bunu gören Barçın gülerek bana daha çok yaklaştı. "Saçlarını düzeltmezsen seni korku filmlerindeki canavar rolünü oynaman için setten çağıracaklar..." Barçın belimden tutup beni ters çevirdiğinde karşımdaki aynadan onun her hareketini izlemeye başladım.
Saçımdaki tokayı çıkartıp parmaklarıyla acıtmamaya dikkat ederek saçlarımı taramaya başladığında işine odaklanmış gibi duruyordu ama "Soruma cevap vermedin." Diyerek bu sefer o aynı soruyu bana sormuştu. Yani aklı hala sorusunun cevabındaydı. Benim aklım ise saçıma zarar verip vermeyeceği konusunda takılı kalmış, gözlerimi de ellerinden ayırmıyordum.
Aynadan göz göze geldiğimizde ise tedirgin bakışlarımı ellerinden çekip önümde birleştirdiğim kendi ellerime çevirmiştim. Onun bana olan bazı dokunuşları onu hatırlattığı içinde kendime sinirlenmiştim. Onu özlemiştim...
"Karanlıktan korkuyorum o yüzdendi." Bana şaşkınlıkla baktığında gözlerimi devirdim. Karanlıktan korkmak normal bir şey değil miydi, neden şaşırmıştı bu adam?
Saçlarımı atkuyruğu yaptığında küçük kız aynadan benim yorgun gözlerime çevirmiş ve "Böyle daha güzel oldun abla." Diye tatlı tatlı konuşmuştu. Bende ona gülümsediğimde kızın gülümsemesi genişledi.
"Bana abla demene gerek yok güzel kız. Adım Deniz, bana adımla seslenebilirsin." Barçın kız ile aramdan çekildiğinde bende kıza dönmüştüm. Kıza ilk adımı söylememle Barçın şaşırırken kızın büyük ihtimalle annesi olduğunu düşündüğüm kadın bana büyük bir farkındalıkla bakarak kızının elini daha sıkı tutmuş ve iki üç adım bu büyük asansörde gerilemişti. Benim kim olduğumu daha yeni fark etmişti.
Tiksinircesine bakan bakışlarıyla "Ece kızım tanımadığın insanlarla konuşma özellikle bunun gibi kötü niyetli kızlarla konuşma." diye kızını uyardığında ben bakışlarımı kaçırdım zaten yorgundum bir de onunla uğraşmazdım...
Ama Barçın kaşlarını çatarak kadına "Hanımefendi sizde tanımadığınız insanlar hakkında saçma sapan konuşmayın." diyerek kazarcasına konuşmuştu ama kadın onu umursamadan bana aynı bakışları yollayıp açılan kapıdan hızla indi.
Asansör kapısı tekrar kapanıyordu ki büyük asansörün içine sedirde yatan bir hasta ve başına üşüşmüş doktorlar hızla girmeye başladı.
Aceleyle giren doktorlara değmemek için asansörün en köşesine sıkıştığımda Barçın önümde bana çok yakın olan doktora ters bir bakış atıp bileğimden tuttu ve beni kendisine çekerek diğer köşeye sıkışmamı sağladı. Önüme geçerek doktorların bana değmemesini sağladı ama kendisi bana temas ediyordu.
Bugün yine dip dibeydik...
Lacivertleri ellerimi bulduğunda "Sonuçların çıkmış... Onlara bakıp bu hastaneden siktir olup gidelim. Bir şeyler içip kafa dağıtmak istiyorum." diye kendi kendine konuşmuştu. Az önce olanları ve ona söylediğim iki kelimeyi hemen unutmuştu...
Karanlıktan korkarım...
Kararıma korkarım...
Başımı sallamakla yetindiğim sırada Barçın'ın arkasındaki genç doktor gerilediği için Barçın'ı iteklemişti. İteklenen Barçın ise küfrederek biraz daha bana sokulmuştu.
"Kaçıncı katta ineceğiz? Çok uzun sürdü..." Karnıma bir anlık sancı girdiği için yüzümü buruşturup karnımı kollarımla sararken sorduğum soruyla Barçın düz bir ifadeyle bakan gözlerini karnımdaki kollarıma dikmişti. Omuz silkerek "Yedinci katta ineceğiz." diye umursamazca yanıtlayarak beni siklemediğini daha da umursamaz çıkan sesiyle belirtmişti.
Madem beni umursamıyordu neden benim için önemli olan soruları sorup duruyordu?!
Asansör sonunda durduğunda rahat bir nefes alarak doktorların çıkmasını bekledim. Beşinci kata gelmiştik yani daha iki katımız vardı...
Doktorlar aceleyle inerken Barçın yer açıldığı için benden uzaklaşarak elini cebine atmıştı ki doktorların tamamı indikten sonra içeriye İpek girince şaşırarak duruşumu düzeltmiş, ona doğru dönmüştü.
Bende İpek'e şaşkınlıkla baktım çünkü üstündeki mini toz pembe rengindeki elbise ve elbiseye hiç uymadığını düşündüğüm ama onda güzel duran yüksek topuklu ayakkabısıyla hastanede ne gibi bir işi olduğunu merak etmiştim. Ama Barçın'ın sevgilisi olduğunu hatırlayınca bu merakımı anında silip atmış ve onlara bakmayı kesmiştim.
Onlardan en uzak köşeye geçerken kapılar kapanmıştı ve ben o hayatımı mahveden iki şahısla büyük bir asansörün içinde baş başa kalmıştım...
İpek sarı saçlarını tek eliyle savururken Barçın'a yavaş ve kışkırtıcı adımlarla yaklaşıyordu. Barçın ise onun kıvrak yürüyüşünü beğenilerle izliyordu.
İpek kırmızıya boyadığı dudaklarından alt dudağını beyaz dişiyle dişlediğinde Barçın bu harekete dayanamayarak İpek'in ince belinden kavradığı gibi onu asansör duvarı ile arasına aldı.
Barçın İpek'in dudaklarına yaklaşırken "Kızım neden üstündekini çıkartmam için uğraşıyorsun?" diye fısıldamış ve asansörü altıncı kata çıktığında durdurmuştu. Bu sefer beni direkt unutmuştu...
Bakışlarımın onlara ne ara kaydığını hatırlamaya çalışmadan tekrardan gözlerimi kaçırmış ve "Şey... ben buradayım." diye mırıldanmıştım. Sesimi duyan İpek ve Barçın da utançla birbirlerinden ayrılmış bana mahcup gözlerle bakmışlardı.
İpek umursamaz bakışlarını gördüğünde pek konuyu uzatmamıştı ama Barçın "Özür dileriz. Ama bir dahakine bizi izlemezsen seviniriz." diyerek bana ters bir cevap vermişti. Bu adam gerçekten onu öldürmem için bir sürü sebep vermişti ama derin bir nefes alarak kendimi sakinleştirmiştim.
İpek beklediğimin aksine Barçın'ın omzuna hafif vurarak "Barçın kızın bir suçu yok senin suçun vardı sonuçta sen asansörü durdurdun." diye beni savunmuştu. Bu hali beni düşüncelere sokarken Barçın bana ters bir bakış atıp asansörü tekrardan çalıştırmıştı.
Barçın neden bana bir anda soğuk yapmaya başlamıştı?
Daha az önceye kadar saçlarımı okşuyor benimle şakalaşmaya çalışıyordu ama şimdi İpek'in yanında bana ters davranıyordu...
Siktir! Aklımdan geçen mi oluyordu? Sırf aramızın kötü olduğunu Barçın İpek'e rol mü yapıyordu? Sırf aramızın kötü olduğunu düşündürmek için bunu yapar mıydı?
Yok canım daha neler!
Aklımdaki düşüncelerden kurtulmaya çalışırken asansör kapıları açıldı ve ilk önce İpek ve Barçın sonra da ben indim. Barçın'ı takip ederek yürürken duvarlardan destek almasam karın ağrısından düşüp gebereceğimi anlamıştım.
Geniş koridorun en sonundaki kapının önüne vardığımızda Barçın İpek'e "Sonuçlara bakıp hemen geliyorum." diye bırakıp bana dönmüş ve bir şey dememe izin vermeden karşımızdaki odaya beni ve kendisini sokmuştu.
Odaya girmemizle esmer, uzun saçlı, kara gözlü ve güzel bir vücuda sahip doktor kadın ayağa kalkıp bana sevimlice gülümsedi ve elini masasının üzerinden uzatarak "Merhaba, Mira Alkan ben Doktor Seda Çelik yani yeni doktorunuzum." diye kendini tanıtmıştı.
Yeni doktorumuzun diye belirtmesi de beni şaşırtmıştı. Bu yüzden bana az önceki bakışlardan daha farklı bakış atan Barçın'a sorgularcasına baktım. Barçın ben ona baktığımda kaşlarıyla Seda doktorun elini gösterip İpek'e dokunan elleriyle belime dokunup beni kadının elini sıkmam için ileriye doğru ittirdi.
"Ben kimseye dokunmak istemiyorum..." Söyleyerek elini hala indirmeyen doktora çaresizce bakıp zorlukla elini tutup selamlaştım. "Ama size dokundum Doktor Seda." Barçın sırıtarak masanın önündeki koltuklardan birine oturduğunda Seda hanımda gülümsemesini genişleterek elimi bırakıp yerine oturdu. Bende sabahtan beri onuyor olmama rağmen Barçın'ın karşısındaki koltuğa oturdum. Bu seferki koltuk daha rahat olduğu için Allah'ıma şükrettim...
"Sizinle çay kahve içip sohbet etmek isterdim ama hem benim işlerim var hem de Barçın işleri olduğunu biraz aceleci davranmamı istedi... Bu yüzdende direkt sonuçlarına bakacağım." Önündeki bilgisayardan tuşlara tıklayarak konuşan Seda'yı kucağımdaki ellerimle oynayarak dinliyordum. Barçın'ın da bu sırada bana baktığını hissediyordum.
Seda bir süre bilgisayarda gözlerini dolandırdıktan sonra gözlerini bir saniye bile ekrandan çekmeden bir çekmece açtı ve içinden kalın dosya çıkartıp çekmeceyi geri çıkardı. Bunu yaparken kaşları çatıktı. Ve bu hali karnımdaki sancıyı çoğaltmıştı. Beni strese soktuğunun farkında değildi Seda Hanım...
Seda çıkardığı kalın dosyanın içinden çıkardığı kağıtlara da baktıktan sonra nihayet konuşabildi.
"Mira bir ay önce büyük darbeler almışsın... Ve görünen o ki darbelerden kaynaklı mide veya onikiparmak bağırsağında ciddi ama sınırlı bir hasar oluşmuş. Tam bir yırtılma olmadığı için durumun ilk anda hayati bir tehlikeye dönüşmemiş." Seda'nın söylediklerini bir zamanlar ezbere bildiğim için çok yabancı bulmamış ve şaşırmamıştım.
Bu acıya da alışıktım...
Ben sanki normal bir yaralanmadan bahsetmiş gibi durduğumda Barçın sorgularcasına kaşlarını çatıp yüzümün her zerresini karış karış incelemişti. Seda ise bir şey söylememi beklemişti.
Omuzlarımı çökerterek Barçın'ı umursamadan Seda'ya döndüm. "Peki bir ay boyunca nasıl dayanabilmişim? Bu zamana kadar yırtılıp gitmesi gerekiyordu o bağırsağın..." Dalga geçer gibi konuşmamla Barçın bu sefer öfkelenmiş ve koltukta dikleşmişti.
"Neden umursamadan konuşuyorsun?" Barçın'a ters bir bakış attıktan sonra geri Seda'ya döndüm.
"Sana ne?" Seda'ya baksam da Barçın'a konuşuyor ve nu umursamadığımı belirtiyordum ama o benim onu umursamadığımı anlamıyordu.
Ayağıya fırlayıp "Bana ne mi? Deniz arkadaşımsın ve soruyorum bana ne mi?" diye inanamayarak konuşan Barçın gerçekten fazla oluyordu, bana hem düşman gibi davranıp hem de arkadaşım diyordu! Beyninde sorun olmalıydı... Yoksa da oldururduk!
Seda bizi dinlemediğini önündeki bilgisayara döndüğünde anladığımda dişlerimi sıkarak bende bana kendisini gösteren Barçın'a döndüm. "Arkadaşım değilsin ve bana soru sorma çünkü evet sana ne?! Biz seninle düşmanız düşman! Düşmanın düşmanın ölmesini ister sende gelmiş bana umursamazca konuşmamın hesabını soruyorsun..." Ona öfkeyle söylediklerimle Seda kaşlarını kaldırarak bir bana bir de Barçın'a bakmaya başlarken Barçın benim taklidimi yaptı. O dayanaklı burnunu kıvırıp yamuk bir ağızla benim söylediklerimi tekrarlayınca bu haline daha çok sinirlendim.
Özürlüydü!
Ve beni "Biz seninle düşmanız düşman!" diye taklit ederken kendisini maymuna dönüştürmesi kalbimi kırmıştı...
Kalbin mi vardı kızım senin?
Oflayarak önüme döndüğümde suratımın asıldığının "Deniz şakaydı... Bir an sinirlendim diye öyle yaptım. Sende hemen asma şu suratını." diye konuşarak yanıma gelen Barçın söyleyene kadar farkında değildim. Suratımın asılmasının sebebi o değildi iç sesimin yine çok doğru bir soru sormasından kaynaklıydı...
Omuzlarımı kaldırıp indirirken "Bana ne? Şaka olsun olasın sanki bana ne dediğin umurumda..." diye mırıldanmıştım. Bize garip bir şeyi izler gibi bakan Seda'ya gözlerimi devirdiğimde mahcup bir ifadeyle önüne dönmüştü. Önüne dönmesiyle yüz ifadesi de ciddi bir hal almış ve bilgisayara daha çok dikkatli bakmıştı. Kaşları da çatılınca yutkundum çünkü bana inanmayarak bakan Seda'nın neden korkunç bir şey görmüş gibi baktığını çok iyi biliyordum.
Barçın benim ters cevabımla söylenerek yerine oturunca Seda bilgisayardan gözlerini ayırmadan "Mira sana midenin iyileşmesine yardımcı olmak ve asit nedeniyle oluşabilecek tahrişi azaltmak için bir mide koruyucu yazacağım..." diye bilgilendirme yapmış ve reçete yazmaya başlamıştı. Mide koruyucu ilacını çok kullanmıştım...
Barçın'ın bakışları altında Seda reçeteyi bana uzatırken "Mira seninle konuşmak istiyorum." diye ciddi bir sesle kurduğu dört kelimelik bir cümle kaşlarımı çatmama neden olmuştu ve Seda'ya sert bakışlar atmaya başlamıştım. Onun da benimle konuşup o diğer doktor gibi saçma sorular soracağını çok iyi biliyordum bu yüzdende bu odadan bir an önce çıkıp gitmek istiyordum.
Barçın'ın da kaşları çatılmıştı ama o Seda'nın neden benimle konuşmak istediğini anlamadığı içindi belkide işinin olduğunu söylemesine rağmen benimle konuşarak vaktinden çalacağı içindi...
Seda bana ısrarcı bakışlar atmaya başladığında dişlerimi sıkarak gözlerimi kucağımda stresten kanatırcasına sıktığım ellerime çevirdim. İşimiz bittiği içinde ayağa kalkıp “Ben sizinle konuşmak istemiyorum Seda Hanım, iyi akşamlar diliyorum.” diyerek gitmek istedim ama Barçın tekrar yerinden doğrulduğunda bu sefer bileğimden tutmuş daha da öfkelenmiş bir halle bakışlarını Seda’dan çekip bana dikmişti.
Benim bakışlarım benim gitmemi engelleyen bileğimdeki o ele çevrildiğinde Barçın bana yaklaşarak “Seda durduk yere konuşmak isteyen bir doktor değil onunla konuş.” diye kulağıma fısıldadığında kokusu burnumun ucunda olmasaydı şu an hüngür hüngür ağlayabilirdim. O portakal kokusu benim ağlamamı engellemeyi nasıl başarabilirdi?
Kulaklarıma değen dudakları tenimi yakarken bana ısrarcı bakışlarla bakmaya devam eden Seda’ya bakmamak için kendimi zor tutuyordum. Onun bana ne soracağını neler diyeceğini çok iyi biliyordum ve bunu bilmekten nefret etmiştim.
Bana küçükken neden sürekli darbe yediğimi soracak ve vereceğim cevapla yalan söylediğimi anlayarak doğruyu söylemem için baskı uygulayacaktı. Bilgisayarıma olan bakışlarımın değişmesinin sebebi de benim şiddet gördüğümü sanmasıydı… Yani benimle konuşup bu düşüncesini doğrulayacak sonra da aklınca bana yardımcı olmaya çalışacaktı.
Tabi ben buna izin verirsem…
İzin verecek kadar cesur musun Deniz?
Hayır değildim. Nasıl düşündüğü şeyin doğru olduğunu söyleyebilirdim ki söylediğimi düşünmek bile canımı, sıkarken dilimin ucunu sızlatırken söyleyemezdim. Ben gerçek sandığım ailemden dayak yediğimi kimseye söyleyemezdim… Kendimi daha fazla kimseye ezdiremezdim.
Bileğimi ısrarları yüzünden sinirlenerek “İstemiyorum dedim!” diye sertçe çekip kurtardığımda karnıma sancı vurmuş ve bende acıyla inleyerek karnımı kollarımla sarmış yere çökmüştür. Karnım bu kadar çok acımamalıydı!
Barçın'da "Siktir Seda niye bu kadar çok canı yanıyor bu kızın!" Diye bağırıp yere çökmüş gözümü ve ağzımı sıkıca kapayıp yere eğdiğim başımı çenemden tutarak kaldırmaya çalışmıştı ama kendimi öyle bir kasıyordum ki beni ne kadar güçlü olursa olsun hareket ettiremiyordu.
O beni hareket ettirmeye zorlarken benim aklıma o canavarın bana bağırarak beni hareket ettirmeye çalıştığı geliyordu.
"Eğer kalkmazsan bodrum katından iki hafta boyunca çıkamazsın..."
Kulağımda fısıltılı sesi geldiğinde yere tamamen oturup başımı iki yana salladım. O canavarın burada olmadığını kendime inandırmaya çalıştım. Burada o olmasındı...
O... o beni burada olsaydı bu dünyadan silip atardı ki...
Ben bu dünyadan babamın ve annemin kim olduğunu, öz annemin beni neden istemediğini babamın neden o uçaktan düştüğünü öğrenmeden gitmek istemiyordum ki. O kadının dediğini yapmazsam ölecektim ve istediklerimi öğrenmeden bu hayattan göç edecektim.
Zaten hep böyle olmuyor muydu? Benim istediklerim hiş bir zaman olmuyordu ve ben hayatımı öyle yaşayıp gidiyordum değil mi? Ama ben bir kere istediğimin olmasını istiyor benim yoluma çıkanların bana karışmasını istemiyordum.
Bu yüzdende beni yerden kaldırmaya çalışan Barçın ve Seda'ya "İstemiyorum!" diye bir kez daha bağırıp acıyla inlemiş ve beni kendisine bugün ikinci kez çeken Barçın'ın kollarının arasında can çekişirken "Barçın ben istemiyorum. İstemiyorum kimseyi sadece... sadece onu istiyorum." diye sayıklamaya başlamıştım. Barçın yüzünden onu da hatırlamaya başlamıştım. Barçın'ın kokusunun beni rahatlatması bile bana onu hatırlatmış ve onu özlemişti.
Acaba o da beni özlemiş miydi?
Soruma cevap bulamadığımda ellerimi yumruk yaparak Barçın'ın sert göğsüne vurdum. "Bırak beni. Ben onu istiyorum sizi değil." Barçın beni daha sıkı tutarken yüzümü boyun girintisine sokmamda yardımcı olup boynunda benim için alan yaratmıştı. Bunda bir sorun görmeden bunu yapmıştı. Ve ben o an anladım İpek'in yanındayken bana kötü davranırken rol yaptığını. Neden bunu yapmıştı?!
Ben "Onu istiyorum." diye sayılamaya başladığımda burnum onun kokusunda yumruk olan ellerim tişörtünün yakalarındaydı ve karnımın sancıları artmaya başlamıştı.
"Deniz kimi veya neyi istiyorsun bilmiyorum ama canın yanmasın istediğim için seni uyutmak zorunda kalıyorum bu yüzden senden çok özür diliyorum." Barçın'ın fısıltısıyla yutkunarak gözlerimi açtığımda Seda'nın elindeki iğneye bakmamış olmamın nedeni bana derin derin bakan Barçın'ın lacivert renkli gözünün altındaki silik gibi duran beni fark etmemdi. Onun da benim yüzümdeki yakından bakmayınca görünmeyen benleri vardı...
Benine bakarken nasıl bakıyordum bilmiyorum ama Barçın'ın bakışlarımdan ne gördüyse gözleri merakla kısılmış bana daha derin bakmaya başlamıştı. Bende kolumda bir sızı hissettiğimde ise gözlerim kapanmış ve onun kolları arasında derin bir karanlığa çekilmiş bana beni anlamaya çalışır gibi bakmasını uykuya dalarak engellemiştim.
Onun kokusunu soğuyacak uykuya dalmıştım ama onlar uykuya ilacıyla uyuduğumu sanmışlardı...
***
2024/11/12
"Leyla başımı döndürüyorsun yerinde durur musun artık?" Kaan'ın sürekli tekrarladığını umursamayan kız sedirde yatan arkadaşı için göz yaşı dökerken doktorun söyleyeceği sonuçların iyi olmasını dileyerek odanın içinde volta atıp duruyordu. Arkadaşına sarılıp ağlamak istese de dokunulmaması gerektiğini söyleyen köşede tekli koltuğun üzerinde ifadesiz bir yüzle Deniz'i izleyen Barçın yüzünden bu isteğini gerçekleştiremiyordu. Arkadaşının elini bile tutamayacaksa nasıl rahat bir şekilde oturabilirdi ki?!
Kaan'a ters bir bakış atarken onu akşama kadar oyaladıkları için daha da sinirliydi ve bu sinirini onlardan çıkartmak yerine eli çenesinde olan Barçın'dan çıkartmayı tercih etti. Zaten kız arkadaşını yanından ayırmadığı için kıza zarar veremediğinden de sinirliydi bugün sinirini atması ona iyi gelebilirdi.
Leyla öfkeyle Barçın'a yürüdüğünde İpek kaşlarını çatarken Barçın bir tepki vermemişti çünkü Deniz'in gittikçe beyazlayan teninden gözlerini ayıramıyor onun neden gittikçe daha çok kötüleştiğini anlamaya çalışıyordu.
Derin düşüncelere daldığı içinde Leyla'nın ona "Senin yüzünden!" diye bağırdığını duymuyordu. Leyla ise arkadaşının bu durumda olmasının sebebini ona haykırarak hıçkırıklar içerisinde ağlıyordu.
Arkadaşının uyanmasını ve ona iyi olmasını söylemesini çok istiyordu ama arkadaşını kriz geçirirken uyutmuşlardı. Onlar Deniz'in kriz geçirirken uyutulmaması gerektiğini bilmiyorlardı ama Leyla çok iyi biliyordu ve keşke burada olsaydım diye kendi kendine sinirlenip duruyor daha da çıldırıyordu. Bütün öfkesini de ona hiç bakmayan arkadaşını seyreden Barçın'dan çıkartmaya çalışıyordu.
"Sevgilin ve sen arkadaşımı... arkadaşımı soldurdunuz lan! Zaten soluktu ama... ama şimdi kurumuş yaprakları da gitti!" Leyla Deniz'i hep mavi güle benzetirdi ve onun solmasını hiç istemiyordu. Özelliklede bu iki insan yüzünden. Küçümser gibi bakan İpek yüzünden arkadaşı solsun istemiyordu, tepki vermeyen Barçın yüzünden solsun istemiyordu...
O arkadaşının uyanmasını istiyordu!
Bütün gün Kaan ve Aras'la sıkıcı vakitlerde öldürmek yerine arkadaşının yanında olmayı çok istediği gibi...
Barçın cevap vermeyince önündeki masayı ayağıyla sertçe iterek Barçın'ın ayaklarına zarar vermeye çalışmıştı ama Kaan hiç bu kadar ifadesiz durmayan arkadaşına zarar gelsin istemediğinden masayı refleksi iyi olduğundan durdurup, kaşlarını çatarak çıldırmış olan yeşil gözlü kıza baktı.
Bu kız neden onun sözünü dinleyip yerinde durmuyordu ki?!
Arkadaşı uyanınca istediğini yapabilirdi ama şuan oturması gerekiyordu yoksa onu zorla oturmanın yollarını bulacaktı.
"Otur Leyla. Böyle yaparak arkadaşının uyanacağını mı sanıyorsun?" Sert bir sesle konuşan Kaan Leyla'yı tek sorusuyla kırdığının farkında olmazken İpek "Bırak öyle sansın..." diye araya girerek Leyla'nın üzüntüsünü unuturmuş ve yerine öfke kondurmuştu.
Leyla tam ağzını açıp konuşacaktı ki iki gündür İpek'e daha çok sinir olan Kaan Leyla'ya kızarken ki ses tonunun iki kat fazla olacak şekilde "Sende kes sesini!" diye kızarak ona şoke içinde bakan Leyla'nın yanına gidip ona sormadan kucağına aldı ve "dışarıda hava al biraz sonra gelir arkadaşına bakarsın." diye mırıldanarak kızın konuşmasına fırsat vermeden odadan çıkardı.
Leyla "İstemiyorum hava almak. Ben arkadaşımın yanında durmak istiyorum." diye çıkıştığında Kaan göz devirip asansörün düğmesine basıp asansörü çağırdı. Hayatında o kızdan başka bir kız taşımadığı için Leyla'yı taşımak ona garip hissettirmişti... Gözlerini çatık kaşlarla onu izleyen kollarının arasında ufacık kalan kızın suratına diktiğinde asansöre bitmişti.
"Bakma bana öyle arkadaşının uyurken başını şişirmeni istemiyorum." Leyla arkadaşının uyumadığını baygınlık geçirdiğini hatta belkide... belkide komaya girdiğini çok iyi bildiğinden yine göz yaşı akıtmaya başlamıştı.
Kaan Leyla'ın akan yaşlarına küfrederek zemin katın tuşuna bastı ve geriye çekilerek Leyla'ya çatık kaşlarla bakmaya devam etti. Bu kız her arkadaşıyla ilgili bir şey olduğunda bayılırdı şimdi niye bayılmıyordu ki?
Kaan aklındaki düşünceye gözlerini devirdiğinde Leyla bu hareketini gördüğü an kaşlarını çatarak onu taşıyan bu dev adamın bütün öfkesini çıkartmak adına yakışıklı yüzüne tokadını geçirdiğinde ne yaptığını çıkan sesle ve sağına doğru düşen kafayla anlayan Leyla'nın göz yaşları bile akmayı bırakmıştı.
Kaan'ın ona zarar vereceğine inanarakta hızla bayılma takliti yaparak gözlerini kapatmış ve havadaki elini serbest bırakmıştı. Ona zarar vermemesi içinde dua etmeye başlamıştı...
Tokadı yüzüne yiyen Kaan ise ne olduğunu anlayamaz bir halde yere odaklanmış ve olayı anlamaya çalışmıştı ama bu kızın hareketlerini sabahtan beri anlayamayan Kaan bunu da anlamadığı için yavaşça başını kaldırıp rol yaptığını fazlasıyla belli eden kıza anlayamaz bir ifadeyle bakmıştı.
Canı yanmıştı ama bu kıza kızamamıştı zaten neden böyle yaptığını anlayamadığı içinde kızmaya gerek duymamıştı.
Bunun yerine Leyla'nın artık susması için Leyla'nın rolüne ortak olup "Bayılmasaydın seni yerden yere vururdum. Sen dua et bayıldığına..." diye mırıldanmıştı
Rol yapmaya devam eden Leyla ise Kaan'ın rol yaptığını anlamadığı için rol yapmaya devam etmişti. Kaan sabahtan akşama kadar vır vır eden kızı dışarı götürmekten vaz geçip bu hastanedeki kendi özel odasına götürmeye karar vermişti.
Odada tek kalan İpek ve Barçın'da sessizlik içinde oturmaya devam ediyorlardı. İpek sevgilisinin sedirde yatan kızı seyretmesinden rahatsız olsada o, kızı bu hale getirdiği için susmak zorundaydı bu yüzden ağzını açıp tek kelime etmiyordu.
Kolları arasında uyutulan kıza bakarken hala boyun girintisinde o kızın küçük burnunu hissetmeye devam eden Barçın hareket etmeden kızı izlemeye devam etmeyi bırakmıyor ve doğru olanı yapıp yapmadığını anlamaya çalışıyordu.
Bugün İpek ile yeni yerleşecek ev hakkında konuşurken Deniz'i unuttuğu için zaten kendine kızgınken Deniz'e İpek'in yanındayken kötü davranıp tek kaldıklarında normal gibi davranmasına daha fazla sinir oluyordu ve bu sinir sadece kendisine değildi yanındaki yarı çıplak sayılacak sevgilisineydi de.
Onu bunu yapması için zorunlu bırakmıştı çünkü sevgilisi eğer onunla yakın olduğunu düşünürse yatakta yatan kıza daha fazla zarar verebilirdi. Barçın artık Deniz'e kendisi yüzünden zarar gelsin istemiyordu. Deniz ile iyi anlaşıp onunla arkadaş olmak istiyordum ama Deniz yanındaki kız yüzünden zarar gördükçe bu asla mümkün olmayacaktı...
Barçın Koralp bundan nefret etmişti ve içi daraldığı için bir anda yerinden doğrulup cama doğru ilerlerken cebinden yıldız desenli zipposunu ve sigara kutusundan kendisine bir dal çıkarmıştı.
Camı açıp zipposuyla sigarasını yaptıktan sonra ona yaklaşan İpek'e düz bir bakış atıp omzunu camın pervazına yaslamıştı.
İpek onada sigara vermesi için avucunu uzattığında Barçın içine sigarasından derin bir nefes çekip cebine koyacağı sigara paketini onun avucuna bırakmıştı. Zipposunu ise cebine atmış bakışlarını uyuyan kıza geri çevirmişti.
"Zipponu vermeyeceksen neden sigarayı veriyorsun?" Mızmızlanan kıza bakmayarak "Madem çakmağın yok neden sigara istiyorsun?" diye soruya soruyla cevap veren Barçın aslında konunun çakmak yada sigara olmadığını çok iyi biliyorken hiç bir şey anlamayan İpek masanın üzerinden Kaan'ın çakmasını alarak kendine çıkardığı sigaranın ucunu yaktı ve geri sevgilisinin yanına gelip onun kolları arasına sıkışarak sigarasını içmeye başladı
Madem seni sevdiğinden yada sadakatinden şüphe duymadığın biri yok neden bir sevgili istiyorsun İpek?
Barçın sigarasından daha derin bir nefes çekerken kollarının arasında olanın İpek olmasını garip bulmuştu...
Daha saatler öncesinde o kız kollarının arasındaydı...
***
Günlerdir yanından ayrılmayan Barçın kızın üzerini örterken uykusuzluktan ve sürekli ona bağırılmasından başı ağrısa da uyuttuğu kızın başından bir saniye bile ayrılmamış ve kızın günden güne daha çok solan yüzünü seyretmeye devam ediyordu.
Batu’nun, Taha’nın, Çağan’ın yada Deniz’in en yakın arkadaşı olan Leyla’nın bağırışlarını umursamadan Deniz’in başından ayrılmamak nedeni içinin gözleri kızdan ayrılır ayrılmaz acımasıydı. Deniz’e bakmadığı her saniye canı acıyor ve bu acının geçmesi için odaya getirttiği boks torbasını yumruklamak yerine piç olan adamları yumruklamak istiyordu ama burada o insanları yumruklayamazdı. Deniz’in yanında kötü biri olsada bir insan yumruklamak istemiyordu. Her ne kadar Deniz gözlerini açmıyor olsada bunu yapmayacaktı zaten Deniz’e bir adam öldürdüğünü söylemişti bu yüzdende kendisine öfkeliydi daha fazla kendisine öfkelenmek istemiyordu...
Deniz’in üzerini örtüp geri çekildiğinde içeriye Barçın’a ters ters bakan Çağan girdi. Deniz’i kardeşi gibi sahiplenen Çağan Barçın’ın Deniz’in yakınından bile geçmesini istemiyor olsada Deniz Eğer uyumuyor olsaydı ona zarar vermemesini isteyeceğini az çok tahmin ettiği için bir şey söylemeden Barçın’a omuz atarak Deniz’in başucuna o geçti ve oradaki sandalyeye oturarak Deniz’in soğuk yüzünü ellerinin arasına alıp “Leyla yine çıldırıyor. Ne zaman uyanacaksın be güzelim?” diye fısıldadı. Deniz ile tanıştığından bu yana ona o kadar alışmıştı ki onun komaya girdiğini öğrendiğinde gittikçe zayıflayan kız için gizli gizli ağlıyor ve tanrıya onun için dua ediyordu.
Her gün bu küçük kızın yanına gelip onu duyacağına inanarak kimlerin ne yaptığını anlatıp duruyor sonra Deniz bir tepki vermediği için Deniz’e küçük bir çocuk gibi küsüp yanından ayrılıyordu. Barçın’da bu süreçte Çağan’ın ne dediğini umursamasa da Çağan’ın Deniz’e dokunduğunda verdiği tepkileri kendisi bile fark etmiyordu. Çağan Deniz’e dokunduğunda kaşları çatılıyor, elleri yumruk oluyor ve dişlerini gıcırdatacak kadar sıkıyordu. Tabi bunu fark ettiği an kendisine çeki düzen verip sadece Deniz’in ifadesiz suratına bakıyordu.
Şuanda olduğu gibi...
Deniz resmen bir haftadır komadaydı ve bunun sorumlusu Barçın’dı eğer Deniz artık uyanmazsa Barçın’ın kendisine olan öfkesi daha çok çoğalacaktı...
Bir süre Çağan Deniz’e neler yaptığını anlattıktan sonra Çağan Deniz’in yanağına bir öpücük bırakıp odadan ayrıldı. Çağan’dan sonrada içeriye bütün sinirini yine Kaan’dan çıkartmayı başaran Leyla gelmişti ve Arkadaşına dokunabildiği için mutluyken Barçın’ın onları yalnız bırakmamasına sinirli olmasını umursamamaya çalışarak Deniz’in başucundaki yere bu sefer o geçti. Leyla Deniz’in soğuk elini tutarken her gün Barçın’a dediğini bugünde dedi.
“Senin yüzünden. Deniz senin yüzünden benden uzakta...” Barçın’ın göğüs kafesindeki kalp sıkışırken Leyla’nın her gün tekrarladığı cümlelerin ne kadarda doğru olduğunu bir kez daha anlayarak Deniz’in yüzüne bakmaya devam etmişti. O gözler açıldığında bakamayacaktı ama şimdi istediği gibi bakabilirdi. En azından Deniz uyanana kadar...
Arkadaşının yanında olmadan uyuyamayan Leyla başını Deniz ile aynı yastığa koyduğunda gözlerini yumarak Deniz’e uyanıp kendisine kızması için hiç sevmediği kırmızı balık gölde şarkısını fısıldarken uyuya kadı. Arkadaşı uyanıp ona kızmadı...
Barçın Leyla’yı alıp götürmesi için Kaan’a telefonuyla mesaj attığında günler öncesinde Aras’ın bulup getirdiği Deniz’in telefonunu da cebinden çıkartmış ve kilit ekran resmine iç çekerek bakmıştı.
Resimde Deniz’in ilk ve tek fotoğrafı vardı o da Türkiye yüzme birincisi olduğunda kupasıyla beraber içten bir şekilde gülümseyerek çekildiği fotoğraftı. Bu ekran resmini Leyla gizli gizli ayarlamıştı Deniz’de bunu gördüğünde sırf uğraşamadığı için değiştirmemiş ve bir şey dememişti.
Deniz’i kaydedilmemiş numara arayıp duruyordu ama Barçın bu kişiyi Deniz’in komaya girmeden önce “Onu istiyorum.” Diye sayıkladığı o kişi olduğunu sandığından kimseye birinin onu aradığını söylemiyor ve arayan kişiyi sürekli reddediyordu. O kişiye nedensizce nefret duyduğunun farkında değildi bu adam....
Leyla’dan tokat yemeye devam eden Kaan odaya bugün akşamda Leyla’yı almak için girdiğinde kendisini suçlu hissettiği için Mira’nın başından ayrılmayan arkadaşına “Sende artık bir duş alıp kendine gel. Mira uyanacak yani sende artık duş alıp uyu.” Diye söylenerek Leyla’ya doğru yürüdü. Barçın arkadaşının ne dediğini umursamadan Deniz’in telefonunun ekranını siyaha döndürüp telefonu önündeki masaya bıraktı.
Kaan Deniz’e üzgün bir bakış atıp uykuya dalabilen kızı kucağına alıp hala Deniz’e bakmaya devam eden Barçın’a çaresizce bakıp derin bir nefes aldı ve kucağındaki kızı kendi odasına götürmek için Barçın ile Deniz’i baş başa bırakarak odadan çıktı.
Oda sessizlik içerisindeyken Barçın Deniz’i seyrederek kendine bir sigara yaktı ve yavaş yavaş içti. İçerken seyrettiği kızın kollarının arasında olmasını istediğini fark ederek içine daha derin bir nefes çekmişti.
O kadın, nasıl hayatında birisi olan Barçın’ın kalbini hızlı attırabiliyordu ki? Sevgilisi varken bu kadına bakınca neden kalbi ona doğru atıyordu?
İşte bunu ne o biliyordu nede hiç bir şeyden haberi olmayan yataktan kız biliyordu. Sadece tanrı biliyordu...
Ve Barçın tanrıdan ne zaman cevap geleceğini bilmeden yerinden doğrulup sigarasını küllüğe bastırarak söndürdü. Deniz’e doğru yürürken bu kıza zarar vermeye başladığı günü sikmek istedi.
Deniz’in başucuna bu sefer o oturdu ve bir kolunun dirseğini yastığa yaslayıp yüzünü avucun dayadı. Diğer eliyle de saatlerce Deniz’in yüzünde gezdirmeye başladı. Dudakları hariç yüzünün her karışına parmak uçlarıyla dokunurken ezberlemeye çalışır gibi dokusunu hafızasında tutuyor ve Deniz’in soğumuş yüzünü sıcak parmaklarıyla ısıtmaya çalışıyordu.
Saatler birbirini kovalarken Barçın uykuya dalmamak için kendisini zor tutarak “Ne zaman uyanacaksın?” diye sayıklıyordu. Gözleri artık dayamadığı için kapanırken kulaklarında Deniz’in “Koralp...” diyen sesi yankılanmaya başlamıştı. Ama bunun bir hayal olduğunu sandığı için ne gözlerini açtı nede bir ses verdi Barçın Koralp bu ses her akşam kulaklarında çınladığı için bu seside hayal sanıp uykuya daldı...
Deniz Mira Alkan
Kulaklarımın çok yakınında “Ne zaman uyanacaksın?” diye mayışmış sesini duyduğumda parmak uçlarının burnumun üstüne gelindiğini hissetmiştim. Ama gözlerimi açıp bir tepki verememiştim. Parmak uçları yanağıma kaydığında ise bedenimin soğuk olduğunu fark ederek kaşlarımı çattım ama yanağıma ağırlığını tamamen veren elle gözlerimi zorlukla aralayarak ay ışığının yüzüne vurmasıyla gördüğüm Barçın’a anlayamaz bir ifadeyle bakıp sesimi zorlukla bulduğumda “Koralp...” diye fısıldamıştım.
Boğazım ve midem ağrırken burnuma takılmış olması gereken havanın neden çenemde olduğunu sorgulayamadım çünkü neden burada ve yanımdaki kişiyle burada olduğumu anlamaya çalışıyordum. Ancak ne olduğunu hatırlamaya çalışırken zorlandığım için bu çalışmayı bir köşeye bırakıp yanağımdaki eli zorlukla kaldırdığım elimle ittirerek yanağıma olan teması kesmeye çalıştığımda ise bu çalışmam Barçın’ın elimin tersinden tutup kendi yanağına koyarak engellenmişti...
Barçın’a şoke içinde bakarken yüzünü yastığıma koyarak bana yaklaşmasını beklemiyordum ama uykuya daldığını görmeyi hiç beklemiyordum. Sıcacık yüzü avucumun içindeyken yüzlerinizi arasındaki mesafeyle hızla yüzümü öbür tarafa çevirdim.
Bana ne olmuştu da vücudum tutulmuş gibi hissediyordum? Ve neden başım bu kadar çok ağrıyordu ki?
Barçın’ı uyandırmak istesem de bunu yapmadım ve avcumda onun yanağıma varken birisinin buraya gelmesi için dua ettim. Bu adamla ikinci kez aynı odada kalmamın sebebini birisinin gelip bana anlatmasını istedim. Ona dokunmamak istedim ama elimi bırakmıyordu. Bu adam en son kulağıma fısıldamıştı yani nasıl hemen uykuya dalmıştı ki?! Hem neden benim elimi istediği gibi kullanıyordu?!
Sıkıntılı bir nefes verirken boşta kalan elimle boynundaki kolyeyi dokundum. On yedi yaşımdan bu yana her yalnız kaldığımı hissettiğimde yaptığım gibide kolyemi dokunarak hayatımı sorgulamaya başladım. Yani günlük rutinimi devam ettirdim desem tam yeridir.
Ben bu hayata neden gelmiştim?
Dövülmek yada nefret edilmek için mi? Belki evet belkide hayır ama asla bir başkası tarafından deliler gibi sevilmek için gelmemiştim. İnsanlar zaten şuan benden nefret ederken sevilmeyi de beklemiyordum...
Sadece onun gelip bana yardım etmesini bekliyordum. Ben... ben gerçekten onu çok özlemiştim. Buraya gelip beni sarıp sarmalamasın istemiştim...
Gözlerimi yumarak uykuya dalmayı beklediğimde yanımdaki Koralp’in “Deniz uyan lütfen.” Diye sayıkladığını duymuştum hayla uykusundaydı be muhtemelen rüyasında beni görüyordu... Oflayarak “Ben uyanığım Koralp.” Diye bende fısıldadım sonrada üzerimde olan yorgunluğu atmak için uykuya daldım...
Derin bir karanlığa çekilirken Barçın’ın elimin tersini okşayıp yanağını avucuma sürdüğünü hissetmiştim...
“Kalp atışları normal, oksijen verilmeden nefes alabiliyor ve vücut ısısı gayet yerinde. Yani hastamız size geri döndü.” Tanıdık kadın sesiyle gözlerimi aralayarak kaşlarımı çattığımda gün ışığına gözlerim alışana kadar kısılmış gözlerle etrafımdaki kalabalığa neden burada olduğumu sorgularcasına bakıyordum. Burada ne işimiz vardı?
Ve onlar neden burada doktoru heyecanla dinliyorlardı?
Gözlerimin açıldığını ilk gören Leyla olduğu için sevinç çığlığı atarak yanındaki Kaan’a sarıldığında herkes onlara bakarken yanımda uyuya kalan Barçın küfrederek gözlerini açmış ve Leyla’ya boş gözlerle bakıp avucumda yanağını çekmişti.
Kaan ise Leyla’nın ona sarılmasına karşılık vermemiş olduğu için Leyla ne yaptığını fark edip hızla Kaan’dan ayrılarak yönünü diğer yanındaki Aras’a çevirmiş ve aynı heyecanla ona sarılacaktı ki Kaan “Nereye?” diye sorarak Leyla’yı kendisine çevirip Leyla’nın ona sarılmasını sağlamıştı. İşte bu hareketide Leyla’yı şaşırtmıştı bu yüzden az önceki hevesle sarılamamıştı...
Herkes onları izlerken Berk siyahlarını bana dikmiş rahatlamış bir ifadeyle beni seyrediyordu. Tabi ben ona baktığımda bakışlarını hızla kaçırıp Batu’nun kulağına bir şeyler fısıldayarak bana bir şey demeden odadan ayrılmıştı.
Leyla’da Kaan’dan ayrılmış ve bana ağlamaklı gözlerle bakmıştı. Onu bunu boşverin de benim aynı pozisyonda durmaktan belim tutulmuştu...
Solumda duran Taha karşımdaki çok tanıdık gelen kadın doktora teşekkür edip bana döndüğünde ona kaşlarımı çatarak ve bana ne olduğunu anlatmasını istercesine bakıyordum.
Taha direkt konuya bodoslama dalarak “Yaklaşık bir haftadır komadaydın. Şimdide uyandın... “ diye açıklama yaptığında Barçın ile aynı anda “Ne?” diye sorduğumuz soruyla bakışlarımı bana inanmayan gözlerle bakan Barçın’a çevirmiştim. O komada olduğumu bilmiyor muydu? Böyle bir tepki verdiğine göre bilmiyordu diye düşünmüştüm ki Barçın beni omuzlarımdan tutup kaldırdığı gibi kendisine çekerek bana sımsıkı sarılmıştı.
“Gece uyanmış mıydın? Uyanmıştın değil mi? Nasıl uyudun sen karanlıktan korkarsın? Beni uyandırsaydın. Siktir hala uyandığına inanamıyorum! Deniz uyandığına inanmam için bana bir kere sarılır mısın?...” Hızlı hızlı konuştuktan sonra en son cümlesini neden içimi acıtacak kadar yavaş söylemişti ki? Ve en önemlisi benim karanlıktan korktuğumu nereden biliyordu bu adam?
Barçın beni daha çok kendisine çektiğinde dayanamadım ve kollarımı onun boynuna sarıp sarışının karşılık verdim. Sarılışına karşılık vermemle kaskatı kesilen Barçın’a “Tanımadığım bir yerdeysem ve o yer karanlıksa korkarım.” diye fısıldayarakta bir sır verdim.
Sigara koktuğu için fazla sarılmadım bu yüzden ondan ayrılıp Barçın’a ters bakışlarını yollayan diğer şahıslara döndüğümde kollarımdan destek alarak geriye yaşlanmaya çalışırken “Bana ne tam olarak olduğunu anlatabilecek olan biri var mı?” diye sordum.
Barçın bu soruyla yutkunarak bana yardım etmek için dizlerimin altından ve belimden tutarak sırtımı başlığa dayayabileceğim kadar geriye taşıyıp bıraktığında yüzüme bakmıyordu.
Bana bakmaması beni şüphelendirdiğinden kaşlarım çatıldığında Leyla’nın öne atılıp “Barçın sen kriz geçirirken iğne yaptı Deniz yani seni komaya sokan oydu ve sen uyanır uyanmaz ilk ona sarıldın!” diye bağırdığında alınganlık yaptığı için suratını asmış ve bana tip bir bakış atmıştı ama ben onu umursayamadım çünkü bana ne tepki vereceğimi merak ederek bakan adama nefesim kesilirken böyle bir şey olmadığını söylemesini ister gibi bakıyordum.
Ama o bunu bana demedi hatta bunu söylemesini ister gibi baktığımı anladığı an küfrederek “Evet seni komaya sokan bendim. Kahretsin ki o kişi bendim!” diye bağırıp yerinden doğruluğu gibi önündekilere sertçe çarparak odadan çıktı. Bende beni komaya sokan kişinin Barçın olduğunu öğrendiğim için azda olsa sevinmiş ve bana sarılmak isteyen arkadaşıma kollarımı açarak “Kanatlarım seni saçmalama istiyor güzellik kraliçesi...” diye ağlamaklı bir sesle fısıldamıştım.
Eğer beni Barçın komaya sokmasaydı onu ilerleyen zamanlarda affedebilirdim... Ben onu ve sevgilisini affetmek istemiyordum.
Leyla yanıma geldiğinde bana öyle bir sıkıntı sarıldık kırılan kanatlarıyla onu saçmalama izin vermek yerine kendi kanatlarıyla bana sarılmış ve beni kolları arasına hapsetmişti. Leyla beni her zamanki gibi çok özlemişti. Bunu sarılışıyla hissettirmiş olması beni derinden etkilemiş ve onun benim aksine mis gibi kokan saçlarının kokusunu içime çekmiştim.
Leyla benden ayrıldığında Çağan, Batu ve Taha bana sırayla sarılıp geri çekilmiştir Kaan ve Aras arkadaşı adına özür dileyerek benim daha iyi olmamı dilemişlerdi. Arkadaşları adına sürekli özür dilemelerini söylediğimde de bir dahası olmasında özür dilemeyelim demişler ve odadan ayrılmışlardı.
Onlar gittiklerinde Çağan bana bir hafta boyunca sesinden rahatsız olup uyanmam için hiç tanımadığım insanların neler yaptığını anlattığını aklımda Barçın’ın çekip gittiği varken dinlemiştim. Taha’ın da bana her geldiğinde Cemal Süreyya’nın şiirlerinden okuduğunu Batu’nun ise okulda sevmediği insanları nasıl rezil ettiğini dinleyip durmuştum.
Barçın’ın neden bana korktuğum bir şeyi ikinci kez batırdığını düşünürken dinlediğim hiç bir şeyi anlamıyordum ama dinlemiş gibi yapıyordum. Ve saatler akıp gittikçe daha çok acıkıyor ama kimseye aç olduğumu söylemiyordum. Serum ile zaten açlığımı yatıştırılıyordu fakat açtım işte...
Aklım komaya girdiğim gündeyken Batu’nun anlattıklarını duymuyordum. O gün sadece sabah kalkar kalkmaz Barçın ile kavga ettiğimi hatırlıyordum sonrası yoktu belkide bilincim onla kavga ederken kapanmıştır diye düşünüp duruyordum. Ancak bu seferde az önceki kadın doktorun sesinin neden bu kadar tanıdık geldiğini kafamda sorgulayıp duruyor ama bir cevap bulamıyordum. Cevabı yanımdakilerden alamazdım ama çekip giden Barçın’dan alacağıma inanıyordum.
“Deniz beni duyuyor musun?” Batu’nun ismim ile seslenmesiyle irkilerek düşüncelerimin arasından çıktığımda herkesin susmuş benim sabit bir noktaya takılıp kalan gözlerime baktığını görmüştüm. O kadar dalmıştım ki Berk’in odaya gelip köşedeki kanepeye oturduğunu fark etmemiştim bile. Bana gülümseyerek bakan Berk’e gözlerimi kırpıştırarak baktığımda gülümsemesi genişledi. Bu gülümseme neden bu kadar acıydı?...
Berk’e bakmayı bırakıp ayaktaki üç deve omuzlarımı kaldırıp indirdikten sonra “Sadece gözüm dalmış...” diye cevap verip yanında bana buruk gözlerle bakan Leyla’ya döndüm. “Bu hastanede daha ne kadar kalacağım?” Leyla sıkıntılı bir nefes verdiğinde hastanelerden nefret ettiğimi bildiği için canı sıkkındı. Benim sevmediğim şeylerin başıma gelmesinden de o nefret ederdi...
“İki gün daha yatacaksın hastanede sonra bir daha hastaneye gelmemek şartıyla eve döneceğiz. Tamam mı güzelim?” Leyla’yı başımla onaylayıp tekrar sustuğumda Leyla yerinden doğrulup “Hava almak istersen seni dışarıya çıkarabilirim?” diye sorar gibi konuştuğunda bu fikir güzel olduğundan üstümdeki on kat örtüyü zorlukla üstümden ittim. “Olur ama sonra sıkıntı olmasın mı?” Leyla yerine “Hayır doktorunla konuşmuştum yani bir sıkıntı olmaz.” Diye beni cevaplayan Berk’ede gülümsemekle yetindim.
Leyla bana tekerlekli sandalye getirdiğinde Batu beni kucağına alıp dikkatli bir şekilde tekerlekli sandalyeye oturttu sonra Leyla ile birlikte odadan çıkıp asansöre doğru ilerledik. Batu’lar bizi yalnız bırakmak için gelmemişlerdi ama bir sıkıntı olursa onları aramamızı tembihlemişlerdi. Bu sırada aklıma Leyla’nın telefonumu bulup getireceğinin sözünü hatırlamış ve odadan çıkar çıkmaz “Leyla telefonumu buldun mu?” diye sormuştum.
Asansöre bindiğimizde aynadan berbat bir halde olduğumu görünce yüzümü buruştururken Leyla’nın telefonumu bulmasını ummuştum. Telefonum bana lazımdı, o piçin beni arayıp bana bilgiler vermesi bana lazımdı...
Yağlı saçlarıma dokunupta düzeltemedim çünkü eğer dokunursam elimin yağa batırıp çıkarmışım gibi yağlanmasını istemiyordum. Banyo yapıp hava alsaydım daha iyi olur diye düşünmeye başlamıştım bile... Üstümdekilerde zaten kokmuştu ve ben buna rağmen dışarıya çıkıyordum. Kendimden tiksindim...
“Buldum ama Aras aldı... sen ondan telefonunu getirmesini mi istedin kızım?” Leyla bana söylenerek açılan asansör kapısıyla bizi asansörden çıkardığında insanların bana olan bakışlarını umursamadım. Leyla’nın kızarak sorduğu soruda takılıp kaldığım için telefonumun Aras’ta olduğunu bile umursayamamıştım. Ben Aras’tan ne zaman telefonumu istemiştim?
Siktir o günün neden sadece Barçın ile kavga ettiğimiz saatlerini hatırlıyorum? Zaten hatırladıklarımın da yarısı yok olduğu için sinir krizi geçirecektim!
Oflayarak “Hatırlamıyorum Leyla...” diye mırıldandığımda hastaneden çıkmış gölgelik bir yer aramaya başlamıştık ki Kaan’ın “Leyla nereye gidiyorsunuz?” diye soran sesiyle Leyla sesin geldiği yere döndüğü için doğal olarak bende sağımıza döndürüldüm ve uzaklara dalıp giderek sigarasından derin bir nefes alan Barçın’ı gördüm. Ve bana, beni komaya sokanın kendisi olduğunu söyleyen adamın göz altındaki uyumasına rağmen geçmeyen morlukları daha yeni fark ederek içime derin bir nefes çektim.
Avucumun içine yanağını yaslayıp uyuyan adamın beni komaya soktuğunu öğrenmek biraz kırıcı olabilirdi ama avucumun içine yanağını yaslayıp uyuyan adam ile hayallerimi alt üst eden adamın aynı kişi olduğunu hatırlayınca bu kırgınlığın yerine hissizlik geçiyordu ve bu benim ruhumdan bir parça daha kopmasına sebep oluyordu.
Lacivertlerini yani okyanusu andıracak gözlerini sabitlediği noktadan ayırmadan bitmek üzere olan sigarasından tekrardan derin bir nefes alınca gözlerimi ondan çekip yanına vardığımız Kaan ve Aras’a baktım. “Bir yere gitmiyoruz Deniz’i hava alması için dışarıya çıkardım... Hem sana ne ya?! İstediğimiz yere gideriz sana ne?” Leyla’nın ilk önce normal bir cevap verip sonradan ne yaptığının farkına varıpta ters davranmasını komik bulduğum için kıkırdadığımda lacivertler üstüme çevrilmiş ve duvara yaslanan adam dikleşerek kendine çeki düzen vermişti.
Onunda üstünü değişmemiş olduğunu görünce kaşlarımın havalanmasını zorla durdurmuştum. Hiç banyo yapmamış mıydı bu adam diye sorgularken Kaan’ın küfür savurup “Yine başladık ters cevaplara...” diye söylendiğini duymuştum ama neyden bahsettiğini anlayamadığım için sessiz kalmıştım. Barçın’ın neden üstünü değiştirmediğini daha fazla umursamayarak Aras’a “Telefonumu verir misin? Leyla’dan benim telefonu istediğimi söyleyerek almışsın da...” diye sorduğumda garip bakışlar altında elimi Aras’ın telefonumu vermesi için öne uzatmıştım. Aras bir bana birde Barçın’a bakmaya başladığında da kaşlarımı çatmıştım.
Neden Barçın’a bakıyordu ki bu adam?!
“O günü hatırlamıyor musun?” Aras’ı kafamı iki yana sallayarak olumsuz cevap verdiğimde Barçın sıkıntılı bir nefes verip sigarasını izmaritini yakınındaki çöp kovasına atmıştı. Aras’ta başını sallamakla yetinmiş ve tekrardan Barçın’a bakmıştı. Allah’ım bu adamın sorunu neydi de telefonumu vermek yerine Barçın’a bakıp duruyordu?!
“Aras telefonumu verir misin artık?!” Öfkelendiğim için bağırmamla yanımızdan geçenler bana garip bir bakış atarken Kaan ile Aras yüzünü buruştururken kafalarını başka tarafa çevirmişti ve Kaan bu hareketiyle Leyla’dan şiddetli bir tokat yiyeceğini anladığı an Leyla’nın havadaki elini yakalayıp sırıttı. “Bak yeşil göz bana tokat falan atamazsın. Zaten yeterince attın tokat dahası olmayacak...” Kaan’ın ne demek istediğini anlamak için uğraşamadım çünkü bize doğru koşarak gelen kısa saçları kül kumral, gözleri kehribar, buğday tenli, vücut hatları bir mankende olaca şekilde mükemmel olan genç bir kız “Abi geldim! Bana Deniz Ablayı göster hadi!” diye bağırınca dikkatimi oraya vermiştim. Kız benim ismimi söylemişti...
Ve abla demişti... Benden bahsediyorsa bana abla denilmesinden hoşlanmadığımı birisi söylesindi Barçın’ın önünde nefes nefese duran güzel kıza...
Kız senden niye bahsetsin ki?
İç sesime bir cevap bulamayıp omuzlarımı çökertirken kızın heyecanla Barçın’ın kolunu tuttuğunu görünce kaşlarım çatıldı. Bu kız Barçın’a abimi demişti? Kız benden genç gözüküyordu...
Dur ne bu kız Barçın’ın kız kardeşi Pelin Karahan olamazdı değil mi? Siktir o kız bu kızdı!
Bunu çok umursamadım...
Barçın kardeşinin yanağına öpücük bırakırken ben onları daha fazla izlemedim ve Aras’a dönüp havadaki elimi iki kez şıklattım bunu yaparken kaşlarım çatık gözlerimin ölümcül bakışları ondaydı. Aras’ta dikkatini Barçın’lardan çekip bana verince oflayarak “Bende değil Barçın’da...” diye mırıldandı.
Mırıldanarak söyledikleriyle benim sabrım taştığı için havadaki elimi yumruk yaparak tekerlekli sandalyenin kolluğuna vurdum. Elim acımadan ve tüm bakışlar bize çevrilse de yerimden halsiz olmama rağmen doğruldum.
“Telefonumu ver!” Barçın’ın önündeki kız kenarına çekilip bana şoke içinde bakarken ben öfkelendiğim için bağırdım ve artık onunla diyalog içerisine girmeye dayanamadığım için ağlamaya başladım. Evet onunla sürekli konuşmak çok zordu bu yüzdende içimdeki sıkıntıyı ve yorgunluğu atmaya çalışırcasına hıçkırılar içerisinde ağlamaya başlamıştım.
Onunla konuşmak zordu çünkü onunla konuştuğumda her defasında bana zarar verdiği için konuşmak kalmıştım aynı şuanda olduğu gibi...
“Telefonumu ver ya! Telefonumu ver! Az önceden beridir telefonumu istiyorum neden vermiyorsun be adam!” Bana bilmeceye bakar gibi bakan Barçın yere çökeceğimi anladığı an belimden tutarak kendisine yasladığında ben yumruk yaptığım ellerimi onun göğsüne geçiriyordum.
“Telefonunu o çok istediğin kişiyle konuşmak için mi istiyorsun kadın?! Sen komadayken seni her beş dakikada bir arayan o piç için mi istiyorsun?! Tamam al telefonunu konuş o sik kişiyle!” Barçın da kulağımın dibinde bağırarak konuştuğunda göz yaşlarım akmaya devam ederken aramızda iki parmaklık mesafe olan yüzüne şoke içinde bakıyordum.
O benim kiminle konuşmak istediğimi biliyor muydu? Hayır bu imkansızdı! Nasıl öğrenebilirdi ki? Kimseye bir şey söylememiştim ben... Siktir ben buna komaya girmeden önce bir şey anlatmadım değil mi? Anlatmamışımdır ya... O zaman bu kimden bahsediyordu? Hem beni o piç kurusu mu aramıştı hemde her beş dakikada bir?
Barçın küfrederek beni tekerlekli sandalyeye bıraktıktan sonra hava sıcak olmasına rağmen giydiği ceketinin cebinden telefonumu çıkartıp kucağıma koydu ve “Deniz deme bu kadına sinirleniyor bu yüzden Mira de... Yani tanıştıktan sonra dersin.” Diye kardeşine beni gösterince yutkunarak bana şoke içinde bakmaya devam eden kıza çevirdim bakışlarımı.
Demek beni görmek istiyordu...
Ama neden görmek istiyordu ki? Sonuçta onun gibi zengin kızlar benim gibi ezik biriyle görüşmek istemezlerdi.
Kendine ezik mi dedin sen?
Evet...
İnstegramda popüler olduğu için sadece adını bildiğim kız birden gözlerini belerterek ve bir eliyle ağzını kapatıp diğer eliyle de beni göstererek “Sen Deniz Mira Alkan’sın!” Diye bağırdığında bugün bende dahil herkesin neden bağırdığını anlayamamıştım. Bana abisine bağırmama rağmen birazdan gözlerinden kalpler çıkacak gibi bakan kıza sadece göz yaşlarımı silip gülümsemekle yetindiğimde tepkisinin fazla abartılı olduğunu fark ederek mahcup bir ifadeyle hızla eski haline döndü ve otuz iki dişi gözükecek kadar geniş bir şekilde gülümseyen güzel kız elini bana uzatarak “Ben Pelin Karahan. Seninle tanışmaktan memnun oldum Türkiye’deki kadın yüzücü birincisi Deniz Alkan.” diye kendini tanıttığında hala Barçın’a sinirli olsam da güldüm.
Çünkü Barçın kıza ilk adımla seslenmesinden hoşlanmadığımı söylemiş olmasına rağmen kız abisine çekmiş olmalı ki inatla bana Deniz demeye devam ediyordu. Zaten abisine de yüz hatları olarak benziyordu...
Abisi gibi biri olduğunu bu tavrından anlamak zor olmamıştı...
Barçın’ın gülüşümü izlediğini fark ettiğimde anında gülmemi durdurdum ama gülümsemem hala dudaklarımdaydı. Önümde kızarmaya başlayan kızın havadaki elini tutup sıktığımda Leyla dahil herkes bana şoke içinde bakarken ben “bende tanıştığıma memnun oldum Pelin.” Diye benim konuşmama bile heyecanlanan kıza gülümseyerek bakmaya devam ettim. Kimseye dokunmaktan hoşlanmayan ben karşımdaki kızın elini sıkmıştım...
Bu kız benim Türkiye birincisi olduğumu biliyordu peki adımın orospuya çıktığını biliyor muydu? Hayranım olabilirdi ama benim ne olduğumu öğrenirse diğer insanlar gibi bana tiksinerek bakardı...
Bu düşünceyle gülümsemem silindiğinde elimi hızla kızın elinden çektim ve bakışlarımı kehribarlarından kaçırdım. Barçın’ın kaşları çatılırken kız yanlış bir şey yaptığını zannederek “Şey yanlış bir şey mi yaptım?” diye sormuştu. Ona tek yanlışın benimle tanışmanın kötü bir fikir olduğunu söyleyemediğim için başımı iki yana sallamakla yetindim ve Leyla’ya “Banyo etmek istiyorum...” diye mırıldanarak beni buradan götürmesini ister gibi baktım. Hangi ara elini kurtardığını bilmediğim Leyla cevap vermeden arkama geçerek tekerlekli sandalyeyi ittirdi ve “Görüşmemek üzere.” Diyerek yanlarından ayrılmamızı sağladı.
Leyla ile yanlarından ayrılıp Karahan’ların olan özel odaya geri geldiğimizde bizim çocukların okey oynadığını görmüştük. Berk, Taha, Çağan ve Batu kendilerini oyuna kaptırdıkları için bizi fark etmemişlerdi bu yüzden Leyla ses çıkartmadan yanlarına ulaşıp “Cekke!” diye bağırdığında hepsi çığlık atarak birbirlerinin üstlerine çıkmışlardı ve bu halleri komik olduğu için gülmüştüm.
Bize sinirlenseler de güldüğümüz için bu sinir yerine onlarda kendilerine gümüştüler ve oyunlarına ben banyo edeceğimi söylediğimde devam etmişlerdi.
Bana yardım etmek isteyen Leyla’yı reddetmiştim sadece bana giyebileceğim temiz kıyafetle iç çamaşır getirmesini istemiş ve bir hastaneye göre fazla lüks sayılacak banyoya girip kapıyı kilitlemiştim. Beyazlarla döşenmiş banyoda hızlı bir şekilde soyunup duşa kabine girdiğimde aklımda kızın gözlerindeki o hevesin nasıl kaçtığı dönüp duruyordu. Yüzmeyi seven bir kız olabilirdi bu yüzdende benim geçen senenin yüzme yarışlarında türküye birincisi olduğumu eğer yarışma sonuçlarını takip ediyorsa bilmesi normaldi ama adımın o sikik kelimeye çıktığını bilmemesi biraz garibime gitmişti.
Hayranı olduğu birinin ne olduğunu bilmesini istemezdim...
O kızında bana diğer insanlar gibi tiksinerek bakmasını istemiyordum...
Soğuk suyla duş alırken aklımda o kız, Barçın ve kim olduğunu bilmediğim piç kurusu dönüp duruyordu bir süre sonrada onları düşünmemeye karar verip hızlı bir şekilde yağlı saçlarımı tam üç kez yıkayıp, bedenimi de güzelcene lifleyip, son kez üzerime suyu tuttuktan sonra duşa kabinden çıktım. Üzerimdeki pislikleri attığım için rahatlamıştım...
Temiz olduğunu düşündüğüm lacivert bornozu üzerime geçirdiğimde bu bornozun içine benden iki tane daha girebileceğine kesinlik getirerek saçlarımı kurutmak içinde bir havlu aldım ve kilidi açıp kapıyı biraz araladım.
“Leyla burada mısın?” Leyla’dan yada diğerlerinden ses gelmeyince kaşlarım çatıldı ve tekrardan Leyla’ya seslendim ama yine bir ses gelmedi.
Sıkıntılı bir nefes verip kimsenin olmadığına kanaat getirdiğinde kapıyı tamamen açmış ve banyodan çıkıp etrafıma baktığımda gerçekten de kimsenin olmadığını görmüştüm. Duvarlardan destek alarak yatağımın kenarındaki tekerlekli sandalyeye doğru ilerlerken “Neden kimse yok ki?” diye söyleniyordum çünkü duş alırken çok yorulmuştum birde yürümek daha da zorlayıcı olduğu için midem daha çok ağrımaya başlamıştı bu yüzden birinin gelip hem üstlerimi vermesini hemde beni yatağıma taşımasını istiyordum.
Ve bu isteğimin üzerine odanın kapısı pat diye açıldı...
Kafamı çevirmemle Barçın’ın lacivertleriyle göz göze gelince ikimizde aynı anda yutkunduk. Ben donmuş bir şekilde ona bakarken o gözlerini lacivert bornozun üzerinde gezdirip bir kez daha yutkundu. Ayakta zor dururken onunla burada saatlerce dikilip bakışacak mıydım ben?!
Onun burada ne işi vardık?! Üstelik insan kapıyı tıklatırdı hayvan gibi küt diye girmezdi!
Zaten o da pat diye girmişti...
İç sesime küfrederken bornozdan bakışlarını çekmeyen Barçın’a kaşlarımı çatarak bakmaya başladım. “Koralp çık odadan!” Bağırdığında neden midem bu kadar çok acıyordu? Bunu fazla düşünemedim çünkü Barçın’ın çıkmak yerine bir adım daha atarak içeriye girmesine şoke olmuştum. Bu adam ne halde olduğumu görmüyor mu yada beni duymuyor mu?! Bu odadan hemen çıkması gerekiyordu!
“Koralp sana diyorum. Çık odadan diyorum!” Bir kez daha bağırmamla karnıma sancı girdiği için yüzümü gelen acıyla buruşturmuş ve inlemiştim. Acıyla inleyip iki büklüm olmamla da Barçın kendisine gelmiş olmalı ki kendisine bugün bilmem kaçıncı kez küfrederek hızlı adımlarla yanıma gelmiş ve beni sadece bornoz ile olmamı umursamadan kucağına almıştı. Midem o kadar acıyordu ki ona karışamamıştım bile...
“Doktoru çağırıyorum mide koruyucu ilaçlarını içmeye başlatsınlar sana...” Beni yatağa bırakırken ne kadar yakın olduğumuzun farkında değildi ama ben o da yıkanmış olduğu için daha net soluduğum kokusuna fazlasıyla yakın olduğumun farkındaydım...
Beni yatağa bıraktığı için benden ayrılacaktı ki ben bir kez daha giren sancıyla tişörtü sıkıca tutarak inlediğim için hareket edememiş ve bana ne kadar yakın olduğunu şuan fark etmişti. Onu tuttuğum içinde hareket edememişti...
Bunu fırsat bilerek “Deniz komaya girmeden önce olanları anlatmamı ister misin?” diye hem benimle doğru düzgün konuşmak ve karnımın ağrısını unutmam için aklımı başka bir şeye odaklamaya çalıştığını anladığımda kafamı eğerek, bana çok yakın ona göğsüne yasladım. “Anlat ama karnım çok acıyor...” Sırtımı yatak başlığına yaslayıp yatağın boş kısmına oturduğunda onunla sakincene konuşacağımıza inananamıyor olsam da karnımdaki sancı yüzünden doğru düzgün konuşamayacağımdan onun konuşmasına izin verdim.
Bir elim tişörtündeyken bir elimle bornozun üzerinden karnımı tutuyor ve bu sancının gitmesini bekliyorken Barçın “Sabah kavga ettiğimizi ve sonrasında ne olduğunu hatırlıyor musun?” diye soru sorduğunda saçlarımda onun elini hissetmiştim. Benim saçlarımı o ve Leyla hariç hiç kimse bu kadar içten dokunmazdı...
Yutkunup “Kavga ettiğimizi hatırlıyorum sadece sonrasını hatırlamıyorum...” diye mırıldandığımda derin bir nefes aldığı için kafamı dayadığım sert göğsü kalkıp inmişti. “Ben sana yanlış bir şey dediğim için senin miden bulandı ve sende bana benim iğrenç olduğumu sayıklayarak eve koştun tabi bende yanlışımı düzeltmek için peşinden geldim.” Devamı olduğunu anladığımda ona şuanda da iğrenç biri olduğunu söylememek için kendimi durdurmuş ve ne dediğini hatırlamaya çalışmıştım ama hafızam hala yerine gelmemişti. Keşke hafızamdan sadece o şeytan gitseydi...
Barçın konuşmaya başladığında aklımdaki o şeytanı çıkartıp Barçın’ı midem ağrıdığı için zorlukla dinlemeye devam ettim. “Evin içine girdiğinde direkt banyoya koştun çünkü... çünkü miden bulanmıştı ve sen bir ay boyunca kustuğun gibi yine kan kusacaktın.” Kan kelimesi geçtiği an taş kesildiğimi fark ettiğinde çenemden tutup beni göğsünden ayırdı ve yüzüne bakmamı sağladı.
Yüzümün her karışını izledikten sonra omuzlarını çökertip “Sen su kusuyorsun sanmışsın diye bir ay boyunca hastaneye uğramamışsın... Bunu bana kendin söyledin. Seni hastaneye götürmek için arabaya binmeden öncede Aras’tan telefonunu istemiştin. Arabadayken de bana bunu söylemiştin...” diye fısıldadığında söylemesi bile ağır geliyormuş gibiydi.
Başımı geri göğsüne yaslayıp saçlarımı okşamaya devam ettiğinde kokusuyla sakinleşmeseydim ona bağırıp canımı daha çok acıtabilirdim...
“Hastaneye geldiğimizde ise doktorlarla konuştuktan sonra ben sana istediğin yiyecekleri getirip yanından iki dakikalık bir işim olduğunu söyleyip ayrılmıştım. Ama ben seni unuttum ve akşama kadar yanına bir kez olsun uğramadım...” Ağzımdan histerik bir gülüşün kaçmasının sebebi herkes tarafından unutulmamdı. Herkes beni unuturdu zaten...
Barçın kaskatı kesilirken ben onun göğsünden ayrılıp kafamı da yatağın başlığına dayadım ve gözlerimi yumdum. Ellerimi de tişörtünden çekip kollarımı bornozun üzerinden karnıma sarmalayıp “Devamını anlatmana gerek yok bana ben kriz geçirirken iğne yapmışsın bunu bilmek yeterli... Bana Leyla’yı çağırıp odadan çıkarsan sevinirim. Ve bana yardım ettiğin için teşekkür ederim.” Diye mırıldandım. Evet bu kadarı yeterliydi zaten yarın yada diğer gün hatırlayacağım şeyleri ondan dinlemek istemiyorum.
“Deniz dinle lütfen...” Gözlerimi açıp ona ters bir bakış attığımda sancılarım geçmişti. Demek ki arada olan normal bir şeymiş...
Barçın’a ters bakışlar atarken “Neyi dinleyeyim Koralp? Beni bir ay önce aynı odada bir anlaşma yapmaya sürükleyen, benim boktan hayatımı daha da boka çeviren, bir yanlış anlaşılma yüzünden hayallerimi suya batıran kişiden beni komaya sokmadan önce neler yaşandığını mı dinleyeyim?” diye ruhsuz bir sesle konuştuğumda sesi kesilmiş gözleri konuşmuştu.
Bana yalvaran bakışlar atmayı bırakıp bir anda üzerime eğildiğinde gözlerim fal taşı gibi açıldı. Dudaklarımızın arasına bir nefeslik pay bırakıp gözlerime bende olan aynı ruhsuzlukla bakarken ne yaptığını umursamıyordu. Bir elini kafamın hemen yanına yasladığında yutkundum. Sesim çıkmıyordu çünkü yakınlığı ve nefesini solumak sesimi kesiyordu.
Boşta kalan eliyle önüme düşmüş nemli saçlarımı toplayıp kulağımın arkasına sıkıştırdığında gözleri elini takip ediyordu.
“Seni alıp beraber sonuçlara bakmaya gitmeyi aklıma getirdiğim an işimi bırakıp sana geldim. Seni karanlık odada elindekilere hiç dokunmamış ve sayı sayar bir şekilde bulmuştum ve ben geldiğimde bana ilk defa kendin sarıldın...” İkimizde aynı anda yutkunduğumuzda benim buna inanamadığım gibi Barçın’da inanamıyormuş gibi yutkunmuştu...
Sayı saymıştım... Altmışa kadar. Bir dakika olacaktı altmışın sonunda... Bir dakika ne?!
Ona, beni bu hale getiren adama sarılmış mıydım?
“Evet bana sarıldın... hatta kucağıma kendin çıktın.” İşte şimdi daha çok beynim yanmıştı. “Yok artık.” Diye şaşkınlıkla konuştuğumda elim şaşkınlıktan bir karış açılan ağzımı örtmek için havaya kalkacaktı ki bunu kafamın yanındaki eliyle engelledi.
“Var artık.” Gözleri ağzımın içine kaydığı an bu sefer ikimizde aynı anda taş kesilmiştik çünkü görmüştü...
Dilimin nasıl bir halde olduğunu görmüştü...
Ona dalga geçer gibi söylediğim işkencelere gerçekten alışkın olduğumu dilimdeki geçmeyen izlerden anlamış ve karşımda taş kesmişti...
Bileğimi tutan elinden de buz kestiğini anlamıştım bu yüzden lacivertleri dilimden çekilip gözlerime sabitlediğinde buz gibi bakan gözlerinin bedeninin de buz kestiğinden kaynaklı olduğunu anlamıştım.
“Deniz...” Ne diyeceğini bilemez halde bana baktığında daha fazla dayanamadım ve onu göğsünden itip yataktan hızla doğruldum. Bir şey söylemeden de hızımı kesmeden banyoya girip kapıyı kapatıp kilitledim. Sırtım kapıya dayayıp, yere çökerken kendimden bir kez daha nefret ettim.
Bana bu kadar yakın olmasını engellemeliydim, benim yaralarımı görecek kadar bana yakın olmasını engellemeliydim. Onunla aramda yine bir nefeslik pay vardı ve bunu bir gün sınırlarda bütün gerçeklerimi öğreneceğini hissediyordum. Ama bu olmayacaktı çünkü artık burada yaşamayacaktım. Evet onunla karşılıklı binalarının varken bu mesafe daha da azalacaktı ve benim bunu engellemen gerekiyordu...
Taşınıp gerçek ailemi bulmam gerekiyordu zaten okula da gitmiyordum yani boştaydım rahatlıkla ailemi bulurdum.
Peki Leyla?
Oflayarak kapının arkasından açılıp kapanan oda kapısını dinlediğimde Leyla’yı bir şekilde kandırabileceğimi düşünmüştüm ama onu kandırmak istemiyordum. Bu yüzden kararımdan vazgeçip başka bir yol bulmaya çalıştım.
Ondan uzak durmak kolaydı ama kader bizi her defasında nasıl bir araya getiriyordu bunu bulup sikmek hiç kolay değildi. Barçın Koralp’in benimle ilk konuşmaya çalıştığı günün içine sıçayım ben!
Benimle kasayı neden düşürdüğümü sorarak konuşmaya başlamıştı ve o günde ben kimseyle konuşmadığım gibi onunla da konuşmamış işimi yapmaya devam etmiştim. O günde onun kasasını toplarken parmaklarımı kesmiştim...
Bu adam ile niye her bir araya geldiğimizde bana zarar geliyordu?!
Leyla’nın “Deniz üstlerini getirdim aç kapıyı.” Diye bağıran sesini duyduğumda aklımdakileri susturup sırtımı kapıdan ayırdım ve yerimden doğrulup derin bir nefes aldıktan sonra kapının kilidini açtım.
Leyla bana kıyafetlerimi verirken “Senin gizli hayranların varmışta bizim haberimiz yokmuş... Hızlı giyin de hayranlarına doğru düzgün selam ver.” Diye mırıldandığında kaşlarım sorgularcasına çatılmıştı çünkü sadece Pelin bana heyecanla bakıyordu başka kimse heyecanlı heyecanlı benimle konuşmak istemezdi ki...
Hem ben ve düzgün selam vermek mi?
Ah işte bu çok zor değil mi?
İç sesime gözlerimi devirip, Leyla’yı cevapsız bıraktıktan sonra Leyla’dan aldığım kıyafetleri üzerime geçirdim. Üstüme koyu yeşil bisiklet yakalı tişört altıma ise gri şort giyip dizkapaklarımın altına gelecek kadar uzun tişörtümle aynı renk çorabı giydiğimde karşımdaki boydan aynadan çocuksu halime ruhsuz gözlerle baktım.
Çocuk gibi giyinsem de çocukluğumu hiç bir zaman yaşayamayacaktım...
Havluyla saçlarımın nemini alıp, Barçın’ın az önce okşadığı saçlarımı tarayıp at kuyruğu yaptım. Önümdeki perçemleri de elimle düzelttikten sonra kimsenin ben komadayken görmemiş olmasını dilediğim kolyemi tişörtümün içine soktum ve kapıyı açarak dikkatli adımlarla banyodan çıktım. Odamın şimdi daha kalabalık olduğunu görünce yutkunarak bu kadar kişinin odamdan ne zaman gideceğini düşünerek yatağıma doğru ilerledim.
“Oh mis gibi kokmuş benim güzeller güzeli kardeşim.” Leyla bana sarılarak kokumu içine çektiğinde ben bu fazla temasına karşı sadece yüzümü buruşturmakla yetindim. Ona yeterince sarılmıştım bu yüzden daha fazla sarılmaya gerek duymadım. Zaten hala Barçın’a sarılmıştım diye kendime kızgındım...
Leyla benden ayrılıp benim, yatağıma ulaşmaya yardımcı olurken Pelin’in “Deniz abla geçmiş olsun komaya girmişsin...” diye üzgün sesini duymuş ve kafamı ona doğru çevirip buçukta gülümsemekle yetinmiştim. “Teşekkürler... bu arada bana abla demeyi bırakırsan sevinirim çünkü hem aramızda çok yaş farkı görmüyorum hemde bana abla denilmesinden hoşlanmıyorum.” Pelin gülümseyerek kafasını salladığında yanındaki genç çocuk gözlerini ısrarla benden çekmediği için yatağa otururken elalarımı Pelin ile aynı renk olan kehribar gözlerine sabitlemiştim.
On sekizini doldurmadığına emin olduğum çocuğun yüzünde tek bir sivilce görmediğim için şaşırmıştım çünkü ben o yaşlarda sivilce yuvası gibi ortalıkta geziniyordum. Şuanda yüzümde sivilce olmadığı için Allah’ıma şükrediyordum...
Kül kumral renginde olan saçları da Pelin’in saç rengiyle aynı olduğundan bu çocuğun Pelin’in bir akrabası olduğunu düşünmeye başlamıştım ki çocuğun ince dudaklarının arasından “Merhaba ben Polat. Arkadaşın Barçın’ın kardeşiyim.” diye iki cümle çıkınca olduğum yerde donup kaldım. Pelin ve Polat onun kardeşiydi ve bu ikisi onunla beni arkadaş sanıyorlardı...
Onunla arkadaş değil düşman bile olamazdık bu saatten sonra...
Çünkü o benim yaralarımı görmüştü...
Yutkunarak bana oturduğu yerden heyecanla bakan çocuğa kendimi gülümsemeye zorladım. “Merhaba bende Deniz Mira. Tanıştığıma memnun oldum.” Bu iki kişi bana hayranlar mıydı? Abilerinin hayatını çökerttiği kıza hayran olduklarının farkındalar mıydı?
Gizli hayranlarım benim kim olduğumu bilmeden bana sadece yüzme birincisi olduğum için mi bu kadar hevesle bakıyorlardı? Ben bu bakışlara alışkın değildim ama... Bana neden böyle bakıyorlardı ki? İstemiyordum ama sesimi de çıkartamıyordum çünkü onları kırmak istemiyordum.
Camı açarak sigara içen Berk bana bakarak derin bir nefes çektiğinde hayranlarıma bakmayı bırakıp ona odakladım elalarımı. Berk bana öyle bir bakıyordu ki sanki bir şeyi anlamam için bana yalvarıyordu ama ben bir şey anlamadım ve ona gülümsemekle yetinip yatağa uzandım.
Şuana kadar bana iyi hissettiren herkes yanımdaydı ama bir tek o yoktu. Onu özlediğimden haberi de yoktu...
Aynı benim benimle konuşmak için can atan iki kişiden haberim olmadığı gibi...
Gözlerimi yumduğumda onu düşledim ve onun gelmesini istedim.
Karanlığa daldığımda ise Barçın aklımda kaldı o gitti...
Bölüm etkileşimi
