AHU kitap kapağı

2. bölüm / 6

AHU

1. Bölüm ''Kanla Yazılmış Kader''

Vaveyla Yazarı: Beggbegg Begüm

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: 1. Bölüm ''Kanla Yazılmış Kader''

1. Bölüm ''Kanla Yazılmış Kader''

Selim'in çikolata kahvesi gözleri, karşısında oturduğum birkaç saniye boyunca üzerimden ayrılmadı. Öylece bakıyordu. Sessiz, sabırlı ve fazlasıyla dikkatliydi. Sanki yüzümde söylemediğim bir cümlenin izini arıyordu.

Kaşlarının arasındaki hafif çizgi, memnuniyetsizliğini ele veriyordu. Bakışları önce gözlerime, ardından burnuma, dudaklarıma ve yeniden gözlerime kaydı. Yüzümün her bir noktasını incelerken kendimi sorguya çekiliyormuş gibi hissettim.

Üstelik Selim'i tanıyordum.

Bu bakışın ne anlama geldiğini gayet iyi biliyordum. Bir şey söyleyecekti ve söyleyeceği şeyi hiç hoşuma gitmeyecek şekilde söyleyecekti.

Elindeki bardağı masaya bırakırken çıkardığı hafif ses bile sessizliği bölecek kadar belirgin geldi. Ben ise onun karşısında oturmaya devam ettim. Getirdiği soğuk suyu dudaklarıma götürüp birkaç yudum daha aldım. Bardağın soğukluğu avuçlarımı uyuştururken, gözlerimi ondan kaçırmaya çalıştım.

Başaramadım.

Çünkü Selim hâlâ bana bakıyordu. Bardağı masaya bırakıp kaşlarımı çattım.

"Ne söyleyeceksen söyle, Selim."

Sesim düşündüğümden daha sert çıkmıştı.

Selim'in yüzünde en ufak bir değişiklik olmadı. Sadece arkasına yaslandı ve kollarını göğsünün üzerinde birleştirdi. Çenesini hafifçe kaldırması, söyleyeceklerinin ağırlığını daha da belli ediyordu.

İçimden derin bir nefes aldım.

"Şöyle bakıp durma bana!" dedim sonunda. "İnsanın sinirini bozuyorsun."

Bir anlığına gözlerinde belli belirsiz bir parıltı gördüm. Gülümsedi mi, yoksa bana mı öyle geldi, anlayamadım.

"Sinirin bozulduğuna göre doğru bir yere dokunuyorum demektir."

Gözlerimi devirdim.

"Selim..."

"Ne?" dedi huysuz bir çocuk gibi.

"Şu bakışını kes."

"Nasıl bakıyorum?"

"Biliyorsun nasıl baktığını."

Dudaklarının bir kenarı hafifçe kıvrıldı.

"Bilmiyorum. Anlat."

Elimi alnıma götürüp gözlerimi birkaç saniyeliğine kapattım. İşte buydu. Selim'in en sinir bozucu huyu. Bir şey söylemek istediğinde doğrudan söylemez, insanı kendi itirafına kadar köşeye sıkıştırırdı. Ve ben onun bu huyunu, en yakın arkadaşım olduğu için fazlasıyla iyi biliyordum.

Gözlerimi yeniden açtığımda bakışları hâlâ üzerimdeydi.

Bu kez kaçırmadım.

"Bana kızgınsın."

Selim'in yüzündeki o belli belirsiz ifade silindi.

"Hayır."

"Yalan söylüyorsun."

"Hayır, Ahu. Sana kızgın değilim."

"Öyleyse neden bana sanki dünyanın en büyük hatasını yapmışım gibi bakıyorsun?"

Selim birkaç saniye sustu. Sonra dizinin üzerindeki ellerini birbirine kenetledi.

"Çünkü yaptığın şeyin ne kadar büyük bir hata olduğunun farkında değilsin."

O cümleyle birlikte odadaki hava bir anda değişti.

Az önceki alaycı tavrım yüzümden silinirken, Selim'in gözlerindeki ciddiyet daha da belirginleşti.

Bardağın kenarına parmaklarımı geçirdim.

"Ne yaptım?"

Selim gözlerini gözlerimden ayırmadan cevap verdi.

"İşte sorun da bu, Ahu. Sen hiçbir şey yapmadığını sanıyorsun. Oysa kendini bildin bileli hayatında yapıp yapabileceğin en büyük aptallığı yapmak için yetiştirildin. Şimdi de emin adımlarla o aptallığa doğru ilerliyorsun."

Derin bir nefes aldım ve yeşil gözlerimi gözlerine diktim. Selim'in yüzündeki o sorgulayıcı ifadeden kaçmayacaktım. Artık saklayacak bir şeyim yoktu. En azından ona karşı.

Ben Ahu, babasının biricik prensesi Ahu... Herkes böyle biliyor en azından, Selim hariç. Bir tek Selim biliyor gerçekleri tüm çıplaklığıyla. Bir tek Selim biliyor aldığım eğitimleri, çektiğim ıstırap dolu günleri. Bir tek Selim biliyor benim babasının prensesi Ahu olmadığımı. Bir tek Selim biliyor benim babamın kılıcı olduğumu, tek silahı olduğumu. Ve bir tek Selim biliyor bu silahın ince ince işlendiğini, ateşle şekillendirildiğini, yanarak öğrendiğini, acıyla büyüdüğünü...

"Ne yaptığımı gayet iyi biliyorum." Sesim beklediğimden daha sakin çıkmıştı.

Selim'in kaşlarından biri hafifçe havalandı. Belli ki bu cevabı beklemiyordu.

"Öyle mi?"

"Evet."

"Karaca'yla evleneceksin yani, öyle mi?"

İçimde bir şey kıpırdadı.

Karaca.

Bu soyadı bile midemin kasılmasına yetiyordu.

Şehrin karanlık tarafında adını herkesin fısıltıyla andığı adam. Mafya dünyasında yalnızca Karaca diye bilinen, hakkında yüzlerce söylenti dolaşan o adamla evlenecektim. Üstelik bu evlilikte ne gelinlik hayali vardı ne de masallardaki gibi bir aşk.

Sadece bir anlaşma.

Benim için bundan çok daha fazlası vardı. İntikam.

Dudaklarımı birbirine bastırdım.

"Evet."

Selim birkaç saniye sustu. Sonra öne doğru eğildi.

"Ahu, bu adam sıradan biri değil. Eğer ne yapmaya çalıştığını anlarsa seni yaşatmaz."

"Ben de sıradan bir kadın değilim zaten Selim. O daha ne olduğunu anlamadan ben onun canını alacağım."

"Bunun öylesine bir iş olmadığını biliyorsun, değil mi?"

"Fazlasıyla."

Bakışlarımı ondan ayırıp pencereye çevirdim. Camın ardından şehrin ışıkları görünüyordu. İnsanlar kendi hayatlarına devam ediyor, arabalar caddelerde akıp gidiyordu. Kimsenin benim birkaç gün sonra hayatımı değiştirecek bir anlaşmanın içine gireceğimden haberi yoktu.

Benimse tek bir düşüncem vardı.

Bana yapılanların hesabını sormak.

"Bu evlilik benim için bir son değil, Selim." Yeniden ona döndüm. "Bir başlangıç."

Selim'in yüzündeki ifade sertleşti.

"İntikam için değer mi?"

Cevap vermedim. Sessizliğim yeterliydi.

Selim başını iki yana salladı.

"Onunla aynı evde yaşayacaksın, Ahu."

"Biliyorum."

"Karaca'nın karısı olacaksın."

"Biliyorum."

"Ve onun kim olduğunu tam olarak bilmiyorsun."

Bu kez hafifçe gülümsedim. Gülümsemem dudaklarımda kalırken gözlerimdeki soğukluk kaybolmadı.

"Ben de onun benim kim olduğumu öğrenmesini istemiyorum zaten."

Onun gözünde babasının nazlı prensesi olmak yeterliydi benim için. daha fazlasını bilmesine gerek yoktu. Böylece beni fazlasıyla hafife alacaktı.

Selim sustu.

Ben ise içimde yıllardır büyüttüğüm öfkenin üzerine bir kapı daha kapattım.

Çünkü Karaca'yla evlenmekten korkmuyordum.

Korktuğum tek şey, intikam için çıktığım bu yolda kalbimin bana ihanet etmesiydi. Zira kalbim birine aitti ve Karaca ile gireceğim bu yolda kalbimin bana ihanet etmesinden delicesine korkuyordum. İnsan bazen düşmanından değil, kendi kalbinden korkardı. Benim korkum da tam olarak buydu.

Selim karşımdaki koltukta birkaç saniye sessizce oturdu. Çenesindeki kasın gerildiğini görebiliyordum. Gözleri yüzümde dolaşırken, söylemek istediği onlarca cümleyi zihninde tartıyor gibiydi.

Sonunda cebinden sigara paketini çıkardı.

Paketi parmaklarının arasında birkaç kez çevirdikten sonra içinden bir sigara çekti. Çakmağın metalik sesi odanın sessizliğinde keskin bir şekilde yankılandı. Alevin kısa süreli ışığı yüzünü aydınlattı. Sigaranın ucunu yakarken gözlerini bir an bile benden ayırmadı.

İlk nefesi derince içine çekti.

Dumanı ciğerlerinde birkaç saniye tuttuktan sonra başını hafifçe yana çevirip ağır ağır üfledi. Gri duman, yüzünün önünde ince bir perde gibi yükselip dağıldı.

Sonra sigarayı parmaklarının arasında tutarak bana baktı. Bu kez gözlerinde öfke yoktu. Korku vardı. Benim için duyduğu, saklamaya çalışsa da sesine sızan o korku.

"Benden senin ölüm fermanını duyurmamı istiyorsun." Sesi alçaktı. Her kelimeyi özellikle seçerek söylüyordu. Kaşlarım istemsizce çatıldı. Selim sigarasından bir nefes daha çekti. Parmakları sigaranın etrafında biraz daha sıkılaştı. "En yakın arkadaşımı," dedi, kısa bir süre sustuktan sonra. "Göz göre göre Azrail'in inine sokmamı istiyorsun, Ahu." Sesindeki kırgınlık, öfkesinden daha ağırdı. "Sen ne istediğinin farkında mısın?"

Başımı eğmedim ama gözlerimi ondan kaçırmadım.

"Farkındayım.""

Selim acı bir tebessüm etti.

"Hayır. Değilsin."

Sigarasının külünü kül tablasına silkeledi. Ardından ellerini dizlerinin üzerine bıraktı ve bana doğru biraz daha eğildi.

"Karaca'nın adını duyduğunda insanların neden sustuğunu biliyor musun?" dedi. "Neden kimsenin onun karşısında sesini yükseltmediğini? Neden onun hakkında konuşurken bile kapıların kapatıldığını?"

Cevap vermedim.

"Çünkü o adam hatayı affetmez. İhaneti affetmez. O adam kendi kardeşini ihanetinden şüphelendiği için öldürdü." Bir an durdu. "Ve sen şimdi gidip onun karşısına çıkacaksın." Kalbim göğsümün içinde sertçe çarptı ama yüzüme yansıtmadım. Selim devam etti. "Üstelik yalnızca onunla evlenmeyeceksin. Onun dünyasının içine gireceksin. İnsanların birbirini bir bakışla sattığı, sırların para kadar değerli olduğu bir dünyanın içine."

"Anlamadığın şey şu ki, ben zaten o dünyanın içine doğdum Selim." dedim ona bakışlarımla meydan okurken.

Sigarasından yükselen duman tavana doğru kıvrılırken gözlerini üzerimden çekmedi.

"Bir gün yanlış kişiye yanlış şeyi söylersen ne olacak?"

Sessiz kaldım.

"Peki ya bir gün senden şüphelenirse?"

Çenem kasıldı.

"Bir gün intikam almak istediğin insanların değil, doğrudan Karaca'nın hedefi olursan?"

Bu kez içimdeki korku kıpırdadı. Ama onu susturdum. Çünkü yıllardır taşıdığım öfke, korkumdan çok daha büyüktü.

Selim başını iki yana salladı.

"Ben senin en yakın arkadaşınım, Ahu. Sana engel olmaya çalışmamın sebebi seni anlamamam değil." Sesi bu kez kırılmıştı. "Seni fazla iyi anlamam."

Gözlerim bir anlığına yumuşadı. Selim bunu fark etmiş olacak ki derin bir nefes aldı.

"Sen intikam diyorsun." Sigarasını yeniden dudaklarına götürdü. "Ben ise seni kaybetmekten bahsediyorum."

O cümle odanın içinde asılı kaldı. Ben ise ilk kez verecek bir cevap bulamadım.

"Beni kaybetmekten korkuyorsun," dedim sonunda.

Sesim düşündüğümden daha kısık çıkmıştı.

Selim gözlerini benden ayırmadı.

"Evet."

Tek bir kelimeydi ama o kelimenin ağırlığı odadaki bütün sessizliği ezip geçti.

Bakışlarımı kaçırdım. Parmaklarımı birbirine kenetledim. Onunla yıllardır aynı yollardan yürümüştük. Çocukluğumun, gençliğimin, en kötü günlerimin şahidiydi. Bazen aileden daha yakın olurdu insanın bazı dostları. Selim de benim için öyleydi.

Ama şimdi önümde başka bir yol vardı ve o yolun sonunda yalnızca Karaca yoktu. Geçmişim vardı, intikamım vardı ve belki de dönüşü olmayan bir hayat...

"Beni kaybetmeyeceksin."

Selim acı bir tebessümle başını eğdi.

"Bunu nereden biliyorsun?"

"Çünkü kaybolmayacağım Selim."

Başımı kaldırıp ona baktım. Selim birkaç saniye sustu. Sonra sigarasını dudaklarına götürdü fakat yakmadan parmaklarının arasında çevirmeye başladı.

"İşte en çok bundan korkuyorum."

"Neyden?" Kaşlarımı çattım.

"Kendine olan güveninden." Sözleri karşısında sustum. "Sen bir şeyi kafana koyduğunda," dedi. "Dünyanın geri kalanını duymuyorsun. Acını da duymuyorsun, korkunu da." Bakışları sertleşti. "Ya beni de duymazsan?"

Göğsüm sıkıştı.

"Selim..."

"Elimde seni durduracak hiçbir şey yok, biliyorum." Ayağa kalktı. Pencereye doğru yürüdü. Perdeyi aralayıp dışarı baktı. Gece, şehrin üzerine ağır bir örtü gibi çökmüştü. Sokak lambalarının solgun ışıkları kaldırıma vuruyor, uzaktan birkaç arabanın sesi duyuluyordu. "Karaca'ya yaklaşmak istiyorsun."

"Evet."

"Onunla evlenmek istiyorsun."

"Evet."

"Ve bunu intikam için yapacağını söylüyorsun."

"Evet."

Selim başını yavaşça iki yana salladı.

"Peki ya işler planladığın gibi gitmezse?"

Cevap vermedim. Arkasını dönüp bana baktı.

"Ya sana âşık olursa?"

Kalbim bir anlığına duracak gibi oldu. Sonra istemsizce güldüm.

"Bana mı?"

"Evet, sana."

"Karaca gibi bir adamın âşık olabileceğine gerçekten inanıyor musun?"

Selim'in yüzündeki ifade değişti.

"İnsanların âşık olmasına neden olan şeyler, sandığından daha azdır."

"Ben onun bana âşık olmasından korkmuyorum."

"Ben korkuyorum."

Selim bir an durdu.

"Senin ondan hoşlanmandan daha çok korkuyorum." diye samimi bir itirafta bulundu.

O cümleyle yüzümdeki ifade silindi.

"Böyle bir şey olmayacak."

"Bunu bu kadar kesin söyleyemezsin Ahu."

"Annemin katilinin oğluna aşık olmayacağım."

"Kalbine emir veremezsin, Ahu."

Sözleri içimde bir yere saplandı. Çünkü tam da bundan korkuyordum. İntikam planımın en zayıf noktası Karaca değildi. Benim kalbimdi.

Başımı iki yana salladım.

"Benim kalbim zaten birine ait."

Selim'in yüzündeki ifade bir anda değişti. Gözleri yüzümde sabitlendi. Bunu ona ilk kez söylüyordum, bu büyük bir itiraftı. Afallamıştı. Sanki söylediğim cümlede yalnızca benim bile fark etmediğim bir anlam arıyordu.

"Öyle mi?"

Sesindeki değişikliği fark ettim. Bunu bana neden hiç anlatmadın der gibiydi.

"Evet."

"Kim?"

Sorusu beklemediğim kadar hızlı geldi.

Bir an sustum.

"Bunun ne önemi var?"

"Var."

"Selim..."

"Kim, Ahu?"

Bu kez sesi daha sertti.

Gözlerimi ondan kaçırdım. Bu dünyadaki kimsenin onu bilmemesi onun için en iyisiydi zira o bu dünyaya ait değildi. Hislerimiz karşılıklı da değildi, onun adını zikretmem dahi onu tehlikeye sokardı.

"Biri işte."

Selim birkaç saniye sessiz kaldı ama sonra başını eğip acı bir şekilde güldü.

"Biri..." Sanki bu kelimeyi kendi kendine tartıyordu. "Ve sen o birini geride bırakıp Karaca'nın yanına gideceksin."

Beni gerçekten tanıyan biri buna asla ihtimal vermezdi. Öte yandan çocukluğumdan beri bunun için, annemin intikamını almak için eğitiliyordum. O yüzden Selim anlayabilirdi bu durumu sadece.

"Başka çarem yok."

"Her zaman başka bir yol vardır."

"Benim için yok."

"Var." dedi tok bir sesle. Başımı kaldırdığımda Selim bana doğru birkaç adım attı. "Sen sadece onu görmek istemiyorsun."

Durdu.

"Gerçekten kimi geride bıraktığını bir düşün Ahu. Bu sadece kalbinden vazgeçmek değil, kendinden de vazgeçmek."

Nefesim boğazımda düğümlendi. Selim'in bakışları gözlerimden ayrılmıyordu. O an, yıllardır sakladığım bir sırrın kapıma kadar geldiğini hissettim. Ama kapıyı açmasına izin veremezdim. Henüz değil. Belki hiçbir zaman.

"Bunu konuşmayacağız."

Selim'in çenesi gerildi.

"Peki." dedi yorgun ama kabullenmiş ses tonuyla. Geri çekildi. "Karaca'yı konuşalım."

Şaşkınlıkla ona baktım.

Selim masanın üzerinde duran dosyayı aldı. Dosyayı açarken yüzündeki bütün duygular kayboldu. Az önceki kırgın adam gitmiş, yerine soğukkanlı ve hesap yapan Selim gelmişti.

"Bu evlilik olacaksa," dedi. "Bunu yalnızca senin intikam planın olarak görmeyeceğiz."

"Ne demek istiyorsun?" diye sordum merakla.

"Ben de bu oyunun içinde olacağım."

Kaşlarım çatıldı.

"Hayır."

"Daha sözümü bitirmedim."

"Selim, seni bu işe karıştırmayacağım."

"Çok geç."

Dosyadan bir fotoğraf çıkardı ve önüme bıraktı. Fotoğraftaki adamı görünce nefesim kesildi.

Karaca.

Yanında ise daha önce hiç görmediğim biri vardı. Selim parmağını fotoğraftaki adama bastırdı.

"Karaca'nın sağ kolu." Sonra gözlerini bana kaldırdı. "Ve bu adamın, senin hakkında araştırma yaptığını öğrendim."

Kalbim göğsümde bir kez sertçe vurdu.

"Ne?"

"Daha sen Karaca'yla tanışmadan önce. Aileden biri sizin için planladığımız durumu sızdırmış olmalı."

Fotoğrafa yeniden baktım.

Selim'in sesi odanın içinde ağır ağır yükseldi.

"Yani Ahu..." Kısa bir sessizlik oldu. "Belki de bu oyuna giren yalnızca sen değilsin." Fotoğrafı elimden aldı. "Belki oyun çoktan başladı."

Fotoğrafa birkaç saniye daha baktım. Karaca'nın yüzünü daha önce defalarca görmüştüm. Gazete kupürlerinde, eski haberlerde, insanların fısıltıyla anlattığı hikâyelerde... Ama yanındaki adamı tanımıyordum.

Yine de adamın bakışlarında bir şey vardı. Soğuk, dikkatli ve rahatsız edici bir şey.

Fotoğrafı Selim'in elinden alıp masanın üzerine bıraktım.

"Beni ne zamandır araştırıyorlar?"

Selim cevap vermeden önce sigarasından son bir nefes çekti. Ardından izmariti kül tablasında ezdi.

"Kesin olarak bilmiyorum."

Kaşlarım çatıldı.

"Bilmiyorsun, öyle mi?" tek kaşım şüpheyle havalandı.

"Bildiğim tek şey, son iki haftadır senin adının birkaç kez Karaca'nın çevresinde geçtiği."

Kalbim hızlandı.

"Benim adım neden geçsin?"

Selim gözlerini üzerimden çekmedi.

"Çünkü sen onunla evlenmek isteyen kadınsın."

"Henüz değilim."

"Onların gözünde çoktan oldun."

Sessiz kaldım. Demek ki bu evlilik planı bir şekilde kulaklarına gitmişti.

Selim dosyanın içinden birkaç kâğıt daha çıkardı. Masaya bıraktığında gözlerim satırlarda dolaştı.

Adresler. Tarihler. İsimler.

Benim ismim de oradaydı.

Parmaklarım kâğıdın üzerinde dondu.

"Bunlar ne?"

"Seni takip ettiklerine dair kayıtlar."

Başımı kaldırdım.

"Beni takip de mi ediyorlar?"

"Bir süredir."

İçimde yükselen öfke, korkunun önüne geçti.

"Neden bana söylemedin?"

Selim'in yüzündeki ifade değişti.

"Çünkü seni durdurmak istedim."

"Bana söylemeyerek mi?"

"Sana söyleseydim ne yapacağını biliyorum."

Bir adım ona yaklaştım.

"Ne yapardım?"

"Daha hızlı hareket ederdin."

Cevap vermedim. Çünkü haklıydı.

Selim beni yıllardır tanıyordu. Öfkelendiğimde düşünmediğimi, korktuğumda bile geri adım atmadığımı biliyordu. Hele intikam söz konusu olduğunda kendimi bile gözden çıkarabileceğimi...

Bunu benden daha iyi biliyordu.

Elimi masanın üzerindeki fotoğrafa götürdüm.

"Bu adamın adı ne?"

Selim birkaç saniye sustu.

"Rauf."

"Rauf ne?"

"Rauf Demir."

İsmi zihnimde birkaç kez tekrarladım.

Rauf Demir.

Karaca'nın sağ kolu.

Demek onunla karşılaşacaktım.

Selim yüzümdeki ifadeyi görünce başını iki yana salladı.

"Aklından geçeni biliyorum."

"Neyi?"

"Bu adamı araştırmayı."

Dudaklarımın kenarında belli belirsiz bir gülümseme oluştu.

"Beni gerçekten iyi tanıyorsun."

"Keşke bu kadar iyi tanımasaydım."

Gülümsemem silindiğinde Selim koltuğa oturdu. Ellerini birbirine kenetledi.

"Ahu, Karaca'ya yaklaşmak başka bir şey. Onun güvenini kazanmak başka."

Bakışlarımı ona çevirdim.

"Bunun farkındayım."

"Hayır, değilsin."

Sesi sertleşti.

"Karaca aptal değil. Çevresindeki herkesin bir amacı olduğunu biliyor. Sen onun karşısına çıkıp 'Ben seninle evlenmek istiyorum' dediğinde bunu sorgulayacak. Ya da baban veya ben bunu teklif ettiğimizde bunun nedenlerini sorgulayacak."

"O zaman sorgulamasına izin vermeyeceğim."

"Nasıl?"

Bir an sustum. Sonra yavaşça konuştum.

"Ona inanması için bir sebep vereceğim."

Selim'in bakışları daraldı.

"Ne sebebi?"

Gözlerimi fotoğraftaki Karaca'ya çevirdim.

"Ona âşık olduğumu düşünecek."

Selim'in yüzündeki bütün ifade bir anda değişti.

Ayağa kalktı.

"Hayır."

Kaşlarımı çattım.

"Neden?"

"Çünkü bu söylediğin şey, planındaki en tehlikeli nokta."

"Neden?"

Bana doğru geldi.

"Çünkü n önce onun dünyasına girmek zorundasın." Sesi alçaldı. "Ve onun dünyasına girdikten sonra, çıkıp çıkamayacağını kimse garanti edemez."

Gözlerimi kaçırmadan ona baktım.

"Ben çıkacağım Selim. Onu öldürebilmem için ya sağ kolu olmalıyım ya da karısı falan. Bu saatten sonra sağ kolu olamayacağıma göre ancak karısı olabilirim ve ona böylece yaklaşabilirim."

"Ya çıkmak istemezsen Ahu?" Sözleriyle birlikte odadaki hava değişti. Bir anlığına ne diyeceğimi bilemedim. Selim gözlerimin içine baktı. "Asıl korktuğum şey bu."

Kalbim sıkıştı.

"Neden çıkmak istemeyeyim?"

Selim derin bir nefes aldı.

"Çünkü insan bazen düşmanının evine intikam almak için girer..." Bir an sustu. "...sonra o evden kendi kalbiyle çıkamaz."

Gözlerimi kapattım. Tam da korktuğum şey buydu. Ama Karaca'ya aşık olacağımdan korkmuyordum. Karaca'dan da korkmuyordum. Onun gücünden, çevresinden, taşıdığı karanlıktan bile korkmuyordum. Ben kendimden korkuyordum. Çünkü intikam uğruna çıktığım bu yolda, kalbimin yanlış kişiye yenilmesine izin verirsem her şeyimi kaybedeceğimi biliyordum.

Gözlerimi açtığımda Selim hâlâ karşımdaydı.

"Beni vazgeçiremeyeceksin."

Selim başını eğdi.

"Biliyorum." Sonra masadaki fotoğrafı tekrar eline aldı. Seni vazgeçirmeye çalışmayacağım."

Şaşkınlıkla ona baktım.

"Amacın ne Selim?"

Selim fotoğrafı bana uzattı.

"Seni bu savaşa tek başına göndermeyeceğim Ahu. Karaca'nın piyasadan temizlenmesi benim de işime gelir ve bu savaşta aynı tarafta olacağız."

Fotoğrafı aldım.

"Selim..."

"Karaca seni kendi dünyasına sokacaksa, ben de o dünyanın kapısında bekleyeceğim." dedi itiraz kabul etmeyen bir tonda.

Gözlerim doldu ama ağlamadım.

"Bunu yapmanı istemiyorum."

Selim'in dudaklarında yorgun bir tebessüm belirdi.

"Ben de senin Karaca'yla evlenmeni istemiyorum." Kısa bir sessizlik oldu. "Ama ikimiz de istediğimiz şeyleri elde edemeyeceğiz gibi görünüyor." Sonra bana baktı. "Öyleyse bari ikimiz de hayatta kalalım."

Başımı yavaşça salladım. Fakat içimde, adını koyamadığım bir huzursuzluk büyümeye devam ediyordu. Çünkü henüz bilmediğim bir şey vardı. Karaca'nın beni neden araştırdığını ve Rauf Demir'in benim hakkımda ne öğrendiğini bilmiyordum.

Ama çok yakında öğrenecektim.

Hem de Karaca'nın gözlerinin içine bakarken.

Bu, kanla yazılmış bir kaderdi, öyle ya da böyle... Kaçışı yoktu.

***

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

18okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.