3. bölüm / 6
AHU2. Bölüm ''Davet''
Bölümler 6Şu an: 2. Bölüm ''Davet''
2. Bölüm ''Davet''
İki saat boyunca konuştuğumuz her şey sonunda aynı noktaya çıkmıştı. Karaca.
Onun çevresini, adamlarını, geçmişini ve benim hakkımda yaptırdığı araştırmayı tek tek masaya yatırmıştık. Selim'in anlattığı her ayrıntı, önümdeki yolun ne kadar ince bir ip üzerinde ilerlediğini gösteriyordu.
Fakat artık yalnızca tehlikeyi konuşmak istemiyordum. Bir planım vardı.
Soğuyan kahvemi masaya bıraktım ve gözlerimi Selim'e çevirdim.
"İki gün sonraki davette Karaca'yla konuşmanı istiyorum."
Selim kaşlarını hafifçe kaldırdı.
"Ne hakkında?"
"Nişan."
Yüzündeki ifade anında değişti.
"Nişan mı?"
"Evet."
Selim birkaç saniye sessiz kaldı. Sonra arkasına yaslandı.
"Biraz önce bana Karaca'nın çevresinde herkesin herkesten şüphelendiğini söyledik. Şimdi sen kalkıp iki gün sonra adamı direkt olarak nişana ikna etmemi mi istiyorsun?"
"Tam olarak bunu istiyorum."
"Neden?"
Bu kez hiç tereddüt etmedim.
"Çünkü Karaca beni araştıracak."
Selim'in yüzündeki ifade ciddileşti.
"Zaten araştırıyor."
"Daha fazla araştıracak."
Parmaklarımı masanın üzerinde birbirine kenetledim.
"Benim onunla neden ilgilendiğimi anlamaya çalışacak. Geçmişimi araştıracak. Kimlerle görüştüğümü, kimlerle yakın olduğumu, neden onunla evlenmek istediğimi öğrenecek. Ve ne kadar çok soru sorarsa, o kadar fazla açık verebiliriz."
Selim sessizce dinliyordu.
"Ama nişan başka bir şey."
"Nasıl?"
"Nişan, onun açısından bir cevap olur."
Selim'in kaşları çatıldı.
"Açıkla."
"Karaca'nın benimle neden ilgilendiğini sorgulamasına gerek kalmaz. Çünkü ortada artık yalnızca bir kadınla kurulmuş bir yakınlık olmayacak. Ailelerin bildiği, çevrenin duyduğu, geri dönüşü zor bir ilişki olacak. Onu, bunu ailemizin çıkarları doğrultusunda yaptığına ikna edeceksin. Ben de onu, ona aşık olduğuma inandıracağım."
Selim birkaç saniye düşündü.
Devam ettim.
"Üstelik Karaca insanlara kolay kolay güvenmiyor. Eğer beni yalnızca yanında duran bir kadın olarak görürse, her zaman şüphe edebilir. Ama beni nişanlısı olarak görürse..." Bir an sustum. "...beni kendi hayatının içine sokmak zorunda kalacak."
Selim'in bakışları keskinleşti.
"Yani nişanı, onun sana vereceği erişimin anahtarı olarak görüyorsun."
"Evet."
"Bu yüzden mi?"
"Sadece bu yüzden değil."
Öne doğru eğildim.
"Karaca'nın çevresindeki insanlar da beni farklı değerlendirecek. Onun yanında duran herhangi bir kadını izlemek başka, Karaca'nın nişanlısını izlemek başka."
Selim başını hafifçe yana eğdi.
"Ve sen bu değişimin sana koruma sağlayacağını düşünüyorsun."
"Koruma değil."
Gözlerimi doğrudan onun gözlerine diktim.
"Dokunulmazlık görüntüsü."
Selim'in yüzünde kısa süreli bir ifade belirdi.
"Tehlikeli."
"Biliyorum ama en başından beri plan onunla evlenmem yönündeydi Selim."
"Bu görüntü seni Karaca'ya daha da bağlar Ahu."
"Zaten istediğim bu."
"Ahu..."
"Selim, Karaca'nın güvenini kazanmak için onun dünyasının dışında kalamam."
Sesim gittikçe kararlı bir hâl alıyordu.
"Ben onun dünyasına gireceksem, kapının önünde bekleyen biri gibi değil, içeri davet edilmiş biri gibi girmeliyim."
Selim uzun süre sustu. Sonra yavaşça sordu.
"Peki bunu Karaca'nın kendisine nasıl kabul ettireceksin?"
Dudaklarımda küçük bir gülümseme oluştu.
"Ben ettirmeyeceğim." Selim'in bakışları üzerimde sabitlendi. "Sen ettireceksin."
"Ben mi?"
"Evet." Başımı salladım. "İki gün sonraki davette onunla sen konuşacaksın. Ama doğrudan 'Ahu'yla nişanlan' demeyeceksin. Bunun iki ailenin çıkarlarına uygun olduğunu, birleşmenin faydalı olacağını anlatacaksın. Sonra da onu sevdiğimi ima edeceksin, ona aşık olduğumu ince ince alt metin olarak vereceksin. Böylece bu evliliği benim kabul etmem onun için mantıklı bir temele oturacak."
"Ne diyeceğim peki?"
Bir an düşündüm.
"Karaca'nın benimle ilgili ne düşündüğünü öğren."
"Sonra?"
"Sonra ona ailemin bu ilişkiyi ciddiye aldığını söyle."
Annem Karacalar tarafından ben henüz sekiz yaşındayken öldürülmüştü. O zamandan beri İstanbul'un Avrupa yakasını yöneten Erkin ailesi ve İstanbul'un Anadolu yakasını yöneten Karaca ailesinin arası kötüydü.
Ben küçükken örgütün yani Mahfilin başındaki kişi, Selim'in babasıydı. Ona mizan diyorlardı. Anadolu yakasını yöneten Karacalar ile aralarından su sızmıyordu. Selim, Defne ve abileri Özgür ile Dolkan Asaf Karaca birlikte büyüyordu. Sonra Karacalar annemi öldürerek bize ihanet ettiler. Böylece Selim'in babası soğuk bir savaş başlattı. Aile içinde ihanetin affı yoktu.
İstanbul, iki ailenin birliğiyle yönetilirken boşanmış bir ailenin çocuğu gibi ortada kaldı. Savaş epey uzun sürdü, iki taraf da fazlasıyla kayıp verdi ve nihayetinde Dolkan Asaf Karaca'nın babası Kadir Karaca'nın ölümüyle savaş son buldu. Mizan olan Selim'in babası bu ölümün suçunu hiç üstlenmedi ama yapabilseydi Kadir Karaca'yı zaten kendisinin öldüreceğini söylemekten de geri durmadı. Bazıları ona inandı, bazıları da inanmadı.
Selim'in gözlerinde anlama belirtisi oluştu.
"Böylece kararın ondan gelmesini sağlayacaksın. Biten savaşın anlaşması olarak kendini ona sunmuş olacaksın ama anlaşmayı imzalayacak olan o olacak."
"Aynen."
"Sen onun peşinden koşan kadın gibi görünmeyeceksin."
"Hayır."
Bakışlarımı masadaki fotoğrafa çevirdim.
"Tam tersine, benimle evlenmek için karar vermesi gerekenin kendisi olduğunu düşünecek."
Selim fotoğrafa baktı.
"Karaca'nın gururuna oynuyorsun."
"Gururuna değil."
Fotoğrafı parmaklarımın ucuyla kendime doğru çektim.
"Kontrol duygusuna."
Selim birkaç saniye sessiz kaldı. Sonra derin bir nefes verdi.
"Yani sen onun sana güvenmesini istemiyorsun."
Başımı kaldırdım. Bir şeyler anlıyordu ama onu da eksik anlıyordu.
"Hayır."
Gözlerimi Karaca'nın fotoğrafına çevirdim.
"Bana güvenmek zorunda kalmasını istiyorum."
Odadaki sessizlik yeniden ağırlaştı. Selim sonunda başını salladı.
"İşte şimdi neden nişanlanmak istediğini anladım."
Bakışlarımı ona çevirdim.
"Anladın mı?"
"Evet." Kısa bir sessizlikten sonra ekledi: "Ama bir şeyi unutuyorsun."
"Neyi?"
Selim'in gözleri ciddileşti.
"Karaca da senin kadar hesap yapabiliyor olabilir."
Gülümsedim.
"O zaman iki gün sonraki davette hangimizin daha iyi oynadığını görürüz."
Selim başını iki yana salladı.
"İşte bu cümlenden hiç hoşlanmadım."
"Neden?"
"Çünkü sen bunu bir oyun sanıyorsun."
Gülümsemem yavaşça silindi.
"Hayır." Fotoğrafı masaya bıraktım. "Ben bunun bir oyun olmadığını çok iyi biliyorum." Sesim alçaldı. "Bu, intikamımın ilk hamlesi."
Ve iki gün sonra, Dolkan Asaf Karaca'nın karşısına yalnızca Ahu Lal Payaslı olarak değil, onun hayatına girmeye kararlı bir kadın olarak çıkacaktım.
Saatin ilerlediğini fark ettiğimde gecenin çoktan evin üzerine çöktüğünü anladım. Pencereden dışarı baktığımda sokak lambalarının sarı ışıkları kaldırıma vuruyor, bahçenin içindeki ağaçların gölgeleri rüzgârla birlikte duvarlara vuruyordu.
Selim de saati kontrol etti.
"Gitsem iyi olacak." diye mırıldandım.
İkimiz de ayağa kalktık. Üç saati aşkın süredir konuşuyor olmamıza rağmen söyleyeceklerimiz hâlâ bitmemiş gibiydi. Fakat artık konuşmanın bir anlamı yoktu. Plan belliydi. Karar belliydi.
"Son bir kez soruyorum." Dediğinde Selim gözlerimi ona çevirdim. "Vazgeçmeyecek misin?"
Hiç düşünmeden başımı iki yana salladım.
"Hayır."
Selim derin bir nefes verdi.
"Tahmin etmiştim."
Yanıma gelip bir an durdu. Sonra elini omzuma koydu.
"O zaman söz ver."
"Ne için?"
"Ne olursa olsun beni ara."
Kaşlarımı hafifçe kaldırdım.
"Her şey yolunda giderse de mi?"
"Özellikle o zaman."
İstemeden gülümsedim.
"Tamam."
"Bir şey ters giderse?"
"Ararım."
"Karaca senden şüphelenirse?"
"Ararım."
"Kendini tehlikede hissedersen?"
Bu kez gülümsemem tamamen kayboldu.
"Seni ararım."
Selim başını salladı.
"Güzel."
Elini omzumdan çektiğinde kapıya yöneldik. Kapının önüne geldiğimizde bir an durduk. Selim elini kapının koluna attı ama açmadan önce tekrar bana döndü.
"Ahu."
"Efendim?"
Birkaç saniye yüzüme baktı.
"İki gün sonra ne olursa olsun, yalnız olmadığını unutma."
Boğazım düğümlendi.
"Unutmam."
Tam dışarı çıkacakken ona sarıldım.
Kollarımı boynuna doladığımda birkaç saniye boyunca ikimiz de konuşmadık. Selim de beni sıkıca sarıldı. Çocukluğumuzdan beri birbirimize verdiğimiz o sessiz söz, yine aramızdaydı.
Ne olursa olsun. Birbirimizi yarı yolda bırakmayacaktık.
Geri çekildiğimizde Selim yüzüme baktı.
"Kendine dikkat et."
"Sen de."
Selim başını sallayıp merdivenlere doğru ilerledi. Köpeği Maya huzursuzlanmış ve birkaç kez havlamıştı.
Ben ise kapının eşiğinde birkaç saniye onu izledikten sonra kapıyı açtım.
Tam o sırada karşımdaki silueti fark ettim.
İnci.
Kapının birkaç adım ilerisinde durmuş, bana bakıyordu. O beni tanımıyordu ama ben onu tanıyordum. O Selim'in hoşlandığı kadındı. En azından Selim sadece hoşlandığını söylüyordu ama bana kalırsa çoktan bu kıza aşık olmuştu.
Üzerinde açık renk ince bir hırka vardı. Haziran ayının bu sıcaklığında neden hırka giydiğine anlam veremedim. Saçları omuzlarının üzerine dağılmıştı. Yüzündeki ifadeden ne zamandır orada olduğunu anlayamadım.
Kaşlarımı hafifçe kaldırdım.
"Merhaba." Dedim gülümseyerek. Sesim biraz çekimser çıkmıştı. Benim burada olmamı yanlış yorumlasın istemiyordum.
"Merhaba, Selim içeride mi?" diye sordu ama cevabını duymak istemiyor gibi bir hali vardı. Sanırım çoktan yanlış anlamıştı.
"Evet, arkamdan geliyordu aslında." Ses tonum bilerek yumuşak tuttum. Ben sevgilisi değilim öyle olsam böyle konuşmam kısmını hissettirmeye çabaladım.
Selim dar koridorda belirdiğinde kapıdan çıktım ve İnci'nin yanından geçip Selim'e döndüm.
"Görüşürüz kuşum." ve sevimli bir şekilde gülümserken İnci'ye döndüm. "İyi akşamlar."
"İyi akşamlar." Diye mırıldandı karşılık olarak.
"Görüşürüz" diye seslendi ardımdan Selim.
Kapının önünden uzaklaşırken arkamda kalan bakışları üzerimde hissedebiliyordum. İnci'nin beni süzdüğünü görmeme gerek yoktu. Muhtemelen kafasında çoktan birkaç soru oluşmuştu.
Arabaya binmemle şoförüm arabayı arabayı yavaşça hareket ettirdi. Dikiz aynasından son kez baktığımda Selim ile İnci'nin kapının önünde yan yana durduğunu gördüm.
Bir an için içimde tuhaf bir his oluştu.
Selim'in gözlerinin İnci'ye nasıl baktığını fark etmemek mümkün değildi.
İçimden sessizce gülümsedim.
Belki de benim hayatım Karaca'nın karanlığına doğru sürüklenirken, Selim'in hayatında hâlâ güzel bir şeyler olabilirdi.
Umarım olurdu.
Evlerin ışıkları geride kalırken zihnim yeniden iki gün sonrasına döndü.
Karaca. Nişan. Ve intikam.
Bunca yıl beklediğim şey nihayet başlamıştı.
Henüz başlamamışken, şimdi geri dönmek için çok geçti.
Yaklaşık kırk dakika sonra evimin bulunduğu sokağa girdik. Arabayı binanın önüne park etti şoförüm.
Dışarıda gece sessizdi.
Telefonumu çıkarıp ekrana baktım. Selim'den tek bir mesaj vardı.
"Eve girince haber ver."
İstemeden gülümsedim.
Kısa bir cevap yazdım.
"Geldim kuşum. İnci'yle güzel vakit geçirin..."
Mesajı gönderdikten sonra telefonu çantama attım. Arabadan indim ve eve doğru yürüdüm.
İki gün sonra hayatımın en tehlikeli oyununa başlayacaktım.
Ama o gece, henüz hiçbir şey olmamış gibi, evimin kapısını açıp içeri girdim.
Selim'in giderken bana söylediği son cümle zihnimde yeniden yankılandı.
Kendine dikkat et.
Bu cümle zihnimde kendini tekrar ederken ilk kez, iki gün sonra atacağım adımın yalnızca benim hayatımı değil, sevdiğim insanların hayatını da değiştirebileceğini düşündüm.
***
İki gün göz açıp kapayıncaya kadar geçmişti. Sonunda beklediğim gece gelmişti.
Evden çıkmadan önce aynanın karşısında son kez kendime baktım. Üzerimde yere kadar uzanan, straplez siyah bir elbise vardı. Kumaş bedenimi zarifçe sarıyor, belimi belirginleştirirken etekleri her adımımda ağır ağır hareket ediyordu.
Saçlarımı dağınık bir topuz yapmıştım. Kusursuz görünmesi için uğraşmamıştım. Aksine, birkaç tutam saçımı yüzümün iki yanına bilerek bırakmıştım.
Dudaklarımda ise kırmızı bir ruj vardı.
Normalde gözlerim kahverengiydi ve miyoptum. Gözlük takmamak için lens takıyordum. İki gün önce lensim kalmadığı için üniversite dönemlerinde aldığım yeşil lensleri takmıştım. Neyse ki dün yeni lenslerimi aldığım için o korkunç şeyleri tekrar takmak zorunda değildim. Gözlerim iki gün önce o kadar acımıştı ki iki gündür lens takmamıştım.
Hafif kızarık olan kahve gözlerimi bronz ve hafif ışıltılı bir göz makyajıyla belirginleştirmiştim. İri gözlerimin güzelliği daha da ortaya çıkmıştı.
Aynaya son kez baktım.
Bu gece yalnızca güzel görünmek istemiyordum.
Güçlü görünmek istiyordum.
Çünkü bu gece Karaca'nın karşısına çıkacaktım ve onun karşısında tek bir tereddüt göstermeyecektim.
Çantamı alıp evden çıktım. Babam şirketten direkt davete geçeceği için onunla orada buluşacaktık.
Davetin düzenlendiği yere vardığımda girişteki kalabalık çoktan oluşmuştu. Arabaların birbiri ardına durduğu, insanların şık kıyafetleriyle içeri girdiği geniş bir giriş alanı vardı.
Topuklarımın taş zeminde çıkardığı seslerle içeri girdim.
Bu davet, İlyas Bey ve eşi Gaye Hanım tarafından her yıl düzenlenen bir yardım galasıydı. İlyas Bey ve Gaye Hanım yıllar önce Erkin ve Karaca ailesinin savaşıyla taraf olmayan tek aileydi, o yüzden iki tarafla da görüşüyor ve iki tarafı da ağırlıyorlardı. Senede bir kez olan bu yardım galası benim intikamıma giden tek yoldu yani.
Kapıdan geçtiğim anda davetin ihtişamı üzerime çöktü. Yüksek tavanlardan sarkan kristal avizeler, duvarlardaki altın detaylar ve salondan yükselen hafif müzik... Her şey olması gerekenden fazla kusursuzdu.
Fakat ben hiçbirine uzun uzun bakmadım.
Doğrudan holdeki büyük aynanın karşısına geçtim. Bir süre kendimi inceledim.
Siyah elbisenin straplez kesimi omuzlarımı ve boynumu tamamen açıkta bırakıyordu. Dağınık topuzum, yüz hatlarımı daha belirgin gösteriyordu. Kırmızı rujum ise aynadaki kadının bakışlarına beklediğimden daha sert bir ifade katmıştı.
Parmaklarımı elbisemin bel kısmında gezdirip kumaşı düzelttim. Sonra kendime biraz daha yaklaştım. Gözlerimin içine baktım.
"Korkma Ahu."
Bunu yüksek sesle söylemedim. Sadece dudaklarımı kıpırdattım. Çünkü korkuyordum.
Ama korktuğumu kimsenin görmesine izin vermeyecektim.
İntikam peşinde koşan, geçmişinin hesabını kapatmaya gelen Ahu'ydum ben.
Titreyen elleriyle geçmişinden kaçmaya çalışan kadın değildim.
Başımı kaldırdım. Tam o sırada aynadaki yansımamın arkasında bir hareket gördüm.
Birileri holde durmuştu.
Başımı çevirmeden önce aynadan baktım ve gözlerim onun gece karası gözleriyle buluştu.
Karaca.
Kalabalığın arasında, siyah takım elbisesinin içinde durmuş bana bakıyordu. Yani aynadaki yansımama bakıyordu. Takım elbisesinin üst kısmı fazla dolu görünüyordu. Kaslı bir vücudu olduğunu bu mesafeden bile anlayabiliyordum. Gömleği ve ceketi biraz zorlasa patlayacak gibiydi.
Boynuna doğru uzanan dövmeyi gördüm, kim göğsünden boynuna doğru bir dövme yaptırırdı ki? Gömleğin yakasının çok az üzerine kadar uzandığı için dövmenin tam olarak ne olduğunu anlayamadım. Hafif uzun saçları dalgalıydı ve ensesine doğru muntazam bir şekilde iniyordu. Teninin esmerliği ışığın altında parlıyordu ve Dolkan Asaf Karaca adeta bir Tanrıça gibi görünüyordu.
Onu daha önce hiç bu kadar incelememiştim.
Bakışları önce yüzümde, ardından yavaşça üzerimde dolaştı. O da beni incelemişti.
Sonra yeniden gözlerime çıktı. Kalbim göğsümün içinde sertçe vurdu. Fakat aynadaki yansımamda tek bir korku belirtisi bile göstermedim.
Dudaklarısın kenarında küçük, kendinden emin bir gülümseme belirdi. Sanki bana meydan okuyordu.
Gece başlamıştı, oyun başlamıştı. Şimdi ilk hamlenin ve son hamlenin kimden geleceğini görmek kalmıştı bize.
***
Bölüm etkileşimi
