7. bölüm / 12
Acımasız Güç7. Bölüm
Bölümler 12Şu an: 7. Bölüm
- 1 1. Bölüm1.009 kelime
- 2 2. Bölüm961 kelime
- 3 3. Bölüm1.070 kelime
- 4 4. Bölüm1.361 kelime
- 5 5. Bölüm1.406 kelime
- 6 6. Bölüm1.707 kelime
- 7 7. Bölüm1.473 kelime · Okuduğun bölüm
- 8 8. Bölüm1.895 kelime
- 9 9. Bölüm1.704 kelime
- 10 10. Bölüm1.305 kelime
- 11 11. Bölüm1.828 kelime
- 12 12. Bölüm (Sezon Finali)2.107 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Onun, Baekhyun'un değer verdiği biri olduğunu fazlasıyla iyi biliyordum. Benim Baekhyun hakkında bilmediğim bir şey yoktu. Onu herkesten iyi tanıyan bendim. Kendisinden bile daha iyi bildiğime yemin edebilirim. Fakat onu tanımam hiçbir şeyi düzeltmedi. Zarar verdim. Kalbini kırdım. Yakınının canını alıp onun sahip olduğu güçle büyüledim Baekhyun'u. Buydum ben. Gücüm canımı yakıp kontrolü eline aldığında, adeta canavara dönüşen aşağılık bir şeytandan başka hiçbir şey değilim. Kendimden, kimseden nefret etmediğim kadar nefret ediyorum.
Karşısına çıktığım günün akşamı, Baekhyun'un yıkılmış hali ile sokağa kendini attığı gün... Onu öyle gördüğüm an bu hale gelmesine sebep olan şerefsizi milyonlarca parçaya ayırmak istedim. Yanına gittim. Sarılabildim ona. Bana sımsıkı sarıldı. Dünyalar benim oldu o an. Bu yüzden, sırf ona sarılabildiğim için nefretimin ardından teşekkür etmek istedim o şerefsize. Sonrasında, böyle bir şey istediğim için kendimden bir kez daha iğrendim.
Baekhyun'un bana sarılırken söylediği o cümle hayatımı kararttı. Onu, vücudu titrerken tutamayıp düşürmekten korktum. Her şeyi hatırlamama sebep olan o cümle öldürdü beni.
"Ö-ölmüş. Kyung... Kyungsoo... ölmüş. Gözlerini sök-sökmüşler."
Kulaklarımda yeniden çınladı acı dolu ve çaresiz sesi. O an hatırladım. Onu öldürdüğümün o an farkına vardım. İçimdeki güçten ve kendimden ölümüne nefret ettim. Hayatım boyunca kendimi hiç sevmedim, benliğime ve varlığıma lanet okudum, ölmeyi diledim ama... ama o an, en kötüsüydü. Ben ilk defa bu kadar, bir insanın sahip olamayacağı kadar büyük bir nefret duygusuyla kendimden nefret ettim.
Bir nebze olsun toparladığından emin olup yanından uzaklaştım hızla. Ölen arkadaşı için, onu öldüren adamın kollarında ağlamasına sebep olmuştum.
Güçlerimin bulunduğu odaya tüm gücümü bıraktıktan sonra, bilinçsizce aldığım her canın farkına vardığımda gittiğim odaya ulaşmayı başardım. Dört duvarı, zemini ve tavanı aynayla kaplı olan, tavandan doğru aşağı sarkan binbir çeşit işkence aletinin olduğu odaya. Tüm kıyafetlerimden kurtuldum. O aletlerin hepsiyle, aynada gözüken iğrenç bana zarar verdim. Yaptıklarımın cezasını yine kendim verdim. Çıkmadım oradan, çıkamadım. Yere mahkum kaldı bedenim. Yaşayacak gücüm kalmadığı anda bile, yerde gördüğüm iğrenç yansımama karşı yüzümü buruşturdum. Son olarak, orayı da kestim. Sırtüstü bir şekilde yatarken, tavandaki yansımama baktım. Ağlıyordum. Ağlamaya hakkım varmış gibi, ağlıyordum. Artık kendimi görmeye tahammülüm kalmamıştı. Elimde kalan bıçağı sertçe tavana atıp gözlerimi yumarak kırılan parçaların bedenime geçmesi ile çığlıklar attım. Hala, hıncımı alamamıştım. Baekhyun'u üzmenin cezası benim için bu kadar hafif olmamalıydı. Fakat, elimden fazlası gelmedi.
Ölmüyordum, sadece kanıyordum.
Bilincim kapandı yaptıklarımdan sonra. Kendime gelir gelmez yine onu düşündüm. Dayanamayıp bakmaya gittim. Evinde yoktu. Tüm arkadaşlarını izledim ve Kai'nin evinde kaldığını öğrendim. Sehun da oradaydı. Üçü birlikte, birbirlerine moral vermeye çalışıyorlardı. Yutkundum. Onun güzel yüzünü görmeyi bile hak etmiyordum ben. Kendime yediremeyip uzaklaştım yanından.
Birkaç gün daha geçti, sayamadım. Hayat bitmiş gibiydi. Ben, bitmiştim. Tarihe baktığımda, on günden fazladır gücümü kullanmadığımı fark etmiştim. Birinin canını almazsam, dünyadan silinip gidecektim. İkisinin de olmasını istemiyordum. Kontrolü elimde tutmak için her yolu denemek istiyordum. Baekhyun'u düşünürken kendimde olsam da, yine savaşı kaybediyordum.
Sevgisine ihtiyacım vardı. Yüzsüzlüğüm umrumda olmazken hiçbir şey olmamış gibi onu bulup sevgisini istedim. O beni severse düzelirim diye düşündüm. Bana sarılırsa canavarımın susacağını hissettim. Onun yanında, kendini aşkına adayan sıradan bir adam olmayı hayal ettim. Oysa, beni görür görmez açtığım yaralara endişelenip iyileştirmeye çabaladı. Bu, benim canımı yaktı. İğrenç yüzümü kapatan yarayı yok etti tek çırpıda. Aynı zamanda mutlu oldu bundan. Yaranın gitmesinden mutluluk duydu. Beni iyi görmek ona iyi geldi. Fakat benim iyi olmamam gerekiyordu Baekhyun. Arkadaşını öldürdüğümü öğrendiğin zaman, beni sen mahvet.
Beni sevmesi çok kolay bir şeymiş gibi, çok seveceğini söyleyerek öptü beni. Her şeyin farkına varmamı sağladı bu öpücük. İçimdeki canavar öldü. Her şeyi düzeltmek için umut yeşerdi kalbimde. Yeni bir başlangıç için beni yeniden yarattı sanki. O, benim tanrım olmalıydı.
Baekhyun'dan
Bedenim, hızla dudaklarımızın bir olduğu bedene çekildiğinde kalbim tekledi. Sımsıkı tutundum ona. Gerçek olup olmadığını bir süre anlamakta zorlanmıştım. İştahla dudaklarımı sömüren dudakları nefesimi kesti. Alt dudağını dudaklarımın arasına alıp ezerek emdim. Beni kendine öyle bir bastırıyordu ki, dudaklarımız gibi bedenlerimiz de birmiş gibi hissettiriyordu. Öyle bir öpüyordu ki beni, bir daha öpemeyecekmiş gibi, tek istediği beni öpmekmiş gibi, sadece beni istiyormuş gibi... Dudaklarımın yandığını hissederken geri çekildi. Nefes alış-verişimi düzenlemeye çalışırken ıslak dudaklarımı yaladım. Gözlerimi aralayıp yüzüne baktım. Yoğun bakışları yine hızlandırdı kalbimi. Ben onun yaralarının hala olup olmadığını kontrol etmeye çalışırken o, bakışlarına odaklanmamı istercesine elini yanağıma çıkarıp okşadı. Küçük bir öpücük daha bıraktı dudaklarıma. Sonrasında nihayet sesini işittim.
"Sınıfına git. Derslerini çok boşladığını biliyorum. Çıkışta görüşelim. Tamam mı?"
Hiçbir şey olmamış gibi davranması, karmaşık duygularım adına hoşuma gitmişti. Çünkü kötü olan her anıyı unutmaya ihtiyacım vardı. Tekrar öpmesi istemeden gülümsetti beni. İtiraz etmeden başımı salladım. Kenara bıraktığım çantamı alıp ona döndüm. Öyle güzel bakıyordu ki bana, yıkık halinden eser kalmamıştı. Ona bakmak bile heyecanıma heyecan katıyordu. İlk defa liseli aşıkların aptallıklarını hoş buldum. Çaktırmamaya çalışarak bir-iki saniye vücudunu süzdüm. Görünürde hiçbir yarası kalmamıştı. Aynaları parçalamasına rağmen elleri de normaldi. Gülümseyerek hızla çıktım tuvaletten. Kapıyı tıklatarak sınıfa girdim. İçeri girdiğim an tam anlamıyla herkes bana baktı. Bazıları beni tuvalette gördüğü pozisyonu konuşuyordu. Aldırmayarak Sehun'un yanına oturup arkama yaslandım. Öğretmen daha sınıfa giriş yapmamıştı. Kai ve Sehun "Hesap verecek misin?" bakışları atınca gerildim. Boğazımı temizleyip dikleştirdim oturuşumu.
"Chanyeol beni revire götürdü, daha iyiyim."
İkisi de aynı anda kaşlarını çatıp biri sağ omzuma, öbürü diğer omzuma vurdu. Filmlerdeki sinir bozucu ikizler gibi yine aynı anda konuştular.
"Ondan mı dudakların bu halde?"
Kaşlarımı çatıp elimle dudaklarımı kapattım. Bu ikisi, gerçekten çok fenaydı. Utanıp kızardığımda güldüler. Kurtulmamı sağlayan şey, öğretmenin gelişi olmuştu.
Uzun bir aradan sonra okulda olmak iyi hissettirdi. Kaçırdığım tüm konuları toparlamam gerekiyordu. Sınavlara iki hafta vardı ve her sınava son gün çalışan bir Baekhyun için bu süre fazlasıyla yeterliydi.
Sınıftan çıkar çıkmaz koridorda bekleyen Chanyeol'ü göreceğimi düşünmemiştim. Sehun yine imalı hareketler yaparken Kai küçük bir gülümseme takınmıştı yüzüne.
"Hadi dördümüz bir şeyler yapalım."
Kai'den hiç beklemediğim bir cümle duyduğum için kulaklarıma inanamayarak sesin geldiği tarafa döndüm. Cevap bekler gibi bize bakıyordu. Gözlerimi Chanyeol'a çevirdim. Yüzü tuhaf bir hal almıştı. Birkaç saniye duraksayıp konuştu.
"Sizin bir planınız var sanırım, ben gelmeyeyim."
Kai ve Sehun başını iki yana salladı.
"Ben artık plansız yaşıyorum."
Sehun ile birlikte Kai'nin kurduğu cümle yüzünden sessiz kaldık. Bir tık uzun süren sessizliğin ardından Sehun neşeyle konuştu.
"Hiç kimsenin başka bir planı yoksa benimle geliyorsunuz."
Bizi apar topar dışarı çıkardı. O hali, heyecanlı küçük bir çocuk gibiydi. Durağa kadar yürüdük dördümüz. Chanyeol yol boyunca bana bakmıştı. Bakışları fazla tatlı olduğu için gülümesememe engel olamıyordum. Durakta bir süre bekledik. Bu bekleme sürecinde Chanyeol yanımda durmasa da, uzaktan dudak hareketleriyle "Çok güzelsin." , "Gülüşün çok güzel." , "Ellerini tutmak istiyorum." gibi cümleler kurarak beni öldürmeye çalışıyordu. Nihayet otobüs geldi. Dördümüz arka koltukları kapıp Sehun'un heyecanla gitmek istediği yere gitmeye başladık.
Tahmin ettiğim yere gelmiştik, amcasının lunaparkına. İstediğimiz kadar oynayıp aletlere bindik ve deliler gibi eğlendik. Çarpışan arabalar, gondol, hız treni, dart atışı, balerin, yükselen, kamikaze, pek istemeseler de dönme dolap, crazy dance, korku treni... kısacası önümüze çıkan her şeye. Utanmasak beş yaşındaki çocukların bindiği tırtıl trene bile binecektik. Her bindiğimiz alette Kai ve Sehun'un, Chanyeol ile yan yana oturmamızı engellemeleri dışında harika zaman geçirmiştim. Bu kadar eğleneceğimizi tahmin etmiyordum, gerçekten uzun zamandır hiç bu kadar gülmemiştim. Kai bile üzüntüsünü unutup bizimle mutlu oldu.
Oyuncaklar, hepimiz inkar etsek de başımızı döndürüp midemizi bulandırmıştı. Bindiğimiz her alette en az bir kez Red Velvet şarkısı çaldı. Gittiğim diğer lunaparklarda böyle bir şeyle karşılaşmamıştım.
Sehun, dinlenmemiz için bizi lunaparkın kafesine götürdü. Köşedeki bir masaya oturup iki büyük boy karışık pizza ve içecekler söyledik. Fazlasıyla acıkmıştık. Yemekleri yerken Chanyeol, ara sıra kaçamak bakışlarla bana bakıyordu. Tabi yine, birbirimize temas etmeyelim diye karşı karşıya oturttular bizi.
Yemeklerimizi bitirdikten sonra biraz daha oturmaya devam ettik. Sehun'un amcası da oradaydı. Hepimiz yaşlı bir adam olmasını beklerken taş gibi bir abi çıkınca ufak çaplı bir şok geçirdik.
"Amca!"
Sehun çocuk gibi amcasının yanına gidip sımsıkı sarıldı. Ardından yanımıza getirip gülümseyerek tanıştırdı.
"Amcam, Suho Hyung."
Üçümüz Sehun'a ve yakışıklı amcasına bakakalırken fazla bekletmeden elini sıkarak selamladık. Çok sevecen ve babacan bir yapısı vardı. Yemeğimize eşlik etti ve sohbetimize ayak uydurdu. Sohbet sohbeti açarken sevgili konusu açılmıştı. Kai'nin uzun zaman sonra biraz olsun gülen yüzü anında düştü. Sehun, amcasını dürterek uyarıp konuyu deşmesini durdurdu. Fakat Kai, beklemediğim bir şekilde kısa sürede toparladı ve konuyu bizim üzerimizden devam ettirerek konuştu. Dediğini gerçekten yapıyordu, Kyungsoo'ya mutlu görünmeye çalışıyordu. Onun kendisini izlediğini bildiğini, onu ne kadar zaman geçerse geçsin bekleyeceğini söylüyordu. Tekrar yanında olacağından o kadar emin konuşuyordu ki bu durum bizi endişelendirmeye başlamıştı. Konu hakkında konuşmaya başladığımız an bizi susturuyor ve söylediğimiz/söyleyeceğimiz her şeyi inkar ediyordu. Elimizden bir şey gelmemesi beni gerçekten fazlasıyla kötü hissettiriyor.
"Bu ikisinde bir şeyler var ama bilemiyorum."
Suho Hyung -amca demek bu yakışıklılığa göre fazla "yaşlı" bir hitap olduğu için bundan sonra ona hyung demeye karar verdim- gözlerini bize dikip Chanyeol ile beni ima barındıran bakışlarla süzdükten sonra gülümsedi.
"Yakışıyorlar."
Herkesin, hatta Chanyeol'ün dahi üstüme gelerek beni utandırmalarından kurtulmayı altı kere farklı konu açmaya çalışarak başardım. Yaklaşık yarım saat daha sohbet ettikten sonra Suho Hyung'a teşekkür ederek kalktık. Artık eve gitmek ve dinlenmek istiyordum. Belki, biraz ders çalışmak. Ama sadece "belki".
7. Bölüm Sonu
Bölüm etkileşimi
