6. bölüm / 12
Acımasız Güç6. Bölüm
Bölümler 12Şu an: 6. Bölüm
- 1 1. Bölüm1.009 kelime
- 2 2. Bölüm961 kelime
- 3 3. Bölüm1.070 kelime
- 4 4. Bölüm1.361 kelime
- 5 5. Bölüm1.406 kelime
- 6 6. Bölüm1.707 kelime · Okuduğun bölüm
- 7 7. Bölüm1.473 kelime
- 8 8. Bölüm1.895 kelime
- 9 9. Bölüm1.704 kelime
- 10 10. Bölüm1.305 kelime
- 11 11. Bölüm1.828 kelime
- 12 12. Bölüm (Sezon Finali)2.107 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Chanyeol'e bakarken kısa bir süre içinde kafamda canlanan bu olay yerimden kımıldamama bile izin vermiyordu. İçimde adeta savaş verirken tuvaletin giriş kapısından gelen ses ile irkildim. Ne durumda olduğumu fark etmeme yardımcı olmuştu bu ses. Hızla ayağa kalkıp kapıya baktım. Bu tarafa doğru gelen tanımadığım çocuğa doğru koşup karşısına geçtim.
"Diğer kattaki tuvalete git."
Benden biraz uzun olan sarışın çocuk dediğimle dalga geçercesine güldü.
"Sana mı kaldı?"
Bana omuz atarak içeri geçmeye çalıştığında paniklesem de belli etmedim. Dördüncü adımını atmasına izin vermeden formasının ense tarafından tutup sertçe çekerek eski pozisyonuna getirdim.
"Bir sebebi var ki burada olmaman gerekiyor. Bak rica ediyorum, uzatmadan git."
Her ne kadar sert gözükmeye çalışsam da bacaklarım titriyor ve sesim kısık çıkıyordu. Bana dokunsa ağlayacaktım. Gitmesini umarken hareketime sinirlenmiş olacak ki göğsümden sertçe ittirerek sırtımı duvarla buluşturdu. Bunu beklemediğim için aynı zamanda yere düşmüştüm. Yutkunup başımı kaldırarak baktım ona.
"Sen beni tanımıyorsun herhalde?"
Ukalalığı gerçekten sinir bozucuydu. Ayağa kalkmaya hazırlandığımda birdenbire nasıl olduğunu anlamadığım şekilde yakamdan tutarak beni kaldırıp bedenimi duvara vurdu.
"Altımda inletirim seni."
Dediği ile sinirlerim boşalmıştı. Gözlerim seğrirken ellerimi sertçe sıkıp birkaç saniye bekledim. Beni duvara bastırmaya devam ediyordu. Buna rağmen hiçbir şey yapmamam sinirini bozmuş gibi gözüküyordu. Normal bir zamanda olsaydı haddini en kötü şekilde bildirirdim. Ama şuan... Şuan o kadar güçsüz hissediyordum ki... Beni öldüresiye dövse bile vücudumu kıpırdatamayacak kadar güçsüz.
Benim bile boş bulunduğum bir zamanda onu kendine doğru çekip burnunun ortasına kafasını geçiren Kai ile geriye sendeledi bedeni. Yanımda birinin olmasından güç bularak duvara tutunup ayakta durmayı başardım. Tek başımayken aslan kesilen çocuk, şimdi süt dökmüş kedi gibi şaşkınlık ve korku ile karışık olarak Kai'ye bakıyordu. O sadece bakmakla yetinirken Kai bir tekmeyi de bacak arasına geçirdi. Bu darbesi yere düşmesine yetmişti.
"İnletsene orospu çocuğu! Bakalım kim inliyor?"
Yerden kalkıp bir şey söylemeden sendeleye sendeleye çıktı tuvaletten. Kai çocuğun arkasından sinirle bakarken bana dönüp sordu.
"Şerefsize bak, bunun yüzünden mi gelemedin?"
Gözlerimi Kai'ye çıkarıp artık kendimi tutamayarak serbest bıraktım yaşlarımı. Başımı iki yana salladım. Yine düşecekmiş gibi titriyordum. Yanıma gelip vücüdumu kollarıyla destekerken endişeyle inceledi yüzümü.
"Ne oldu Baek? Bir şey söyle."
Ona söylersem benden kaçar mıydı? Eskisi gibi dost kalır mıydık? Kafamda bu sorular oluşunca içimdeki korku, acı ve kendime duyduğum nefret arttı. Ama yüzüme öyle bir bakıyordu ki, ne olursa olsun bana yardım edecek kadar güven veriyordu. Ben kendime güvenmiyorken onun verdiği güvene bel bağlamak istemiyordum.
"Yerler kaygandı, çok kötü düştüm. Yoksa o piçin gevşek gevşek konuşmasına asla izin vermezdim."
İlk cümlem yalan olsa da böyle bir şey yaşamasaydım onu Kai'nin yaptığından daha beter ederdim. Tam olarak inanmamış gibi gözükse de vücuduma çok fazla değer biçtiğimi bildiğinden sorgulamak istemediğini tahmin ediyordum. Herhangi bir yaramın olup olmadığını kontrol etmek istercesine kollarıma baktı. Bense omzuna tutunup geri çekildim hafifçe. Her şey yolundaymış gibi gülümseyerek gözlerine baktım. Bunu her zaman yapıyordum, alışkanlık haline getirmemem gereken bir şeydi fakat aynı zamanda gerekliydi.
"Sen sınıfa git, ben eve gidip dinleneceğim."
Kai beni onaylamayan bakışlar atıp kolumdan tuttu ve dışarı çekiştirmeye çalıştı. Gitmek istemiyordum, gitmemem gerekiyordu. Yerimde çivilenmiş gibi durdum. Buradan, bir çözüm bulana kadar asla çıkmayacaktım.
"Ne yapıyorsun? Revire gidiyoruz, çabuk."
Cümlesi ile gülümsedim. Birisinin beni hiçbir art niyet olmadan önemsediğini hissettim o an. Hayattaki en zor şeylerden biri de, güzel şeylerin zamansız gelmesiydi. Kai'nin arkadaşlığı gerçekten sevildiğimi hissettiriyordu. Fakat yapmam gereken şeyler, aklıma giren yeni düşünceler yüzünden karmakarışık bir hal aldı. Birkaç saniye içinde gözlerimi durdurmayı başarıp baktım gözlerine. Omzuna elimi koyup minnet duyduğumu belli etmek adına hafifçe sıktım.
"Kai, sadece gitsen olmaz mı? Şu an sadece gitmen gerek."
Onu kendimden çok tanıyordum ben. Bu cümlem endişesini arttıracaktı, biliyordum. Fakat yarattığım felaketi görmesini asla istemiyordum. Benden nefret etmesini ve gücümün ne kadar tehlikeli olduğunu fark etmesini istemiyordum. Beklediğim gibi, sırtımı okşayıp tedirgin bir tavırla onayladı beni.
"Ne karıştırıyorsun bilmiyorum ama güveniyorum sana. İhtiyacın olursa ara, dersteyiz."
Yüzünü saklamak istercesine benden ayrılıp hızla tuvaletin kapısından çıktı. O an anladım. Yalnız kalmak ve her şeyi tek başına halletmeye çalışmak, sevdiklerinin senin hatalarını görüp yargılama ihtimalinden bile daha acı vericiydi.
Tuvaletin ortasında duran iri bedene doğru adımladım. Yüzündeki ifadeyi incelemeye başladım. Bana birçok farklı duygu hissettiren bu ifadenin gerçek anlamını öğrenmek için her şeyimi verirdim. Korku, hüzün, sinir, hayal kırıklığı... Belki de daha fazlası. Bakmaya devam ederken onu donduran gözlerim doldu yeniden. Elimi yanağına koyup yakından incelmeye başladım. Fazla çaresiz gözüküyordu ve kırılmış olduğunu anlayabiliyordum. Kollarımı vücuduna sıkıca sarıp başımı yasladım göğsüne. Buzdan farksızdı, beni üşütecek kadar soğuktu bedeni.
"Chanyeol, o öpücüğü günlerdir unutamadım biliyor musun?"
Başımı kaldırıp yüzüne baktım. Neden bir anda bu kadar kapılmıştım ona? Hiçbir fikrim yoktu. Hissettiğim duygular o kadar yabancıydı ki ne olduğunu bile anlamlandıramadığım için değişen kendime bile yabancıydım. Utanmadan söyleyebilirdim duygularımı artık. Böylece içime attıklarım sıkıştırmazdı kalbimi.
"Beni büyüledin sen. Hayatımın küçücük bir kısmında yer edip sanki senin için var olmuşum gibi büyüledin. Böyle bir gücün varsa bile, bunu üzerimde kullanmış olsan bile, umrumda değil. Her şeyi düşündüm. Ben sadece, yanımda ol istiyorum. Bu şekilde biterse, affedemem kendimi Chanyeol. Ben seni bu şekilde bitirirsem kendimi bir kez daha görmezden gelemem. Seni tanımak, anlamak, özünü hissetmek ve yaşamak istiyorum. Yalvarırım, dön bana. Yemin ederim, yemin ederim istediğin gibi seveceğim seni. Çok seveceğim."
Parmak uçlarımın üzerinde yükselip omuzlarına tutundum. Dudaklarımı dudaklarına bastırıp istemsizce ağlamaya devam ederken boynuna sarıldım sıkıca. Gerekirse, onunla sonsuza kadar böyle duracaktım. Gerekirse, ben de onunla donacaktım.
Durdum ve durdum. Hiçbir şey olmadı. Arada tuvalete girenler oldu, umursamadım. Dinlemek istemediğim şeyler söyleyip sataşmaya çalıştılar, yerimden bile kımıldamadım. Zil çaldı, daha da kalabalıklaştı tuvalet. İkimizin de hareketsiz bir şekilde durmasının onlara tuhaf, iğrenç ve korkutucu geldiğini fısıltılardan anlayabiliyordum. Fakat sadece konuşup daha fazla durmak istemeyerek gitti hepsi. İnsanlar için konuşmak, başka bir insanı hor görmek çok basit bir şey maalesef.
Yine, yalnız kaldım onunla. Zil tekrar çaldı, herkes sınıflara döndü. Vücudum onun soğuk tenine alıştığı için sıcaklağının normale döndüğünü fark edemedim.
Chanyeol'den
Vücudumu bir milim bile hareket ettiremezken duyularım açıktı. Baekhyun'un beni önceden dondurduğu anlardan farklı hissettiriyordu bu. Sanki, içimdeki kötü düşünceleri dışarı daha fazla yansıtmamamı engellemek adına, ben sakinleşene kadar durdurmuş gibiydi. Ben bu haldeyken onun bu kadar üzülmesi beni daha fazla kahretti. Her göz yaşı kalbime bir ok gibi saplandı. Beni sevmesini istediğime pişman oldum. Onun gücünü kullanmak isteyen kendime nefret duydum. Onun hayatına girdiğime pişman oldum. Onun bana farklı hissettirmesine mahvoldum.
O benim için masumiyetin ta kendisiydi. Onun korkusu, benim zayıf noktamdı. O benim görüp görebileceğim en güzel armağandı. Seneler geçti onu ilk gördüğüm günün üzerinden. Asla değişmedi, hep melekti. Gülüşü insanın kalbini ısıtırdı. Gözleri her zaman parlar, kime baksa kıskanmama ve onu öldürmek istememe sebep olurdu. Kendime engel olurdum, üzüleceğini bilir, yapmazdım.
Hep uzaktan izledim onu. İlk karşılaşmamız 1. sınıfta oldu. Aynı sınıftaydık. Baekhyun ile yaşıtım aslında. Orası biraz karışık... Ailesiz büyüdüm, onun gibi. Annesi ve babasını öldürdüğünü biliyordum. Bu benim için hiçbir şey ifade etmiyordu. Çünkü Baekhyun o kadar iyiydi ki, ağlayarak donmalarını söyledi sadece o aşağılık insanlara. Kıymetini bilmediler, korktular ondan. Her gün, her saat, her saniye Baekhyun'u düşünen bana karşın, onlar kurtulmak istedi melek oğullarından. Hak etmedi. O, bunu hak etmedi. Ben dahil, kimsenin onu hak etmediği gibi.
Ailesinin ölümü üzerine, Baekhyun iki sene boyunca okula gitmedi. Bu da bir süre ayrı kalmamıza sebep oldu. Okula ara verdiği için geri döndüğünde sınıfının en büyüğü haline gelmişti. Fakat en büyük olmasına rağmen tatlı suratı bunu saklardı. Bahçede, Sehun ve Kai denen çocuklarla oynardı hep. Sehun'u ilk gördüğümden beri onunla ilgili garip olan bir şeyler seziyordum. Zararı olmadığını anladığımda düşüncelerimi bir kenara bıraktım. Tek gerçek vardı ki... onları her zaman çok kıskanırdım. Baekhyun ile konuşuyor olmaları o kadar olağanüstü bir şeydi ki benim için, her an bu nimete sahip olduklarına şükretmelerini umardım. Çünkü onun yanında olmak benim en büyük hayalimdi.
Baekhyun ailesini kaybettiğinde akrabalarından kimse onu istemedi. Gücünden korkup başlarına bela olacağını düşündüler. Fakat bir kişi hariç, amcası. İyi bir niyetle Baekhyun'a yaklaşmadığından fazlasıyla emindim o zamanlar. Ama o göz boyamak için ilk geldiğinde çok iyi davrandı Baekhyun'a. Sonrasındaysa Baekhyun'un gücünü para kazanmak için kullanarak hapsi boyladı. Böylece Baekhyun, acımasız ailesi yüzünden yetimhaneye yerleştirilmek zorunda kaldı. Reşit olana kadar orada büyüdü. Yaşadığı onca şeye rağmen kendini yetiştirmesi ile gurur duydum. Bölgenin en iyi lisesine girmeyi başarmıştı. Ben de üç sene boyunca sınıfta kalmaya çabalayıp girdiği liseyi öğrenerek bir sonraki yıl aynı liseye girmeyi.... Hayalimdeki gibi aynı lisedeydik fakat 18 yaşlarında olan 9. sınıf öğrencisi Park Chanyeol ve 10. sınıf öğrencisi Byun Baekhyun olarak.
Fakat hep soruyordum kendime; bir şeytanın, meleğin yanında ne işi olurdu? Şeytan sadece ona zarar verir, canını yakardı. Meleği mutlu edemezdi, sadece kanatlarından faydalanırdı. Bunu bildiğim için karşısına çıkmayı yıllarca bekledim. Ne kadar korkunç biri olduğumu bilsem de içimdeki sevgi, farkındalığımın önüne geçti.
Ona her şeyimi vermeye hazır olduğum ilk an çıktım karşısına. Yıllardır onu izlerken beni bir saniye bile fark ettirmezken, okula gittiği o gün peşinde onu takip eden kötü bir adamın olduğunu anlaması için resmen kendimi zorlamıştım. Beni görür görmez kalbime sapladığı bıçağım bana acı değil heyecan verdi. Acıyı sevdiğimden değil, ilk dokunuşunu bu şekilde hissettiğimden.
Odamda, meraklı tavırları kalbimi hoplattı. Yapacağım şeyleri karıştırdım. Yalanlar söyledim kendime çekmek için. Yaptığı ile neredeyse ölecektim. Ona kolaylıkla karşı koyabilirdim. Koymadım, istemedim. Verdiği acıyı sevdim bu sefer. Benim güçlerim uçsuz bucaksız fakat konu o olduğunda, gücü olmayan, aşık ve kötü adamdan başkası değilim. Her ne kadar korkunç bir şekilde hayatına girsem bile beni kurtarmayı seçti. Ona yaşattığım korkuya rağmen kalbimi sardı. Hoş değil biliyorum ama ölmemden korkması bile hoşuma gitti.
Sadece onun sevgisi ile yaşamak zorundaymışım gibi hissettim hayatımın her saniyesinde. Bir gün bile onu görmezsem, resmen deliriyordum. Çok istedim benim olmasını. Delirdim içten içe. Eğer gerçekten beni sevecekse, nasıl iğrenç biri olduğumu bilerek sevmesini istedim. Bu yüzden mezarlığıma getirdim onu. O beyaz oda mezarlığımdı benim. Günahlarımın somut kanıtıydı. Aptal değil Baekhyun, hepsini benim öldürdüğümü anlamasına rağmen bana tiksinerek bile bakmadı. Şaşırdım buna. Beklediğim kadar kötü davranmadığı için hemen beni sevsin istedim. Bencillik ettim. Elimden bir şey gelmiyordu, benim tek kurtuluşum oydu. Hayatımı adamak istediğim tek kişi oydu. Bu bir takıntı değil, fazla sevgiden ibaretti. Bir insanın başka bir insanı benim Baekhyun'u sevdiğim kadar sevebileceğine ihtimal bile vermiyorum çünkü.
Karşısına çıkmaya tamamen hazır olmayı çok bekledim. Bunu gerçekleştirdiğim zaman her şeyi mahvedebileceğimi düşünmemiştim. En azından bu kadar kısa sürede mahvetmeyi beklemiyordum. Sevgim o kadar büyüktü ki, herkese karşı canavar olsam bile ona zarar vermem diye düşünüyordum. Yanılmıştım. Baekhyun hiçbir şeyin farkında olmadan banyomda duş alırken ben, benliğimi tekrar ortaya çıkarmıştım.
Evet, Kyungsoo'yu ben öldürdüm.
6. Bölüm Sonu
Bölüm etkileşimi
