Acımasız Güç kitap kapağı

11. bölüm / 12

Acımasız Güç

11. Bölüm

Vaveyla Yazarı: Xuan Miracle

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 12Şu an: 11. Bölüm

Vücudumdaki acı biraz olsun kesildiğinde gözlerimi aralayabilmiştim. Nerede olduğumu anlamaya çalışıyordum. Bana telaşlı fakat kendime geldiğimi gördüğü için rahatlamış gözlerle bakan Baekhyun'u gördüğümde yavaşça kalkmaya çalıştım. Baekhyun kollarını boynuma sarıp sıkıca sarıldığında seslice nefesimi verip belini sarmak isteyip yapamayarak gözlerimi yumdum. Onun kollarında olmak nefes alabildiğimi tekrar hissettirmişti. Gözümün önünden geçen o sahneler ve çektirdiğim acılar sanki benim suçum değilmiş gibi sarılıyordu bu aşağılık bedene. Ona fazlasıyla sarılmak istesem de durdurdum kendimi. Baekhyun'u görmeyi bile hak etmiyorken onun bu vaziyette yanımda oluşu sevgimi kat be kat arttırıyordu. Kulaklarıma dolan sesi ile gözlerimi araladım.

"Ne oldu birden? Çok korktum Chanyeol."

Sorusunun cevabını ben bile bilmiyordum. Geri çekilip gözlerime bakmaya başladı. Yanıt beklediği aşikârdı.

"Bilmiyorum, inan ben de bilmiyorum. Birden gözümün önünde canlandı her şey. Ö-"

Kendimi açmaya çalışırken aniden dudaklarımda hissettiğim dudakları ile tüm vücudum titredi. Hiçbir tepki veremezken o beni tatlı tatlı öpüyordu. Bu sefer kendimi tutamamıştım. Elimi beline sarıp hızla kucağıma çektim bedenini. Boşta olan elimi saçlarına daldırıp okşarken iştahla emmeye başladım, tadını unutmamak için adeta yemek istediğim dudaklarını. Küçük bedeni kucağıma yerleşirken elleri sırtımı okşuyordu. Alevlenen öpüşmemizi söndüren şey Sehun olmuştu.

"Oha sevişiyorlar!"

Baekhyun hızla benden ayrılıp kucağımdan inerek yataktan kalkmıştı. Acildeki kalabalığın etkisiyle utangaç şekilde etrafa baksa da Sehun'a yaklaşıp iki tane vurmayı ihmal etmedi. Perdeyi çekerek içeri giren Kai onaylamaz bakışlar atarak konuştu.

"Hastanedeyiz, biraz edep."

Başımı eğip alnımı ovuşturmaya başladım. O sırada Sehun tekrar konuştu.

"Evde devam edebilirsiniz, biz de izleriz."

Baekhyun Sehun'un karnına sağlam bir yumruk geçirince gülmeye başladım. Sehun "Ne dedim sanki?" diye bağırıp kıvranırken Kai ona sarılıp karnını okşamaya başlamıştı. Bir şeyi olmadığını anlayınca ellerini çekip konuştu.

"Daha iyi misin Chanyeol?"

Kai'ye bakarak başımı salladım. Eliyle omzumu patpatlayıp "Dikkat et kendine." demişti. Hafifçe gülümseyip başımı salladım.

"Ederim."

Hepsi memnun bir şekilde bana bakarken yataktan kalktım.

"Bir sorun olmadığına göre, gidelim öyleyse."

Baekhyun onaylayarak konuştu.

"Tahlillerin de temizdi gidebiliriz ama önce lavaboya gideceğim. Hastanenin önünde buluşuruz."

İkisi hemen Baekhyun'u onaylamıştı. Ama ben birkaç saniye bile yanımdan ayrılmasına dayanamıyordum. O başından hep yanımda olabilseydi hayatımın bambaşka olacağından emindim.

O lavaboya giderken biz çıkış işlemlerini hallettik. Hastanenin önünde bir süre bekledikten sonra Baekhyun'u görmemle kocaman gülümsedim. Yanına hızla ilerleyip sarıldım. Bir şey söylemeden gülümseyerek yavaşça sarılmıştı bana. İçimdeki sıkıntı hala geçmemişti. Öldürdüğüm ilk kişi gözümün önünden gitmiyordu. Baekhyun'a sarılınca geçmesini umarken görüşüm tekrar bulanıklaşıp kararardı, ardından düzeldi. Seslice nefes alıp verirken Baekhyun benden ayrılmıştı.

"Benim amcamın yanına gitmem gerekiyor. Acelem var, sonra konuşuruz. Ayrıca, n'olur dikkat et Chanyeol. Tek başına kalmanı istemiyorum. Bugün bitmeden yanına geleceğim."

Kai telaşla konuştu.

"Bir dakika bir dakika, ne oldu amcana?"

Sehun dudaklarını aralayıp konuşmaya başladı.

"Ayrıca Chanyeol tek değil, biz varız."

Baekhyun seslice nefes alıp verdikten sonra hafifçe başını salladı. Bana söyledikleri boğazıma dizilirken yutkunmaya çalıştım. Yine birine zarar vermemden korktuğuna emindim. Özel bir durumu varken bile bunu dert etmesi canımı sıkmıştı. Ellerini tutup okşadım. Konuşmaya başlayacakken dudaklarını araladı.

"Görüşürüz çocuklar."

Tekrar bana döndü gözleri. Parmak uçlarında yükseldi fakat duraksadı birkaç saniye. Farklıydı bakışları. Belini sararak kendime bastırdım bedenini. Elini göğsüme koyup dudaklarıma ıslak bir öpücük bıraktı. Öpüşü beni fazlasıyla etkilerken buna karşılık tek kelime cevap veremeden yanımızda duran taksiye atladı.

"Dikkat et, haber ver bize!"

Sehun arkasından seslendi ve kısa bir el sallamanın ardından taksi hareket etti. Gitmesi beni tedirgin etmişti. Her zaman yanımda olmasını istemenin bencillik olduğunu biliyordum fakat istemekten kendimi alıkoyamıyodum. Benim desteksiz hareket etmeyeceğimi fark eden Kai elini omzuma atıp durağa doğru yürütmeye başladı beni.

"İyice alıştınız yanımızda öpüşmelere."

Söylenilen birkaç kelimeyi ve ardından gelen gülüşü bile duyamıyor haldeyken kendime gelmeye çalışıyordum. Her ne kadar iyi gelmese de biraz yalnız kalmalıydım. Hislerime göre, yeniden beyaz odamla baş başa olmalıydım. Islık çalarak yürüyen Sehun ile eli omzumda yürümeye devam eden Kai'yi durdurup konuştum.

"Ben evime gideyim. Kaç gündür yük oluyorum. Artık evimde kalsam iyi olur. Size sonra tekrar uğrarım. Hem görüşmek için, hem eşyalarımı almak için."

Sehun atıldı.

"Beni bununla yalnız mı bırakacaksın?!"

Kai bu sefer yumruğu Sehun'a kendisi geçirmişti. Sehun yeniden sızlanarak karnını tutarken Kai yine okşamaya başlamıştı karnını. Ciddi olması gerektiğini yeni fark etmiş gibi bana baktı Sehun

"Daha yeni çıktın hastaneden biraz daha kalsaydın."

Sehun'un ardından Kai de konuştu.

"Sen nasıl istersen Chanyeol. Eğer kalmak istersen de, dilediğin kadar kalabilirsin. Yük falan olmuyorsun."

Gülümseyerek teşekkür ettim. Ardından aklıma gelenle konuşmaya başladım.

"Ben lunaparkta bayıldığımda ikiniz de Chanyeol Hyung dediniz."

İkisi de birkaç saniye bakışlarını kaçırdılar. Hafifçe güldüm.

"Yani istersen hep öyle hitap ederiz. Chanyeol demeye alıştım ama aniden bayıldığında çok korktum."

Sehun bir şey söylemese de bana sıkıca sarıldı. Kısa bir grup sarılmasının ardından yavaşça geri çekildim.

"Tamam yeter bu kadar duygusallık. İyiyim ben endişelenmeyin. Dikkat edin, görüşürüz."

Kai onun evinde kalmamda bir sorun olmadığını söylese de artık evimden fazla uzak kalmak istemiyordum. Bana tekrar gelmem için ısrar ederlerken ikisini de geleceğime ikna ettikten sonra el sallayarak evime doğru yürümeye başladım. Şuan elimde bulunan tek güç ışınlanmaydı ve yaşanılanlar yüzünden ışınlanabildiğimi bile unutmuştum.

Hastaneye fazla yakın olduğu için on dakika içinde evdeydim. Anahtarla kapıyı açtım ve sadece kötü anılarımın bulunduğu eve yine adımımı attım. Ceketimi askılığa bırakıp beni orada bir şey beklediğini hissedercesine kendimi hazırlayarak beyaz odaya ışınlandım. Gelir gelmez odada olan hareketlilik ile fazlasıyla korkmuştum. Gözlerimi büyüterek duvara vurarak imdat çığlıkları atan adama baktım. Birkaç saniye boyunca bu görüntü karşısında hareketsizce durmuştum. Ne yapacağımı bilemezken beni görmediğini umarak giyinme odama ışınlandım.

Bacaklarım titriyor, ellerim terliyordu. Yere çöküp ellerimi dizlerime sürttüm hızla. Ardından saçlarıma getirip geriye doğru taradım. "Sanrılar mı görmeye başladım?" Diye geçirdim içimden.

"Nasıl, nasıl olur?"

Ellerimi yüzüme kapatıp derin nefesler alıp verdim. Toparlanmaya çalışıp kalktım ve yüzüme maskemi geçirdim. Hızla nefes alıp verirken yeniden beyaz odaya döndüm. Bu sefer, beni görmüştü. Korku dolu bakışlarla geri geri kaçıp duvara çarptı sırtını.

"Kimsin sen? Burası ne böyle?"

Vücudumun titremesini göz ardı ederek yavaşça adamın yanına yürüdüm. Tamamen gerçekti. Canlı bir şekilde odada duruyordu. Ona ait olan beyin sütunu boştu.

"Gelme, gelme öldürme beni. Yemin ederim her şeyi yaparım bırak beni nolur!"

Konuşurken nefesinin daraldığını hissetmiştim. Ağzımdan zar zor çıkan kelimeleri sıraladım.

"Sütunlara dokundun mu?"

Hızla başını iki yana salladı. Titreyen bacakları korkudan bedenini taşıyamıyormuş gibi yere oturdu. O hali kalbimi daha çok acıttı.

"Yemin ederim hiçbir şeye dokunmadım. Bırak gideyim yalvararım."

Yanına geldiğimde hızla elimi gözlerine kapatarak onu -daha dün gibi hatırladığım- öldürdüğüm yere geri götürdüm. Konuşmaya güç bulduğumda dudaklarımı araladım.

"Beni affet. Hayatından çaldığım yıllar ve yaşattığım şeyler için beni affet."

Beyaz odaya dönüp maskemi kenara atarak yere oturdum. İstemsizce ağlamaya başlarken saçlarımı tutup olanları idrak etmeye çalıştım.

İlk öldürdüğüm kişi, gücünü elde etmek için can attığım o yaşlı adam geri gelmişti ve bunu sağlayan kişi Baekhyun'dan başkası değildi. Başımı kaldırıp soluklandım. Yavaşça ayağa kalkıp duvara yaslandım.

"Düzelecek, her şey düzelecek."

Seslice nefesimi verip gülümserken göz yaşlarımı sildim. Gözlerimi odada gezdirdim. Dolu olan 67 sütuna baktım. Canını aldığım herkesin yeniden yaşaması için defalarca kez acı çekmeye razıydım. Kyungsoo'yu geri getirmek için bu acının katbekat fazlasını çekmeye bile.

"Tamam, sakin olmam gerekiyor. Baekhyun, Baekhyun... Şimdiden deli gibi özledim."

Banyoya gidip rahatlamak için kısa bir duş aldım. Ardındann bornozumu giyip kendimi yatağa bıraktım. Fazlasıyla yorgun olduğum için uyuyakalmışım. Ne kadar zaman geçtiğininin bilincinde olmayarak çalan zile uyandım. Gözlerimi zor açarken etrafa bakınarak yataktan kalktım. Zilim nadiren çalınırdı.

"Kim olabilir ki..?"

Kapıya ulaşana kadar bir kere daha çaldığında hızlanarak nihayet açtım kapıyı. Baekhyun'u görmemle gözlerimi ovuşturup saçlarımı arkaya attım.

"Baekhyun?"

Çatık kaşlarla bana bakarken hızla içeri girip kapıyı kapattı.

"Kapıyı böyle mi açıyorsun sen?"

İşaret parmağıyla üstümü işaret ederken ne dediğini anlamamıştım. Üzerimde bornoz olduğunu fark edince elimi enseme atıp saçlarımı karıştırdım.

"Duş almıştım, böyle uyumuşum. Eve gelen yok ki alışık değilim."

Gülerek beni başıyla onaylayıp montunu ve çantasını çıkardıktan sonra askılığa astı.

"Peki hadi öyle olsun."

Yaklaşıp özlediğim yüzünü okşayarak saçlarına öpücük kondurdum. Elimi boynuna indirip okşadım.

"Amcan nasıl? Bir sorun yok değil mi?"

Yanıma iyice yaklaşıp kollarını boynuma sardı. Bakışları yutkunmama sebep olurken ellerimi belinde birleştirip kendime çektim.

"Amcam gayet iyi."

Elleri vücudumu dolaşmaya başlayınca resmen neye uğradığımı şaşırmıştım. Hafifçe yutkunup alt dudağımı dişledim.

"Tek sorun, benim seni deli gibi özlemem."

Dudaklarıma kapanan dudakları nefesimi kesti. Sweatini sertçe sıkıp tekrar yutkundum.

Byun Baekhyun, gerçekten büyüleyiciydi.

Bedenini iyice kendime çekip dudaklarını sertçe öpmeye başladım. Sırtını duvarla buluşturduğumda soluklanmak için ayrılmıştık.

"Bir tık fazla özlemişsin sanırım?"

Dudaklarımı beyaz boynuna bastırıp omuzlarındaki ellerimi hafifçe aşağı kaydırarak göğüslerini kaçamakça okşadım. İnlemesini duyduğum an iplerin koptuğunu hissetmiştim.

"Sanırım, beni becermeni isteyecek kadar çok özledim Park Chanyeol."

Cümlesi erkekliğimde küçük bir sızı yaratırken seslice nefesimi verdim. Hassiktir... Bu anın geleceğini, hatta şuan olacağını hayal bile edemezdim.

Kalçalarından kavrayarak bedenini kucağıma alıp duvarla aramda sıkıştırdım. Boynuna ıslak öpücükler bırakarak sertleşen aletimi vücuduna sürtmeye başladım. Arsızca inliyordu ve bu beni daha fazla körüklüyordu.

"Söylediklerine pişman olacaksın Byun Baekhyun."

Onun da kendini bana sürtmeye başlaması ile boğukça inleyip gözlerimi yumdum.

"Öyle mi? Daha başlamamıştım bile Park Chanyeol."

Kalçalarını ellerimle sertçe sıkıp seslice nefesimi verdim. Kesik kesik inleyerek bana sürtünmeye devam ederken gözlerimi araladım. Gözlerime bakıyordu. Beni ne hale getirdiğinin farkındaydı ve bunu kullanmaya devam ediyordu.

"Ah... Gerçekten o kadar yaramazsın ki. İstediğini vereceğim Byun Baekhyun."

Dudaklarımızı hızla buluşturup alt dudağını çekiştirerek sertçe öperken sırtının duvarla temasını kesmiştim. Kollarını ve bacaklarını bedenime daha sıkı sardı. İlk defa, onunla bu kadar yakın olmanın verdiği heyecan, anlatılır gibi değildi.

Arada duraksayarak ve yolumu bulmaya çalışarak odama yürüyordum. Dudaklarımızı bir an bile ayırmamıştım. Elleri, bağcığı gevşeyerek açılan bornozumdan içeri girip önce karın kaslarımla, sonra göğüslerimle buluşmuştu. Tüm vücudum titrerken dilimi dudaklarına sürtüp ağzından içeri ittim. Odanın girişindeki duvarı durak olarak kullanıp sırtını tekrar duvarla buluşturdum. Ağzının içini zevkle keşfederken dilimi dudaklarının arasına alıp emmeye başladı. Seslice inleyip ellerimi teni ile buluşturdum. Sweatinin altından ulaştığım göğüs uçlarını sertçe sıkarak dudaklarına karşılık vermeye devam ederken nefeslenerek geri çekildi. İnleyerek yüzüme bakıyordu. Kızaran yanakları, şişen dudakları ve morarmaya yüz tutmuş boynu şiir gibiydi. Nefes nefese onu izlerken dudaklarına ıslak bir öpücük kondurup odadan içeri girdim.

Sonunda gelmeyi başarmıştım.

Bedenini yavaşça yatağa yatırıp üzerine çıktım.

"Nefes kesicisin, nefes alamıyorum."

Dediğime karşılık sırıtırken parmaklarını açıkta kalan göğsümde gezdirdi.

"Bu kadar aşık olduğunu belli etmesen mi?"

Dudaklarımı yalayıp ellerini tutarak başının üzerinde yatağa bastırdım.

"Sen benim nefesimsin. Sevgiden öte bu."

Dudaklarına yaklaşırken boşta olan elinin işaret ve orta parmağını dudaklarıma bastırdı.

"Dur, bir sürprizim var. Sabırsızlanma. Oturup beklemen gerekiyor."

Dudaklarımı birbirine bastırıp gözlerimi kısarak gözlerine baktım.

"Bu kadar arsız olduğunu bilmiyordum Byun Baekhyun."

Sırıtmaya devam ederken dizini erkekliğime doğru bastırdı. Refleksle inlerken yorganı sıkmıştım.

"Daha çok şey öğreneceksin benim hakkımda."

Altımdan kurtulup sırtımı yatak başlığına yaslayarak oturmamı söyledi ve odadan çıktı. Meraktan deliye dönsem de dediğini yapıp beklemeye başladım.

"Ah, çıldıracağım."

Bir-iki dakikayı geçmeden yanıma dönmüştü. Elinde tuttuğu kelepçeyi gördüğümde kaşlarım havalandı.

"Getir ellerini."

Asla izin vermeyeceğim bir şeyi şuan benden istiyordu. Şaşkınlığımı gizleyemezken kucağıma çıktı ve kalçalarını bana sürtmeye başladı.

"İstediğinde çıkaracağım. Anahtar burada."

Cebinden çıkardığı anahtarı komodinin üzerine bırakıp bana iyice yaklaşarak sol bileğime kelepçenin tekini geçirdi. Beni hipnoz ediyormuş gibiydi. Diğer elimi de uzatarak yapmasına izin verdim. Beni yatak başlığına kelepçeledikten sonra ellerini kollarımda gezdirdi ve konuşmaya başladı.

"Bana karşı çok hassassın sanırım, hm? Sorgusuz sualsiz yaptın istediğimi."

Bu halinin ve yaptıklarının beni deli gibi etkilemesi, cevap vermemi engelliyordu. Sızdıran erkekliğim beni rahatsız etmeye başlarken kulağıma yaklaşıp fısıldadı.

"Eğlence şimdi başlıyor, Park Chanyeol."

11. Bölüm Sonu

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

7okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.