Acımasız Güç kitap kapağı

5. bölüm / 12

Acımasız Güç

5. Bölüm

Vaveyla Yazarı: Xuan Miracle

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 12Şu an: 5. Bölüm

1 Hafta Sonra

Hayat zorluklarla, kötülüklerle ve oyunlarla dolu. İnsanın dostu da insan, düşmanı da. Yarasını saran da insan, yarayı açan da. Buna direnmemizin amacı nedir? Tam olarak şu; kocaman hayatımızın içinde bizi birkaç saniye olsun iyi hissettiren şeyler. Bu bir sevgili de olabilir, bir evcil hayvan da. Belki de cansız, herhangi bir nesne bile. Her insan farklı şeylerle mutlu olur, değil mi? Peki ya insan, mutluluğunu kaybederse ne yapmalı? Hiçbir şey olmamış gibi, yeni mutluluk kaynağı mı edinmeli? Bu "yeni" mutluluk kaynağı, eskisi gibi hissettirecek mi? Yapamazsa peki? Hangi yolu izlemesi gerekir? Çıkmazda hissediyorsa eğer, ölüm onun sorununu çözer mi? Kendi sorununu, kendisiyle birlikte yok eden insanın, çevresini ne gibi durumlar bekler? O kişi, sorununu yok etmeye kalkarken kendini soruna dönüştürmüş olmayacak mı?

Dün, yaşam kaynağını kaybetmeye dayanamayıp intihara girişen Kai'yi zor kurtardık. Vücudu perişan haldeydi. Vücudunun belirli kısımlarında kesikler, boynunu morartacak kadar tavanda asılı kalması sonucunda oluşan ip izleri... Hayat dolu olan Kai'yi ilk defa böyle görmek, beni daha kötü hissettiriyordu. Ama biliyor musunuz? Bir an bile kızamadım ona. Üzgündü, kırgındı, çaresiz ve sinirliydi. Senelerdir beklediği aşkına kavuşmuşken başına geleni kabul etmek istemiyordu. "Ben onunla olmak istiyorum." diyerek saatlerce ağladı bana sarılarak. Yüzümüze karşı, onu kurtardığımız için bize küfürler etti. Hatta üzerime eşyalar bile fırlattı. Evinden kovdu, yumruklar attı... Yine kızmadım, kızamadım.

En sonunda kabul etti bu şekilde ne yaşanması ne de ölünmesi gerektiğini. Durumu aştıktan sınra Sehun, Kai ve ben, Kai'nin evinde kalmaya karar vermiştik. Kai, her ne kadar duygularını üst seviyede yaşıyor ve yıkılmış olsa da "Kyungsoo bana 'Eğer bir gün ayrıldığımızda mutsuz olursan ruhum bile yaklaşmaz yanına.' dedi" diyerek kendini avutuyordu. Evinin camından gökyüzünü izleyip geceleri onunla konuşuyor, iyi ve mutlu olduğunu söylüyordu. Yanına geleceğinden fazlasıyla emin bir şekilde, sanki onunla yaşıyormuş gibi davranmaya başlamıştı.

5 Gün Sonra

Kai'nin sevdiği şeyleri yaparak onu biraz olsun kendine getirmeyi başarmıştık. En azından artık biz zorlamadan yemek yiyor, su içiyor ve duş alıyordu. Bunun bizim sayemizde değil, Kyungsoo'nun ruhu sayesinde olduğunu düşünmeye başlamıştım. Her ne kadar normale dönmeye başlasa da bu sefer, Kyungsoo'ya bunu yapan kişiden intikam alma düşünceleri başlamıştı. Acımasız güce sahip kişileri bulmanın ne kadar zor olduğunu söyleyerek durumu izah etsem de öfkesi geçmiyordu ve eminim ki geçmeyecekti.

Bu süreçte okulun "o"sunu bile aklımızdan getirmediğini içn üçümüz de devamsızlıktan kalmak üzereydik ve artık aksatmadan okula gitmemiz gerekiyordu. Kai kendini suçlu hissetmişti. "Artık birlikte okula gitmeliyiz, Kyungsoo sınavlardan kalırsam beni öldürür." dedi. Söyledikleri o kadar içime oturuyordu ki, anlık olarak gözlerim doluyordu. Psikolojisi tepe taklak olmuştu. Bu durumdan yavaş yavaş kurtulması için elimizden geleni yapıyorduk.

Ertesi gün okula gittik üçümüz. Bir ay öncesinde, sanki birbirimizi tekme tokat dövmemişiz gibi, sanki hiç küsmemişim gibi Kai ile aynı evde 13 gün geçirmiştim. Bizim arkadaşlığımız böyleydi. Ölümüne kavga da etsek, birimize bir şey olduğu an arada duvar falan kalmazdı. Zaten bunun böyle olması gerekiyor, değil mi?

Chanyeol'ü cenaze gününden beri görmemiştim. Aklıma sürekli gelse de bu durumdayken onunla görüşme isteğim yoktu açıkçası. Bir an içimden 'Sadece hayatının bir gününde var olan gizemli adam o.' cümlesi geçtiğinde kendimi reddederek başımı iki yana salladım. Sadece bir günlük biri oluşunu kabul etmek istemiyordum. Onu düşündüğüm an içimde tuhaf bir duygu beliriyordu. Hiç hissetmediğim bir şeydi ve ben bundan sanırım rahatsızdım. Düşüncelerimden sıyrılıp sınıfa girmek üzere olan Kai ve Sehun'a doğru dönerek konuştum.

"Ben birazdan geliyorum. Geç kalmam, siz geçin sınıfa."

Beni onayladıklarında erkekler tuvaletine ilerledim. Telefonumu çıkarıp rehberimde Chanyeol'ün kaydettiği numarayı ararken tanıdık olan büyük el hızla belimi kavrayıp beni kendine çekti ve sımsıkı sarıldı. Şaşkınlıkla omzuna tutunup dudaklarımı birbirine bastırdım.

"Seni çok özledim, Baekhyun."

Sesini duyduğum an sebepsizce gözlerim doldu. İçten söylediği bu cümle o kadar fazla duygu yüklüydü ki, ilk defa duygusuz bir piç gibi konuşmamıştı. Onun da gözlerinin dolduğunu, hatta ağladığını fark ederken gördüğüm diğer şeyler kalbimi sızlattı adeta. Yüzünde, yüzünün tamamını kaplayan çapraz bir şekilde derin bir kesik vardı. Üniformasından görebildiğim kadarıyla boynu ve elleri de yara içindeydi. Ellerim titremeye başladı. Hemen durumu anlayıp ellerimi tuttu ve okşamaya başladı. Şaşkınlığım sürerken gözlerine baktım. Dudaklarını aralayıp çaresizce konuştu.

"Yalvarırım, beni sev."

Söylediği cümle içimde bir yangın oluşturdu, vücudum titremeye başladı yeniden. Beni küçük bir hareketi ile bu kadar uç duygulara sürüklemeyi nasıl başarıyordu? Üstelik onu henüz tanımamama rağmen nasıl bu kadar tanıdık geliyordu?

Yaralarına bakmakta güçlük çekiyordum. O kadar kötü kesilmişti ki yüzü... Hassas olduğum için, aynı zamanda anlayamadığım bir şekilde ona karşı da hassas olduğum için canım olması gerekenden daha çok acıyordu.

Sarılmasına karşılık vermeyi şimdi akıl edebilmiştim. Kollarımı öyle sıkı sarmıştım ki bedenine, korumak istercesine sıkıydı tutuşum. Başımı göğsüne yaslayıp birkaç saniye soluklandım. Ellerimi yavaşça gevşetip sırtını okşadım.

O da başıma kötü bir şey geldiğinde böyle davranmıştı. Öylece durması duygusuzluğundan değil, ne yapacağını bilemediğindenmiş meğer.

Elimi yüzüne çıkarıp okşadım. Yüzündeki derin kesiğin geçmesini ümit ederken iz birden yok olmuştu. Elimi refleksle geri çekip omzuna koydum. İyileştirme gücümün hala var olduğunu unutmuştum. Yüzünü, normal haliyle görmek daha iyi hissettirdi beni.

Birkaç saniyeliğine aklıma, Kyungsoo'yu kurtaramasam da Kai'nin yaralarına bunları neden yapmadığım düşmüştü. Sonrasında, son iki haftadır aklımın yerinde olmadığını anımsayınca düşünmeyi bıraktım.

Chanyeol, yüzündeki yaranın gitmiş olmasından hiç memnun değilmiş gibiydi. Yüz ifadesi sertleşirken bana çarparak lavabolara ilerledi.

"Chanyeol, ne yapıyorsun?"

Aynaların hepsine teker teker vurup kırmaya başladı. Korkarak geri çekildim. Camlara temas etmemeye çalışarak yanına yaklaştım

"Dur, yapma dur!"

Beni duymadan devam etti. Sanki vücudunun kontrolünü kaybetmiş gibiydi. Aramızdaki mesafeyi tamamen kapatarak elini tuttum. Sakinleştirmeye çalışacakken aniden boynumu eliyle kavradı. Yutkundum. Elini iki elimle tutup uzaklaştırmaya çalışarak kelimeleri sıralamayı denedim..

"Ch-Chanyeol, sakinleş lütfen."

Tüm vücudu sinirden titriyor gibiydi. Gözlerime korkunç bir şekilde bakmaya başladı. Elinden kurtulmaya çalışıyor olsam da başarmam imkansızdı, çok güçlüydü. Boynumu sıkmaya başlamasıyla ayaklarımın yerden kesilmesi bir olmuştu. Gözlerime bakmaya devam ederken sanki yaptığı şeyin farkında yeni varmış gibi beni hemen yere bıraktı ve bu sefer korku dolu gözlerle bakmaya başladı gözlerime. Ürkek adımlarla geri geri adımlayıp bana arkasını döndü ve kafasını duvara vurarak ağlamaya başladı. Kendi kendine bir şeyler mırıldanıyordu fakat anlamıyordum. Hareketleri beni korkutmaktan çok, onun için endişelenmeme sebep oluyordu.

"Yalvarırım dur Chanyeol, dur artık!"

Cümlemin ardından Chanyeol hareket etmeyi bırakıp durdu. Derin bir nefes alıp verdim. Yanına yaklaşıp elimi koluna koydum.

"Neler oldu, se-"

Cümlemi bitirememiştim. Yüzüne baktığımda göz kapaklarım titremişti. Başı önüne düşmüş, kolları iki yanından sarkmış bir şekilde ağlarken donmuştu bedeni. Göz yaşı bile, havada kalmıştı. Kolunu sarsmayı denedim.

"Chanyeol, kendine gel. Hareket et lütfen."

Sarsarken bedeni düşecek gibi oldu. Korkudan hızlanan kalbimle sımsıkı sarılıp tuttum ve biraz zorlanarak eski pozisyonuna getirdim onu. Ellerim hala vücudundayken panikten ölmek üzere gibi hissediyordum.

"Chan-chanyeol, bana bak. Konuş benimle yalvarırım."

Böyle durması beni ürpertiyordu. Ben bir şey yapmamıştım. Dondurmak istememiştim.

"H-hayır gücümü kullanmadım bile. Olamaz lütfen. Bir şey söyle, iyiyim de. Nolur iyiyim de!"

İyileştirmeye çalışsam da işe yaramadı. Ellerim titrerken ona bakarak geri geri yürüdüm. Her adımda bacaklarımdan can kesiliyor gibiydi. Artık beni taşıyamaz hale geldi bacaklarım. Birkaç adımın ardından yere düşünce avuç içlerimi gözlerime bastırdım.

"Hayır, yeniden olmaz. Yalvarırım yeniden olmaz."

Gözlerime sertçe vurmaya başladım. Bedenimden ayırmak istiyordum onları. Kendimden nefret ettiğimi tekrar ve tekrar hatırlamak beni uçuruma sürüklüyordu. Chanyeol'ün soruları geldi aklıma. "Sen hiç mi birini öldürmedin? Gücümü kullanmadığımda ne olduğunu biliyor musun?"

Ben de öldürdüm Chanyeol. Ben de yaptım.

Kızaran gözlerimi aralayıp acı çeken kalbimi susturmak isteyerek baktım tekrar hareketsizce duran bedene. Gözümde canlandı o sahne. Çocuktum daha, ne kadar farkında olabilirdim ki gücümün?

Annem ve babam bana 9 yıl boyunca o kadar iyi davranmışlardı ki -9. yaşımın bir günü hariç- bu yaşıma kadar onlardan daha iyi ebeveynler olmadığını düşündüm. O gün, o lanet gün... En sevdiğim köpek oyuncağımla evi turluyordum. Odalarının yanından geçerken "Baekhyun" kelimesini duymamla duraksamıştım. Normalde geçer giderdim işte, neden o gün öyle yapmadım ki?

Köpeğime sarılarak yerimde durup dinledim onları. O güne gidip küçük Baekhyun'un kulaklarını kapatmak ve birlikte peluşuyla oynamayı çok isterdim... Yapamıyordum, duymuştum bir kere. İşittiğim cümleler kaskatı kesilmeme sebep olmuştu. "O çok tehlikeli, bir süre bizimle yaşamamalı. İnsanlara zarar veriyor. Okulda arkadaşını dondurup yüzünü boyamış. Bu basit bir şey gibi gözükse de değil hayatım. Onu hastaneye yatıralım, ne yapıyorlarsa yapsınlar. Korkuyorum ben ondan."

Annem ve babamın bana çok iyi davranmalarının sebebinin benim gücümden korkmaları olduğunu zannettiğim gündü o gün. Gözlerim dolarken köpeğimi yere düşürmüştüm. Kapılarını ilk defa tıklatmadan açıp ağlayarak bakmıştım onlara.

Yüzüme karşı canavarmışım gibi korku ve endişe dolu bakışları aklımdan silinmiyor. Biliyor musun Chanyeol? Haklılar. Onları öldüren bendim. Bir anlık sinirle onları sonsuza kadar dondurduğum için bir canavarım ben.

Açıklamaya çalıştılar. Dinleyemedim onları, ağır geldi. İstenmiyordum, ne yapabilirdim? 9 yaşındaydım Chanyeol. Gücümün öldürücü olduğunu bilmiyordum. Hiçbir şey bilmiyordum. Ben o gün... avazım çıktığı kadar bağırdım onlara.

"Nefret ediyorum sizden! Donun sonsuza kadar, donun!"

5. Bölüm Sonu

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

9okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.