Acımasız Güç kitap kapağı

1. bölüm / 12

Acımasız Güç

1. Bölüm

Vaveyla Yazarı: Xuan Miracle

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 12Şu an: 1. Bölüm

Çantamı kollarıma geçirmiş, sınıfıma doğru yürüyordum. Fazla yorgun hissediyordum. Çünkü dün, Sehun ile içmenin dibine vurmuştuk. Neden o kadar içtiğimizi hatırlamıyorum, -amcasından çalarak- getirdiği içkilerin tadı güzeldi ve gerisi önemli değildi. Her neyse, çok fazla içtiğim için alarmımı duymamıştım bile... Bu yüzden biraz geç gelmiştim okula. Ders saatiydi ve doğal olarak koridor bomboştu. Arkamdan yavaş yavaş ve onu fark etmemişim gibi yürüyen kişi hariç.

Evden çıktığımdan beri beni takip ediyordu ama okula gelene kadar hiçbir şey yapmadı. Ben de yapmadım. Küçük adımlarla yürümeye devam ederken koridorda gördüğüm iki kamerayı 3 saniye arayla dondurdum. Birini 3 dakika 16 saniye, diğerini 3 dakika 13 saniye. Hızla arkama döndükten sonra bana doğru yaklaşan çocuğu ise, 3 dakika 10 saniye.

Derin bir nefes alıp verdim. Beni bu kadar bariz bir şekilde sabah sabah takip etmesi hiç normal değildi. Gözlerimi üzerine dikip incelemeye başladım onu. Etrafında dönüp baştan aşağı taradım uzun ve yapılı bedeni. Lisede okumak için fazla büyük görünüyordu, aynı okuldan olduğumuza inanamamıştım. Forması yeni görünüyordu, hatta neredeyse hiç giyilmemiş gibi.

İncelemeye devam ederken cebindeki çıkıntı alaylı bir gülüş sergilememe sebep oldu. Gerçekten, yanında bir de bıçak mı taşıyordu? Elimi cebine atıp aldım. Küçük boyutta ve fazla keskin olmayan bir çakıydı. Bununla birini öldürmeye kalkışmak saçma olurdu. Karşındaki, senin onu öldürmeni salak gibi izlerse durum değişir tabii. Belki de tehdit için almıştı yanına, anlam veremedim. Açtım ve birkaç kere salladım. Yaka etiketinde gördüğüm ismi, ona daha fazla yakınlaşarak telaffuz ettim.

"Park Chanyeol."

Parmak uçlarımda yükselip yüzüne yakından baktım. Bunu neden yaptığıma anlam veremezken yutkundum. Kusurları ile bile kusursuz gözüküyordu. Onu uzun uzun izlememe rağmen hareket edemeyip hiçbir şey yapamaması hoşuma gitmişti. Dudaklarımın kenarları kıvrıldı.

Fazla yakışıklı... Ama aptal.

Gülümsemem anında solarken çakıyı kaldırıp tek hamlede sağ göğsüne sapladım. Bana yapacağı şeyi asla merak etmiyordum. Beni takip etmesi yeterince sinirimi bozmuştu. Elimi çekip çantamdaki mendilimi çıkardım. Göğsüne sapladığım çakının sapını sildim. Ardından elini kavrayıp çakıya sardım. Mendilimi cebime koyup eski yerimi aldım ve kameraya bakarak içimden geçirdim.

"Üç, iki, bir..."

Acı içindeki inleme sesini işittiğim an sırıtmamak için zor durmuştum. Bunu yaparsam her şeyi mahvedeceğimin farkında olduğum için ifadesiz yüzüm anında yerini aldı. Sesten dolayı şaşırmış rolüne bürünerek arkama döndüm. Arkamda birden böyle bir manzara görsem, gerçekte ne yapardım ki? Beni takip ettiğini fark etmediğim biri olsaydı aptal gibi yardım ederdim.

Ergen bir çocuk olarak çığlığı bastım. Sınıflarda hareketlilik başladıktan sonra birkaç saniye içinde açılan kapıları görünce yere düşen Chanyeol'a telaşla bakıp "Yardım edin! Lütfen yardım edin!" diye bağırdım. Aslında acı çekiyor gibi gözükmüyordu, sadece göğsüne bıçak saplandığında insanların yapabileceği normal hareketleri ortaya koyuyor gibiydi.

Yanına eğildikten sonra rolü abartarak ağlamaya başladım. Yetmezmiş gibi, bayılma numarasını da tam zamanında yaptım.

Ayaktayken yapamazdım bunu, vücudum değerliydi.

Öğrenciler ve öğretmenler sesten anladığım kadarıyla Chanyeol ile ilgilenmeye çalışırlarken birisi beni kucağına alıp çıkışa uzanan koridorda ilerlemeye başladı. Hiçbir şey söylemeden bir-iki dakika boyunca beni sıkıca tutarak ilerledi. Tedirgin olmuştum ve korkmaya başlamıştım. Beni taşıyan bedenin kokusu tanıdık gelmişti.

Şüphe duymaya başlamıştım ve bunda haksız olmadığımı fazla hızlı bir şekilde öğrenmek iyi gelmemişti. Kucağında olduğum bedenin yüzünü ve yüzündeki sırıtışı gördüğüm an, işte gerçekten dehşete o zaman kapıldım.

Park Chanyeol, kollarındaki beni fazlasıyla memnun bakışlarıyla inceliyordu. Sırıtışı korkuturken alçak bir sesle konuştu.

"Rahat mısın, Byun Baekhyun?"

Olduğumuz durum fazla normalmiş gibi davranıyordu. Sakin kalmak için kendimi uyarırken onu soktuğum durumdan nasıl kurtulduğunu düşünmeye çalıştım. Daha doğrusu, nasıl bir gücü olduğunu.

"İndir beni."

Bir şey söylemeden beni götürmeye devam etmesi ile sinirlerim hoplamıştı. O kadar sıkı tutuyordu ki beni, kurtulamıyordum kollarından. Revirin olduğu kata doğru gidiyordu ve o katta kamera olmadığını biliyordum. Gözlerinin içine bakarak olmayacağını bilsem de birkaç saniyeliğine dondurmaya çalışacakken başımı göğsüne bastırıp kocaman eli ile gözlerimi kapatmıştı. Gücümün farkına mı varmıştı? Korkmaya başladım. Kucağında çırpınırken kendimi duyurabilmek için yüksek sesler çıkarmaya çalışıyordum.

"Bırak beni yoksa çok kötü o-"

Lafımı bitiremeden saliseler içinde sırtım bir duvarla sertçe buluştu. Acıyla inleyip düşmemek için omuzlarına tutundum. Kelimenin tam anlamıyla debelendiğimden dolayı yorulmuştum. Edindiğim rahat pozisyonda etrafa bakındım. "Okulda böyle bir oda olduğunu hatırlamıyorum." diye geçirdim içimden. Hatta, okulda böyle bir odanın olma imkanı yoktu. Kaçacak yerim de yoktu. Bir anda nasıl gelmişti buraya? Işınlanma gücüne mi sahipti?

Beni izlediğini fark ettiğimde başımı hafifçe sallayıp "ne bakıyorsun?" bakışı attım.

"Kucağım rahat geldi bakıyorum da."

Aniden, bedenimi tutmayı ve duvara yaslamayı bıraktığında düşmemek için -refleksle- ona sıkıca tutunup bacaklarımı sardım beline. Burnum burnuna sürtünce başımı geri attım hızlıca. Bu onu gülümsetmişti. Gülüşü sinirimi bozarken göz devirerek kucağından inip etrafı inceledim. Bu sefer gitmeme izin vermesi şaşırtıcıydı. Çantamı çıkarıp kenara koydum. Rahat davranmaya çalışıyordum çünkü korkarsam üzerime daha çok gelecek gibi gözüküyordu.

"Nasıl yaptın bunları? Anlat."

Odanın hem zemini hem duvarları hem de tavanı beyaz kare parkeler ile kaplıydı. Odanın kenarlarında belirli aralıklarla dizilmiş beyaz sütunlar bulunuyordu. Karşımda duranların üzerlerinde prizma camlar ve camların içinde uzaktan seçemediğim tuhaf cisimler vardı. Yakınımızda olan sütunların üstü ise boştu.

Yutkundum, içim ürpermişti. Odanın amacının ne olduğunu anlayamasam da o kadar korkutucu görünüyordu ki... Beni burada öldürse kimsenin ruhu duymazdı. Bir o kadar da gerçek dışı görünüyordu ki... Chanyeol'ün -eğer ismi gerçekten buysa- insan olmasından şüphe etmiştim.

Boynumda hissettiğim nefes ile vücudum taş kesilirken omzuma binen baskı daha fazla tedirgin olmama neden olmuştu. Önce bir nefes daha hissettim, sonra kelimelerini sıraladı.

"İlerle, burada olmanın sebebini anlayacaksın."

Derin bir nefes alıp verdim. Her ne kadar istemesem de içimde bulunan merak duygusu yüzünden adımlar atmaya başlamıştım bile. Merakımın yanında, sesi fazla derinden geliyordu ve dediklerini yapmak zorundaymışım gibi hissettirmişti. Ona uymaktan başka çarem yoktu. Gücünün çok büyük olduğunu hissedebiliyordum.

Birkaç adımın ardından sütunların üzerindeki cisimler netleşmeye başlamıştı. incelediğimde, her sütunda insan vücutlarından bir parça olduğunu gördüm.

Bu gerçekten... fazlasıyla iğrenç görünüyordu.

Midem ağzıma gelirken bulantı hissini bastırmaya çalışıp hareketsizce durdum. Sütunlara daha fazla bakamaz hale gelmiştim. Gözlerimin önü siyaha bürünmeye başladığı anda gözlerimi yumdum ve kendime gelmeye çalıştım. Düşeceğimi anlamış gibi bedenimi kolları ile sararak sabitledi. Yumruklarımı sıkıp yutkundum. Titremeye başladığımda sinir bozucu bir tını ile şuanki halim hoşuna gidiyormuşcasına keyifli keyifli mırıldandı.

Bu adam kimdi, burası neresiydi, bu insan uzuvları burada ne arıyordu ve onlarla ne yapıyordu? Kafamdaki parçaları oturtmaya çalışırken çoğu şeyi anlamama yardım eden cümleyi işittim.

"Gözlerinin hangi sütunda olmasını istersin Byun Baekhyun?"

1.Bölüm Sonu

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

11okunma 1beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.