Acımasız Güç kitap kapağı

12. bölüm / 12

Acımasız Güç

12. Bölüm (Sezon Finali)

Vaveyla Yazarı: Xuan Miracle

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 12Şu an: 12. Bölüm (Sezon Finali)

Kai'den

Chanyeol'den ayrıldıktan sonra Sehun ile birlikte eve yürümeye başladık. Sehun gelen telefonla yavaşladı. Ben de ona ayak uydurarak adımlarımı seyrekleştirdim. Kısa bir süre bu şekilde ilerlemeye devam ettikten sonra telefon konuşmasına ara vererek bana döndü.

"Kai, Luhan pek iyi hissetmiyormuş. Hastanede beklemesin diye gelme demiştim zaten. Bugünlük yanına gitsem olur mu?"

Yüzümde hafif bir gülümseme oluştu. Beni haftalardır yalnız bırakmıyordu. İnce düşünerek sorması doğru dostu bulduğum için bir kere daha mutlu etmişti.

"Olur tabii. Ben de eve gidince uyuyacaktım zaten. Sen keyfine bak."

Sehun omzumu iki kez patpatladıktan sonra telefon konuşmasına geri döndü ve ilk sağdan dönerek uzaklaştı, ben de yürümeye devam ettim. Ev aslında uzaktı ama yürümek bana iyi geliyordu. Kalan yolu yürüyerek bitirdim.

Siteye girmek üzereyken ağaçların ardından bana bakan bir siluet fark etmiştim. İçim ürperse de sanki gitmem gerekiyormuş gibi oraya doğru ilerledim. Yaklaştıkça, görüntü netleşmeye başladı. Her adımda kalbimin hızlandığını hissediyordum. Yeterince yakınlaştığımda yüzünü tamamen gördüğüm beden ile vücudum kaskatı kesildi. Bana doğru yaklaştığında ise, istemsizce birkaç adım geriledim.

Son zamanlarda iyi bir psikolojiye sahip olduğumu söyleyemezdim. Dürüst olmak gerekirse sadece yalandan gülümsüyordum. Kyungsoo, hala aklımdan çıkmıyordu ve onu karşımda görüp duruyordum. Önce cenazede, sonra okulda, şimdi ise karşımda. Bana bir gün delirmekten korkacağımı söyleseler onlara deli derdim. Fakat bunu yaşamak gerçekten benim için anlatılamayacak kadar zordu. Kendimi asla depresyonda ya da psikolojisiyle savaş veren biri olarak göreceğimi düşünmemiştim. Gözlerim dolarken arkama bakmadan uzaklaşmaya başladım. Beni Kyungsoo'nun sesi durdurdu.

"Kai, gitme."

Yutkundum. Gerçekten duymuş muydum sesini? Arkama dönmeye korkuyordum. Arkama döndüğünde onu görmemekten korkuyordum. Kalbim sanki ağzımda atıyordu. Nefes bile alamıyordum bu berbat his yüzünden. Yine gidecekti, biliyordum ama görmek istiyordum. Kendimi her ne kadar hazırlayamasam da kısa ama sanki saatlerce süren iç savaşımı bitirerek arkamı döndüm.

Yoktu, orada yoktu.

Ağlamaya başladım istemsizce. Birkaç adım sendeleyip ağaca tutundum. Sesler duymaya başlamıştım.

"Kai, buradayım Kai. Seni bekliyorum. Gel bana."

Gerçek değildi. Ne sesi, ne görüntüsü. Ama yokluğu öyle acıttı ki canımı, delirerek hayalini görmek bile iyi geldi bana. Yolun karşısında gördüm onu bu sefer. Birkaç saniye boyunca denge kurmaya çalıştıktan sonra kalktım yerimden. Sesi çağırıyordu. Yoldan geçen arabaların korna seslerini duymadım bile. Sadece, o vardı. Sadece onun sesi vardı. Sadece ona gitme isteğim vardı. Sadace ona olan özlemim vardı. Onsuzluğun yarattığı hissizlikle kavrulan bedenimde, ölüm arzusu vardı.

Bedenim, kontrolüm dışındaydı sanki. Dışarıdan izledim kendimi, Kyungsoo'ya yürüyen Kai'yi. Neler yaptığımı sadece izleyebildim. Çığlıklar attım; "Dur, o gerçek değil!" , "Sakın gitme, kendine zarar vereceksin!" , "Kai, araba!.." diye. Olmadı, duyuramadım sesimi kendime. Fakat kendime engel olmaya çalıştığım saniyelerin ardından, duymadığım korna sesini duydum aniden. O sesi duyduğumda bedenimin kontrolü nihayet yine bendeydi. Ne yazık ki bunun için fazlasıyla geçti.

~

Baekhyun'dan

Gülümseyerek yüzüne bakarken ellerimi omuzlarına koyup okşamaya başladım. İçim içimi yiyordu. Ağlamamak için kendimi zor tutuyordum. Kalbim, onunla ilk tanıştığımda hissettiğim hançer yarasından bile daha çok acı çekiyordu.

"Byun Baekhyun, bir Tanrı olmadığına emin misin?"

Sesini duyduğumda gözlerimin dolmasını engelleyememiştim. Bu yüzden hızla dudaklarına yaklaşıp öpmeye başladım. Yanağını okşarken gözlerimi fark ettirmeden silip geri çekilmiştim. Onu öpmek artık bana sadece acı veriyordu.

"Belki de öyleyimdir Park Chanyeol? Sana hayat veren benim ne de olsa, değil mi?"

Büründüğüm role zorlanarak devam ediyordum. Buna, her şeye artık bir son verecektim ama kalbim beni hiç zorlanmadığım kadar zorluyordu.

Cevabıma karşılık sırıtarak beni tekrar öptü. Gözlerimi sıkıca yumup sadece karşılık verdim. Belki de son öpücüğümüz olacaktı. Tadını çıkarmalıydık.

Uzun uzun öpüştük. Ölüp bittiğim bedenine dokundum. Son kez okşadım nazikçe.

Oysa o, bana olan son dokunuşlarını yapmıştı çoktan.

Daha fazla devam edemeyip dudaklarından yavaşça ayrılıp gözlerine baktım. İster istemez buruk bir ifadeyle bakarken gözlerim yeniden doldu. Şimdi söyleyeceklerim için asla hazır hissetmiyordum. Deli gibi aşıktım ona. Ölürdüm onun için. Gözlerimi gözlerine sabitledim nihayet kendimde devam edecek gücü bulduğumda.

"Sen, beni öperken hiç mi iğrenmiyorsun kendinden?"

Bu durumda bile, ona kıyamadığım için kendime kızarak yapmam gerekene odaklandım. Beni nasıl birinin öptüğünü düşündüm. Pişmanlıkla yüzümü buruşturup elimin tersiyle dudaklarımı sildim. Chanyeol, anlamayan bakışlarla beni süzüyordu. Cevap beklemeden konuştum.

"Ben, ölesiye iğreniyorum beni öpmenden."

Duyduğu cümle ile yüzü bembeyaz olmuştu. Onun yarattığı aşk dolu Baekhyun, bedenini hızla kucaklayıp "Geçti her şey, sorun yok." demek için can atıyordu.

"Ba-baek, ne diyorsun?"

Derin bir nefes alıp verdim. Yüzüne iyice yaklaşıp omzunu sıktım.

"Senden, iğreniyorum."

Kelimeleri bastırarak söyleyerek hafifçe geri çekildim. Onu fazlasıyla yaralamak istiyordum. Acıdan nefes alamayacak kadar, yarasına bastıkça basmak istiyordum.

"Biliyor musun Chanyeol? Sen, beni hiçbir zaman hak etmemişsin."

Acı dolu yüz ifadesi bu sefer beni yumuşatmayacaktı.

"Ben en yakın arkadaşımı öldüren adama karşı 'Onu hak edecek ne yaptım?' diye düşünürken sen hiçbir şey olmamış gibi benden seni sevmemi isteyen iğrenç birisin sadece."

Kurduğum cümle ile donup kalırken kucağından inip odada yürümeye başladım.

"Sen, Kyungsoo'yu öldürür öldürmez onun gücü ile beni hipnoz ettin değil mi? Gücüm için değildi güya, seni seveyim diye."

Ona doğru dönüp gülmeye başladım. Saçlarımı geriye atıp gözlerimi sildim. Gülmeye devam ederken konuşmamı da sürdürdüm.

"Söylesene Chanyeol, gerçekten sevdin mi beni?"

Gözlerimi büyütüp gülümseyerek yüzüne baktım. Beni sevdiğine herkesin samimiyetinden daha çok inanıyordum oysaki. Kırdı inancımı, güvenimi. Ne hareket edecek, ne konuşacak durumda değildi. Bu işimi kolaylaştırıyordu. Çantamdan, bana ilk tanıştığımız gün -Kyungsoo'yu öldürdüğü gün- formam lekelendiği için verdiği kıyafetlerini çıkarıp suratına fırlattım.

"Yok yok, sevmemiş olsan harap olmuş beni, öldürmüş olduğun en yakın arkadaşımın cenazesine yetiştirmezdin Chanyeol. Özür dilerim, kabalık ediyorum."

Duvara yaslanıp başımı yana yatırdım.

"Bir düşüneyim... Sen mi çok kurnazsın yoksa ben mi çok aptalım? Hangisi sence?"

Tek kaşımı kaldırıp hafifçe gülümseyerek sordum. Ağzından zar zor çıkan birkaç kelime ile gözlerimi sinirle kapattım.

"Ben, ben bilmiyordum."

Dişlerimi sıkıp yanına yaklaşarak omzuna vurup yatak başlığına ittirdim bedenini. Pişmanlık, acı, korku ve çaresizlik barındıran gözlerine baktığıma pişman olurken istemsizce yumuşadım. Gözümden tekrar bir yaş akmıştı. Benim ağladığımı yakından gördüğünde göz kapaklarının titrediğini gördüm. Canım yandı.

"Farkına vardığında kendine işkence ederek tamamen rahatladın mı Chanyeol? Kelimenin tam anlamıyla 'enayi' olan Baekhyun yaralarını sarıp seni sevmeyi kabul edince çok mu mutlu oldun?"

Uzaklaşıp ellerimi saçlarıma geçirdim. Bu hale gelmiş olmamıza inanamıyordum. Hiçbir şeye tahammül edemeyecek raddeye gelmiştim. Yere çöküp sinirlerimi boşaltmak için ağlarken bağırarak konuştum.

"O enayi sana aşık oldu ve bu onun hayatında yaptığı en yanlış şeydi Park Chanyeol!"

Ayağa kalkıp hızla yanına yaklaştım. Omuzlarından tutup sertçe yasladım tekrar yatak başlığına bedenini.

"Hiç ortaya çıkmayacak mı sandın? Nasıl öğrendiğimi merak etmiyor musun?"

Hiçbir şey söylememesi beni daha fazla sinirlendirirken tekrar yükselttim sesimi.

"Vaktimiz bol! Anlatırım ben. Ama sen, sen her şeyi dinlemek zorundasın. Anladın mı? En azından bunu yap benim için. Tamam mı?"

Artık bana bakamazken çenesinden tutup başını kaldırdım. Ağlıyordu. Yutkundum. Sıcak göz yaşları elime değdiğinde elim karıncalanmıştı. Seslice nefesimi verip konuşmaya devam ettim.

"Konuşurken yüzüme bak! Bak yüzüme! Bir daha zor görürsün bu yüzü. O çok sevdiğin Byun Baekhyun'u ne hale getirdiğine bakacaksın Park Chanyeol!"

Ağlaması şiddetlenirken ondan uzaklaşıp sandalyeye oturdum. Bacaklarımı kendime çekip anlatmaya başladım.

"Sana bir şey olacak diye fazlasıyla korktuğum zaman, kendime gelmek için hastanede lavaboya gitmiştim."

Beni zar zor dinlediğini anlayabiliyordum. İçimdeki acının ateşi biraz olsun sönesiye kadar ona eziyet etmekten vazgeçmeyecektim.

"Dünyada boş konuşan insanların varlığı boşuna değilmiş. Onlar sayesinde farkına vardım bu gerçeğin. Danışmada aptal aptal konuşurlarken gittiğimiz hastanede son nefesini veren Kyungsoo'nun 'Acımasız cinayeti' zanlısına dair black box bulunmuş, hem de tam iki dakika önce."

Her şeyi anlatmakta zorlanırken dudaklarımı birbirine bastırdım. O tuhaf diyoloğu duyduktan sonra içimde bir şeylerin koptuğunu hissetmiştim. Kore'de ve aynı zamanda Kyungsoo'nun otopsisi yapıldığı hastanede olan cinayet başkasına ait olamaz diye düşünüyordum. Dünyada acımasızların sayısı bu kadar azken bir gram bile şüphe etmedim ondan ben. Aklımın ucundan bile geçirmedim onun yaptığını.

"Biliyor musun? O an da dahil olmak üzere senden bir an bile şüphelenmediğim için, aptal ben daha suçlu."

Flashback

Hızla, boş konuşan kadının kardeşinin görev aldığı karakola gitmiştim. O an kendimde o gücü nasıl bulduğumu bilmiyorum fakat Kyungsoo'yu öldüren pisliği herkesten önce ben görmeliydim.

Karakola geldiğimde kadının telefonunda gördüğüm kardeşini bulmuştum. Oradaki diğer polisler neden geldiğimi sorgularken karşılarına geçip konuşmaya başladım.

"Benim geçen ay arkadaşım öldürüldü. Onunla ilgili bir gelişme olup olmadığını sormak için gelmiştim."

Diyerek şüphe çekmemeye çalıştım ve başarmıştım da. Güçleri bir süreliğine etkisiz hale getiren silahlarını indirdiler. Daha önce Kai ve Sehun ile birlikte çevremizde bulunan karakollara Kyungsoo için gitmiştik ve odadaki diğer komiser beni tanımıştı. Henüz bir bilgi olmadığını söylediklerinde yanlarından uzaklaşıp odasına giren komiserin peşinden koşturdum.

"Komiserim, komiserim!"

Kapıyı kapatmadan yetişmiştim. Eğilerek selam verip kendimi tanıttım. Beni gördüğüne sevinmiş gibiydi, içeri davet etti. Karşısına oturup gözlerine baktım.

"Yeni bir şey var mı? Umudumuzu kesmek üzereyiz..."

Elinde bulunan kaydın yeri hakkında bilgi almak için çırpınıyordum. Montunun cebinden poşet içinde bulunan black boxı çıkardığında gözlerimi büyütüp boğazımı temizleyerek toparlamaya çalıştım.

"Henüz bir bilgiye ulaşamadık ama araştırmaya devam ediyoruz. Arkadaşınızın evinin karşısında bulunan arabadaki black boxın camdan görüntü kayıt etmiş olabilme ihtimali var. Dediğim gibi, dava devam ediyor. Merak etmeyin, bir delil bulursak size de haber vereceğiz."

Ellerim terlemeye başlarken bacaklarımı titretmeye başlamıştım.

"Gerçekten mi? Görüntülere şuan bakabilir miyiz? Lütfen komiserim."

Ne hissedeceğimi bilemezken ayaklanıp ağlamaya başlamıştım. O ise halime üzüldüğü belli olsa da prosedürleri sıralamaya başladı.

"Maalesef size görüntüleri izletemem. Araştırmaya devam edeceğiz. Bu elimize geçen on dördüncü görüntü. Kayıt boş olsa bile durmayacağız. O yüzden içiniz rahat olsun. Biz size haber veririz. Şimdi çalışmam gerekiyor. Ben sizi geçireyim."

Yutkunup başımı salladım. Öylece gidemezdim. Görüntüleri izlemem gerekiyordu. İçime doğuyordu sanki her şeyin açık açık göründüğü.

"Komiserim siz rahatsız olmayın, ben çıkarım. Her şey için teşekkür ederim."

Kapıya doğru ilerleyip çıkmadan önce eğilerek selam verdim. Gülümseyerek bana bakarken komiseri on beş dakikalığına dondurdum. Kalbim ağzımda atıyordu ve kötü bir his vardı içimde. Ne olur ne olmaz diyerek hastaneden aldığım eldiveni taktım. Kapıyı kilitleyip hızlıca komiserin çekmeceye attığı black box görüntüleri olan belleği çıkardım. Açık olan bilgisayarına takıp çıkan kayda tıkladım.

"Lütfen... lütfen ortaya çıksın.

Kimsenin odaya girmeye çalışmamasını umarak kaydı başlattım. Gerçekten de Kyungsoo'nun evi sağ tarafta net bir şekilde görünüyordu. Ellerim titremeye başladı. Kaydı ilerlete ilerlete o saate, Kyungsoo'nun öldürüldüğü saate doğru getirdim. Her zamanki gibi penceresini aralayıp havalandırıyordu evi. Onu gördüğüm an nefesim kesilirken durdurup bekledim birkaç saniye.

"Kyungsoo..."

Görüşüm bulanıklaşırken hızla gözlerimi silip derin bir nefes alıp verdikten sonra izlemeye devam ettim. Masasının tozunu alırken bir anda duraksamıştı. Korku dolu bakışları o kadar netti ki biri kalbimi avcunun içinde sertçe sıkıyormuş gibi hissettim. Pencereden biraz uzaklaştığında bir kol tek hamlede Kyungsoo'nun gözlerini çekip çıkarmıştı. Boğazım düğümlenirken bacaklarım beni taşıyamaz hale geldi. Masaya tutunup dengemi sağladıktan sonra ses çıkarmamak için ellerimi ağzıma kapattım. Bir süre kendime gelemedim. Tüm vücudum titriyordu ama toparlanmalıydım.

"S-sakin ol. Sakin ol. Kim, ona bakman lazım."

Ellerimi birkaç kez sallayıp fareye getirdim. Tam o anda durdurarak kolu yakalamaya çalıştım. Tam yerinde durdurmayı 10-15 saniye içinde başardım. Yakınlaştırarak kolu inceledim. Gördüğüm dövme tanıdık gelince gözlerim karardı hafifçe. Kan beynime sıçramıştı.

"Hayır, hayır değil."

Titreyen ellerimle görüntüyü uzaklaştırıp başlattım. İnanmak istememiştim. Görüntünün devamında yüzü görünmese de vücudunun bir kısmını da görmüştüm. Tüm duygularım o an boşaldı. Chanyeol'ün o gün giydiği tişört olduğuna emindim ve kolundaki dövmeleri net bir şekilde görünüyordu.

"N-nasıl? Hayır olamaz böyle bir şey, olmamalı."

Başıma giren ağrı ile panikleyip hızla ölüm anının gözüktüğü kısmı sildim. Bilgisayara hızlıca bir virüs indirip belleği çıkardım ve yerine koydum. Komiseri dondurduğum yere geçip kapının kilidini açtım. Eldivenlerimi çıkarıp cebime attım. Otuz saniye sonra çözülen komisere buruk bir gülümseme ile bakıp odadan çıktım.

Flashback Son

Chanyeol hiçbir şey söylemeden hıçkıra hıçkıra ağlayarak beni dinlemişti. Arada, yatakta kendine kızarak tepinse de gücünü kullanmaya tenezzül bile etmiyordu. Çünkü onun da söylediği gibi, benim karşımda o gerçekten herkesten daha güçsüz bir adamdı.

"Yine de kimsenin bilmesini istemedim. İstemedim Chanyeol. Sana ceza vermelerini istemedim, sana korkan gözlerle bakmalarını istemedim."

Çünkü bunu ben yaparsam canı daha çok yanardı. Şuan bile o kadar acınasıydı ki, çektiği acı verdiğim kararın doğru olduğunu göstermişti bana.

"Kai, Chanyeol? Sen onun evinde kaldın günlerce. Sevgilisini öldürdüğün kişinin evinde, karşısında... güle oynaya vakit geçirdin. Arkadaşı oldun değil mi bir de?"

Dayanamayıp ağlamaya devam ederken başımı iki yana salladım.

"Sen affedilemezsin. Asla affedilemezsin."

Gözlerimi silip sandalyeden kalktım. Cebime aldığım bıçağı çıkarıp Chanyeol'ün karşısına geçtim.

"Senin çekebileceğin en büyük cezanın benim zarar görmem olduğunu çok iyi biliyorum."

Bıçağı kaldırıp karnıma dayadım. Dakikalardır tek kelime etmeyip yalnızca beni dinleyerek ağlayan Chanyeol bir anda deli gibi bağırmaya başlamıştı.

"Hayır, hayır yalvarırım! Beni öldür, bunu yapma. Yalvarırım yapma!"

Gözlerini kapattığında gücünü kullanmaya çalışacağını anlamıştım. Bıçağı karnıma bastırıp iterek dolan gözlerimi yumdum ve acıyla inledim. Birkaç saniye içinde öksürmeye başlayarak dudaklarımı zorlanarak da olsa aralayıp söylemem gereken son şeyleri söyledim.

"Hadi kullan güçlerini. Kurtar beni. İnsanları öldürerek edindiğin o iğrenç güçlerle iyileştir beni Chanyeol, hadi?"

Söylediklerim onu engellerken kıpkırmızı olmuş gözlerini çoktan araladı. Beni sandalyeden düşerken gördüğünde tam anlamıyla yıkılmıştı. İstediğimi yapmıştım. Ona son yirmi dakikada yaşattığım her şey, onun yaptığına bedeldi.

Hayatımız bize bir seçenek olarak sunulmadı, sunulan hayatta seçeneklerimiz vardı. Fakat bu seçeneklerin sonucunu görmek imkansızdı. Sabrettik, mutlu sonu görmeye umut bağladık. Zorluğu öğrendik, pişmanlığın ne demek olduğunu sindirdik. Sevgiyi tattık, en derinlerde yaşadık. Ama dikenleri battı, durmaksızın kanadık.

12. Bölüm (Sezon Finali) Sonu

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

9okunma 0beğeni 2yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.