4. bölüm / 12
Acımasız Güç4. Bölüm
Bölümler 12Şu an: 4. Bölüm
- 1 1. Bölüm1.009 kelime
- 2 2. Bölüm961 kelime
- 3 3. Bölüm1.070 kelime
- 4 4. Bölüm1.361 kelime · Okuduğun bölüm
- 5 5. Bölüm1.406 kelime
- 6 6. Bölüm1.707 kelime
- 7 7. Bölüm1.473 kelime
- 8 8. Bölüm1.895 kelime
- 9 9. Bölüm1.704 kelime
- 10 10. Bölüm1.305 kelime
- 11 11. Bölüm1.828 kelime
- 12 12. Bölüm (Sezon Finali)2.107 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Kolunu sıkıca tutup derin bir nefes alıp verdim. Kendimi kaybetmiş gibi hissediyordum. Saçlarımı okşamaya başlayıp naif bir ses tonuyla konuştu. Bense onu istemeden de olsa en sevdiğim şarkıyı dinliyormuş gibi dinledim.
"Hadi, git şimdi. Yarın okulda görüşürüz."
Başımla onaylayıp arkamı döndüm ve kapıyı açıp kısa bir el sallamadan sonra çıktım evinden. Yanından ayrıldığımda boşluğa düşmüş gibi hissettim. Kendime gelmek için başımı iki yana sallayıp merdivenleri indim. Evime doğru gidecekken duraksadım. Çantamı çıkarıp duştan sonra koyduğum, yırtılan ve kan lekesi olan okul formamı içinden alarak çöpe attım. Elimdeki kitabı da çantama attıktan sonra yola devam ettim. Kısa yürüme mesafesini ardından nihayet evime gidebilmiştim. İçeri girdiğimde ev, olması gerekenden fazla sessizdi. Sehun evden çıkmış mıydı?
"Ben geldim!"
Ayakkabılarımı çıkarıp vestiyere bıraktım. Terliklerimi ayağıma geçirerek evi dolaştım. Sehun yoktu. Çantamı odama bırakıp üstümü değiştirdim. Chanyeol'ün kıyafetlerini de kirliye attım. Uzanarak ve boş boş vakit öldürerek tembellik etme zamanıydı! Kendimi yatağa atıp esnedim.
"Ah.. yaşadığım en uzun gündü. Resmen günler geçmiş gibi hissediyorum. Dersleri kaçırdım yine. Aman neyse, yarın giderim" diye geçirdim içimden
Çantamdan Chanyeol'ün verdiği kitabı alıp yatağa yayılarak okumaya başladım. Her sayfada, çok tuhaf şeyler öğrenmiştim.
Dünyada dört çeşit güç vardı. Bunu biliyordum ancak ayrıntısından habersizdim. Sınıflar şu şekilde: zayıf, normal, üstün ve acımasız.
Zayıflar, şanssızlar. Eksik ya da kısa güçlere sahiplermiş. Aslında güçleri neredeyse hiçbir işe yaramazmış. Genel "insan" tanımına uygun olan tek grup. Dünyada bilinen 3 milyar 250 bin zayıf bulunmaktaymış.
Normaller, asiller. Bu güçteki insanlar sadece günlük hayatlarında kendilerine kolaylıklar sağlamak amacıyla güçlerini kullanırlarmış. İnsanlara güçleri bakımından ne yararları, ne zararları bulunmaktaymış. Dünyadaki nüfusları tahminen 4 milyar 750 bin kişiymiş.
Üstünler, değerliler. Bu güce sahip insanlar genelde güçlerini kötüye kullansalar da zararsız sayılırlarmış. Güçleri, dünyayı kurtarmak için en ideal güçlerdenmiş. Bu bakımdan acımasızların avları konumuna girerlermiş. Acımasızlar, kendilerinden daha iyi güce sahip olduğunu düşündükleri kişileri öldürme iç güdüsü ile yaşadıklarından dolayı, üstünler kendilerini korumalarına yardımcı olacak güçlere sahip olurlarmış. Dünyada yaklaşık 20 bin üstün bulunuyormuş.
Son olarak yeni öğrendiğim sınıf; acımasızlar, cezalandırılanlar. Ailesinin günahını ödemek için dünyaya gelmektelermiş. Bu güce sahip olan insanlar, kolayca cinayet işleme eğilimindelermiş. İnsanlara zarar vererek kendi çıkarları için güçlerini kullanırlarmış. Ancak bunu isteyerek yapmazlarmış. Eğer güçlerini kullanmazlarsa dünyadan silinirler ve varlıkları herkes tarafından unutulurmuş. Kötülük yapmamak isteyen acımasızlar diğerlerine nazaran fazla olduğundan sayıları yavaş yavaş azalıyormuş. Çünkü acımasızların kişilikleri, güçlerine zıt olmaktaymış. Dünyada yalnızca 44 tane bulunduğu bilinen acımasızları bu cezadan kurtarabilecek bir ilaç bulunmakta fakat varlığını ve neye benzediğini kimse bilmemekteymiş.
Şuan, Chanyeol'ü daha iyi anlıyor gibiydim. Acımasız bir katil olsa da bu bilinç dışıydı ve yaparkenki amacı sadece yaşamaktı, eğer kendisi de böyle düşünüyorsa... Onu birkaç saat içinde çözemezdim. Karakterini çabuk ortaya koyan birine benzemiyordu. Fazla gizemliydi çünkü, çok fazla.
Ailem ölmeden önce üstün sınıfta olduğumu gizlememi istemişlerdi. Yıllardır bunun nedenini anlayamasam da öğrendiklerimle şuan anlam kazanmıştı. Ailemin sözüne uyarak herkese zayıf olduğumu söylemiştim. Kanıtlamamı istediklerinde birkaç saniyeliğine hareket eden nesneleri ya da canlıları dondurarak sahte kanıt sunardım. Yakınlarıma asıl gücümü söylesem bile onların doğru söyleyip söylemediğini bilmiyordum. Bu beni biraz korkutmuştu. Yani... arkadaşlarım arasından birinin acımasız güce sahip olma ihtimali.
Düşüncelere dalmışken Sehun'un araması gelmişti. Telefonuma uzanarak aldım. Hemen açıp hoparlöre verdim ve kitabı incelemeye devam ederek neşeli bir ses tonu ile konuştum.
"Efendim Sehun?"
Hafif gülümsemem, Sehun'un her kelimesinde yavaş yavaş söndü. Duyduklarımı idrak edemezken yatakta hızla doğruldum. Yutkunup söylediği sözcükleri hazmetmeye çalıştım.
"Ne diyorsun sen Sehun?"
Ellerim titremeye başladı. Bir anlığına nefes alamadığımı hissetmiştim. saçlarımı elimle arkaya attım. Hızla dış kapıya koşup ayakkabılarımı bile giymeyi unutarak çıktım evden.
"N-nerdesiniz şuan?"
Ağlamaya başlarken Sehun konum atacağını söyleyerek telefonu kapattı. Ellerim titrediği için zar zor açabilmiştim konumu.
"Hayır, nolur hayır. Kyungsoo hayır."
Konumda gördüğüm mesafenin arabayla 1 saat 2 dakika olmasıyla ağlamam şiddetlenmişti. Telefona baka baka en yakın durağa doğru koşuyordum. Önümdeki taşı fark etmediğim için taşa takılmış ve yere kapaklanmıştım. Dizlerim, ellerim ve kollarım resmen kan içindeydi. Yine, hayatımda her şey üst üste geliyordu. Yaşadığım bu günü kendimce kapatmışken üstüne bunların olması beni sinir etmişti. İçimi dökmek istercesine yüksek sesle bağırıp ellerimi üzerime sildim. Yerden kalkma gücünü kendimde bulamazken Chanyeol karşımda belirdi. Bu tuhaf bile gelmemişti. Beni hızla ayağa kaldırıp dengemi sağlamak adına belimden tutarak endişeyle baktı bana. Gözlerimi ona çevirip sakinleşmeye çalıştım.
"Ne oldu, neden birden fırladın dışarıya? Mahvoldu her yerin..."
Chanyeol'ün bedenine sıkıca tutunup ağlamaya devam ettim. Yanıma gelmeseydi ne yapacaktım? Ağlayarak, saatler sonra varırdım yanlarına. Kelimelerimi toparlamaya çalışarak net bir şekilde söyledim ne olduğunu.
"Ö-ölmüş. Kyung... Kyungsoo... ölmüş. Gözlerini sök-sökmüşler."
Kendim, sesli olarak söylediğimde canım daha çok yanmıştı. Ölüm ne kadar basit bir olay, değil mi? Dünyada yaşamak bu kadar zorken ölmek bu kadar kolay olmamalı diye düşünürüm hep. Eğer böyle olmak zorunda ise tüm zorlukları aştığımız, olması gereken gibi davrandığımız, her şeye uygun yaşadığımız hayatımızın ödülü büyük bir şey olmalıydı. Eğer, tamamen buna uyarsam, yeniden dünyaya geldiğimde sorunsuz ve sıradan bir yaşam sürebilecek miydim? Ya da bu şansı çoktan yitirdim mi?
Chanyeol bir şey söyleyemeden bana bakıp sakinleştırmeye çalışırcasına saçlarımı okşadı. Fakat şuan aldığım haberin etkisiyle çalkalanan duygularım yüzünden, karşımda öylece durması sinirimi bozuyordu. Göz yaşlarımı silip konuşabildiğim kadar net bir şekilde konuştum.
"Beni ona götür, lütfen."
Elimde sımsıkı tuttuğum telefonu ona gösterdim. Güçlü durmaya çabam yeniden son bulduğunda omzunda ağlamaya devam ettim. Konumu görür görmez beni kucağina alarak tenha bir alana kadar taşıdı. Ardından eliyle gözlerimi kapatıp ışınladı bizi oraya.
Hiçbir şey düşünemiyordum. Bu kadar kötü bir şekilde ölmeyi asla hak etmemişti. Kyungsoo, her şeyin en iyisini hak eden biri olarak öldü. Kelimenin tam anlamıyla bir melekti. Gücü üstün bir güç bile değildi, ne istemişlerdi biricik arkadaşımdan?
Bedenimin bir bankla buluştuğunu hissettiğimde burnumu çekip Chanyeol'a baktım. Kot ceketini çıkarıp üstüme verdi. Tişörtünün etekleri ile kanayan yaralarımı sildi. Ardından ayakkabılarını çıkarmaya yeltendiğinde elimi omzuna götürdüm.
"Gerek yok, lütfen. Zaten bana olmazlar, fazla büyük. Beni getirmen bile büyük bir şey. Çok teşekkür ederim."
Beni dinledikten sonra gözleri çıplak ayaklarımla buluşmuştu. Gerçekten bunun sırası değildi, onunla konuşmanın ya da benimle ilgilenilmesinin sırası hiç değildi. Ayağa kalkıp uzaklaşarak aniden ortadan kayboldu. Gitmesine sevinsem de berbat hissediyordum. Kalkmaya çalışıp karşıdaki binaya baktım. Yutkundum, oraya girmekten çok korkuyordum. Orada Kyungsoo'nun cenazesinin oluşu bile beni kahrediyordu çünkü.
Nihayet ayağa kalkıp birkaç adım attım. gidecekken bir el beni yeniden oturttu banka. Bana uygun bir ayakkabı getirmişti Chanyeol. Bu sefer şaşkınlığıma engel olamamıştım. Yaptığı fazlasıyla hoşuma gitse de o giydirirken ben ağlamaya devam ettim. Yaralarımı iyileştirip göz yaşlarımı sildi. Elini yanağımda hissettiğimde bakışlarımı ona çevirdim.
"Şimdi ve arkadaşının yanında ol. Seni düzgün kıyafetlerle görmesi gerekiyor. Yalnız kaldığındaysa..."
Telefonumu aldı. "Numarasını kaydediyor sanırım." Diye düşündüm. Birkaç saniye içinde cebime koydu.
"Beni ara."
Lafını bitirir bitirmez yeniden kayboldu ortadan. Chanyeol, gerçek dışı bir varlık gibi geliyordu başından beri. Bu, zaman yavaş yavaş geçtikçe doğruluk payı artan bir düşünceye dönüşüyor gibiydi. Onun acımasız olduğunu çoktan anlamıştım. Kyungsoo'ya yapılan gibi, onun da birçok kişiye karşı bu günahı işlediğinin farkındaydım. Neden farklı gelmişti ki o bana? Neden ondan nefret edememiştim? Acımasız bir şerefsizin tekiydi. Beynimde yer edinen beyaz odada gördüklerime rağmen neden onu böyle adlandıramıyordum, bir türlü anlamıyordum. Bunun için kendime deli gibi kızgındım. Bugün tanımıştım onu. Sadece, bu sabah karşıma çıkan biriydi. Buna rağmen hayatım tam anlamıyla değişmiş gibi hissediyordum.
Birisi, başka birinin hayatına girip tüm akışı bu kadar kısa bir sürede nasıl değiştirebilirdi?
O karşıma çıkmadan önce dünya oyundu benim için. İşime geleni dondurur, karşımda bir bok yapamayarak durduğunda dalga geçer gülerdim bazen. Güçler hakkında bildiğim şeyler bunun kadar az olmasa da, şuan bildiğim şeylerin yanında birer hiçti eski bilgilerim. Kısaca, masumdum.
Her şeyi öğrenmek o kadar da iyi değilmiş. Bazen bilmemek, güzel bir şeymiş.
Kötü olduğumu düşünürdüm, benden kötüleri de varmış.
Nihayet ayağa kalkmayı başarıp ilerledim cenazeye doğru. Kısa sürede hazırlıkları yapılmış Kyungsoo'mun. Bir-bir buçuk saat önce, evinde ölü bulunmuş. Ne kadar garip, daha iki gün önce bana yemek yapıp sert gözüken ama yumuşacık olan bakışlarıyla beğenip beğenmediğimi anlamaya çalışmıştı. Sırf, öylesine olan bir konuşmamızda canımın çektiği şeyleri söylediğim için uğraşarak yemekler koydu önüme. Hevesli hevesli hazırlayışı aklımda hala çok taze.
Gözlerim doldu yeniden. Gülümseyen dudakları canlandı gözümün önünde. Kalbim sıkışırken Sehun'u gördüm. O da benim geldiğimi gördüğü an koşarak yanıma gelip sımsıkı sarıldı bana. Kapının girişinde duvara yaslanmış halde, başı sol omzuna düşerek yere oturmuş, esmer teni beyaza dönmüş olan Kai'yi fark ettiğim an hareket edemez hale geldim. Tüm vücudum uyuştu. Sehun'un sarılışına karşılık bile veremedim.
Dün, Kai ile Kyungsoo'nun ilk buluşmaları yaşanmıştı.
4. Bölüm Sonu
Bölüm etkileşimi
