29. bölüm · YENİDEN SANA
YENİDEN SANA
Eylül o sabah oldukça keyifsiz uyanmıştı. Dün yaşananlardan sonra gitmekle kalmak arasında kalmıştı. Ne yaparsa yapsın doğru kararı veremiyordu.
Annesi odasına girdi.
"Şimdiden bavulunu hazırla. Gideceğimiz gün sana yük olmasın." dedi.
Eylül sessizce başını salladı.
Dolabını açıp kıyafetlerini tek tek bavuluna yerleştirmeye başladı.
Tam o sırada salondan annesinin telefon konuşması duyuldu.
"Paramı at," dedi telefonun diğer ucundaki Rüzgar.
Zeynep sakin bir sesle cevap verdi.
"Bekle. Seninle son bir kez konuşmak istiyorum. Paranını da o zaman veririm." dedi.
Rüzgar kısa bir sessizliğin ardından,
"Tamam." dedi.
İkisi bir kafede buluşmak üzere anlaştılar.
Zeynep hazırlandi ve çıkmadan önce
"Eylül, bir arkadaşıma uğrayacağım. Ada sana emanet." dedi.
Eylül "Tamam anne." dedi.
Kapı kapanınca ev sessizleşti.
Eylül bavuluna baktı.
Bir anda aklına bodrumdaki kutu geldi.
"Acaba onları da götürmeli miyim?" dedi.
Bodruma indi. Kutuyu açınca Mert'le olan bütün anıları karşısındaydı.
Fotoğraflar...
Kasetler...
Defteri...
Papatyaların kurumuş yaprakları...
Hepsine uzun uzun baktı.
Sonra birkaçını alıp bavuluna yerleştirdi.
Tam işini bitirmişti ki Lena'dan mesaj geldi.
'Hazırlan. Dışarı çıkıyoruz.'
Önce Ada evde tek kalir diye gitmek istemedi.
Ama sonra Ada'ya baktı.
"Onu da götürebilirim." diye düşündü içinden.
Önce Ada'yı hazırladı.
Ardından kendisi de hazırlandı.
Bir süre sonra kapı çaldı.
Kapıyı açınca karşısında Lena, Can ve...Mert vardı.
Ada Mert'i görür görmez koşup boynuna sarıldı.
"Mert abi! Seni çok özledim." dedi.
Mert gülümseyerek onu kucağına aldı.
"Ben de seni çok özledim, minik."
Can dramatik bir ifadeyle iç çekti.
"Beni seven yok mu ya?"
Ada düşünmeden cevap verdi.
"Seni Lena abla sevsin."
Can sırıttı.
"O zaman senin ablanı da Me..."
Can cümlesini tamamlayamadan Eylül araya girdi.
"Hadi artık kapıda durmayalım."
Can, Eylül'ün attığı öldürücü bakışı görünce sustu.
Bir süre meydanda dolaşıp sohbet ettiler.
Sonra parka geçtiler.
Tam yürürlerken Ada masum bir sesle sordu.
"Abla... Senle Mert abi neden hiç konuşmuyorsunuz?"
Eylül gülümsemeye çalıştı.
"Ne alaka Adacığım? Konuşuyoruz."
Can kıkırdadı.
"Boş ver sen onları. Birbirlerine naz yapıyorlar."
Ada kafasını eğdi.
"Naz mı? O da mı geliyor?"
Herkes istemsizce güldü.
Lena hemen Ada'yı kucağına aldı.
"Hadi gel. Birlikte salıncağa binelim."
Can da fırsatı değerlendirdi.
"Ben de gidip bize atıştırmalık alayım."
Böylece Mert ile Eylül çardakta yalnız kaldılar.
İkisi de uzun süre tek kelime etmedi.
Sessizliği ilk bozan Eylül oldu.
"O gün söylediklerinde...ciddi miydin?" dedi.
Mert cevap vermedi.
Başını öne eğmişti.
Sessizlik uzadıkça Eylül'ün canı daha çok yanıyordu.
"Peki... cevabımı aldım." dedi.
Tam o sırada Mert konuştu.
"Peki sen...babam hakkında söylediklerinde ciddi miydin?" dedi.
Eylül hemen başını kaldırdı.
"Tabii ki hayır.Ama sen bana hiçbir şey sormadan beni suçladın." dedi.
Mert de sesini yükseltti.
"Sen olsan ne yapardın?Gelip seni tebrik mi etmeliydim?" dedi.
Eylül de dayanamayıp bağırdı.
"Hayır!ama en azından gelip bana sorabilirdin!" dedi.
Mert "seni bir çok kez aramama rağmen telefona cevap vermedin" dedi.
Eylül sinirle bağırdı ve
"Yüz yüze konuşmak bu kadar zor muydu?" dedi.
İkisi de sustu.
Sonunda Mert yavaşça konuştu.
"...Güzel kokuyorsun.Hem de...Fazlasıyla." dedi.
Eylül mahcup bir sesle
"Özür dilerim.O gün söylediklerimi... yalan bile olsa söylememeliydim." dedi.
Mert'in de gözleri dolmuştu.
Eylül ağlamak üzere olduğu için tam kalkıp gidecekken Mert kolundan tuttu.
"Eylül...Belki çok geç kaldım.Belki seni çok kırdım.Ama..."
Derin bir nefes aldı.
"Ben seni çok seviyorum.Hem de her şeyden çok.Ne olursa olsun...Lütfen gitme.Lütfen beni bırakma.Lütfen burada kal." dedi.
Eylül artık gözyaşlarını tutamıyordu.
"Ben de... ben de seni seviyorum Mert.Belki bunu yeterince gösteremedim.Ama bir gün bile senden vazgeçmedim." dedi.
Mert hiç düşünmeden ona sarıldı.
"İyi ki...o gün o top benim kafama gelmiş." dedi.
Eylül merte daha sıkı sarıldı ve
"İyi ki o gün seninle çarpışmışım." dedi.
Bir süre birbirlerinden hiç ayrılmadılar.
Uzaktan onları izleyen Lena'nın gözleri dolmuştu.
Can ise hafifçe gülümsedi.
" Askim sakın bana bu iki maymun için ağladığını söyleme." dedi
Lena gözyaşlarını silip Can'a sarıldı.
"Birazcık duygulanmis olabilirim" dedi.
Mert yavaşça Eylül'den uzaklaştı.
Elini yanağına koydu.
Sonra usulca onu öptü.
Bu öpücük...
İkisi için de fırtınadan sonraki ilk huzurdu.
Can ile Lena daha fazla dayanamadılar.
Koşarak yanlarına geldiler.
"Sonunda be!" diye bağırdılar
Can kahkahasını tutamıyordu.
"Şimdi herkes otursun.Ve en başından beri yaşanan her şeyi anlatsın.Bundan sonra kimsenin kafasında soru işareti kalmayacak." dedi.
Saatlerce konuştular.
Yanlış anlaşılmaları...
Söylenmemesi gereken sözleri...
Kırgınlıkları...
Ve özürleri...
İkisi de defalarca birbirinden özür diledi.
En sonunda Lena merakla sordu.
"Peki...Kararın değişti mi?Fransa'ya gidecek misin?" dedi.
Can gülerek,
"O öpücükten sonra ben pek sanmıyorum." dedi.
Eylül de gülümsedi.
"Hayır.Üvey babamla konuşacağım ve burada sizinle kalacağım" dedi.
Mert başını iki yana salladı.
"Bence önce annenle konuş.Asıl onu ikna etmelisin."
Tam o sırada Zeynep yanlarına geldi.
"Merhaba gençler.Galiba Eylül'e veda etmek için toplandınız." dedi.
Eylül annesine baktı.
"Hayır anne.Ben burada kalacağım." dedi.
Zeynep'in yüzündeki gülümseme yavaşça kayboldu.
"Şaka yapıyorsun...Değil mi?"
Eylül başını salladı.
"Hayır.Benim ait olduğum yer burası.Beni mutlu eden insanlar burada." dedi. Bunu soylerken arkadaslarina bakiyordu.
Annesi hiçbir şey söylemedi.
Ada'nın elini tuttu.
Ve sessizce uzaklaştı.
Akşam herkes vedalaştı.
Bu kez Mert ile Eylül aynı yolda yürüyordu.
Ama bu kez sessiz değillerdi.
El eleydiler.
Gülüyorlardı.
Eski anılarını anlatıyorlardı.
Sanki o karanlık günler hiç yaşanmamış gibiydi.
Evin önüne geldiklerinde Eylül gülümsedi.
"Yarın görüşürüz."
Mert onu son kez sarılarak uğurladı.
Eylül eve girdiğinde annesini koltukta düşünceli bir şekilde otururken buldu.
Yanına oturdu.
"İyi misin?"
Zeynep derin bir nefes aldı.
"O çocukla sevgili mi oldun?" dedi.
Eylül şaşkınlıkla baktı.
"Nasıl anladın?" dedi.
Annesi gözlerini yerden ayırmadan
"Sizi camdan gördüm." dedi
Bir süre sessizlik oldu.
Sonra annesi gözleri dolarak konuştu.
"İkinizi ayırmaya çalıştığım için özür dilerim." dedi.
Eylül donup kaldı.
"Sen miydin?" dedi.
Zeynep başını eğdi.
"Evet.Ama bunun seni bu kadar uzecegini hiç düşünmemiştim.Gerçekten üzgünüm." dedi.
Eylül annesine sarıldı.
"Geçti artık anne.Olan oldu.Olanları değiştiremeyiz.Ama bundan sonrasını değiştirebiliriz." dedi.
Annesini suclamadi çünkü annesinin ona ne kadar bağlı olduğunu biliyordu. Hem annesi o kadar acı çekmişti Eylül tekrardan birini üzmek istemiyordu bu yüzden sessiz kaldı...
O gece Eylül uzun zaman sonra ilk kez huzur içinde uyudu.
Ertesi sabah kahvaltısını annesiyle yaptı.
Sonra hazırladığı bavulu açtı.
Ve içine koyduğu bütün Mert anılarını tekrar çıkarıp odasındaki eski yerlerine yerleştirmeye başladı.
Biraz sonra kapının önünde üvey babasının arabası belirdi.
Annesi ve Hakan valizlerini arabaya yerleştirirken Ada koşup Eylül'e sarıldı.
"Seni çok özleyeceğim abla. Bizi hep ara, olur mu?" dedi.
Eylül gözleri dolarak gülümsedi.
"Her gün arayacağım."
Annesi de ona sımsıkı sarıldı.
"Mutlu ol kızım."
Eylül başını salladı.
"Olacağım."
Hakan ise Eylül'ün yanına geldi. Henüz aralarında samimi bir bağ oluşmamıştı. Bu yüzden sadece elini uzattı.
"Kendine iyi bak."
"Sen de."
Arabaya bindiler.
Eylül, araba gözden kaybolana kadar arkalarından baktı.
Sonra derin bir nefes aldı.
Bu kez içinde hüzün değil...
Huzur vardı.
O günden sonra Eylül hayatına kaldığı yerden devam etti.
Voleybolu hiç bırakmadı.
Hayalini kurduğu turnuvalara çıktı, yeni başarılar kazandı ve her maçtan sonra tribünde onu gururla izleyen bir çift göz olduğunu biliyordu.
Mert ise boksta adım adım yükseldi. Her galibiyetinden sonra ilk baktığı kişi yine Eylül oldu.
Artık birbirlerini kırmamayı öğrenmişlerdi.
Çünkü bir zamanlar sessiz kalmanın, konuşmamaktan daha çok can yaktığını ikisi de anlamıştı.
Bu yüzden ne olursa olsun konuşmayı seçtiler.
Her gün birbirlerine aynı iki kelimeyi söylemeyi de hiç bırakmadılar.
"Seni seviyorum."
Lena ile Can ise hiç değişmedi.
Birbirlerini güldürmeye, tartışmaya, barışmaya ve her şeye rağmen yan yana yürümeye devam ettiler.
Naz ve Mine de grubun neşesi olmayı sürdürdü.
Yıllar geçse de o parkta yaşadıkları günleri her buluşmalarında tekrar tekrar anlatıp gülüyorlardı.
Bazen insanın kaderi büyük olaylarla değişmezdi.
Bazen yalnızca yanlış zamanda atılan bir adım...
Yanlış yere giden bir voleybol topu...
Ve beklenmedik bir çarpışma...
Hayatın tamamını değiştirmeye yeterdi.
Çünkü o voleybolcu kız ile o boksör çocuk...
Tesadüf sandıkları o ilk çarpışmanın aslında hayatlarının en güzel "iyi ki"si olduğunu çok sonra anlamışlardı.
SON.
