18. bölüm · YENİDEN SANA
KIRILAN GÜVEN
Sabah, annesi Eylül'ün yanına geldi. Omzuna hafifçe dokunup onu usulca dürttü.
"Kızım... Hadi uyan, birlikte kahvaltı yapalım."
Eylül yavaşça gözlerini açtı. Karşısında annesini gülümserken görünce birkaç saniye ona baktı.
Yataktan kalkarken alaycı bir ifadeyle,
"Kıyamet kopacak galiba." dedi.
Annesi şaşkınca kaşlarını çattı.
"Neden öyle dedin ki?"
Eylül omuz silkti.
"Bir şey yok."
Mutfağa geçtiği anda ise olduğu yerde kaldı. Masanın üzerinde çeşit çeşit kahvaltılık vardı. Peynirler, zeytinler, sıcak börekler, reçeller... Hatta çocukluğundan beri en sevdiği pankek bile yapılmıştı.
Annesi gülümseyerek tabağını uzattı.
"Senin sevdiğin birkaç şeyi de hazırladım. Hadi, birlikte kahvaltı yapalım." dedi
Eylül başını iki yana salladı.
"Benim sabahları pek iştahım olmuyor. Hem Lena'yla buluşacağım." dedi
Annesinin yüzündeki gülümseme hafifçe soldu.
"Ama neden bana karşı böyle davranıyorsun Eylül? Kahvaltını yap, sonra gidersin." dedi
Eylül birkaç saniye düşündü.
Belki de gerçekten bir şans vermeliyim...
Sessizce masaya oturdu.
Kahvaltı boyunca annesi sürekli sohbet açmaya çalışıyordu.
"Antrenmanlar nasıl gidiyor?"
"Lena nasıl biri?"
"Arkadaşlarınla iyi anlaşıyor musun?"
Eylül ise bütün sorulara kısa cevaplar veriyor, konuşmalar daha uzamadan konuyu kapatıyordu.
Kahvaltı bittikten sonra odasına çıkıp hazırlandı.
"Ben çıkıyorum." dedi
"İyi eğlen canım." diye karşılık verdi annesi
Eylül yalnızca başını sallayıp evden çıktı.
Eylül evden ayrıldıktan kısa süre sonra Zeynep (annesi )de Ada'yı hazırladı.
Onu bir arkadaşının evine bıraktıktan sonra telefonunu çıkarıp Rüzgâr'a konum attı.
Yaklaşık yirmi dakika sonra Rüzgâr belirtilen yere geldi.
Kollarını bağlayıp,
"Ne konuşacağız?" diye sordu.
Zeynep etrafı kontrol ettikten sonra alçak bir sesle konuşmaya başladı.
"Eylül'e iyi davranmanı istiyorum." dedi
Rüzgâr kaşlarını kaldırdı.
"Nasıl yani?" dedi
"Onun sana güvenmesini sağlayacaksın. Seni gerçekten arkadaşı sansın." dedi
Rüzgâr birkaç saniye sustu.
Sonra sırıtarak,
"Peki... Benim bundan kazancım ne olacak?" dedi.
Zeynep çantasından bir zarf çıkardı.
"Elli bin lira." dedi
Rüzgâr'ın gözleri büyüdü.
Ardından yüzünde sinsi bir gülümseme oluştu.
"Kabul."
İkili uzun süre planın ayrıntılarını konuştu.
En sonunda Zeynep ayağa kalktı.
"Yarın öğlene doğru Eylül'ün evine gel. Gerisini ben halledeceğim."
Rüzgâr başını salladı.
"Anlaştık."
Bu sırada Eylül ve Lena parkta oturmuş sohbet ediyorlardı.
Bir süre sonra uzaktan Mert ile Can'ın geldiğini gördüler.
Can daha yanlarına gelir gelmez,
"Bizi özlediniz mi bakalım?" dedi.
Lena gülerek,
"Daha beş dakika oldu ayrılalı."
Can omuz silkti.
"Olsun."
Dördü birlikte bankta uzun süre sohbet ettiler.
Bir ara Can karnını tutarak,
"Sizde de açlık başladı mı?" diye sordu.
Mert hemen,
"Yakındaki hamburgerciye gidelim." dedi.
Herkes kabul edince birlikte yürüyerek restorana gittiler.
Yemeklerini yerken birbirleriyle şakalaştılar, eski anıları anlattılar.
Akşam olana kadar sokaklarda dolaşıp bol bol güldüler.
Sonunda herkes evine dönmek için vedalaştı.
Eylül eve geldiğinde içerisi sessizdi.
Annesiyle Ada henüz dönmemişti.
Üstünü değiştirdi.
Kendine bir film açıp koltuğa uzandı.
Yaklaşık yarım saat sonra kapının açıldığını duydu.
Annesiyle Ada eve gelmişti.
"Neredeydiniz?" diye sordu.
Annesi "Bir arkadaşıma uğradım canım.Bir şey mi oldu?" dedi
Eylül başını salladı.
"Yok."
Tam odasına gidecekken annesi arkasından seslendi.
"Biraz atıştırmalık aldım. İstersen birlikte oturup sohbet edelim."
Eylül kısa bir tereddütten sonra,
"Tamam." dedi.
Mutfaktan tabakları getirirken annesi Ada'yı odasına götürüp uyuttu.
Sonra ikisi salonda karşılıklı oturdular.
İlk başta konu havadan sudan açıldı.
Sonra bir anda Mert'e geldi.
Annesi sözde umursamaz bir tavırla,
"Bugün o çocuğu gördüm." dedi.
Eylül başını kaldırdı.
"Hangi çocuğu?" dedi.
Annesi "Şu bizim eve gelen... Adı neydi..." dedi.
Eylül tereddütle
"Mert mi?" dedi.
"Evet."
Kısa bir sessizlik oldu.
Sonra Zeynep çayından bir yudum alıp,
"Sigara içiyordu." dedi.
Eylül bir anda kaşlarını çattı.
"Ne?"
"Evet. Hem de gayet rahat bir şekilde."
Eylül hemen itiraz etti.
"Hayır... Mert sigara kullanmaz."
Annesi omuz silkti.
"Ben gördüğümü söylüyorum.Hem açıkçası bana pek güvenilir biri gibi de gelmiyor.Bence ondan biraz uzak dur." dedi
Bu sözler Eylül'ün içine küçük de olsa bir şüphe düşürmüştü.
Çünkü Mert ona defalarca,
"Hayatımda sigaraya bile dokunmadım." demişti.
Acaba annesi doğruyu mu söylüyordu...
Yoksa yine bir oyun mu oynuyordu?
Bu düşünceler zihninde birbirine karışırken Eylül iyi geceler diyerek odasına geçti.
Yatağına uzandı.
Mert'in söyledikleriyle annesinin anlattıkları arasında sıkışıp kalmıştı.
Düşünceler yavaş yavaş birbirine karışırken gözleri kapandı.
O gece, aklındaki tek soru buydu:
Mert gerçekten ona yalan söylemiş olabilir miydi?
Sabah, yine annesinin onu hafifçe uyandırmasıyla gözlerini açtı Eylül.
İştahı olmadığı için kahvaltı yapmadı. Bugün aklındaki soruların cevabını bulmalıydı. Bu yüzden Mert'le konuşmayı düşünüyordu. Tam hazırlanacakken annesi yanına geldi.
" Bugün önemli bir misafirimiz gelecek. Evde kalmanı istiyorum. "
Eylül derin bir nefes aldı.
" Tamam..."
Nasıl olsa Mert'le telefonda da konuşabilirdi.
Annesi onu salona çağırdı. Birlikte geçmişten konuşmaya başladılar. Annesi çocukluğundan, yaşadığı zorluklardan bahsediyordu. Konuşurken sesi titriyor, gözleri sık sık doluyordu.
Eylül onu sessizce dinliyordu.
İçinde garip bir his oluşmuştu.
Sonuçta annesi de yıllarca acı çekmişti. Belki yaptığı hatalar affedilecek şeyler değildi ama yaşadığı acılar da küçümsenecek gibi değildi.
Tam o sırada kapı zili çaldı.
Eylül kapıyı açtığında karşısında Rüzgâr'ı görünce şaşkınlıkla geri çekildi.
" Senin burada ne işin var?" dedi
Rüzgâr mahcup bir gülümsemeyle konuştu.
" Aramızdaki yanlış anlaşılmaları düzeltmek istiyorum." dedi
Eylül daha ne olduğunu anlayamadan annesi arkadan geldi.
Rüzgâr, hoş geldin canım. Hadi içeri geç." dedi
Üçü salona oturdu.
Rüzgâr derin bir nefes aldı.
"Biliyorum... Mert beni sana pek iyi anlatmadı. Ama inan bana ben kötü biri değilim. Sadece kendimi doğru ifade edemiyorum." dedi
Eylül tek kelime bile etmiyordu.
Sadece olanları anlamaya çalışıyordu.
Tam o sırada annesi söze girdi.
" Ben de burada birkaç kişiye sordum.Mert'in babası alkolikmiş. İçki yüzünden hem kendini hem de karısını öldürmüş." dedi
Bu söz Eylül'ün kalbine taş gibi oturdu.
"Ne...?" dedi
Annesi başını salladı.
"Maalesef öyle." dedi
Rüzgâr telefonunu çıkardı.
" Bir de... bunu görmeni istiyorum." diyerek telefonu Eylül'e uzattı.
Fotoğrafta Mert sigara içer gibi görünüyordu.
Eylül fotoğrafı uzun süre inceledi.
İçindeki ses sürekli,
"Bu gerçek olamaz..." diyordu.
Tam o sırada annesi tekrar konuştu.
—"Bana doğruyu söyle Eylül... Mert'ten hoşlanıyor musun?" dedi
Eylül bir an durdu.
Eğer gerçeği söylerse hem Mert zarar görecekti hem de annesi onu bu konuda daha çok sıkıştıracaktı.
Bu yüzden istemediği bir yalan söyledi.
"Hayır... Tabii ki hoşlanmıyorum. Onu arkadasim olarak bile görmüyorum Hem... Onun alkolik bir babası varmış. Ben öyle insanlarla işim bile olmaz. Babası böyleyse kim bilir mert nasıl biridir "dedi
Rüzgâr ise telefonunu masaya koymuş, konuşulan her şeyi gizlice kayda alıyordu.
Bir süre sonra rüzgar ayağa kalktı.
"Ben artık kalkayım. Rahatsızlık verdim." dedi
Zeynep gülümseyerek,
" Ne rahatsızlığı canım. İstediğin zaman gelebilirsin." dedi
İkisi hafifçe gülümsedi.
Eylül ise hiçbir şey söylemedi.
Aklı tamamen karışmıştı.
Rüzgâr gittikten sonra odasına geçti.
Yatağına oturdu.
"Ya hepsi doğruysa?"
"Ya Mert bana gerçekten yalan söylediyse?" diye düşünmeye başladı.
Dayanamayınca Lena'yı aradı.
Ama Lena telefonu açmadı.
Tam o sırada annesi odasına geldi.
Yanına oturup Eylül'e sarıldı.
"Kendini üzme. Bu hayatta bazen yanlış insanları seçebiliriz.Ben de zamanında babanı çok sevmiştim. Onun böyle biri olacağını hiç düşünmemiştim." dedi
Eylül annesinin gözlerinin içine baktı.
"Peki hiç üzülmedin mi?Sonuçta o, sandığın kişi değilmiş. Bu seni hiç yıkmadı mı?" dedi
Annesi hüzünlü bir tebessüm etti.
" İlk başta çok canımı yaktı. Ama sonra Hakan'la tanıştım. Geçmişi geride bırakmayı öğrendim." dedi
Ayağa kalktı.
" Sen de biraz dinlen olur mu?" dedi
Eylül sadece başını salladı.
Annesi odadan çıktıktan sonra yatağına uzandı.
Düşünceler zihninde birbirine karışıyordu.
Ne annesine inanabiliyordu...
Ne de Mert'i dusunebiliyordu
Bir süre sonra yorgunluktan gözleri kapandı.
Bu sırada Rüzgâr evine dönmüştü.
Telefonundan gizli numara açtı.
Az önce kaydettiği ses kaydını Mert'e gönderdi.
Telefon birkaç saniye içinde görüldü.
Mert kaydı dinlemeye başladı.
Kayıt bittiğinde nefesi kesilmişti.
Sanki biri göğsüne yumruk atmıştı.
Hemen mesaj yazdı.
"Sen kimsin?"
"Bunu bana neden attın?"
Rüzgâr bu kez konuşmanın video kaydını gönderdi.
Mert videoyu açtı.
Ekranda Eylül'ü görünce donup kaldı.
Her kelimeyi tekrar tekrar dinledi.
"...Onun alkolik bir babası var. Ben öyle insanlarla işimi bile olmaz."
Telefon yavaşça elinden kaydı.
Gözleri dolmuştu.
En çok canını acıtan şey, Eylül'ün babasını aşağılaması değildi.
Çünkü babası hiçbir zaman alkol bağımlısı olmamıştı.
O gün...şirketinin bütün hisselerine Rüzgâr'ın babası el koymuştu.
Hayatı tek bir günde yıkılmıştı.
İlk kez o gece içmişti.
Direksiyon başına geçtiğinde yanında Mert'in annesi de vardı.
Ve o kaza...
İkisinin de hayatını sonlandırmıştı.
O günden sonra Mert, babasını suçlamaktan çok kaderi suçlamıştı.
Ama Rüzgâr'ın ailesine karşı içinde hiç dinmeyen bir öfke büyümüştü.
Şimdi ise...
En güvendiği insanın, en derin yarasını küçümsediğini sanıyordu.
Titreyen elleriyle Eylül'ü aradı.
Telefon çaldı...çaldı...
Ama cevap gelmedi.
Telefon sessizdeydi.
Her saniye Mert'in öfkesi biraz daha büyüyordu.
Evinin önüne gitmeyi düşündü.
Sonra durdu.
"Beni gerçekten böyle görüyorsa...Açıklama yapacak hiçbir şeyim yok." dedi kendi kendine
Telefonu cebine koydu.
İlk defa Eylül'e karşı içinde büyük bir kırgınlık hissediyordu.
