22. bölüm · YENİDEN SANA
BAZEN GİTMEK GEREKİR
Eylül sabah erkenden uyandı. Evde henüz kimse uyanmamıştı.
İçinde büyüyen öfke, nefes almasını bile zorlaştırıyordu. Sessizce yatağında otururken gözleri bir anda Mert'in ona aldığı papatyalara takıldı.
Yavaşça ayağa kalktı.
Vazodaki papatyaları eline aldı. Son kez derin bir nefes çekerek kokularını içine hapsetti. Ardından gözlerini kapattı ve onları sessizce bir kenara bıraktı.
Sonra bodruma indi.
Eski bir koli bulup odasına getirdi. Önce papatyaları içine koydu. Ardından Mert hakkında tuttuğu defteri, birlikte aldıkları müzik kasetlerini, çekildikleri fotoğrafları... Kısacası Mert'i hatırlatan ne varsa tek tek o kolinin içine yerleştirdi.
Kapağını kapattı.
Koliyi yeniden bodruma indirip kimsenin kolay kolay bulamayacağı bir köşeye sakladı.
Sanki anıları da onunla birlikte karanlığa gömülmüştü.
Evden çıkıp parka gitti.
Her zaman oturup saatlerce sohbet ettikleri çardağa geçti. Etraf bomboştu. Bir süre sessizce oturdu.
Kendi kendine sadece tek bir soruyu soruyordu.
"Neden her şey bu kadar güzel giderken bir anda mahvoldu?"
Saatlerce orada oturdu. İçindeki öfkenin, pişmanlığın ve kırgınlığın dinmesini bekledi.
Ama hiçbiri geçmedi.
En sonunda ağır adımlarla eve döndü.
Annesi ve Ada uyanmış, mutfakta kahvaltı yapıyordu.
Eylül sessizce masaya oturdu.
Annesi ona dönüp gülümsedi.
"Sabah neredeydin?" dedi.
"Parka çıktım."
"Acıkmışsındır. Sana bir şeyler hazırlayayım mı?"
Eylül başını iki yana salladı.
"Hayır... Aç değilim."
Kısa bir sessizlik oldu.
Sonra Eylül derin bir nefes aldı.
"Teklifin hâlâ geçerli mi?" dedi
Annesi şaşkınlıkla ona baktı.
"Ne teklifi?"
"Yurt dışına gitme teklifi..."
Zeynep'in yüzüne kocaman bir gülümseme yayıldı.
"Tabii ki geçerli. Fikrini değiştireceğini biliyordum."
Hemen telefonunu çıkarıp Hakan'ı aradı.
"Efendim canım?"
"Eylül fikrini değiştirdi. Bizimle gelecek."
Telefonun diğer ucundan Hakan'ın sesi geldi.
"Harika haber. Ben ancak bir hafta sonra dönebilirim. Birkaç toplantım var. İsterseniz size şimdiden bilet alayım."
Eylül konuşmaya katıldı.
"Hayır. Bir hafta sonra gel. Arkadaşlarımla vedalaşmak istiyorum."
Hakan anlayışla cevap verdi.
"Peki. Bir hafta sonra gelip sizi alırım."
Telefon kapandı.
Eylül odasına geçti.
Yatağına oturup yaptığı şeyin doğru olup olmadığını düşünmeye başladı.
Gerçi artık burada kaybedecek pek bir şeyi kalmamıştı.
Can ve Lena mutluydu. Onları istediği zaman arayabilir, fırsat buldukça ziyaret edebilirdi.
Mert ise...
Mert çoktan ondan vazgeçmişti.
Belki de en çok canını yakan şey buydu.
Telefonunu eline aldı ve Lena'yı aradı.
"Efendim canım? Bir şey mi oldu?"
Eylül birkaç saniye sustu.
"Lena..."
"Söylesene, korkutuyorsun beni."
"Ben... yurt dışına gidiyorum."
Telefonun diğer ucunda bir sessizlik oldu.
"Şaka yapıyorsun, değil mi?" diye bağırdı Lena.
Eylül gözlerini kapattı.
"Özür dilerim... Ama artık yapamıyorum."
"Saçmalama! Sırf o aptal Mert yüzünden mi gidiyorsun?"
"Hayır... Tabii ki onun yüzünden değil.Lütfen bana biraz anlayış göster."
Lena hiçbir şey söylemeden telefonu kapattı.
Eylül uzun süre telefon ekranına baktı.
Ne yapacağını bilmiyordu.
Elini yüzünü yıkadıktan sonra masasının başına geçti.
Kulaklığını taktı.
Bir yandan sevdiği şarkıları dinliyor, bir yandan da resim çiziyordu.
Çünkü onun kaçış yolu buydu.
Ne zaman üzülse...
Ne zaman kırılsa...
Ne zaman öfkelense...
Kendini hep çizim yaparken bulurdu.
Aradan birkaç saat geçmişti.
Annesi odasına gelip,
"Ben ile Ada biraz dışarı çıkıyoruz." dedi.
Eylül başını salladı.
"Tamam."
Annesi çıktıktan birkaç dakika sonra kapı çaldı.
Kapıyı açtığında karşısında Lena ile Can'ı gördü.
İkisi de hiçbir şey söylemeden ona sarıldı.
Lena'nın gözleri dolmuştu.
Her zaman neşeli olan Can bile bugün gülümseyemiyordu.
İçeri geçip oturdular.
Lena sessizliği bozdu.
"Peki neden gidiyorsun?"
Eylül gözlerini yere indirdi.
"Bilmiyorum... Burası bana çok acı çektirdi. Artık yapabileceğim başka bir şey kalmadı."
Sonra gülümsemeye çalıştı.
"Hem sizi sık sık ararım. Fırsat buldukça da ziyarete gelirim."
Lena umutla baktı.
"Cidden mi?"
Can gülümseyerek araya girdi.
"Babanın bir ton şirketi var. Bir zahmet gelirsin artık."
O an herkes istemsizce güldü.
Ortam biraz olsun yumuşamıştı.
Bir süre sonra Eylül sessizce sordu.
"Ona söylediniz mi?" dedi.
Can'ın yüzündeki gülümseme kayboldu.
"Söyledik."
"Ne dedi?"
"Hiçbir şey...Telefonu yüzümüze kapattı."
Eylül'ün başı yavaşça öne eğildi.
Lena hemen elini tuttu.
"Üzülme Eylül. Eminim Fransa'da Mert'ten daha yakışıklı bir sürü çocuk vardır."
Eylül hafifçe gülümsedi.
Ama onun için mesele hiçbir zaman dış görünüş olmamıştı.
O, Mert'in en zor gününde bile yanında olmasına...
Her düştüğünde elini uzatmasına...
En mutsuz anında bile onu güldürebilmesine âşık olmuştu.
Saatler ilerledikçe sohbet etmeye devam ettiler.
En sonunda Lena ile Can kalktı.
Kapıda vedalaşırlarken Eylül gülümsemeye çalıştı.
"Üzülmeyin... Daha bir haftam var."
Lena başını salladı.
"Ama o bir hafta da geçecek."
Eylül onları arkasından sessizce izledi.
Kapıyı kapattıktan sonra ev yeniden sessizliğe büründü.
Tam saat beşe yaklaşırken dışarıdan bir ses duyuldu...
