15. bölüm · YENİDEN SANA
BAZI DİLEKLER GERÇEK OLUR
Eylül, dünkü yorgunluğun etkisiyle geç uyanacağını düşünüyordu. Fakat sabahın erken saatlerinde telefonunun arka arkaya çalmasıyla gözlerini araladı. Ekranda Can yazıyordu.
Uykulu bir sesle telefonu açtı.
— Efendim Can...
Can'ın sesi telaşlıydı.
— Eylül... Ben çok salakça bir şey yaptım.
Eylül doğrulup gözlerini ovuşturdu.
— Ne yaptın? Çabuk söyle.
— Lena bana "Günaydın." yazdı. Ben de "Günaydın." yazacaktım ama yanlışlıkla "Günaydın aşkım." gönderdim.
Eylül birkaç saniye sessiz kaldı.
— Mesajı silseydin.
— Sence onu düşünmedim mi? Çoktan gördü!
— Bir şey yazdı mı?
— Hayır... En kötüsü de hiçbir şey yazmaması.
Can hâlâ panik içinde konuşurken Eylül'ün gözü telefon ekranındaki tarihe kaydı.
Bugün Lena'nın doğum günüydü.
Bir anda yatağından fırladı.
— Can! Hemen Mert'i alıp benim eve gelin. Ama sakın Lena'ya tek kelime etmeyin!
Telefonu kapattı.
Yaklaşık yirmi dakika sonra kapı çaldı.
Can ve Mert kapının önündeydi.
Eylül onları içeri alır almaz ellerini beline koydu.
— Siz hiçbir şey fark etmediniz mi?
İkisi de şaşkın şaşkın baktı.
— Neyi?
Eylül derin bir nefes aldı.
— Bugün Lena'nın doğum günü!
Can iki eliyle başını tuttu.
— Oha... Ben kıza doğum gününde yazmışım!
Mert kaşlarını kaldırdı.
— Ne yazdın oğlum?
Can hemen konuyu değiştirdi.
— Boş ver kanka, sen çok geride kaldın.
Eylül ikisinin atışmasını böldü.
— Tamam, şimdi plan yapıyoruz.
Mert düşünceli bir şekilde,
— Pasta ve mekânı ayarlarsak gerisi kolay.
— Can, pasta işi sende.
Can göğsünü kabarttı.
— Merak etmeyin! Ustalığımla efsane bir pasta yapacağım.
Mert hemen omzuna vurdu.
— Pastaneden yaptıracaksın.
Can güldü.
— Tamam ya... Zehirlenmemeniz için bu seferlik pastacı yapsın.
Üçü de kahkahaya boğuldu.
Can pasta işini halletmeye giderken Eylül ve Mert kutlamanın yapılacağı yeri düşünmeye başladılar.
— Park nasıl? diye sordu Mert.
— Çok sıradan olur. Çay bahçesi daha güzel olmaz mı?
Mert başını salladı.
— Güzel fikir. Hem herkes rahat eder.
— Sen de boks takımını çağır.
— Tamam.
Bunun üzerine Mert çay bahçesine gidip masa ayırttı.
Eylül ise kırtasiyeye girerek balonlar, ışıklar, flamalar ve renkli süsler aldı.
Bir süre sonra Mert de yanına geldi.
İkisi rafların arasında dolaşırken birbirlerine komik taçlar takıp çocuklar gibi gülmeye başladılar.
Tam o sırada Can aradı.
— Pasta kaç kişilik olacak?
— On beş kişilik.
— Tamamdır!
Telefon kapanınca süslemeleri de alıp çay bahçesine geçtiler.
Yaklaşık bir saat boyunca masaları, ışıkları ve balonları özenle hazırladılar.
Her şey tam istedikleri gibi olmuştu.
Hazırlıklar bitince herkes evine gidip giyinmeye başladı.
Eylül açık pembe, dizlerinin altına kadar uzanan zarif bir elbise giydi.
Saçlarını düzleştirdi, hafif bir makyaj yaptı ve aynaya baktığında uzun zamandır ilk kez kendini gerçekten mutlu hissediyordu.
Bu sırada Lena evinde yalnızdı.
Anne ve babası iş nedeniyle yurt dışındaydı.
Tam kitap okurken Eylül'den mesaj geldi.
"Kanka, çok şık giyin ve attığım konuma gel. Sakın soru sorma."
Lena meraklandı.
Dolabından açık mavi elbisesini çıkardı.
Saçlarını yaptı, hafif makyajını tamamladı ve taksiye binerek verilen adrese gitti.
Çay bahçesi karanlıktı.
Etraf bomboş görünüyordu.
"Acaba yanlış yere mi geldim?" diye düşünürken birkaç adım daha attı.
Bir anda...
Pat! Pat! Pat!
Rengârenk konfetiler havaya fırladı.
Işıklar aynı anda yandı.
Herkes bir ağızdan bağırdı.
— İYİ Kİ DOĞDUN LENA!
Lena şaşkınlıkla ağzını kapattı.
Can ise elinde pastayla yavaşça yanına geldi.
Mine de o anın fotoğraflarını çekiyordu.
Can gülümseyerek,
— Dilek tutmayı unutma.
Lena gözlerini kapattı.
İçinden sessizce dileğini tuttu ve mumları üfledi.
Alkış sesleri bütün bahçeyi doldurdu.
Pasta kesildikten sonra hediyelere geçildi.
İlk hediyeyi Eylül verdi.
Kutunun içinden, birlikte çektirdikleri fotoğraflarla dolu kalın bir anı defteri çıktı.
Her sayfasında küçük notlar, yaşadıkları komik anılar ve birbirlerine yazdıkları cümleler vardı.
Lena'nın gözleri doldu.
Hiç düşünmeden Eylül'e sarıldı.
— Çok teşekkür ederim...
Sıra Can'a geldi.
Küçük bir kutuyu uzattı.
Kutunun içinden güneş figürlü bir kolye ve ona uyumlu bileklik çıktı.
Lena merakla baktı.
— Neden güneş?
Can hafifçe gülümsedi.
— Çünkü seni her gördüğümde sanki güneş doğuyor. Ortam bir anda aydınlanıyor. Seni düşündüğümde bile istemsizce gülümsüyorum.
Lena bir an konuşamadı.
Can'dan böyle sözler beklemiyordu.
Yavaşça yaklaşıp yanağına küçük bir öpücük kondurdu.
— Teşekkür ederim Can.
Can'ın yüzü kıpkırmızı olmuştu.
Hediyeler bittikten sonra Naz mikrofonu eline aldı.
— Şimdi herkes kendine bir eş seçsin! Çift dansı yapacağız! Can ve Lena... Sizi özellikle yan yana görmek istiyorum.
Herkes kahkaha attı.
Can çekinerek elini uzattı.
— Dans eder miyiz?
Lena gülümseyerek elini tuttu.
Müzik başladığında ikisi yavaşça dans etmeye başladı.
Bir süre sessiz kaldılar.
Sonra Can derin bir nefes aldı.
— Sabahki mesaj için özür dilerim...
Lena gözlerinin içine baktı.
— Ben o mesajın yanlışlıkla atılmadığını diledim.
Can şaşkınlıkla durdu.
— Ne?
— Mumları üflerken tuttuğum dilek... Senin gerçekten bana "Günaydın aşkım." demendi.
Can'ın kalbi sanki yerinden çıkacak gibiydi.
Bir adım yaklaştı. Lena da geri çekilmedi.
Ve ilk kez...
Can, Lena'yı usulca öptü.
Bütün arkadaşları alkışlamaya başladı.
Naz gülerek bağırdı.
— "Sonunda! Beklemekten yaşlandık!Artık sizi yaptığıma göre şimdi sıra basklarinda "
diyip Eylüle göz kirpip, gözleri ile merti işaret etti.
Onun böyle demesiyle Eylül hiç bir şey diyemedi ama yüzü çok kızardı. Sonrasında mert Eylül'ün yanına geldi ve
— Sanki biraz fazla kızardın.
Eylül telaşla saçını kulağının arkasına attı.
— Yok ya... Hava çok sıcak.
Mert gülmeden edemedi.
— Aynen... Kesin havadandır.
İkisi de gülmeye başladı.
Gece boyunca dans ettiler, oyunlar oynadılar ve bol bol fotoğraf çekildiler.
Kutlama sona erdiğinde herkes tek tek vedalaştı.
Mert ve Eylül yine birlikte yürüyordu.
Mert gülerek,
— İyi ki sevgili oldular. Yoksa Can'ın aşk maceralarını daha ne kadar dinleyecektik?
Eylül kahkaha attı.
— Kesinlikle.
Evin önüne geldiklerinde kısa bir sessizlik oldu.
İkisi de fark etmese de artık eskisi gibi değillerdi.
Aralarındaki dostluk, yavaş yavaş başka bir şeye dönüşmeye başlamıştı.
Vedalaştılar.
Eylül odasına çıkıp yatağına uzandı.
Tavana bakarken yüzünde küçük bir tebessüm vardı.
Son birkaç gün... Hayatının en güzel anıları arasına çoktan karışmıştı.
