4. bölüm · YENİDEN SANA
BUGUN SENİ BEN BEKLEDİM
Eylül eve döndüğünde yorgunluktan ayakta duracak hâli kalmamıştı.
Çantasını odanın bir köşesine bıraktı ve kendini yatağa attı.
Tavana dalıp giderken gün boyunca yaşadığı her an gözünün önünden geçiyordu.
Mert'in sabah onu beklemesi...
Koçunun ona söyledikleri...
Kazandıkları maç...
Ve Mert'in yüzündeki yaralar...
Derin bir nefes verdi.
Tam gözlerini kapatacakken midesi guruldadı.
Acıktığını yeni fark etmişti.
Yemek yapacak kadar enerjisi yoktu.
Cüzdanını ve anahtarlarını alıp evin yakınındaki küçük büfeye gitti.
Siparişini verdikten sonra boş bir masaya oturdu.
Yemeğini yemeye başlamıştı ki yanına biri yaklaştı.
"Buraya oturabilir miyim?"
Eylül başını kaldırdı.Gelen Lena'ydı.
Yüzünde sıcak bir gülümseme belirdi.
"Tabii ki. Neden olmasın?"
Lena sandalyeyi çekip karşısına oturdu.
Bir süre sessizce yemeklerini yediler.
Ardından sohbet etmeye başladılar.
Turnuvadan, okuldan ve takım arkadaşlarından konuştular.
Aralarındaki sessizlik artık rahatsız edici değil, aksine huzur vericiydi.
Bir ara Lena gülümseyerek Eylül'e baktı.
"Biliyor musun?Sen dışarıdan göründüğünden çok daha samimisin."
Eylül şaşkınlıkla kaşlarını kaldırdı.
"Nasıl yani?"dedi Lena telaşlandi
"İlk tanıştığımızda seni biraz soğuk biri sanmıştım.Ama seni tanıdıkça aslında öyle olmadığını fark ettim."
"Sadece insanlara güvenmen biraz zaman alıyor." Dedi
Eylül birkaç saniye sessiz kaldı.
Sonra başını hafifçe eğdi.
"Sanırım haklısın." Dedi
Bir süre daha sohbet ettikten sonra yemeklerini bitirdiler.
Ayağa kalkıp vedalaştılar.Eylül eve döndüğünde kendini yatağın üzerine bıraktı.Yorgunluğu bütün bedenini sarmıştı.Daha ne olduğunu anlamadan uykuya daldı.
Ertesi sabah her zamankinden daha erken uyandı.Güzel bir kahvaltı yaptı, hazırlandı ve çantasını alıp evden çıktı.
Bu kez doğruca Mert'in evine gitti.Kapıyı birkaç kez çaldı.İçeriden ayak sesleri geldi.Kapı açıldığında Mert'i görünce Eylül şaşkınlığını gizleyemedi.Mert'in saçları darmadağınıktı.Üzerinde kırmızı çizgili pijamaları vardı.Bir elinde de diş fırçası...İkisi birkaç saniye birbirlerine baktılar.Mert'in gözleri büyüdü.Hiçbir şey söylemeden kapıyı tekrar kapattı.
Eylül birkaç saniye donup kaldı.
Sonra kendini tutamayarak kapının önünde çömeldi ve kahkahalarla gülmeye başladı.
Birkaç dakika sonra Mert bu kez düzgünce hazırlanmış hâlde kapıyı açtı.
"Neden bugün erken geldin?" diye sordu. "Normalde seni ben beklerdim."
Eylül hâlâ gülüyordu.Cevap vermeye çalışsa da kahkahaları yüzünden konuşamıyordu.
Bir süre sonra sakinleşince gülümseyerek konuştu.
"Aslında bu sabah seni ben almak istedim.Çünkü her gün beni bekliyorsun."
Sonra gülmeye başladı.
"Ama doğrusu seni dağınık saçların, kırmızı çizgili pijamaların ve ağzındaki diş fırçasıyla kapıyı açarken görmeyi hiç beklemiyordum."
Mert utanarak başını kaşıdı.
"Bunu unutmanı rica edebilir miyim?" Dedi.
Eylül ise gülüşünü bozmadan
"Emin değilim." Dedi
İkisi de gülmeye başladı.Yol boyunca sohbet ederek yürüdüler.
Mert'in salonunun önüne geldiklerinde birbirlerine bol şans dileyip ayrıldılar.
Eylül koşarak kendi salonuna geçti.Üstünü değiştirdi.Kısa bir hazırlığın ardından antrenman başladı.Önce ısınma hareketleri yaptılar.Sonra kısa bir hazırlık maçı oynadılar.Koç daha sonra takımı ikişerli gruplara ayırarak özel çalışmalar yaptırdı.Antrenman bittiğinde herkes yavaş yavaş salondan ayrıldı.Eylül her zamanki gibi Mert'i beklemek için boks salonuna gitti.Ama bugün Mert ortalıkta görünmüyordu.
Tam neden gelmediğini düşünürken omzunda bir el hissetti.
Hızla arkasını döndü.
Karşısında kumral saçlı, orta boylu, hafif esmer bir çocuk duruyordu.
İkisi birkaç saniye birbirine baktı.
"Sen Eylül'sün, değil mi?"
Eylül temkinli bir şekilde bir adım geri çekildi."Evet... Sen kimsin?"
Çocuk gülümsedi.
"Ben Can. Mert'in arkadaşı."
Eylül fark ettirmeden rahat bir nefes aldı.
İlk anda onun Rüzgâr olduğunu sanmıştı.
"Normalde Mert bu saatte çıkardı." Dedi Eylül
Can başını salladı.
"Bugün çıkamayacak."dedi Eylül şaşırdı ve "Neden?" Dedi
"Turnuva yaklaştığı için koç ona ekstra antrenman yaptırıyor."dedi
Eylül anlayışla başını salladı.
"Anladım. Teşekkür ederim."dedi
Vedalaşıp oradan ayrıldı.
Telefonunu çıkarıp Mert'e bir mesaj attı.
"Bu akşam saat altıda beni parkta bekler misin?"
Sonra doğruca yetimhaneye gitti.
Görevlilerden izin aldıktan sonra Ada'yı dışarı çıkardı.
Önce birlikte hamburger yediler.
Sonra sokaklarda dolaşırken Ada'nın gözü bir oyuncakçıya takıldı.
"Abla, içeri girebilir miyiz?" Dedi
Eylül gülümseyerek başını salladı.
İçeri girdiklerinde Ada büyük bir Barbie setini eline aldı.
"Abla, bunu alabilir miyiz?" Dedi
Eylül fiyat etiketine baktığında yüzündeki gülümseme yavaşça kayboldu.
Oyuncak düşündüğünden çok daha pahalıydı.
Annesi bu ay para göndermemişti.
Bursu da henüz yatmamıştı.
Ada'nın yanına çömeldi.
"Canım...Şu an bunu alamam."
Ada'nın gözleri yere indi.
"Ama sana söz veriyorum." Dedi Eylül
"En kısa zamanda bunu sana ben alacağım."
Ada birkaç saniye sustu.
Sonra gülümsedi."Sorun değil abla."dedi
Eylül'ün içi biraz olsun rahatladı.
Ada kendine başka küçük bir oyuncak seçti.
Onu aldıktan sonra bir süre daha birlikte dolaştılar.
Hava kararmaya başlayınca Ada'yı tekrar yetimhaneye bıraktı.
Eve döndüğünde biraz dinlenmek için uzandı.
Gözlerini açtığında saat altıya yaklaşıyordu.
Hızlıca hazırlanıp parka gitti.
Etrafına baktı.Mert yoktu.Telefonunu çıkardı.
Mesajı hâlâ görülmemişti.
Bir süre daha bekledi.Ama gelen olmadı.
"Herhâlde antrenmanı uzadi diye yoruldu "diye düşündü.
Sessizce evine döndü.
Akşam boyunca resim çizerek vakit geçirmeye çalıştı.
Yorgunluk yeniden çökmüştü.
Kanepede uzanırken farkında olmadan gözleri kapandı.
