10. bölüm / 17
VÂYE9. Bölüm: Canmâna
Bölümler 17Şu an: 9. Bölüm: Canmâna
- 1 1. Bölüm: Havf ve Raca992 kelime
- 2 2. Bölüm: Vesile951 kelime
- 3 3. Bölüm:İmtihan1.057 kelime
- 4 4. Bölüm: Düş863 kelime
- 5 Özel Bölüm: Yusuf1.252 kelime
- 6 5. Bölüm : Vâye956 kelime
- 7 6. Bölüm: Hazırlık895 kelime
- 8 7. Bölüm: Nikah1.163 kelime
- 9 8. Bölüm: Ruhefzâ1.277 kelime
- 10 9. Bölüm: Canmâna1.179 kelime · Okuduğun bölüm
- 11 10.Bölüm : Yeşil1.160 kelime
- 12 11. Bölüm: Rahmet1.134 kelime
- 13 12.Bölüm: Cân-feşan1.075 kelime
- 14 13.Bölüm : Hamleyn1.315 kelime
- 15 14.Bölüm:Canımın Yaresi983 kelime
- 16 15.Bölüm: Yarres1.232 kelime
- 17 16.Bölüm:Tevekkül758 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
"Virandır bağların gülleri viran
Ölür mü dünyada dengini bulan. "
Bir örtü daha üzerime aldım ve kapıyı azıcık açtım. Kim geldi diye başımı kaldırıp bakmadım.
"Selamün aleyküm. " Yusuftu.
"Ve aleyküm selam. " deyip kenara çekildim. Kapıyı kapattıktan sonra fazladan aldığım örtüyü çıkardım.
"Rabia'tü-l Adeviyye misali. "
"Af buyur efendi? "
"Hz. Rabia düştü hatrıma ruhefzâm. Dış elbisen ile hâne elbisen bir değildir. Hayrandır gönlüm sana. "
Rabb'im kibirden koru.
Çok şükür.
"Estağfurullah, ne kadar yapabilirsek. Rabia'tü-l Adeviyye nere, biz nere? Örnek almaya çalışırız. "
"Maşallah."
Sedire oturdu. Ben ise hânemizi güzelce pakladım. Akşam aşını da pişirdim.
"Âmine'm, arzu edersen biraz mütalaa edelim. "
İşitir işitmez kalbim hızlandı. Yine heyecanlı idim bir şeyler ta'lim edeceğim diye. Üzerimi temizleyip karşısındaki rahleye oturdum. Gözlerim açık, yüzümde güller açıyor idi.
"Bismillahirrahmanirrahim."
İlk önce Kur'an hıfzımızı tekrar ettik. Sonra o Buhârî'nin hadis kitabını açtı. Her hareketini gözlüyor, pürdikkat dinliyor idim.
"İbni Ömer radıyallahu anhümâ’dan rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken dinlemiştir:
“Hepiniz çobansınız; hepiniz güttüğünüz sürüden sorumlusunuz. Devlet reisi de bir çobandır ve sürüsünden sorumludur. Er ailesinin çobanıdır ve sürüsünden sorumludur. Hâtun erinin evinin çobanıdır ve sürüsünden sorumludur. Hizmetkâr efendisinin malının çobanıdır; o da sürüsünden sorumludur. Netice itibariyle hepiniz çobandır ve güttüğü sürüden sorumludur.”
(Buhârî,Cum`a 11)
"O vakit sen ailenin ben de evin çobanıyım? " dedim kaşımı kaldırarak.
"Aynen öyledir. Erkek, eve helal rızık getirmekle yükümlüdür. Hâtun ise evinden sorumludur. "
Okumaya devam etti. Tabiri caizse dört gözüm varmış gibi gözlüyor ve dinliyor idim.
Sonra biraz da Kur'an tefsiri yaptık.
"O (sayılı günler), doğruyu eğriden ayırma, gidilecek yolu bulma konusunda açıklamalar ve insanlara rehber olarak Kur’an’ın indirildiği ramazan ayıdır. Artık içinizden kim bu aya yetişirse onu oruçlu geçirsin. Kim de hasta veya yolcu olursa, başka günlerden sayısınca tutar. Allah sizin için kolaylık istiyor, güçlük çekmenizi istemiyor. Sayıyı tamamlamanız, size doğru yolu göstermesinden ötürü Allah’ı tazimle anmanız için ve şükredesiniz diye (uygun hükümler gönderiyor). " (Bakara /185)
"Bu ayet, orucun farz kılındığı ayettir. Oruç tutmak her hür, mü'mine ve büluğ çağına ermiş kişiye farzdır. "
Biraz da fıkıha girmiştik bu vesileyle.
Mütalaadan sonra sofrayı kurdum ve akşam aşımızı yedik.
"Ellerin dert görmesin. Allah soframıza bereket versin. "
"Âmin."
Namazı beraber eda ettik. Sonra besmeleyle Kur'an-ı Kerim'i aldım ve tekrar etmeye başladım.
Farketmeden sallanıyordum. Bir an başımı kaldıracak oldum ki Yusuf beni seyrediyor idi. Göz göze gelince tebessüm etti. Hemen başımı indirdim. Yine utanmıştım.
Ne diye beni seyredersin?
Nefes vererek güldüğünü işittim.
Eğleşir mi bu benimle?
Mevzuyu tebdil etmek adına yanına gittim. Yaklaştığımı görünce tebessümü büyüdü.
"Müsaitsen dersimi dinler misin? "
Kur'an-ı Kerim'i eline aldı. Ben de başladım okumaya. Lâkin bir sorun vardı.
Beni seyrediyordu.
Kur'an-a nazâr et be adam!
Dikkatim dağıldı. Neredeyse karıştıracaktım ne okuduğumu. Hemen bitirmek için hızlı okumaya başladım.
"Verattil-il Kur'an'e tertilen. " (Müzzemmil/4)
Kur'an ile ikaz etti.
"Hm? "
"Tane tane oku canmânam. Vaktimiz boldur elhamdülillah. "
"Öyleyse öyle nazâr etmeyesin bana. Dikkatimi kaçırırsın. "
"Dikkatin kaçıyor ise nasıl acele okuyabilirsin? "
Buyur işte Âmine.
Cevap.
"Daha çok benden kaçmak ister gibisin. "
"Ne diye senden kaçayım efendi? "
"Utanırsın."
"Yanılırsın. Utanacak bir şeyim yoktur. "
"O vakit sayfayı bir kez daha baştan tilâvet et. Amma bu sefer bana nazâr ederek. "
Ne?!
Ne yapayım ne yapayım?
Geri adım atacak değildim herhal.
"Kabuldür."
Euzu besmele ile başladım sayfayı tilâvete. Ona nazâr ettim. O da bana nazâr etti. Okudum... Okudum..
Ta ki son ayete kadar.
Çoktan allanmış, âna kapılmış idim.
Kalbim neden çarpıyor idi?
Dış görünüş hani mühim değildi?
Mühimdi belki de.
Züleyha'nın Yusuf'ta bulduğu dış güzellikti.
Belki de nefis girdi araya.
Öyle ya, nefis önce dış güzelliği severdi.
Lâkin ben onu henüz görmeden de ilmine, edebine meftundum.
O vakit nedendi bu kalbimi çarptıran şey?
Nazârıydı.
Nur yüzlü, derin bakışlıydı erim.
Bana farklı nazâr ettiğini hissederdim.
Başkalarına nazâr etmezdi zaten.
Bu da kalbimi çarptıran başka bir özelliğiydi.
Kalan son ayeti bir çırpıda bitirip Kur'ân'ı Kerim'i öperek yerine koydum. Derin bir nefes aldım. Ona nazâr etmeye bir kez daha cesaret edemezdim.
Hemen yüzümü yıkadım. Su damlaları yüzümden aşağı inip entarimi bulmuştu bile.
Yanına varmadan uzaktan baktım. Kıbleye doğru dua ediyordu.
Neler diyordu acaba?
O anda aklıma ve kalbime kor düştü.
Ya benden şikayetçi ise?
Değildir değil mi?
Daha bir gün olmuştu nikahlanalı.
Ona bir zevce olarak itaat eder idim. İbadetlerimizi beraber yapıyor idik.
Lâkin bazen nazlanıyor, ona nazâr etmeyi reddediyor idim.
Bu bir sebep miydi ki?
Benden razı mıydı?
Yanına gittim ve dizinin dibine oturdum. Yüzüm hem meraklı hem de endişeliydi. Ellerini yüzüne sürdü.
"Ne dua ettin? "
"Rabb'im ile benim aramdadır. "
Ne diye sorarsın Amine? Tabii ki o ile Allah arasında.
"Öyle tabii.. "
Kalkmaya niyetlendiğimde bileğime hafifçe dokundu. Yüzümü ona çevirdim.
"Sen bir şey diyeceksin. "
"Yok, bir şey yoktur diyeceğim. "
"Âmine."
"Yusuf."
"Hâtun erinden bir şey gizler mi? "
"Bir şey gizlemem ki. "
"Öyle olsun. Lâkin sen yine de gizleme olur mu? "
Başımı salladım. Hücremize doğru hızla yürüdüm. Her hareketimi kavrıyordu. Aslen bir şey gizlemezdim ama sual edeceğim şeylerin vakti değildi şimdi.
Kandillerin birazını yaktım. Yanan ateşe de odun ilave edip önünü boyu kadar demirle örttüm.
Yusuf da gelmiş idi.
"Selamün aleyküm. "
"Ve aleyküm selam. "
Başörtümü çıkarıp gece entarimi giydim. O da sarığını çıkarmıştı. Sessizlik hakimdi.
Besmeleyle girmiş idik döşeğe. Dualarımızı ve kısa sureleri okuduk.
Sanki çok iş yapmış gibi yorgunluktan bitap düşmüş, gözlerim kapanıvermişti.
İmsak vaktinden önce uyanmıştım. Besmeleyle kalktım. Yusuf hâlâ uyuyordu. Ona nazâr ettim bir süre.
Yusuf yüzlü derler hani.
İsminin mukabili...
Başımı iki yana salladım.Hemen ateşin üzerinde su ısıttım. Döşeğimize geri döndüm ve Yusuf'a ses etmeye başladım.
"Yusuf efendi, Yusuf efendi.. "
Gözleri hemen açılıverdi.
"Âmine... "
"Teheccüd vaktidir. "
Başını salladı ve besmeleyle doğruldu. Ben de örtümü başıma geçirdim. Seccadelerimizi serdim.
"Suyun hazırdır. "
"Ne diye zahmet buyurdun? Hem soğuk suyla daha faziletli demiş idik. "
"Zahmet değil hizmettir. Hem dışarısı ayazdır, bedenine bilerek eziyet etmeyesin. "
Bir şey demedi. Gözlerimin içine nazâr etti.
Beraber teheccüd, ardından da sabah namazını edâ ettik. Dua ettikten sonra mütalaamıza geçtik.
"İsrailoğulları lanetlenmiş kavimdir. Kendilerinden bir çok peygamberleri öldürmüş, apaçık mucizelere şahit olmuş, lâkin inanmamışlardır. "
Başımı salladım. Babam daha önce bahsetmiş idi.
İnsan kendi aralarından çıkan peygamberleri nasıl katleder, nasıl şahit oldukları halde inanmazlardı?
Nasip meselesiydi.
Şeytan da araya girince ,istemeyen iman etmezdi elbet.
Sabah aşından sonra hânemizi süpürmeye başladım. Besmeleyle yapıyor idim. Çok şükür hâne hanımlığına alışmış idim. İnşallah gelecek zamanlarda da zorlanmazdım.
Öğle vakti olmadan evvel, Yusuf camiye gitti. Ben de abdest alıp vakti beklemeye başladım. Bir yandan düşünüyordum.
Bizi.
Onu.
Bana hoş lakaplarla ses ediyordu.
Gerçekten istediği için miydi?
Yoksa hoşuma gitsin diye mi?
Bir de o bana muhtelif isimlerle hitap ederken ben ise ona sadece ya "Yusuf", ya da " Yusuf efendi" diyor idim.
Ne diyebilirdim başka?
Düşüncelerden sıyrılıp hâzır olan öğle namazını edâ ettim. İzdivacımız hakkında da, bizden Rabbim'in izniyle gelecek olan nesil hakkında dua ettim.
Bir vakit sonra kapı çaldı. Dış başörtümü ve peçemi taktım. Kapıyı araladım.
Yusuf efendi idi.
Kalbim hızlandı.
"Selamün aleyküm canmânam. "
"Ve aleyküm selam..zevcim."
Zevcim mi?
Essahtan mı?
Başka isim mi kalmadı koca lisanda?
Fena bir lafız değil lâkin bu vakitte onun lafzına mukabil olmadı.
Yusuf tebessüm etti. Ben de mukabele ettim. Birdenbire arkasından bir şey çıkardı.
Bölüm etkileşimi
