4. bölüm / 17
VÂYE4. Bölüm: Düş
Bölümler 17Şu an: 4. Bölüm: Düş
- 1 1. Bölüm: Havf ve Raca992 kelime
- 2 2. Bölüm: Vesile951 kelime
- 3 3. Bölüm:İmtihan1.057 kelime
- 4 4. Bölüm: Düş863 kelime · Okuduğun bölüm
- 5 Özel Bölüm: Yusuf1.252 kelime
- 6 5. Bölüm : Vâye956 kelime
- 7 6. Bölüm: Hazırlık895 kelime
- 8 7. Bölüm: Nikah1.163 kelime
- 9 8. Bölüm: Ruhefzâ1.277 kelime
- 10 9. Bölüm: Canmâna1.179 kelime
- 11 10.Bölüm : Yeşil1.160 kelime
- 12 11. Bölüm: Rahmet1.134 kelime
- 13 12.Bölüm: Cân-feşan1.075 kelime
- 14 13.Bölüm : Hamleyn1.315 kelime
- 15 14.Bölüm:Canımın Yaresi983 kelime
- 16 15.Bölüm: Yarres1.232 kelime
- 17 16.Bölüm:Tevekkül758 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
"Güldüren de O'dur ağlatan da."
(Necm/43)
Anladığım kadarıyla hâtunlardı. Ne için gelmişlerdi ki?
Sesinden tanıdığım Hatice Hâtun ayak ucuma kadar geldi. Telaşlıydı ve pişmanlık dolu bir sesi vardı.
"Hocahanım, nazar edesin bize, biz....hata ettik. Bir nâdanın fitnesini dilimize pelesenk ettik. Yalanmış meğer. Yusuf efendi seni değil o nâmerdi gözetlermiş. Senin namusunu korurmuş. Biliriz zordur lâkin affet bizi. Hakkını helâl et. "
Diğerleri de aynı şeyleri söylediler.
Yaydıkları iftira ve dedikodulardan dolayı özür beyân etmeye gelmişler idi.
Şeytan uğraşıyordu imdi benle.
Ama affedecektim.
Rabb'im affederken ben kimdim?
Başımı kaldırmadan kısık bir sesle fısıldadım. Konuşayım diye ağzıma bakıyorlardı. Yusuf Peygamber'in kardeşleri onu kuyuya attıktan sonra, tekrar karşılaştıklarında Yusuf Peygamber'in makamını, şerefini ve Peygamber olduğunu görüp ondan özür dilemişlerdi. Ben de onların özrünün karşılığını Kur'an'da anlatılan Yusuf Peygamber'in cevabı ile verdim. (Yusuf/92)
"Bugün size kınama yok. Allah sizi affetsin, O merhametlilerin en merhametlisidir. " dedim ve yanlarından geçip gittim. Kalbim küt küt atıyordu.
Bir an önce eve vardım. İçim bir garipti. Sevinsem mi üzülsem mi bilemedim.
"Selamün aleyküm ana. "
"Aleyküm selam kızcağızım, hoşgeldin. "
"Hoşbuldum anacım. Bilir misin az evvel köyün hâtunları benden özür dilemeye medresenin kapısına geldiler. "
Anam bana baktı ve sonra şükretti. Şaşkındı.
"Allah'ım sana şükürler olsun. Bak, gördün mü, Allah adını temize çıkardı. Zaten temizdi benim kerimem. "
Tebessüm ettim. "Estağfurullah ana. "
Namazımı edâ ettikten sonra babam geldi ve selâm verdi.
"Ve aleyküm selam, pederim. "
"Gül bahçesi yüzünde böylesine güller açtıran haber geldi demek. " Babam da tebessüm ediyordu.
"Elhamdülillah baba, Allah kulunu zayi etmez. "
"Medrese kapısında helallik istemişler bey, nedim olmuşlar. "
"Ben de kul iken affettim onları baba, Yüce Rabb'im affederken ben nasıl affetmeyeyim? "
"Amine'm, kızım, çok doğru söylersin, Rabb'imiz bizi affetmek için her kapıyı açarken, bizim ne haddimize affetmemek, Maşallah sana."
Aşımızı yedik ve sahanları yıkadım. Yatsı namazını beraber edâ ettik. Sonra ben odamda Kur'an ile başbaşa kaldım. Kur'an-ı Kerim'den Taha suresini okuyordum.
Rahlemin başında düş gördüm. Kalbim çarparak uyandım. Yutkundum. Nefes almaya çalıştım. Korkunç değildi. Sadece alışkın değildim....
Yüzü gözükmeyen bir er...
Beyaz giyinmiş...
Ben de beyaz giymişim ve peçem yok.
Yemyeşil bir bahçede karşılıklı oturmuşuz.
Kur'an tefsiri okuyoruz.
Kimdi acaba?
Abdestli görmüştüm rüyamı.
Hele de Kur'an başındayken.
Tövbe çektim.
Kalktım ve abdest aldım. Elbisemi giydim ve başörtümü taktım. Teheccüd namazına durdum.
Namazdan sonra ellerimi açtım. Bu sefer de Musa aleyhisselam gibi söyledim.
"Rabb'im senden gelecek her hayra muhtacım." (Kasas/24)
" Rabb'im beni doğru yoldan ayırma. İffetime zeval verme. Bizi ve neslimizi İslam'a önderler kıl.
Beni, anamı, babamı ve bütün inananları hesap gününde bağışla. Zamanı geldiğinde sevdiğin kullar arasından biriyle hayırlı bir izdivaç ve ömür nasib eyle. Amin"
Sabah ezanının duyulmasıyla namazımı edâ ettim. Abdest tazeledim ve anama sofrada yardım ettim. Aşımızı yedik. Başörtümü düzelttim ve peçemi güzelce taktım. Besmeleyle çıktım kapıdan. Yere bakarak gittim medreseye. Ancak kapısında dün gelmeyen talebeler vardı ve başları eğikti. Kısık bir sesle sordum.
"Selamün aleyküm, ne için beklersiniz burada? "
"Aleyküm selam hocam, biz hâya ederiz girmeye. "
"Ne için yavrum? "
"Hani dün size güvenmeyip gelmedik ya. " Tebessüm ettim.
"Hadi içeri girin. Kur'an sizi bekler. "
"Affedin hocam. " Yanaklarını okşadım.
"Affettim gülüm. Hadi içeri. "
Beraber girdik içeri. Kollarım küçük
omuzlarındaydı. Rabb'im'e şükrettim. İçim içime sığmıyordu.
"Bir daha deyiver hele, و(vav) mıdır ف (fe) midir? "
Derslerini güzelce okudular. Öğle namâzını beraber edâ ettik ve selâmetle ayrıldık.
Güneş tepedeydi. Şimdiden terlemeye başlamıştım. Hemen eve gittim. Zehra bacı bizim evdeydi.
"Selâmün aleyküm. "
"Ve aleyküm selam kızım. "
"Ve aleyküm selam hocahanım. " Zehra bacının yüzünde güller açıyordu.
"Hoşgelmişsin Zehra Hâtun. "
"Hoşbuldum."
"Hayrola yüzünde güller açıyor. "
"Hayır hayır, hayırlı bir iş için geldim. "
Duraksadım. Bunun tek bir manâsı olabilirdi.
"Müsaadenizle , hava sıcaktır. "
Odama geçtim. Allah'tan serindi. Üzerimi değiştirdim. Biraz uzandım döşeğime. Yorgun hissediyordum.
Uyandığımda güneş inmişti. İkindi vaktiydi. Besmeleyle kalktım ve abdest aldım. İkindi namazımı edâ ettim. Sonra hıfzını onunla yaptığım Kur'an'ımı aldım ve okumaya başladım. Ezbere verecek biri olmadığı için yüzüne okuyordum Kur'an-ı Kerim'i. Bitmesine az kalmıştı ve yeni hatim başlamak istiyordum.
Bir cüz okuduktan sonra anam çağırdı.
"Âmine."
Kalktım ve Kur'an'ımı öpüp yerine koydum. Ocak başına gittim.
"Buyurasın ana. "
"Kızım Zehra ve Süleyman efendi gelecek akşam olanda. Yardım ediver. "
"Ne için gelecekler ana. "
"Senin için. " Duraksadım.
"Af buyur? "
"Kızım, Zehra seni beğenir, ahlakını, edebini, iffetini. Bu yüzden de seni gelin olarak almak ister."
Anamın yüzüne bakakaldım. Ne demek gelin olarak almak ister?
Yusuf efendi ile mi....
Neden beni almak ister ki?
Ben kimim ki?
Yutkundum. Anam tekrar ünleyince ona yardım ettim. Aşımızı yedikten sonra babam bana döndü.
"Âmine."
"Buyur baba. "
"Onlar gelmeden evvel sorarım sana, rızan var mıdır? "
Duraksadım. Ne diyeceğimi bilemedim.
"Tanımam etmem baba, bilmem ki. "
"Yusuf efendinin ilmini ve edebini duymuşsundur. Başını yerden kaldırmaz. Güvenilirdir. Ama için rahat değilse bir aracı ile konuşun."
Düşündüm. Her ne kadar iyi, edepli, güvenilir olsa da konuşmak gerekirdi.
"İyi olur baba. "
Dış elbisemi giydim ve peçemi taktım. Kapımız vurulmuştu. Kalbim gümbür gümbür atıyordu.
Kapıyı açtım. Zehra bacıya kısık sesle "Hoşgeldiniz" dedim. Geri çekildim. Başımı kaldırmadan kapıyı araladım. Onun sesini duydum.
"Selamün aleyküm. "
Başımı salladım. İçimden selamı aldım. Herkes oturmuştu. Ben de biraz uzağa oturdum. Ellerim dizimde, gözlerim de ellerimdeydi.
Selamün aleyküm! Nasıl buldunuz? Beğenmeyi ve yorum bırakmayı unutmayın. Allah'a emanet❤
Bölüm etkileşimi
