14. bölüm / 17
VÂYE13.Bölüm : Hamleyn
Bölümler 17Şu an: 13.Bölüm : Hamleyn
- 1 1. Bölüm: Havf ve Raca992 kelime
- 2 2. Bölüm: Vesile951 kelime
- 3 3. Bölüm:İmtihan1.057 kelime
- 4 4. Bölüm: Düş863 kelime
- 5 Özel Bölüm: Yusuf1.252 kelime
- 6 5. Bölüm : Vâye956 kelime
- 7 6. Bölüm: Hazırlık895 kelime
- 8 7. Bölüm: Nikah1.163 kelime
- 9 8. Bölüm: Ruhefzâ1.277 kelime
- 10 9. Bölüm: Canmâna1.179 kelime
- 11 10.Bölüm : Yeşil1.160 kelime
- 12 11. Bölüm: Rahmet1.134 kelime
- 13 12.Bölüm: Cân-feşan1.075 kelime
- 14 13.Bölüm : Hamleyn1.315 kelime · Okuduğun bölüm
- 15 14.Bölüm:Canımın Yaresi983 kelime
- 16 15.Bölüm: Yarres1.232 kelime
- 17 16.Bölüm:Tevekkül758 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Selamün aleyküm.
Bu kitabı ve aynı zamanda bölümü, evvelen beni tanımamasına rağmen desteklemeye devam eden, yazmaya devama teşvik eden o malum güzel yürekli şahsa, âhiren de sayıları azınlıkta olsa bile okuyan ve yorumlayan cümle okura ithaf ediyorum.
Allah'a emanetsiniz.💗
Gözlerimi araladım.
Aralayabilmiş idim.
Gözlerim hem yaşlı, hem acır, yanaklarımdaki yaşlar kurumuş.
Neredeyim?
En son çarşıda idim.
Tahta tavanda ve odada dolandı gözlerim.
Bizim yuvamız, odamız, mahremimiz.
Kafamı soluma çevirdiğimde erimi gördü gözlerim.
Yusuf.
Şükürler olsun.
Bir yandan eli şakağımda okşuyor, bir eli de karnımda.
Karnıma baktım, kan yok idi.
Yusuf telaşlı ,terli saçlarım boynuma yapışmış.
"Âmine'm? Nazâr et bana, kötü bir rüya idi seni ele geçiren... Buradayım ben, tamam mı sevdiğim? Nasılcasın? "
Kötü bir rüya idi.
Yaşanmış değildi.
İftiralar yoktu.
Bebeğim sağ, ben sağ.
Gözlerim yeniden doldu ve bir hışımla kalkıp sarılıverdim erime.
Çok şükür rüya idi.
Çok kötü bir rüya idi...
Rabb'im şükürler olsun...
Boğazım acıyor, konuşmakta zorlanıyor idim. Gözlerim hiç durmaksızın akmaya başladı.
"Yusuf! Taşladılar beni..... Yavrumuza " Zina mahsulüdür " dediler.. Yusuf, öldüm sandım. Yavrumuz da benim yüzümden.......benim yüzümden öldü sandım! Taşladılar....çok acıdı...
Ben hiçbir şey etmedim. İnanmadılar bana...
Yoktun sen....sen....namaz kılıyor idin.... Bana bakmadın bile...... Gelmedin yanıma ne halde diye...Yusuf..sen neredeydin? " Sırtımı sıvazladı.
"Âmine'm. Rüya idi o. Çok kötü bir rüya idi. Bak şimdi geçti hepsi. Sen buradasın, ben buradayım, yavrumuz karnında. En mühimi Rabb'imiz bizimle... Zina etmedik biz. Günah işlemedik. Helâliz, nikâhımız kıyıldı ya.. "
Saçlarımı okşamaya devam etti. Onun yüzüne hâlen korku ve hüzün ile nazâr ediyor idim.
"Görünen o ki seni tesir etmiş iftira mevzusu. Lâkin artık cemisi mazidir. Hadi kapa gözlerini. Buradayım ben biiznillah. "
Fısıldadım. Hâlen ağlıyor idim.
"Gitme tamam mı? Yalvarırım sana...Bırakma beni şeytanın pençesine. Yakın dur ne olursun. "
Ancak akledebildim ve soluma üç kez tükürdüm.
Yusuf bir eli saçlarımda, bir eli ise karnımda yanıma uzanmış, kısık sesle dualar okuduğunu işitiyor idim. Derin derin soluklandım ve besmele ile kapadım gözlerimi.
Uyuyamadım.
Sanki her lahzâ birileri beni recmedecek idi.
Korkuyor idim.
İnşirah, ihlas, felak, nas okumaya başladım. Okurken gözlerim doluyor ve yaşlar yanağımdan aşağı süzülüyor idi. Yusuf ise tek tek siliyor, hâlen dua ve sureler okuyor idi.
Ayet-el Kürsi de okudum. Yüreğime bir nebze de olsa ferahlama gelmiş idi. Bitirirken gözlerim kapanıverdi.
Sabah olduğunda zor uyanmış idim. Neredeyse sabah namazını kaçırıyor idim.
Yusuf ise çoktan hazırdı. Bu sefer evvelden o kalkmış, ocağı yakmış, su ısıtmış idi.
Benim için.
"Nasılcadır hâlin Âmine'm? "
Tek kelime etmedim.
Edemedim. Etsem ağlayacağım. Bana yaklaştı ve başımı okşadı.
"He, canımın ta içi? Nasılcadır benim orman bakışlı hâtunum? "
Tebessüm edemedim. Sadece ona nazâr ettim ve yutkundum. Benim aklımı dağıtmak için mesud etmeye gayret ediyor idi.
Namazlarımızı edâ ettik. Kalbim hâlen dar, hâlen yorgun hissediyor idi. Ellerimi kaldırdım tek Yüce Şahit'e, tek Rahman'a , tek Rahim'e. Fısıldadım.
"Rabb'im, senden başka sığınacak kapımız yoktur. Bizleri affet. Hatrımdan çıkmayan iftira konusunu hatrımdan gider. Şeytanın ve nefsimizin bizi ele geçirmesine izin verme.... "
Burada duraksadım ve hâlen küçük olan karnıma indirdim gözlerimi. Okşadım bir süre.
"Rabb'im, evladımızı koru. Önce sana layık kul, sonra Habibine layık ümmet eyle. Bizi ona layık ebeveyn, onu da bize layık evlat eyle. Bizi ve neslimizi namaza devam edenlerden, sâlihlerden eyle. Âmin. " Ellerimi yüzüme sürdüm.
Derin nefes almaya çalıştım ama olmuyor idi.
Göğsüm daralıyor idi.
İnşirah okuyor idim..
Yusuf duasını ettikten sonra bana döndü.
"Âmine'm, dilersen baba ocağına varalım he? Hem ana babana haberi veririz, hem de bir görürsün iyi gelir sana biiznillah. "
Gözlerim büyüdü.
"Çarşıya mı çıkacağız... Çıkmasak... "
Bana kararlılıkla nazâr etti. Ellerini ellerimin üzerine koydu.
"Hani rüya idi onlar, hakikâtte öyle bir hâdise meydana gelmedi hiç. Sadece baba evine gidip geleceğiz inşAllah. "
Başımı salladım ve derin bir nefes aldım.
Kalktım ve dış esvabımı giyindim. Peçemi de taktım.
Dışarı adımımı attığımda yüreğimi bir korku sardı. Sanki her an üzerime taş yağacakmış gibi hissettim. Göğsüm daralmaya, nefesim kesik kesik gelmeye başladı. Kaldırıp başımı etrafa bakamadım. Gözlerim büyümüş idi.
"Âmine? "
"Gitmeyelim, ne olur... "
Derin bir nefes aldı. Artık kabullenmiş idi.
"Tamam o vakit. Müsaitlerse biz dâvet edelim onları hânemize. Hadi sen geç içeri, ben tez vakitte çağırayım. "
"Yusuf, gitme ne olur... " Bana döndü ve yüzümü kavradı.
"Âmine'm, biricik hâtunum, zevcem. Ne diye hâlen endişe edersin? Kimse sana bed zeban edemez. Rabbimiz var, bizimle her dâim. O Rab ki seni bana emanet etti. Müsterih olasın. "
"Ne edeyim Yusuf? Hatrımdan, kalbimden düşmüyor, çok ağır geliyor nefsime. "
"Âh mehlikâ...Kapıyı kapat ve intizâr et. Ben tez vakitte gidip geleceğim biiznillah. "
"Yusuf... "
Bakıştık.
"Âmine.. "
"Senin bir vazifen vardır. Ben gelinceye dek La ilâhe illallah zikri çekesin. Haydi selametle. "
Başımı eğdim. Gözlerimi yumdum ve zikre başladım.
La ilâhe illallah....
La ilâhe illallah...
Kısa bir vakit sonra kapıya vuruldu. Tez açıverdim.
Anamı görüvermemle sıkıca sarıldım ve yeniden doldu gözlerim.
"Ana! "
"Kuzum.... Ne oldu yavrum? "
Sedire oturduk. Babamın da elini öptüm.
"Âmine'm, kızcağızım ne oldu? "
"Evvel olarak size bir haberimiz vardır... "
"Hayrolsun.. "
Derin bir nefes aldım. İlkin demeye utandım böyle bir şeyi. Sanki hakikâtte suçmuş gibi. Gözlerim dolu, kalbim sıkışıyor idi.
"Gebeymişim ben..... Ebeveyn olacağız biiznillah..."
Anamın yüzü aydınlandı. Babam da şükretti.
"Kızım! Essah mı dersin? Allah'ım sana şükürler olsun... "
Sarıldık. Lâkin ben ağlıyor idim. Tek kelime etmedim sonra. Duvara bakakaldım.
"Âmine... Sen niye mahzunsun? Ne güzel vâlide olacak benim kızım..... "
Boğazım tıkandı. Daha da ağladım..
Yusuf girdi kelâma. Sesi alçaktı.
"Kâbus görmüştür ana dün gece..... Kâbusta....yavrumuza.....zina mahsulü deyip...Âmine'yi recmederlermiş....."
Anam yeniden sardı kollarını.
"Âh yavrum.... Ne denli tesir etmiş seni iftiralar.....
Ağlama yavrum, ağlama kuzum.. Geçti onlar.. "
"Nasıl ağlamayayım ana? Aklımı zehirli yılan gibi sardı, peşimi bırakmaz. " Boş boş nazâr ediyor idim duvara. Onlar konuşuyor idi.
"Tek lokma yemedi baba. Bütün tadı tuzu kaçtı.. Ne edeceğim bilmem. Rabb'im bir an evvel kurtarsın onu bu hâlden... "
"Allah'ın izniyle geçecek, yavrunuzu kucağınıza alanda her şeyi unutuverirsiniz. Âmine'yi kucağıma verdiklerinde ne kadar küçüktü, ne kadar güzel bir nur topuydu... Hâlen de öyledir. Şimdi kendi yavrusunu alacak kucağına benim kızım... " Babam bana bakmaya devam etti.
"Âmine'm, biricik kızım. Her şey geçicidir, bu dünya hayatı dahil. Bak , ne çok nimetler verir Rabb'imiz bize, önce sana Yusuf'u verdi. Ne güzel bir yuva kurdunuz MaşAllah. Şimdi de bu yuvaya bir rahmet yoldadır. Bütün halk da susmuştur. Takmayasın kafana, karnındaki yavrucağa da sirayet eder senin ahvâlin... "
Başımı kaldırdım ve babama baktım.
"Essah mı baba? Sirayet eder mi hakikâten?.."
Babam başını salladı. "Eder kızım, sende ne olup biter ise o yavrucak da hisseder. Müsterih olasın artık. "
Başımı eğdim.
Ne yapacak idim?
Tabii ki Rabbime yönelecek, namazlarıma, dualarıma devam edecek idim.
Dünya hayatı idi bu.
Meydan-ı imtihan idi.
Elbet zor idi lâkin geçecek idi.
Anamlar gittikten sonra birkaç bir şey hazırladım. Yusuf da sofrayı kurmuş idi. Sükut halinde idim.
Sofraya oturduğumuzda Yusuf ekmeği kopardı ve bana uzattı. Hâlen mahzun olduğumu farketmiş idi.
"Bilir misin hâtun? Gözlerim bu günlerde bir değişik görmeye başlar... "
Başımı kaldırdım. Diğer vakitlerde hiçbir şeyden şikayet etmez idi.
"Essah mı? Nasıl görür? "
"Biricik zevcesi kendi kendini eritirken... Yanlış görürsün de hadi.. "
Başımı eğdim.
"Kusuruma bakmayasın efendi... "
"Estağfurullah, asıl sen benim gözlerimin kusuruna bakmayasın.. " Başını eğerek gözlerime nazâr etti, biraz da yaklaştı.
"De bana, o ufak tebessümünü görmesi için ne yapmalı bu fakir, ruhefza'm? "
Yine dedi onu.
Ruhefza'm.
Tebessüm ettim. Hoşuma gider idi bu lakap.
"Ha şöyle, gözümün gönlümüz şenlensin... "
Besmele çektik. Ağır ağır yiyor idim. Boğazımdan zor geçiyor idi.
Unutmaya gayret ediyor idim. Ağır geliyor idi.
Bir şey farketmiş idim.
Rabb'im beni seviyor, yani böyle hissediyor idim naçizane.
Çünkü Rab' sevdiği kulları daha çok imtihan eder idi.
Sonra bir kez daha efkarlandım.
Ya başıma gelen musibetler, bir hata işlemem yüzünden ise?
Korktum. Kalbim hızlanmaya başladı.
Evet, her vakit Yusuf'un iltifatları ile hızlanan kalbim, şimdi bir günah işlemiş olma korkusu ile hızlandı.
Dehşete düştüm. Yaptıklarımı düşünmeye başladım ve hatırlamaya gayret ettim. Ne etmiş olabilirdim.
Farketmeden harama baktım mı?
Haramı hayal ettim mi?
Namâhrem yüzümü gördü mü?
Bilmiyordum.
Bilemiyor idim.
Ne edecektim şimdi?
Bildiğim kadarıyla yok idi.
Bilmediklerimizden mükellef miydik?
Bölüm etkileşimi
