Bölümler 17Şu an: 6. Bölüm: Hazırlık
- 1 1. Bölüm: Havf ve Raca992 kelime
- 2 2. Bölüm: Vesile951 kelime
- 3 3. Bölüm:İmtihan1.057 kelime
- 4 4. Bölüm: Düş863 kelime
- 5 Özel Bölüm: Yusuf1.252 kelime
- 6 5. Bölüm : Vâye956 kelime
- 7 6. Bölüm: Hazırlık895 kelime · Okuduğun bölüm
- 8 7. Bölüm: Nikah1.163 kelime
- 9 8. Bölüm: Ruhefzâ1.277 kelime
- 10 9. Bölüm: Canmâna1.179 kelime
- 11 10.Bölüm : Yeşil1.160 kelime
- 12 11. Bölüm: Rahmet1.134 kelime
- 13 12.Bölüm: Cân-feşan1.075 kelime
- 14 13.Bölüm : Hamleyn1.315 kelime
- 15 14.Bölüm:Canımın Yaresi983 kelime
- 16 15.Bölüm: Yarres1.232 kelime
- 17 16.Bölüm:Tevekkül758 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Sizi eşler halinde yarattık.
(Nebe/8)
Nikah hazırlıkları başlamıştı. Anam daha önceden hazırladığı çeyiz eşyalarımı birer birer çıkarıyordu. Bir tane bembeyaz bir tülbent çıkardı. Kenarlarını işlemişti. Çok güzeldi. Örme çoraplar, patikler, keseler.....
Fatıma annemizin çeyizini düşündüm o an. İçinde sadece kadife bir örtü, içi hurma lifiyle doldurulmuş yastık, iki el değirmeni ve deriden yapılma iki su kabı vardı.
Ne güzeldi.....
Sade, gösterişsiz...
Vâlidemle çeyizimi hazırladıktan sonra sarıldık. Duygulanmıştı. Kolay değildi tabii bir ana için.
Namazımı edâ ettikten sonra Kur'an-ı Kerim'in başına geçtim. Hatmimi bitirdikten sonra yenisine çoktan başlamıştım.
Okudum... Okudum..
Enfal Suresi'ne geldim.
"Ve Allah onların kalplerinin arasını sevgi ile birleştirdi. "(Enfal/63)
Duraksadım.
Bizim kalplerimizi de birleştirir miydi?
Sevecek miydi beni?
Allah rızası ve Peygamber sünneti için evleniyor olsakta insandı bu, hele de dişi, sevgi, ilgi beklerdi.
Kur'an-ı Kerim'i okumaya ara verdim ve anama sofrada yardım ettim. Babam da gelmişti. Bana baktı bir süre, mahzundu sanki.
"Baba."
"Âmine'm? "
"Hâlin nasıldır bugün? "
"Elhamdülillah alâ külli hâl yavrum, senin? "
"Elhamdülillah baba da, gözlerim mahzun görür seni, hayrolsun? "
"Evimizin bereket kuşu yakında uçacak yuvadan, kendi yuvasını kuracak. Onun özleminden nasıl mahzun olmayayım?" Gözlerim doldu.
"Baba...... Hicret etmiyorum ki.... " Kollarını açtı.
Sıkıca sarıldım. O da sardı kollarını. "Hânemizin bereketi... " diye fısıldadı. Gözlerimizi sildik.
"Hep ziyarete geleceğim inşAllah baba, üzülme. "
Tebessüm etti.
"Sen bakma bu ihtiyara kızım, kurasın yuvanı. "
Başımı eğdim. Neredeyse nikahlanacağım diye üzülecektim.
"Ananla bırakacaksın beni bir başıma. " Güldü.
"Bey.. " Anam ona kızmış gibi baktı. Babam daha da güldü.
"Lâtife yaparım hâtun, sen hep benim yanımda olasın, bir başıma komayasın beni. Allah ömrüne bereket versin. " Anam tebessüm etti.
"Senin de bey. "
Onları izlemeyi çok severdim. Küçüklüğümden beri çok güzeldi araları. Babamın anamı bir an bile kırdığını hatırlamazdım. Hep yumuşak sözle, hikmetle konuşurdu . Şimdi onları izlerken her zaman bu hallerine şahit olamayacağımı hatırladım. Gözlerim dolu dolu tebessüm ettim.
Hücrelerimize çekildik. Yorgundum ama Kur'an okumalıydım. Açtım Mushaf'ımı. Okşadım sayfalarını. Okudum.... Okudum...
Gözlerim ağırlaşmaya başlamış, görüşüm bulanıklaşmaya başlamıştı. Kur'an'ı kapattım ve döşeğime yattım. Dualarımı okurken gözlerim kapandı.
Nikah gününe günler bir bir gidiyor, anamla eksik gedik alıyorduk. Çok da bir şey almamıştım. Fazlasına hâcet yoktu. Birkaç başörtü, yatak örtüleri, patikler, lifler ve örme çoraplar vardı. Birkaç da Yusuf efendi için eşyalar.
Her ne kadar hâcet yok desem de anam kırmızı, biraz süslü kaftan aldırmıştı. Neyse ki nikahımızı amcam kıyacaktı ve iki dayım da şahit olacaktı.
Böylelikle hem sesimi bir namahrem duymayacak, hem de kaftanımı görmemiş olacaklardı.
Günler azaldıkça kalbim çarpıyordu. Bu arada da anamdan hânenin hanımı nasıl olunur öğrenmiştim. Sadece aş pişirip, hâneyi paklamak hâne hanımlığı sayılmazdı. Öncelik olarak o evde Allah adı anılması, ibadetleri tam yapmak vardı.
Zevce itaat de önemliydi tabii.
Onun ilminden nasipleneceğim diye seviniyordum.
Öğretirdi bana da değil mi?
Çok istiyordum Kur'an-ı anlamak ve hadis öğrenmek.
Kim bilir nasıl anlatırdı....
İlminden bana da bir pay verir miydi?
Yoksa istemez de, "Ne yapacaksın" mı derdi?
Öyle birine benzemiyordu aracıyla konuşurken.
Amel edilmeyen ilim, ilim sayılmazdı.
Öğretmek gerekirdi.
Abdestimi almış, medreseye gitmiştim. Talebeler çoktan işitmişlerdi nikahlanacağımı. Kıkırdıyorlardı. Peçemi çıkardım ve selam verdim.
"Selâmün aleyküm ve rahmetullahi ve berakatühü,hayrolsun, Allah saadetinizi artırsın. "
"Aleyküm selam ve rahmetullahi ve berakatühü hocahanım. "
"Deyin hele, ne güldürür sizi bu kadar? "
"Yusus efendi ile nikahlanırmışsınız hocam. "
"Allah iyiliğinizi versin, doğrudur, inşAllah. "
"Ben ikinizi çok yakıştırır ve isterdim hocam. Çok şükür iyi oldu. " Tebessüm ettim.
"Dua ediverin oldu mu? "
Çoğu başını salladı ama içlerinden biri, diğerlerinden yaşça biraz daha büyük talebe, yüzü asıktı. Adı Selma idi. Saatler geçmesine rağmen ders getirmedi.
"Selma, yanıma geliver hele yavrum. "
Gelmedi.
"Selma, sana derim. "
Bana baktı. Yüzü sinirli hâle döndü. Sonra yine Kur'an-ı'na bakmaya devam etti. "Sübhanallah" çektim. Daha fazla zorlamadım.
Onlara ders vermelerinden sonra Fatıma (r.anha) annemizin çeyizini anlattım.
"Fatıma annemizin çeyizi içi sadece hurma lifiyle doldurulmuş yastık, kadife bir örtü, iki el değirmeni ve deriden yapılma su kabı vardı. İstese Peygamber Efendimiz(s.a.v.) Allah'tan daha fazla mal isteyebilirdi. Ama O hayatının her yerinde sadece var olanla yetindi. "
Öğle namazı olanda, hepimiz namaz kılmıştık. Çok şükür o da kılmıştı. Siniri her neyse namaza engel olmamıştı. Namazdan sonra herkes dağıldı. Onunla yalnız konuşmak istedim.
"Selma, derdin nedir evladım, konuşmak ister misin? "
"Siz gidesiniz, Yusuf efendi ile konuşasınız. "
Dondum kaldım. Neler derdi bu?
"Ne için böyle dersin? "
"Tabii siz hocasınız, elbet sizi ona verecekler. "
"Evladım neler diyorsun? "
"Yusuf efendi ile essahtan görüştünüz değil mi? Yoksa neden sizi tanımadan sizinle nikahlanmak istesin? "
Yüzüne şaşkın şaşkın bakıyor idim. Hâla güvenmezdi hocasına. Essahtan görüştüğümüzü ve bu yüzden nikahlandığımızı sanardı.
"Selma, neler dersin sen, ne için böyle dersin? Biz-.. "
"Neyse hoca, boşverin, Nallıhan'da er mi kalmadı?"
Beni şaşkın yüz ifadesi ile bırakıp gitti. Ben ise hâla dediklerini sindirmeye çalışıyordum.
Talebem nikahlanacağım adamı mı kıskanmıştı?
Tövbeler olsun.
Onu mu isterdi?
Bir de görüşmüşsünz derdi.
Günah mı işledim onların nazarında?
Şeytan yine girdi araya.
Euzubillahimineşşeydanirracim.
Medreseden çıktım ve eve yol aldım. "Bismillah" diyerek girdim ve kapıyı kapattım. Evde kimse yok idi. Abdestimi tazeledim ve Kur'an başına geçtim.
Göğsüm yine daralmıştı.
Güzel bir istiaze çektim ve başladım.
"Sadakallul-azim."
Anam gelmiş, sofrayı da kurmuş idik. Aşımızı sessizce yedik ve namazı beraber edâ ettik.
Nihayet nikah günüydü.
Besmele çekip hazırlanmaya başlamıştım. Kaftanımı giydim. Örtümü güzelce bağladım. Peçemi de örttüm. Üzerine duvak niyetine beyaz bir örtü örttüm. Anamın gözü yaşlıydı. Çok heyecanlıydım. Kalbim pır pırdı.
Dualar edildi. Camiye gittik. Yere oturdum ve beklemeye başladım.
Daha sonra yaklaşan ayak seslerini işittim.
Arkama dönüp bakmadım.
Bölüm etkileşimi
