17. bölüm / 17
VÂYE16.Bölüm:Tevekkül
Bölümler 17Şu an: 16.Bölüm:Tevekkül
- 1 1. Bölüm: Havf ve Raca992 kelime
- 2 2. Bölüm: Vesile951 kelime
- 3 3. Bölüm:İmtihan1.057 kelime
- 4 4. Bölüm: Düş863 kelime
- 5 Özel Bölüm: Yusuf1.252 kelime
- 6 5. Bölüm : Vâye956 kelime
- 7 6. Bölüm: Hazırlık895 kelime
- 8 7. Bölüm: Nikah1.163 kelime
- 9 8. Bölüm: Ruhefzâ1.277 kelime
- 10 9. Bölüm: Canmâna1.179 kelime
- 11 10.Bölüm : Yeşil1.160 kelime
- 12 11. Bölüm: Rahmet1.134 kelime
- 13 12.Bölüm: Cân-feşan1.075 kelime
- 14 13.Bölüm : Hamleyn1.315 kelime
- 15 14.Bölüm:Canımın Yaresi983 kelime
- 16 15.Bölüm: Yarres1.232 kelime
- 17 16.Bölüm:Tevekkül758 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Selamün aleyküm.
Ben yine çok geç geldim.
Biri eleştirisinde Osmanlı Türkçesi ile yazdığı kelimeleri altta notta günümüz Türkçesini yazmalıydı demiş.
Araştırın diye yazmıyordum.
Allah'a emanet.
Kapıyı açtığımda gözlerim yuvalarından çıkacak gibiydi. Kızlarım ellerinde Kur'anları, ışıldayan dideleri ile bana bakıyordu. Ne diyeceğimi bilemez, orada öylece çakılıp kalmıştım. Medreseye gidemedim diye hüzünlenirken onlar bana gelmişti.
"Esselamu aleykum ve rahmetullahi veberakatühü hocahanım! "
Tebessüm ettim.
"Ve aleyküm selam ve rahmetullahi ve berakâtühü canımın içleri, buyrun hoşgelmişsiniz. "
Yere inci gibi dizildiler.
"Siz nasıl, nereden icap etti deyin hele? Ben burada uykuya mağlup düşmüşüm, g niyetim vardı medreseye lâkin nasip olmadı. "
"Zevciniz Yusuf Efendi haber yolladı, biz de toplandık. Başınızı kaldırmaya mecaliniz olmadığını işittik canım hocam. " dedi Elif.
Hayâ ettim nedense son kelamdan. Sıbyanın diline düştük.
Yusuf Efendi yapmıştı yine yapacağını. Allah ondan razı olsundu, onun da gönlü murad etmemiş idi kızçelerimden ayrı kalmama.
"O vakit açın bakalım Kur'an'larınızı. Hazırsınızdır inşallah. "
Gözüm yine Selma'yı aradı son aylarda olduğu gibi. İnadından gelmemişti. Başka biriyle mi devam ederdi hıfzına, yoksa tamamen bırakmış mıydı bilmiyordum. Sual etmeye hâyâ ettim kızlara. Aramız pek de iyi değil idi medreseye gelirken. Rabb'im hayır göstersin.
Talebelerim derslerini irad ettikten sonra, soğuk şerbet ikram ettim onlara. İçip hânelerine çekildiler.
Namazımı kıldım ben de. Ellerimi kaldırdım göğe, her şeyin Mâlik'ine. Çok dua ettim.
"Ey merhametlilerin en Merhametlisi! Sen bize ne güzel nimetler verdin. Biz sana şükrünü eda edebildik mi meçhul. Şükrünü hakkıyla yerine getirebilen kullarından eyle bizi. Beni ve zürriyyetimi namaza devam edenlerden eyle. Beni, anamı, babamı ve tüm inananları hesap gününde bağışla.
Doğacak yavrumuzu sağlıkla gönder bu meydan-ı imtihana. Sana layık bir kul, Habib'ine layık bir ümmet olsun. Bize göz aydınlığı olsun. Amin. "
Aş pişirirken kapı çalınmıştı. Tez diğer örtümü aldım ve kapıyı açtım. Yusuf efendi olduğu belliydi. Arkasında ebeveynlerimiz vardı.
Ah Yusuf efendi, haber yollasaydın ya ona göre aş ederdim!
Hepsinin ellerini öptüm ve Yusuf efendiye sitem dolu nazarımı atıverdim.
"Hoşgelmişsiniz. Ne iyi ettiniz. Ben de aş ederdim. "
Süleyman baba da evvel Yusuf'a nazar etti kaşlarını çatarak.
"Kızıma gebe haliyle aş ettirirsin öyle mi Yusuf?"
Yusuf efendi ağzını açacakken Zehra ana:
"Böyle mi yetiştin sen oğul? Yarın ahirette nasıl hesap vereceksin Yaradan'a? "
Ben gülüyor, Yusuf efendi mahçup, konuşmaya çalışıyordu. Babam dahil oldu kelama:
"Ne tembih ettim ben sana oğul? Biricik kızımı, kerimemi verdim. Emanete sahip çıkamayacağını bileydik.. "
Artık kelam etmek bize düştü:
"Baba, Allah aşkına durun. Emanete sahip çıkamadığı yoktur. Aş pişirmekte ne vardır? Yorulmam ki, hem Yusuf efendi zaten iş ettirmez bana. Bari aşı ben yapayım. "
Anam bu sefer : "Ayakta durursun kızım, olmaz öyle, bak yarıyı aştın. Sırtın, bacakların ağrır. Yusuf efendi etsin biraz aşı" Deyince neredeyse haddimden çok gülecektim. Yusuf efendiye nazar ettim. Tebessüm ediyordum. O ise hâlâ mahçuptu. "Deme " Der gibi hali vardı. Aş pişirmeyi bilmediğinden yine mahçup olacaktı. Bunu gören ebeveynlerimiz :
"Bak hele, kızıma gözleriyle bir şey demeye çalışır."
"Oldu mu bu Yusuf efendi? O kadar eğitim almışsın Konya'da. "
"Ben aş ederim kızıma, bir şeycik olmaz. "
Ne olmuştu bunlara?
"Analarım, babalarım. Vallahi yermeyi bırakın artık zevcimi. Zevcim her hüneri bilir, lâkin aş işi hatun işidir. Yapabilen er azdır. Zevcim de o azınlıkta değildir. Mazur görüverin. Rabb'im bana hanem için aş yaparken kuvvet ihsan eder çok şükür. "
Yusuf efendi de kalktı. Sanki dilini yutmuştu. Hâlen tek kelâm etmiyordu. Sofrayı kurdu. Ben ise bu kadarcık lokma kime kâfi gelecek diye kara kara düşünüyordum. En iyisi hissettirmeden bir çeşit daha pişirmekti. Allah'ım dilerse yetişir, bereketlenirdi.
Çok şükür israfa kaçmadan pişirmiş, sofraya koymuştum.
Aşımızı yedikten sonra mütaalaya oturduk. Çok şükür ki günlerimiz kemâl-i afiyetle geçiyordu, ne büyük nimetti.
Ağırlaşmamdan ve ara ara giren sancılardan hafızlığımı tekrar edemiyordum. Allah razı olsun Yusuf okuyordu cehren.
Hem de ne güzel kıraat ederdi.
Uzun süre başından kalkmazdı Azim'üş-Şan'ın.
Gece okurdu, gündüz okurdu.
Dilerdim ki yavrumuza da sirâyet ederdi, işitirdi.
Çoğu zaman gözüm yaşlı dinlerdim, evladımızın Yusuf efendiye, babasına, benzemesini pek çok niyaz ederdim.
Yusuf başladı yine.
Bismillahirrahmanirrahim.
"De ki: 'Bizim başımıza ancak Allah’ın bizim için yazdığı şeyler gelir. O, bizim mevlamızdır (yardımcımızdır). Müminler yalnız Allah’a güvenip dayansınlar. (Tevbe Suresi, 51)
" Tevekkül , senin de malum olduğun üzere, üzerine düşeni cühd edip gerisini Allah'a bırakmandır Âmine. Eğer sa'y etmezsen, o vakit öylece beklememen lazımdır. Ne der Yüce Rabbim'iz? :
"İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır." (Necm, 39)
Tevekkül, hiçbir zaman, çalışmayı ve esbaba sarılmayı terkedip, "Allah'ın dediği olur." diyerek kenara çekilmek değildir. Hakkıyla ,sa'y ü gayret ederek sabretmektir.
"Eğer siz Allah 'a hakkıyla tevekkül ederseniz, o sizi kuşu rızıklandırdığı gibi rızıklandırır." (İbn Mâce, Zühd, 14).
Böyle geçiyordu çok şükür. Yusuf efendi sâyesinde ilmime ilim katıyordum. İnşallah zekâtını da verebilirdim.
Bölüm etkileşimi
