4. bölüm / 15
Valizimde Sen VarsınYeni Başlangıçlar
Bölümler 15Şu an: Yeni Başlangıçlar
- 1 Aynı Gökyüzünün Altında1.765 kelime
- 2 Henüz Karşılaşmadan2.256 kelime
- 3 Yabancı Bir Şehirde2.220 kelime
- 4 Yeni Başlangıçlar1.447 kelime · Okuduğun bölüm
- 5 KADERİN İLK OYUNU2.579 kelime
- 6 Bölüm 61.507 kelime
- 7 BİR VALİZ, İKİ YABANCI1.162 kelime
- 8 Bölüm 81.442 kelime
- 9 Bölüm 91.520 kelime
- 10 Bölüm 10703 kelime
- 11 BÖLÜM 11953 kelime
- 12 Bölüm 121.024 kelime
- 13 Bölüm 131.194 kelime
- 14 Bölüm 141.140 kelime
- 15 Bölüm 151.208 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Sabah güneşi odanın perdelerinden süzülerek içeri doluyordu. Mina gözlerini araladığında birkaç saniye nerede olduğunu anlamaya çalıştı. Sonra tavandaki tanıdık çatlak çizgiyi görünce hafifçe gülümsedi. İzmir'deydi.
Yatağın yanındaki sandalyede İstanbul'dan dönerken aceleyle bıraktığı çantası duruyordu. Üzerine iliştirilmiş havaalanı etiketi hâlâ çıkarılmamıştı. Bir an gözleri etikette kaldı. "İstanbul..." Daha bir gün önce İstanbul sokaklarında yürüyordu. Kalabalık sokaklar... Vapur sesleri... Selin Hoca'nın evi... Ve sanki yıllardır tanıyormuş gibi hissettiren o şehir...
Kapı hafifçe vuruldu. "Uyandın mı?" Annesinin sesi gelince Mina doğrulup saçlarını topladı.
"Uyandım."
"Çay hazır."
"Geliyorum."
Üzerine bol bir tişört geçirip odadan çıktı. Mutfakta çayın kokusu bütün evi sarmıştı. Annesi iki bardağı masaya bırakırken gülümsedi. "İstanbul'dan dönünce ev çok sessiz geldi."
Mina sandalyeye oturdu. "Evet..." Birkaç saniye sustu. "Garip ama... Özledim."
Annesi kaşlarını kaldırdı. "Daha bir gün oldu."
"Biliyorum." Çayından bir yudum aldı. "Ama sanki orada yarım kalmış bir şey var."
Annesi onu dikkatlice izledi. "Bazen bazı şehirler insana bunu hissettirir."
Mina hafifçe başını salladı. "Belki de..."
Tam o sırada telefon masanın üzerinde titredi.
Duru: "GÜNAYDIN İSTANBUL GELİNİ."
Mina kahkahasını tutamadı. "Bu kız gerçekten hiç normal olmayacak."
Annesi merakla baktı. "Duru mu?"
"Evet." Mesajın altına bir tane daha düştü: "Ben hâlâ İstanbul'u düşünüyorum."
Mina gülümseyerek yazdı: "Ben de."
Duru anında cevap verdi: "Bence sen zaten oraya taşınacaksın."
Mina mesajı okurken kısa bir an durdu. İçinden geçen tek cümle şuydu: "İnşallah..."
Tam telefonu masaya bırakacakken ekran yeniden aydınlandı. Bu kez tanımadığı bir numara arıyordu. Mina ile annesi aynı anda telefona baktılar. Annesi sessizce gülümsedi. "Belki de..."
Mina'nın kalbi istemsizce hızlandı. Telefon birkaç saniye daha çalmaya devam etti. Mina derin bir nefes aldı. "Off..."
Annesi gülümseyerek telefonu işaret etti. "Aç artık."
Mina telefonu kulağına götürdü. "Efendim?"
Karşı taraftan sakin bir kadın sesi duyuldu: "Merhaba, Mina Aksoy ile mi görüşüyorum?"
"Evet, benim."
"Ben Koral Hastanesi İnsan Kaynakları biriminden arıyorum."
Mina'nın eli istemsizce telefona biraz daha sıkı tutundu. Annesi yüzüne dikkatle bakıyordu. Kadın konuşmaya devam etti: "Gerçekleştirdiğimiz görüşmemizle ilgili sizi bilgilendirmek istiyoruz."
Mina nefesini tuttu. "Evet..."
"Kısa değerlendirme sürecimizin ardından sizinle çalışmayı uygun gördük. Ekibimizde sizi görmekten memnuniyet duyacağız."
O an zaman birkaç saniyeliğine durmuş gibiydi. Mina cevap vermeyi unuttu. Kadın nazikçe seslendi: "Mina Hanım?"
"Şey... Evet. Özür dilerim."
Annesi, Mina'nın gözlerinin dolduğunu görünce daha hiçbir şey söylenmeden anlamıştı. Kadın konuşmasına devam etti: "Eğer sizin için de uygunsa, Salı günü saat 09.00'da evrak teslimi ve oryantasyon süreciniz için hastanemizde olmanızı rica ediyoruz. Gerekli belgeleri birazdan e-posta yoluyla da ileteceğiz."
Mina derin bir nefes aldı. "Tabii... Elbette. Çok teşekkür ederim."
"Biz teşekkür ederiz. Tekrar hayırlı olsun."
Telefon kapandı. Ev bir anda sessizleşti. Mina birkaç saniye boyunca telefonu elinde tutmaya devam etti. Annesi yavaşça sordu: "Ne dediler?"
Mina başını kaldırdı. Yüzünde inanmaya çalışan bir gülümseme vardı. "Oldu..." Sesi o kadar kısıktı ki neredeyse fısıltı gibiydi. "Anne..." Bu kez gülümsemesi büyüdü. "Oldu."
Annesi bir şey söylemeden ayağa kalktı. Mina da yerinden kalkınca birbirlerine sımsıkı sarıldılar. İkisi de konuşmuyordu. Bazen en güzel haberler sessiz karşılanıyordu. Bir süre sonra annesi hafifçe geri çekildi. "Gördün mü?"
Mina gözlerini silerken gülümsedi. "Neyi?"
"Hayal kurman boşuna olmaz demiştim."
Mina derin bir nefes aldı. Bu kez ilk defa yüksek sesle söyledi: "İstanbul'a taşınıyorum."
Annesi gülümseyerek Mina'nın iki yanağını tuttu. "Seninle gurur duyuyorum."
Mina'nın gözleri yeniden doldu. "Ben... uzun zamandır ilk kez kendimle gurur duyuyorum."
Annesi saçlarını okşadı. "Hadi bakalım... Yeni hayatın başlıyor."
Tam o sırada masanın üzerindeki telefon yeniden titredi: 1 Yeni e-posta Gönderen: Koral Hastanesi İnsan Kaynakları
Mina hemen telefonu eline aldı. "Gelmiş..."
E-postayı açtığında gerekli evrakların listesi tek tek karşısına çıktı. Fotoğraf... Kimlik fotokopisi... Diploma... Sağlık raporu... Adli sicil kaydı... İkametgâh belgesi... Ve en altta kalın harflerle yazılmış bir not vardı: "Salı günü saat 09.00'da Koral Hastanesi İnsan Kaynakları Birimi'nde hazır bulunmanız rica olunur."
Mina derin bir nefes verdi. "Gerçekten oluyor..."
Annesi gülümsedi. "Artık hazırlıklara başlamanın zamanı geldi."
Mina başını salladı. "Ama önce..." Telefonunu eline alıp WhatsApp grubunu açtı. Parmakları birkaç saniye ekranın üzerinde bekledi. Sonra yazdı:
Mina: "Kızlar... Kabul edildim."
Mesajı gönderir göndermez telefon peş peşe titremeye başladı.
Duru: "NEEEEEEEEEEE?!"
Duru: "ŞU AN AĞLIYORUM!"
Duru: "ŞAKA YAPIYORSUN DEĞİL Mİ?"
Aslı: "Tebrik ederim Mina. Bunu gerçekten hak ettin."
Mina'nın yüzündeki gülümseme biraz daha büyüdü:
Mina: "Salı günü evrak teslimi için çağırdılar ama birkaç gün önceden orda olmalıyım."
Bu kez Duru yazmak yerine aradı. Telefon çalmaya başlayınca Mina gülmeye başladı. "Kesin bağıracak."
Annesi de gülümseyerek başını salladı. "Aç bakalım."
Mina telefonu kulağına götürdü. "Efendim?"
Karşı taraftan öyle yüksek bir çığlık geldi ki telefonu kulağından biraz uzaklaştırdı: "AAAAAAAAAA MİNAAAA!"
Mina kahkahasını tutamadı. "Duru, sakin ol!"
"Sakin olamam! Sen gerçekten taşınıyorsun!"
"Galiba öyle."
Tam o sırada Aslı da aramaya katıldı. "Sanırım Duru'nun çığlığını bütün apartman duydu."
"Duysun!" dedi Duru hiç umursamadan. Üçü birden gülmeye başladı.
Aslı bu kez sakin bir sesle sordu. "Kesin gidiyorsun yani?"
"Evet."
"Selin Hocanın evine yerleşeceksin, değil mi?"
Mina başını salladı. "Evet. Bu kez tamamen yerleşeceğim."
Duru heyecanla araya girdi. "Ben hâlâ inanamıyorum ya! Bizim kız resmen İstanbul'a taşınıyor."
Mina pencereye doğru yürüdü. Dışarıdaki tanıdık İzmir sokaklarına bakarken hafifçe gülümsedi. "Ben de hâlâ inanamıyorum."
Telefon kapandıktan sonra Mina bir süre daha pencerenin önünde durdu. İzmir'in tanıdık sokaklarına baktı. Çocukluğunun geçtiği apartman... Her sabah önünden geçen simitçi... Karşı kaldırımdaki yaşlı amcanın yıllardır aynı saatte suladığı çiçekler... Birkaç gün sonra bunların hiçbiri her sabah göreceği manzara olmayacaktı. İçini hem tatlı bir heyecan hem de tarif edemediği bir hüzün kapladı.
Annesi mutfaktan seslendi. "Gel bakalım, evraklara da bir göz atalım."
Mina telefonunu masaya bırakıp mutfağa geçti. "Sanki gerçekten yetişkin olmuşum gibi hissediyorum."
Annesi gülümseyerek ona baktı. "Oldukça.."
"Bazı şeyler zamanla hissediliyor."
Mina hafifçe başını salladı. Belki de haklıydı. Hayatında ilk kez ailesinden uzakta yaşayacaktı. Kendi ev düzenini kuracak... Kendi kararlarını verecekti. Bu düşünce hem korkutuyor hem de heyecanlandırıyordu.
Evrak listesini tek tek kontrol ettikten sonra annesi bilgisayarı kapattı. "Eksik görünmüyor."
"Yarın sadece valizi hazırlamak kalıyor."
Mina gülümseyerek ayağa kalktı. "Sanırım en zor kısmı da o."
"Neden?"
"Çünkü neyi götürüp neyi bırakacağıma karar veremeyeceğim."
Annesi kahkaha atarak, "Sen bütün evi götürmek istersin." dedi.
"İstiyorum zaten."
Bir süre sonra Mina yeniden odasına geçti. Kapıyı yavaşça kapatıp odasının ortasında durdu. Dolabının kapağını açtı. İçeride askılara dizilmiş kıyafetlerine uzun uzun baktı. "Tamam Mina... Kriz yok. Normal bir valiz hazırlıyorsun."
İlk olarak beyaz askılı bluzunu çıkardı. Ardından açık mavi mom jean pantolonunu yatağın üzerine bıraktı. Blazer bej ceketini de yanına ekledi. "İlk gün için bu güzel olur."
Daha sonra günlük kullanacağı birkaç kıyafet seçmeye başladı. Katlayıp özenle yatağın üzerine dizdi. Çekmecesini açınca eline günlüğü geçti. Birkaç saniye kapağına baktı. Parmaklarını kapağın üzerinde yavaşça gezdirdi. Gülümseyerek fısıldadı: "Yeni sayfaları artık İstanbul'da yazacağız."
Sonra günlüğünü dikkatlice valizin içine yerleştirdi. Masasının üzerindeki kahve kapsüllerinin olduğu kutuyu görünce kendi kendine güldü. "Bunları bırakırsam yaşayamam." Kutuyu da valize koydu. Ardından birkaç kitap, Fransızca not defteri ve en sevdiği kalemini de ekledi.
Omzuna takacağı siyah çantasını yatağın üzerine bıraktı. Telefonu... Kulaklığı... Şarj aleti... Cüzdanı... Kimliği... Hastane için hazırladığı evrak dosyası... Hepsini tek tek kontrol ederek çantasına yerleştirdi.
Tam o sırada kapı tekrar çalındı. "Gelebilir miyim?" diye seslendi annesi.
"Gel."
Annesi içeri girince yatağın üzerindeki eşyalara baktı. "Gördüğüm kadarıyla küçük çaplı bir taşınma gerçekleşiyor."
Mina gülerek omuz silkti. "Biraz öyle."
Annesi yatağın kenarına oturdu. "Heyecanlı mısın?"
Mina birkaç saniye düşündü. "Çok."
"Korkuyor musun?"
"...Biraz."
Annesi elini onun yanağına koydu. "Korkman normal."
"Biliyorum..." Mina annesine baktı. "Bu sefer her şey çok başka olacak."
Annesi gülümsedi. "Ben de öyle hissediyorum."
Annesi odadan çıktıktan sonra Mina birkaç saniye olduğu yerde sessizce kaldı. Odasına göz gezdirdi. Duvarındaki fotoğraflar... Kitaplığındaki romanlar... Masasının üzerindeki yarım kalmış Fransızca notları... Hepsi yıllardır hayatının bir parçasıydı. Yarın bu odada uyanmayacağını düşünmek garipti. Derin bir nefes aldı. "Tamam... Artık gerçekten gidiyorum."
Yatağın üzerindeki kıyafetleri tek tek katlayıp büyük valizine yerleştirdi. Yanlarına ince bir hırka, birkaç tişört ve rahat bir spor ayakkabı da ekledi. Fermuarı açık duran valizin içine son kez baktı. Bir şey eksikmiş gibi hissediyordu. Gözleri masasına kaydı. Küçük saksısındaki sukulent... Gülümseyerek başını iki yana salladı. "Yok, seni götüremem."
Sonra çekmecesini açtı. İçinden küçük, iki tane çerçeveli fotoğraf çıktı. Birkaç saniye baktı. Üçünün de kahkahalarla güldüğü o yaz akşamını hatırladı. Nereye giderse gitsin, ev dediği yer biraz da bu insanlardı. Diğer fotoğrafta annesiyle ikisinin resmiydi. Babasıyla ayrıldıklarında Mina annesiyle birlikte yaşamayı tercih etmişti. Gülümseyerek fotoğrafları dikkatlice kıyafetlerin arasına yerleştirdi. "Bu daha iyi."
Tam o sırada telefonu yeniden titredi:
Duru: "Ben sana demedim mi? Bavulunu hazırlarken beni de içine koy."
Mina: "Sen bavula sığmazsın."
Duru: "Kalbinde yer aç yeter."
Aslı: "İkiniz de hiç normal değilsiniz."
Mina gülümseyerek yazdı: "Evet."
Bir saniye bile geçmeden cevap geldi: "Ağladın mı?"
Mina: "Henüz hayır."
Duru: "Yalan."
Mina kahkaha attı.
Aslı: "Bir şeye ihtiyacın olursa bizi ara olur mu?"
Mina'nın gülümsemesi yumuşadı. "Ararım. Söz."
Telefonunu yatağın üzerine bıraktı. Valizin kapağını yavaşça kapattı. Yeni bir şehir... Yeni bir iş... Yeni bir hayat... Hepsi bu valizin içine sığmış gibiydi. Mina, valizinin fermuarını son kez kapatırken bunun sıradan bir yolculuk olacağını sanıyordu. Oysa eline alacağı tek bir valiz, hayatının yönünü tamamen değiştirecekti.
Bölüm etkileşimi
