14. bölüm / 15
Valizimde Sen VarsınBölüm 14
Bölümler 15Şu an: Bölüm 14
- 1 Aynı Gökyüzünün Altında1.765 kelime
- 2 Henüz Karşılaşmadan2.256 kelime
- 3 Yabancı Bir Şehirde2.220 kelime
- 4 Yeni Başlangıçlar1.447 kelime
- 5 KADERİN İLK OYUNU2.579 kelime
- 6 Bölüm 61.507 kelime
- 7 BİR VALİZ, İKİ YABANCI1.162 kelime
- 8 Bölüm 81.442 kelime
- 9 Bölüm 91.520 kelime
- 10 Bölüm 10703 kelime
- 11 BÖLÜM 11953 kelime
- 12 Bölüm 121.024 kelime
- 13 Bölüm 131.194 kelime
- 14 Bölüm 141.140 kelime · Okuduğun bölüm
- 15 Bölüm 151.208 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Mina, komodinin üzerinde ısrarla çalan telefonun melodisiyle gözlerini araladı. Sabahın ilk puslu ışıkları tül perdenin arasından süzülüp yatak odasının zeminine düşüyordu. Başındaki hafif, tatlı ağırlıkla doğrulmaya çalışırken, beline sıkıca dolanmış olan o güçlü, sıcak kol onu yerinde tuttu.
Neye uğradığını şaşırarak aniden yanına döndü.
Aras, dağınık siyah saçları, hafifçe açılmış yorganın altından görünen çıplak omuzları ve yüzündeki o huzurlu ifadeyle hemen yanı başında uyuyordu. Dün gece yaşanan o fırtınalı anlar, tutkulu soluklar ve nefes nefese kalışları bir film şeridi gibi zihninden geçerken Mina’nın nefesi kesildi. Göğsü hızla inip kalkmaya başladı. Aynada kendine kızdığı, "yapmamalıyım" dediği o anlar; Aras’ın yakıcı dokunuşları, ona tamamen teslim oluşu...
“Ben ne yaptım?” diye geçirdi içinden, şakaklarına vuran pişmanlık sızısıyla. “Nasıl bu kadar çabuk yenildim?”
Telefon komodinin üzerinde adeta bir yangın ihbarı gibi ısrarla çalmaya devam ediyordu. Mina uzanıp ekrana baktığında "Annem" yazısını gördü ve panikle Aras’ın kolunu üzerinden sıyırıp yataktan fırladı. Kalbi boğazında atıyordu. Üzerindeki hırkanın önünü kavrayıp sesini toparlamaya çalışarak telefonu açtı.
“Efendim anne?”
“Mina’m! Günaydın kuzum, sesin bir tuhaf geliyor, yeni mi uyandın?”
Mina arkasını dönüp yatakta kıpırdanan Aras’a baktı. Aras gözlerini hafifçe aralamış, yastığa gömülü yüzünde muzip, kendinden emin bir tebessümle Mina’yı izliyordu.
“Yok anneciğim... Yani evet, yeni uyanıyordum,” dedi Mina, sesi titremesin diye çabalayarak.
Aras ağır hareketlerle yataktan kalkıp, üzerindeki rahatlığıyla doğrudan Mina’ya doğru yürümeye başladı. Mina arkasını dönüp panikle duvara doğru kaçarken fısıltıyla: “İyiyim iyiyim, kahvaltı yapacağım birazdan...”
Aras, Mina’nın arkasından süzülüp beline sarıldı. Sıcak dudaklarını Mina’nın boynundaki o hassas noktaya bastırdı. Mina’nın gözleri fal taşı gibi açıldı; eliyle Aras’ın göğsünü itmeye çalıştı ama Aras bıyık altından gülerek onu kendine daha da çekti.
“Hı hı...” dedi Mina, Aras’ın göğsüne hafifçe vurarak. Sesi panikten ve nefessizlikten kısılmıştı. “Tamam anneciğim, ben seni kahvaltıdan sonra arayayım mı? Öptüm çok!”
Telefonu kapatır kapatmaz Mina dönüp Aras’ın göğsüne sert bir yumruk attı. “Çıldırdın mı sen! Annem anlayacaktı senin yüzünden!”
Aras kısık, boğuk bir kahkaha atarak Mina’nın bileklerini zarifçe yakaladı. “Anlasaydı ne olacaktı ki? Çok tatlı panikliyorsun ama.”
Mina öfkeyle, ama yüzündeki ve boynundaki o önlenemez kızıllığı saklamaya çalışarak bileklerini kurtardı. “İnanılmazsın gerçekten... Ben mutfaktayım, sen de giyinip çıkarsın artık.”
Yarım saat sonra mutfaktan mis gibi taze demlenmiş çay ve kızarmış ekmek kokusu yükselmeye başlamıştı. Mina, Aras’ın sessizce çekip gittiğini sanırken, Aras üzerini giyinmiş, gömleğinin kollarını kıvırmış bir şekilde mutfak kapısında belirdi. Masaya konan zengin kahvaltı tabağına bakıp gülümsedi.
“Beni bu kadar kolay kovabileceğini düşünmüyordun herhalde?” dedi Aras, sandalyeyi çekip rahatça otururken. Bakışları evin o sıcak, samimi atmosferinde gezindi. “Evin çok güzelmiş bu arada Mina. Sıcak, huzurlu... Tam senin gibi.”
Mina elindeki çaydanlıkla öylece kalakaldı. İçinde ördüğü o sert, aşılmaz duvarlar; Aras’ın bu ev halini gördükçe, o sıcacık sesiyle konuştuğunu duydukça erimeye başlıyordu. Kendine ne kadar kızsa da, mantığı ne kadar alarm verse de Aras’a karşı yumuşadığını hissediyordu.
“Teşekkür ederim,” dedi çayları bardaklara doldururken, gözlerini kaçırarak.
Mina tam sandalyeye oturup çayından ilk yudumu alacaktı ki, masanın üzerindeki Aras’ın telefonu yüksek bir sesle çalmaya ve ahşap yüzeyde titremeye başladı.
Ekranda beliren isim Mina’nın gözüne batan bir iğne gibi çarptı: "Ece"
Aras’ın yüzündeki o az önceki neşeli, gevşemiş ifade tek bir saniyede buz kesti. Telefonu eline alıp açıp açmamak arasında derin bir tereddüt yaşadı. Mina’nın sorgulayan bakışlarının üzerinde olduğunu görünce mecburen tuşa basıp telefonu kulağına götürdü.
“Efendim Ece?”
Kulağının hemen dibinde olduğu için karşı tarafın sesi mutfaktaki o sessizlikte yankılanıyordu. Ağlamaklı, alkolün etkisiyle histerikleşmiş ve kontrolsüz bir kadın sesiydi bu:
“Aras... Çok kötüyüm, lütfen gel. Neredesin sen? Mahvoldum ben, tutamıyorum kendimi... Yalvarırım gel!”
Aras kaşlarını çattı, bakışları panikle ve çaresizlikle Mina’ya kaydı. “Ece, saçmalama. Sarhoş musun sen? Neredesin, kim var yanında?”
“Yalnızım! Sadece sen gel Aras, lütfen...”
Mina’nın yüzündeki o yumuşamış, ılık ifade anında kaskatı kesildi. Dün gece Aras’ın kollarındayken bile zihninin arkasında duran o güvensizlik, o geçmiş yalanların sızısı dev bir dalga gibi geri geldi. Başka bir kadın, Aras’ın hayatındaki çözülmemiş bir belirsizlik daha...
Mina oturduğu sandalyeden ağır ağır, gururunu toplayarak ayağa kalktı. Bakışları Aras’a ulaştığında, aralarındaki o mesafe milisaniyeler içinde yeniden kilometrelerce uzamıştı.
“Mina, bekle...” dedi Aras, telefonu kulağından uzaklaştırıp.
Mina soğuk, ifadesiz ve buz gibi bir sesle onun sözünü kesti:
“Gitsen iyi olacak Aras. Arkadaşın seni bekliyor.”
Aras oturduğu sandalyeden fırladı, telefonu masaya atar gibi bıraktı. Mina’nın gözlerindeki o anlık kapanışı, yeniden çekilen o devasa surları görmek yüreğini dağlamıştı.
“Mina, düşündüğün gibi değil,” dedi Aras, sesinde ilk defa kontrolü kaybetmiş bir panik tonuyla. “Ece benim eski kız arkadaşım, evet. Ama aramızda hiçbir şey yok, aylardır görüşmüyoruz bile! Muhtemelen yine bir kriz geçiriyor, saçmalıyor—”
Mina elindeki çay bardağını tezgaha bıraktı. Çıkan tok tıkırtı mutfaktaki gergin sessizlikte yankılandı. Bakışlarını Aras’a çevirdiğinde yüzünde ne bir öfke vardı ne de bağırıp çağırma isteği; sadece derin bir hayal kırıklığı ve mesafe vardı.
“Bana açıklama yapmak zorunda değilsin Aras,” dedi Mina, sesi fısıltı kadar kısık ama kılıç kadar keskin çıkıyordu. “Zaten aramızda ne var ki? Dün gece bir hataydı. Benim anlık bir zayıflığımdı, hepsi bu.”
Aras bir adım yaklaştı. “Hataydı deme. Dün gece ikimiz için de bir hata değildi Mina, bunu sen de biliyorsun!”
“Ben sadece tek bir şey biliyorum,” diye kesti Mina onun sözünü, kapıyı işaret ederek. “Senin hayatında hâlâ netleşmemiş, çözülmemiş şeyler var. Hastane sahibi olduğunu benden saklaman, eski sevgilinin bu saatte seni ağlayarak araması... Ben senin bu karmaşanın ortasında olmak istemiyorum. Lütfen çıkar mısın evimden?”
Aras çenesini sıktı. Mina’nın üzerine gitmenin, şu an ne söylerse söylesin o duvarı yıkamayacağını anladı. Bakışlarını Mina’nın yüzünde gezdirdi, derin ve sıkıntılı bir nefes alıp masadaki telefonunu cebine attı.
“Gidiyorum,” dedi pürüzlü, boğuk bir sesle. “Ama bu mevzu burada kapanmadı Mina. O 'hata' dediğin şeyi de, beni de hayatından öylece silip atamayacaksın.”
Kapı sertçe çarpıp kapandığında, evde ağır, boğucu bir sessizlik kaldı. Mina tezgaha dayanıp gözlerini sımsıkı kapattı. Göğsündeki o sıkışma hissi dayanılmazdı. Hem Aras’a kızıyordu hem de dün gece ona nasıl teslim olduğuna, kalbini ve bedenini nasıl açtığına çıldırıyordu.
Neyse ki bugün acildeki nöbetinin ardından izin günüydü. Kendini toparlamak için salondaki koltuğa geçip oturdu, dizlerini karnına doğru çekip gözlerini tavana dikti.
Aralıksız geçen yarım saatin ardından kapı zili ısrarla ve neşeli bir melodi tuttururcasına çalmaya başladı. Mina şaşkınlıkla ayağa kalktı. Kapı deliğinden baktığında yüzüne gün saatler sonra ilk kez hafif bir tebessüm yayıldı.
Kapıda ellerinde kahve bardakları ve fırından yeni çıkmış kruvasan poşetleriyle Aslı ve Duru duruyordu!
Mina kapıyı açar açmaz Duru içeri daldı. “Sürpriiiz! İzinli olduğunu duyduğumuz an acil müdahale timi olarak kapına dayandık!”
Aslı da içeri girip Mina’ya sımsıkı sarıldı. “Kuzum, ne bu halin? Yüzün solmuş senin, iyi misin?”
Kızlar salona geçip koltuğa kurulduklarında, Duru elindeki kahveyi Mina’yı uzatıp şüpheci bakışlarla ortamı kokladı. “Mina... Bu evde buram buram karizmatik bir erkek parfümü kokusu var sanki? Ve senin gözlerin neden ağlamış gibi?”
Mina kızların bu keskin dikkatinden kaçamayacağını anladı. Kahvesinden bir yudum alıp derin bir iç çekti.
“Kızlar... Ben galiba çok büyük bir saçmalık yaptım.”
Duru ve Aslı anında öne doğru eğildiler. “Anlat,” dediler aynı anda. “Hemen, her şeyi anlatıyorsun!”
Bölüm etkileşimi
