8. bölüm / 15
Valizimde Sen VarsınBölüm 8
Bölümler 15Şu an: Bölüm 8
- 1 Aynı Gökyüzünün Altında1.765 kelime
- 2 Henüz Karşılaşmadan2.256 kelime
- 3 Yabancı Bir Şehirde2.220 kelime
- 4 Yeni Başlangıçlar1.447 kelime
- 5 KADERİN İLK OYUNU2.579 kelime
- 6 Bölüm 61.507 kelime
- 7 BİR VALİZ, İKİ YABANCI1.162 kelime
- 8 Bölüm 81.442 kelime · Okuduğun bölüm
- 9 Bölüm 91.520 kelime
- 10 Bölüm 10703 kelime
- 11 BÖLÜM 11953 kelime
- 12 Bölüm 121.024 kelime
- 13 Bölüm 131.194 kelime
- 14 Bölüm 141.140 kelime
- 15 Bölüm 151.208 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
İstanbul'daki ilk sabahına, perdelerin arasından süzülen solgun gün ışığıyla uyandı Mina. Gözlerini açar açmaz birkaç saniye boyunca tavana baktı. Bir şey farklıydı. Ne olduğunu anlaması uzun sürmedi. Tavan tanıdık değildi.
Mina başını yavaşça çevirip odasına baktı. Dün akşam aceleyle bıraktığı çantası hâlâ sandalyenin üzerindeydi. Valizi yatağın yanında duruyor, kapağı tam kapanmadığı için içinden birkaç kıyafetin ucu görünüyordu. Bir an hiçbir şey düşünmeden öylece yattı. Sonra dün yaşadıkları birer birer zihnine dolmaya başladı: İzmir. Annesinin vedalaşırken sarılışı. Uçak. İstanbul. Yeni ev. Ve valiz.
Mina gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı. "Gerçekten geldim..."
Sesi odanın içinde sessizce kayboldu. Bu kez geri dönüş yoktyu (metindeki gibi). İstanbul'daydı. Üstelik artık buraya birkaç günlük bir gezi için gelmemişti. Bu şehirde yaşayacak, çalışacak, kendi düzenini kuracaktı. Düşüncesi bile içinde tuhaf bir heyecan uyandırdı.
Yataktan kalkıp pencereye doğru yürüdü. Perdeyi açtığında İstanbul bütün hareketliliğiyle karşısındaydı. Sabahın erken saatleri olmasına rağmen sokak çoktan uyanmıştı. Aşağıdan araba sesleri geliyor, karşı apartmanın pencerelerinden birer birer ışıklar yanıyordu. Mina camı hafifçe araladı. Serin hava yüzüne vurdu. İçine derin bir nefes çekti. İzmir'in havasından farklıydı. Belki gerçekten de her şey farklıydı. Ama bu farklılığın içinde hoşuna giden bir şey vardı: Burada kimse onu tanımıyordu. Kimse geçmişini bilmiyordu. Kimse ondan ne beklediğini söylemiyordu. Belki de İstanbul'un en güzel tarafı buydu.
Mina dudaklarının kenarında küçük bir gülümsemeyle pencereyi kapattı. "Yeni hayat," diye fısıldadı. Sonra yatağına döndü. "Önce şu valizi halledelim."
Selin Hoca'nın evi, Mina'nın ilk bakışta sevdiği evlerden biri olmuştu. Ev zaten yaşanmış bir yerin sıcaklığını taşıyordu. Salondaki koltuklar, kitaplık, yemek masası, mutfaktaki eşyalar... Her şey yerli yerindeydi. Mina'nın sıfırdan bir ev kurmasına gerek yoktu. Ama yine de evin içinde kendisinden bir şeyler görmek istiyordu. Bir yerin gerçekten "evim" diyebileceği bir hale gelmesi için birkaç küçük dokunuşun yeterli olacağına inanıyordu.
Kollarını sıvadı. Önce odasından başladı. Valizini yatağın üzerine koyup içindekileri çıkarmaya başladı. Kıyafetlerini dolaba yerleştirdi. Tişörtleri, pantolonları, elbiseleri... Her parçayı eline aldığında bir an durup nereye koyacağını düşündü. Sonra çantasından küçük bir kutu çıkardı. İçinde yıllardır biriktirdiği birkaç fotoğraf vardı. Mina fotoğrafları yatağın üzerine serdi. Birinde annesiyle gülüyordu. Bir diğerinde Aslı ve Duru'yla birlikteydiler. Bir başka fotoğrafta mezuniyet günü vardı.
Fotoğraflardan birini eline aldığında istemsizce gülümsedi. "Bunu buraya koyarım." Çalışma masasının üzerine bıraktı. Sonra bir diğerini seçti. Bu kez yatağının yanındaki komodine yerleştirdi.
Odaya baktı. Çok küçük değişikliklerdi. ama oda artık biraz daha ona benziyordu. Mina'nın sevdiği renklerde küçük bir örtü, masanın üzerine bıraktığı birkaç kitap, kalem kutusu ve fotoğraflar... Hepsi bir araya geldiğinde odanın havası değişmişti. Mina yatağın kenarına oturdu. "Şimdi oldu."
İlk kez gerçekten kendi odasındaymış gibi hissetti.
Sonra aklına çalışma masası geldi. Fransızca kitaplarını çıkardı. Defterini, kalemlerini ve ders notlarını masanın üzerine düzgünce yerleştirdi. Kitapların arasından bir kâğıt düştü. Mina eğilip aldı. Üzerinde Fransızca birkaç cümle yazıyordu. Bir süre baktı. Sonra hafifçe gülümsedi. İstanbul'da yeni bir hayat kuruyordu. Bir yandan da Paris hayalinden vazgeçmiyordu. Belki bir gün gerçekten Paris sokaklarında yürürken bu deftere yazdığı cümleleri hatırlayacaktı. Bu düşünce hoşuna gitti. Kâğıdı kitabının arasına koydu.
Öğleye doğru Mina'nın karnı acıkmaya başladı. Mutfağa geçti. Dolapları açıp içlerine baktı. Selin Hoca'nın bıraktığı temel mutfak eşyaları hâlâ yerli yerindeydi. Mina da marketten aldığı birkaç malzemeyi tezgâha çıkardı. Öyle özel bir yemek değildi. Ama bugün farklıydı. Çünkü bu, İstanbul'daki yeni evinde kendi elleriyle hazırladığı ilk yemekti.
Mina domatesleri doğramaya başladı. Tavayı ocağa koydu. Bir yandan yemek hazırlıyor, bir yandan da etrafa bakıyordu. Mutfakta kendi başınaydı. İzmir'deki evde yemek yaparken annesinin mutfakta bir yerlere gidip geldiğini, arada "Bir şey lazım mı?" diye sorduğunu hatırladı. Şimdi ise sessizlik vardı.
Mina gülümsedi. "Yeni evimde ilk yemeğim." Bunu yüksek sesle söyleyince kendi kendine güldü. "Bunu da günlüğe yazarsın artık."
Yemeğini hazırlayıp masaya oturdu. Çatalını eline almadan önce birkaç saniye tabağına baktı. Aslında çok sıradan bir yemekti. Ama Mina için değildi. Bu tabak, kendi başına kurduğu yeni hayatın ilk küçük parçalarından biriydi.
İlk lokmasını aldı. "Fena değil."
Bir lokma daha aldı. "Gayet iyi hatta." Kendi kendine onay verirken gülümsedi.
Telefonunu çıkarıp annesine fotoğrafını göndermek istedi. Sonra vazgeçti. "Akşam gösteririm."
Telefonunu masaya bıraktı. Yemeğini tek başına bitirdi. Ama bu kez yalnızlık canını sıkmıyordu. Belki de yalnız kalmayı yavaş yavaş öğreniyordu.
Öğleden sonra evin geri kalanına da küçük dokunuşlar yaptı. Salondaki birkaç eşyayı yerinden oynattı. Kitaplıktaki boş bir rafa kendi kitaplarını yerleştirdi. Mutfakta kendine küçük bir kahve köşesi hazırladı. Kahve kapsüllerini düzenlerken yüzünde memnun bir ifade vardı: "İşte şimdi benim evim gibi."
Akşamüstüne doğru yorulmuştu. Bir duş aldıktan sonra üzerine rahat kıyafetlerini giydi. Saçlarını havluyla kurulayarak salona geçti. Televizyonu açtı ama birkaç dakika sonra kapattı; dikkatini vermiyordu. İstanbul'un akşam sesleri yeniden evin içine dolmaya başlamıştı. Mina koltuğa uzandı. Telefonunu eline aldı. Annesinin mesajını görünce gülümsedi: Anne: Akşam arayacak mısın?
Mina hemen görüntülü aradı. Annesinin yüzü ekranda belirince içi ısındı. "Günaydın anne," dedi şakayla karışık.
"Günaydın mı? Akşam oldu kızım."
"Benim kafam hâlâ dün."
Annesi güldü. "Nasıl geçti günün?"
"Evi biraz yerleştirdim."
"Beğendin mi?"
"Çok." Mina telefonu çevirip odasını göstermeye başladı. "Bak, fotoğraflarımı buraya koydum. Kitaplarımı da şu rafa dizdim."
Annesi ekrana dikkatle baktı. "Çok güzel olmuş."
"Daha bitmedi."
"Ne yaptın bugün?"
Mina mutfağı gösterdi. "Bir de yemek yaptım."
Annesinin yüzünde şaşkın bir ifade belirdi. "Sen mi?"
"Evet, ben."
"Yedin mi bari?"
Mina kahkaha attı. "Yedim anne. Hatta güzeldi."
"Bak, yavaş yavaş ev hanımı oluyorsun."
"Anne!"
İkisi de güldü. Bir süre daha konuştular. Mina gününün küçük ayrıntılarını anlattı: Evi nasıl düzenlediğini, marketten neler aldığını, İstanbul'un sabahki kalabalığını... Dün yaşadığı valiz meselesinden de kısaca bahsetti.
"Bir de dün valizler karıştı ya."
"Evet, anlatmıştın."
"Hayatımda böyle bir şey ilk defa başıma geliyor."
"İstanbul sana ilk günden sürprizini yapmış."
Mina gözlerini devirdi. "Umarım son sürprizidir."
Annesi gülümsedi. "Her şey yoluna girecek."
Mina bir an sustu. Sonra başını salladı. "Girecek." Bu kez bunu söylerken daha emindi.
Telefonu kapatmadan önce annesi: "Yarın da ara beni."
"Ararım."
"Gece çok geç yatma."
"Tamam."
"Ve kendine dikkat et."
Mina'nın yüzünde yumuşak bir gülümseme oluştu. "Ederim anne."
Görüntülü konuşma sona erdi. Ekran karardığında ev yine sessizleşti. Mina telefonu masanın üzerine bıraktı. Bir süre olduğu yerde oturdu. Az önce annesinin sesiyle dolan ev, şimdi olduğundan daha büyük görünüyordu. Mina bunu fark edince hafifçe gülümsedi. "Alışacağım."
Sonra ayağa kalktı. Bu kez odasına geçti. Komodinin çekmecesini açarken gözü küçük burgonya renkli deftere takıldı: Günlüğü.
Mina defteri eline aldı. Kapağının üzerinde parmaklarını gezdirdi. En son ne zaman yazdığını düşündü. Uzun zaman olmuştu. Oysa yıllardır günlük tutuyordu. Bazen her gün, bazen haftalarca ara vererek... Ama ne zaman hayatında büyük bir değişiklik olsa, sonunda yine o deftere dönüyordu. Belki de bugün de öyle bir gündü.
Masasına oturdu. Lambayı açtı. Odanın geri kalanını karanlıkta bırakan yumuşak ışığın altında defterini açdı. Sayfanın üst kısmına tarihi yazdı: 13 Eylül.
Bir süre kalemi elinde tuttu. Sonra yazmaya başladı:
"Bugün İstanbul'daki ilk gerçek günüm. Hâlâ burada olduğuma tam olarak inanamıyorum. Sabah uyandığımda bir an kendi odamda olduğumu sandım. Sonra etrafa baktım ve İstanbul'da olduğumu hatırladım. Garip bir his. Bir tarafım çok heyecanlı. Diğer tarafım annemi özlüyor."
Mina kısa bir süre durdu. Sonra devam etti:
"Bugün evi biraz kendime benzetmeye çalıştım. Fotoğraflarımı koydum. Kitaplarımı yerleştirdim. Masamı düzenledim. Hatta kendi yemeğimi yaptım. Yeni evimdeki ilk yemeğim."
Bu cümlenin yanına küçük bir gülümseme çizdi. Sonra yazmaya devam etti:
"Sanırım büyümek biraz da böyle bir şey. İnsan bir gün kendi yemeğini yaparken, annesinin mutfakta olmadığı bir evde tek başına otururken bunun ne kadar büyük bir değişiklik olduğunu fark ediyor."
Kalemi birkaç saniye durdu. "Ama korktuğum kadar kötü değil. Hatta... güzel olabilir."
Mina başını kaldırıp odasına baktı. Fotoğrafları gördü. Kitaplarını gördü. Kendi eşyalarını... Sonra yeniden sayfaya döndü:
"İstanbul bana ne getirecek bilmiyorum. Ama öğrenmek istiyorum."
Bir süre düşündü. Ardından dünkü olayı hatırladı: Valiz meselesi. Kafede karşılaştığı adam: Aras. Mina dudaklarını birbirine bastırdı. "Bir de hiç tanımadığım bir adamla valiz yüzünden tanıştım."
Bir an düşündü. Sonra yazdı: "Oldukça rahat biri."
Altına bir cümle daha ekledi: "Hatta gereğinden fazla rahat."
Mina kendi yazdığı cümleye bakıp gülümsedi. "Sinir bozucu," diye mırıldandı. Ama bunu günlüğüne yazmadı.
Defterin sayfasını çevirdi. Bir süre daha geleceğini düşündü: Yeni işini. Yeni insanları. Yeni hayatını. Sonra son satıra şunları yazdı:
"Belki bir gün bu sayfayı okuduğumda, İstanbul'daki ilk günümün hayatımda ne kadar büyük bir yer kapladığını anlayacağım. Şimdilik sadece şunu biliyorum: Geri dönmek istemiyorum."
Kalemi bıraktı. Defterini kapattı. Mina bir süre ellerini defterin üzerinde tuttu. Sonra ışığı kapatıp yatağına uzandı. Dışarıdan İstanbul'un gece sesleri geliyordu. Uzakta bir araba geçti. Bir apartmanın penceresi kapandı. Sokaktan birkaç kişinin konuşması yükselip sonra yavaşça kayboldu.
Mina battaniyeyi üzerine çekti. Gözlerini kapattığında aklına ilk gelen şey annesinin sesi oldu. Sonra yeni odası. Yeni evi. Yeni işi. Ve istemeden, çok kısa bir anlığına o adamın yüzü... Aras.
Mina gözlerini açtı. "Hayır." Kendi kendine gülümsedi. "Onu düşünmeyeceğim."
Telefonunu komodine bıraktı. Başını yastığa gömdü. İstanbul'daki ilk gecesinde, hayatının henüz nasıl şekilleneceğini bilmiyordu. Ama ilk kez, bilmemekten korkmak yerine merak ediyordu. Çünkü bazen yeni bir hayat, insanın bütün cevaplarını yanında getirmesiyle değil... Sorularını geride bırakıp yola devam etmesiyle başlardı.
Bölüm etkileşimi
