BÖLÜM 3

Yazar: Zeynep Mert

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 15Şu an: BÖLÜM 3

Pazar sabahı hava henüz tam aydınlanmamıştı. Evde yalnızca valizin parke zeminde ilerleyen tekerleklerinin sesi duyuluyordu. Mina odasının kapısında birkaç saniye durdu. Gözleri istemsizce odasını dolaştı. Kitaplığı, çalışma masası, duvara astığı küçük çizimler... İnsan ayrılacağını bildiği yerlere hep biraz daha uzun bakıyordu.
‎Arkasından annesinin sesi geldi. "Hazır mısın?"
‎Mina hafifçe gülümsedi. "Sanırım."
‎Annesi elindeki montu uzattı. "Sanırım değil." Montu omzuna yerleştirirken gözlerinin içine baktı. "Bugün sadece İstanbul'a gidiyorsun."
‎Mina gülümseyerek montunu giydi. "Biliyorum."
‎Annesi kaşını kaldırdı. "Yüzündeki ifadeye bakılırsa uzaya çıkıyorsun."
‎Mina istemsizce güldü. "Biraz öyle hissediyorum."
‎İkisi de kısa bir an sustu. Sonra annesi saçının önüne düşen bir tutamı kulağının arkasına sıkıştırdı. "Her şey güzel olacak."
‎Mina cevap vermedi. Sadece başını hafifçe salladı. Çünkü bunu duymaya gerçekten ihtiyacı vardı.
‎Ayakkabılarını giydiği sırada telefonu titredi:
‎Duru: "BEN HAZIRIMMMMM!"
‎Mina daha mesajı okurken ikinci bildirim geldi: "SİZ ÇIKTINIZ MI?"
‎Ardından üçüncüsü: "BEN ÇOK HEYECANLIYIM."
‎Mina gülerek yazdı: "Sabahın altısında neden bağırıyorsun?"
‎Cevap bir saniye bile sürmedi: "ÇÜNKÜ BUGÜN İSTANBUL GÜNÜ."
‎Mina telefonu kapatıp başını iki yana salladı. "Uyumamış."
‎Annesi valizi kapının önüne çekerken gülümsedi. "Duru'dan başka bir sonuç bekliyor muydun?"
‎"Hayır."
‎"Ben de."
‎Kapıyı kapatmadan önce Mina son kez eve baktı. Garipti... Burası çocukluğunun geçtiği evdi. Ama ilk kez, geri döndüğünde artık aynı hissettirmeyeceğini düşündü.
‎Annesi anahtarı çevirdi. "Hadi."
‎Apartmandan çıktıklarında İzmir sabahı yeni yeni uyanıyordu. Serin rüzgâr yüzlerine hafifçe çarpıyordu. Fırınlardan taze ekmek kokusu geliyor, birkaç dükkân yeni kepenk açıyordu. Arabaya bindiklerinde şehir yavaş yavaş arkalarında kalmaya başladı. Mina başını cama yasladı. Hiç konuşmadı. Bu sessizlik kötü değildi. Sadece... İçinde aynı anda hem heyecan hem de belirsizlik vardı.
‎Yaklaşık kırk dakika sonra havaalanına ulaştılar. Otomatik kapılar açılır açılmaz kalabalığın uğultusu üzerlerine yayıldı. Valiz sesleri... Anonslar... Koşturan insanlar... Mina derin bir nefes aldı. "Ben biraz gerildim galiba."
‎Annesi hiç durmadan yürümeye devam etti. "Normal."
‎"Hiç normal hissetmiyorum."
‎"İlk defa tek başına yeni bir hayatın kapısını aralıyorsun."
‎Mina gülümsemeye çalıştı. "Şöyle söyleyince daha çok gerildim."
‎Tam o sırada terminalin diğer ucundan tanıdık bir ses yükseldi: "MİNAAAAAA!"
‎İkisi de aynı anda döndü. Duru, omzundaki çantayı sürekli düzeltmeye çalışarak onlara doğru koşuyordu. Koşarken montunun kolu neredeyse yere düşecekti. Mina kahkahasını tutamadı. "Daha uçağa bile binmedik."
‎Duru nefes nefese yanlarına geldi. "Ben sizi kaçırdım sandım." Sonra Sinem Hanım'a döndü. "Günaydın Sinem Ablacığım."
‎Annesi gülümseyerek onu öptü. "Günaydın canım."
‎Mina Duru'nun gözlerindeki yorgunluğu gördü. "Sen gerçekten hiç uyumadın değil mi?"
‎Duru son yudumunu içti. "İki saat."
‎"İki saat mi?"
‎"Heyecandan fazlası olmadı."
‎Mina tam cevap verecekken arkalarından sakin bir ses duyuldu: "Beni beklemeyi hiç düşünmediniz galiba."
‎Mina arkasını döndü. "Aslı?"
‎Aslı elini sallayarak yanlarına geldi. Üzerinde açık renk bir trençkot vardı. Her zamanki gibi sakin görünüyordu. Mina şaşkınlıkla önce Aslı'ya, sonra Duru'ya baktı. "Sen bana bunu söylemedin."
‎Duru iki elini havaya kaldırdı. "Sürpriz!"
‎Aslı gülümseyerek omuz silkti. "Seni yalnız bırakmak olmazdı."
‎"İşin?"
‎"İzin aldım."
‎Mina birkaç saniye hiçbir şey söyleyemedi. Sonra ikisine de sımsıkı sarıldı. "İkiniz de delisiniz."
‎Duru hemen atladı. "Evet."
‎Aslı başını salladı. "Orası doğru."
‎Üçü birden gülmeye başladılar. İşte tam o anda... Mina'nın içindeki gerginliğin büyük bir kısmı sessizce dağılıp gitmişti.
‎Check-in işlemleri düşünündüğünden daha hızlı bitmişti. Mina valizini bantta kaybolurken birkaç saniye arkasından baktı. "İnsan garip hissediyor."
‎Annesi gülümsedi. "Daha yolun başındayız."
‎Güvenlik kontrolünden geçtikten sonra bekleme salonuna geldiler. Terminal her zamanki gibi kalabalıktı. Bir köşede uyuklayan insanlar... Koşturarak kapıya yetişmeye çalışan yolcular... Anons sesleri... Kahve kokusu... Herkes bir yere gidiyordu. Mina ise ilk defa gerçekten yeni bir hayata gidiyormuş gibi hissediyordu.
‎Duru iki kahveyle geri döndü. "Biri senin."
‎Mina bardağı aldı. "Teşekkür ederim."
‎"Aslında kendime almıştım."
‎"Şaşırmadım."
‎Aslı gülerek başını iki yana salladı. "Siz hiç değişmeyeceksiniz."
‎Duru omuz silkti. "Değişmek sıkıcı."
‎Mina kahvesinden küçük bir yudum aldı. Terminalin büyük camlarından pist görünüyordu. Kalkışa hazırlanan uçaklar... Bagaj araçları... Turuncu yelekli görevliler... Her şey sürekli hareket hâlindeydi. İçinde tarif edemediği bir heyecan büyüyordu.
‎Telefonu titredi. Bilinmeyen bir bildirim değildi. Takvim uygulamasıydı: "Çarşamba 09.00 Koral Hastanesi İş Görüşmesi." Ekrana birkaç saniye baktı. Sonra sessizce kapattı. "Az kaldı..."
‎Annesi onu izliyordu. "Korkuyor musun?"
‎Mina kısa bir süre düşündü. "Biraz."
‎"Dönmek istiyor musun?"
‎Mina hiç düşünmeden başını iki yana salladı. "Hayır." İlk defa bu kadar netti.
‎Tam o sırada terminalde anons duyuldu: "İstanbul uçağımız için biniş işlemleri başlamıştır."
‎Duru ayağa fırladı. "İŞTE BAŞLADI!"
‎Aslı kahkaha attı. "Biraz sakin."
‎"Sakin olamam."
‎Mina istemsizce gülümsedi. Sanırım Duru heyecanı onun yerine de yaşıyordu. Sıraya girdiklerinde Mina son kez terminale baktı. Bu sadece bir uçağa binmek değildi. Hayatının şimdiye kadar ki düzenini geride bırakıyordu.
‎Görevli biniş kartını okutup gülümseyerek uzattı. "İyi yolculuklar."
‎"Teşekkür ederim."
‎Dar koridordan yürüyüp uçağa bindiler. Mina pencere kenarındaki koltuğuna oturdu. Emniyet kemerini bağladıktan sonra camdan dışarı baktı. İzmir'in sabah güneşi piste vuruyordu. Derin bir nefes aldı. Annesi elini usulca elinin üzerine koydu. "Her şey güzel olacak."
‎Mina annesine baktı. Bu kez gerçekten inanmak istiyordu. Motorların sesi giderek yükseldi. Uçak ağır ağır hareket etmeye başladı. Pistin sonuna geldiğinde birkaç saniyelik sessizlik oldu. Sonra... Hızlandı. Mina farkında olmadan koltuğun kenarını tuttu. Birkaç saniye sonra tekerlekler yerden kesildi.
‎İzmir küçülmeye başladı. Evler... Sokaklar... Deniz... Hepsi bulutların altında kalıyordu. Mina camdan dışarı bakarken kendi kendine fısıldadı: "Hoşça kal..." Bunun bir veda olmadığını biliyordu. Ama yine de hayatındaki bir dönemi geride bırakıyordu. Gökyüzünün üzerinde yalnızca bembeyaz bulutlar vardı. Ve onları bekleyen yepyeni bir şehir.
‎Denizin kokusu uzaktan hissediliyordu. Martılar durmadan bağırıyor, vapurlar peş peşe iskelelerden ayrılıyordu. Mina korkulukların önünde durdu. Derin bir nefes aldı. Deniz rüzgârı saçlarını savururken gözlerini ufka çevirdi. "Galiba..." diye mırıldandı.
‎Annesi yanına geldi. "Ne oldu?"
‎Mina hafifçe gülümsedi. "İstanbul'u sevmeye başladım."
‎Annesi omzuna dokundu. "Henüz ilk gün."
‎"Biliyorum."
‎"Ama bazı şehirler insana daha ilk dakikadan kendini hissettiriyor."
‎Tam o sırada annesinin telefonu çaldı. Ekrana baktı. Telefonu açıp birkaç dakika konuştular. Mina uzaktan annesinin yüz ifadesini izliyordu. Konuşmanın sonlarına doğru annesinin yüzünde küçük bir tebessüm belirdi. Telefon kapandıktan sonra Mina merakla sordu: "Kimdi?"
‎"Selin. Hani İstanbul'da yaşayan arkadaşım?"
‎"Evet." Mina bir an duraksadı. "Sana daha önce bahsetmiştim ya... Hastaneye yakın bir evleri vardı."
‎Mina başını salladı.
‎"Eşi üniversiteden başka bir şehre atanmış. Yaz sonunda taşınacaklarmış."
‎"Öyle mi?"
‎"Ben de senin iş görüşmesi için İstanbul'a geldiğini söylemiştim."
‎Mina dikkatle dinliyordu.
‎"İstersen yarın uğrayın, evi görün dedi."
‎Duru'nun gözleri bir anda parladı. "Yani hazır ev mi var?"
‎Annesi gülümseyerek başını salladı. "Önce bir bakalım. Beğenirseniz sonra konuşuruz."
‎Aslı da gülümseyerek, "Bence görmekte fayda var." dedi.
‎Mina yeniden denize döndü. "Olur..." Bunu söylerken sesindeki heyecanı kendisi bile fark etmişti. Belki de yarın sadece bir ev görmeyecekti. Belki de yaşayacağı yeni hayatın ilk kapısından içeri adım atacaktı.
‎Ertesi gün İstanbul, bir önceki güne göre daha sakindi. Kahvaltının ardından hep birlikte otelden çıktılar. Taksi dar sokaklardan ilerlerken Mina camdan dışarıyı izliyordu. Her sokağın ayrı bir hikâyesi varmış gibi geliyordu ona. Yaklaşık on beş dakika sonra araç, on iki katlı bloklardan oluşan sitenin önünde durdu. Annesi gülümseyerek arkadaşının oturduğu bloğu gösterdi: "D blok daire 6. İşte burası."
‎Duru etrafına bakındı. "Burayı sevdim ben."
‎Aslı da başını salladı. "Hem sakin hemde hastaneye yakın."
‎Merdivenleri çıkarken Mina'nın heyecanı yeniden artmıştı. Üçüncü kattaki kapının önünde durduklarında zil çaldı. Birkaç saniye sonra kapı açıldı. Karşılarında orta yaşlarda, sıcak gülümsemeli bir kadın vardı: "Geldiniz demek."
‎Sinem Hanım ile gülümseyerek birbirlerine sarıldı. "Hoş geldiniz canım." Sonra gözleri Mina'ya çevrildi. "Demek Mina sensin."
‎Mina gülümseyerek elini uzatdı. "Merhaba memnun oldum."
‎"Ben de. Annen senden o kadar çok bahsetti ki tanışmadan tanıyormuşum gibi hissediyorum."
‎Mina hafifçe utandı. "Annem biraz abartmayı sever."
‎Selin Hoca onları içeri davet etti. "Buyurun." Mina adımını attığı anda istemsizce etrafına baktı. Salon genişti. Büyük pencerelerden sabah güneşi içeri doluyordu. Açık renk spor koltuk, yemek masası, duvardaki estetik tablolar, pencerenin önündeki yeşil bitkiler... Ev çok gösterişli değildi. Ama insana huzur veren bir tarafı vardı. Sanki uzun zamandır burada yaşayan insanların mutluluğu duvarlara işlemişti.
‎Duru sessizliği bozdu. "Çok güzelmiş."
‎Selin Hoca gülümsedi. "Yıllarımız burada geçti."
‎Aslı yavaşça pencereye yaklaştı. "Manzarası da çok güzel." Pencereden görünen ağaçlar rüzgârla hafifçe sallanıyordu.
‎Selin Hoca mutfağı, odaları tek tek gezdirdi. "Çoğu eşyayı bırakacağız."
‎Annesi şaşkınlıkla sordu. "Hepsini mi?"
‎"Büyük kısmını." Sonra Mina'yı döndü. "İstersen kullanırsın. İstersen zamanla kendi istediğin gibi değiştirirsin."
‎Mina odaları gezerken en son küçük çalışma odasının kapısında durdu. Pencerenin önüne yerleştirilmiş sade bir masa vardı. Yanındaki kitaplık neredeyse tavana kadar uzanıyordu. Odaya sabah güneşi vuruyordu. Hiç fark etmeden gülümsedi.
‎Selin Hoca bunu fark etti. "Sanırım en çok burayı sevdin."
‎Mina mahcup bir şekilde güldü. "Biraz."
‎"Burası benim çalışma odamdı."
‎Mina odanın içinde birkaç adım attı. Kafasında istemsizce hayaller oluşmaya başlamıştı. Belki buraya küçük bir masa lambası koyardı. Belki kitaplarını şu rafa dizerdi. Belki... Kendi evi gerçekten böyle bir yer olurdu. O an bunun sadece bir ev olmadığını hissetti. İlk kez bir yerde kendini misafir gibi hissetmiyordu. Sanki şehir ona usulca, "İstersen burada kalabilirsin," diyordu.
‎Evden ayrılırken Selin Hoca kapıda onları uğurladı. "İş görüşmen için şimdiden başarılar."
‎"Teşekkür ederim."
‎Asansör aşağı inerken kimse birkaç saniye konuşmadı. Sessizliği ilk bozan Duru oldu: "Ben taşındım bile."
‎Aslı gülmeye başladı. "Daha evi Mina tutmadı."
‎"Ayrıntılara takılmayın."
‎Mina gülse de gözleri hâlâ biraz önce çıktıkları dairenin penceresindeydi. Garipti... Daha ilk gelişimde bile o ev, ona yabancı gelmemişti.
‎Çarşamba günü saat 08.00'de alarm çaldığında Mina gözlerini hemen açtı. Bugün diğer günlerden farklıydı. Bugün sadece bir iş görüşmesine gitmiyordu. Belki de yeni hayatına atacağı ilk adımı atacaktı.
‎Otel odasında kısa bir sessizlik vardı. Annesi çoktan hazırlanmıştı. "İyi uyuyabildin mi?"
‎Mina saçlarını toplarken gülümsedi. "Uyudum ama sanırım bütün gece görüşmeyi rüyamda yaptım."
‎Annesi hafifçe güldü. "Gerçekte daha kolay geçecek."
‎Mina aynanın karşısına geçti. Dün birlikte aldıkları lacivert kumaş pantolonunu ve beyaz gömleğini giydi. Saçlarını sade bir atkuyruğu yaptı. Hafif bir makyaj... İnce bir kolye... Ve annesinin dün aldığı parfümden tek fis. Aynadaki yansımasına baktı. Kendini ilk kez gerçekten bir sağlık çalışanı gibi hissediyordu.
‎Annesi kapının önünde onu bekliyordu. "Hazır mısın?"
‎Mina derin bir nefes aldı. "Sanırım..."
‎Taksi hastanenin önünde durduğunda Mina binaya uzun uzun baktı. Cam cephesi sabah güneşini yansıtıyordu. Giriş kapısından sürekli insanlar girip çıkıyordu. Beyaz önlüklü doktorlar... Hemşireler... Hasta yakınları... Hayat hiç durmadan devam ediyordu.
‎Annesi omzuna hafifçe dokundu. "İyi geçecek."
‎Mina başını salladı. "İnşallah."
‎Resepsiyondaki görevli güler yüzle onları karşıladı. "Mina Aksoy?"
‎"Evet."
‎"İnsan Kaynakları sizi bekliyor."
‎Asansörle üst kata çıktığında kalbi biraz daha hızlı atmaya başlamıştı. Koridor sessizdi. Duvarlarda hastanenin başarı belgeleri ve çeşitli fotoğraflar asılıydı. Bir görevli onu toplantı odasına kadar götürdü. "Buyurun."
‎Kapıyı hafifçe tıklatıp içeri girdi. Masanın arkasında oturan iki kişi gülümseyerek ayağa kalktı. "Hoş geldiniz Mina Hanım."
‎"Hoş bulduk."
‎İlk birkaç dakika klasik tanışma sorularıyla geçti. Nereden mezun olduğu... Daha önce çalıştığı hastane... Deneyimleri... Ancak sohbet ilerledikçe ortam resmiyetini kaybetmeye başladı. Bir yönetici dosyaya göz atarken sordu: "Neden İstanbul?"
‎Mina birkaç saniye düşündü. "Aslında sadece şehir değiştirmek istemiyorum." İkisi de dikkatle onu dinliyordu. "Yeni bir başlangıç yapmak istiyorum. Mesleğimi severek yapabileceğim, kendimi geliştirebileceğim bir yerde olmak istiyorum."
‎Odadaki kısa sessizlik bu kez rahatsız edici değildi. Yöneticilerden biri gülümsedi. "Samimi cevabınız için teşekkür ederiz."
‎Görüşme devam etti. Yoğun tempoya nasıl uyum sağladığını... Zor hastalarla iletişimini... Ekip çalışmasını... Mina bütün soruları sakince cevapladı. Kendisi bile şaşırıyordu. Sabahki heyecanından eser kalmamıştı.
‎Yaklaşık kırk dakika sonra yönetici dosyayı kapattı. "Mina Hanım... Biz görüşmemizden oldukça memnun kaldık."
‎Mina nefesini tuttu.
‎"Değerlendirme sürecimizi tamamladıktan sonra en kısa sürede sizinle iletişime geçeceğiz."
‎Mina gülümsedi. "Çok teşekkür ederim."
‎Ayağa kalkıp tokalaştılar. Kapıya yönelirken yöneticilerden biri arkasından seslendi: "İstanbul'a şimdiden alışmaya başlayabilirsiniz."
‎Mina dönüp hafifçe gülümsedi. "Umarım."
‎Koridora çıktığında derin bir nefes verdi. Az önce fark etmeden tuttuğu nefesi şimdi bırakıyordu. Kapının hemen dışında onu bekleyen annesi ayağa kalktı. "Nasıl geçti?"
‎Mina birkaç saniye düşündü. Sonra yüzünde küçük ama içten bir gülümseme oluştu: "Beklediğimden çok daha güzel geçti."
‎Hastaneden çıktığında gökyüzü öğle güneşiyle aydınlanmıştı. Mina merdivenlerden yavaşça inerken omuzlarındaki yükün hafiflediğini hissediyordu. Kesin bir cevap almamıştı. Ama içindeki ses... İlk kez bu kadar umutluydu. Kapının önünde annesi onu bekliyordu. Biraz ileride ise Duru ile Aslı heyecanla giriş kapısına bakıyordu. Mina'yı görür görmez Duru yerinden fırladı: "Nasıl geçti?"
‎Aslı da gülümseyerek aynı soruyu sordu: "Evet, anlat bakalım."
‎Mina onları birkaç saniye merakta bıraktı. Sonra yüzünde yavaşça bir gülümseme belirdi. "Güzel geçti."
‎Duru iki elini havaya kaldırdı. "BEN DEMİŞTİM!"
‎Aslı rahat bir nefes verdi. "Yüzünden belli zaten."
‎Mina güldü. "Sonuç belli değil ama..."
‎Duru hemen sözünü kesti. "Olacak. Sen bile bu kadar eminsen..."
‎"Çünkü seni tanıyorum."
‎Aslı da başını salladı. "Elinden geleni yaptın. Gerisi artık onların kararı."
‎Mina arkadaşlarlarına baktı. Bir yıl boyunca en zor günlerinde yanında olan insanlar yine yanındaydı. Kendini ilk kez gerçekten hafiflemiş hissediyordu. "Kutlama yapıyoruz." dedi Duru kararlı bir sesle.
‎Mina güldü. "Daha işe alınmadım."
‎"Olsun." Duru omzuna hafifçe vurdu. "Bugün cesaretini kutluyoruz."
‎Aslı gülerek ekledi. "Hem geçenki makarna yetmedi."
‎Duru ciddi bir ifadeyle başını salladı. "Hiçbir zaman yetmez."
‎Hep birlikte hastanenin yakınındaki küçük bir kafeye oturdular. Mina görüşmede konuşulanları anlatırken Duru heyecanla dinliyor, Aslı ise arada sorular soruyordu. Sohbet ilerledikçe görüşmenin stresi yerini kahkahalara bıraktı.
‎Akşam üzeri havaalanına doğru yola çıktıklarında İstanbul trafiği her zamanki gibi yoğundu. Taksi köprüden geçerken Mina camdan dışarı baktı. Boğaz... Martılar... Kalabalık sokaklar... Daha iki gün önce yabancı gelen bu şehir, şimdi ayrılırken içinde garip bir özlem bırakıyordu.
‎Havaalanına vardıklarında uçağa binmelerine az bir süre kalmıştı. Duru kahvesinden son yudumu alırken iç çekti. "Ben geri gelmek istiyorum."
‎Aslı gülümseyerek ona baktı. "Daha yeni gelmiştik."
‎"Ne yapayım? Sevdim."
‎Mina sessizce etrafına baktı. Sonra hafifçe gülümsedi. "Ben de."
‎Uçak havalandığında İstanbul ışıkları yavaş yavaş arkalarında kaldı. Mina başını cama yasladı. İki gün önce bu şehre gelirken içinde korku vardı. Şimdi ise yalnızca umut... Telefonundan hastaneden gelen kısa bilgilendirme mesajını bir kez daha okudu. Sonuç henüz belli değildi. Ama bu kez beklemek eskisi kadar korkutmuyordu. Çünkü artık emindi. Bir gün yeniden bu şehre dönecekti. Ve döndüğünde... Bu kez misafir olarak değil. Yeni hayatına başlamak için gelecekti.
‎
‎~BİTTİ~
‎

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

55okunma 12beğeni 2yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…