15. bölüm / 15
Valizimde Sen VarsınBölüm 15
Bölümler 15Şu an: Bölüm 15
- 1 Aynı Gökyüzünün Altında1.765 kelime
- 2 Henüz Karşılaşmadan2.256 kelime
- 3 Yabancı Bir Şehirde2.220 kelime
- 4 Yeni Başlangıçlar1.447 kelime
- 5 KADERİN İLK OYUNU2.579 kelime
- 6 Bölüm 61.507 kelime
- 7 BİR VALİZ, İKİ YABANCI1.162 kelime
- 8 Bölüm 81.442 kelime
- 9 Bölüm 91.520 kelime
- 10 Bölüm 10703 kelime
- 11 BÖLÜM 11953 kelime
- 12 Bölüm 121.024 kelime
- 13 Bölüm 131.194 kelime
- 14 Bölüm 141.140 kelime
- 15 Bölüm 151.208 kelime · Okuduğun bölüm
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Kızlar salondaki koltukta adeta nefeslerini tutmuş, Mina’nın dudaklarından dökülecek her bir kelimeye kilitlenmişti. Aslı elindeki kahve kupasını sehpayı bırakıp Mina’nın ellerini tuttu.
“Mina... Sen ciddi misin? Dün gece Aras buradaydı ve siz...” Duru sözünü bitiremedi, gözleri şaşkınlıkla açıldı.
Mina başını öne eğdi, parmaklarıyla oynuyordu. “Gözümün içine baka baka sakladığı o patronluk kimliğinden sonra ona ne kadar öfkeliydim biliyorsunuz. Ama dün gece kapıya öyle bir geldi ki... Kontrolümü kaybettim kızlar. Mantığım 'dur' dedikçe kendimi onun kollarında buldum. Sonra da sabah... O kadın aradı. Ece.”
Duru kaşlarını çattı. “Eski sevgilisi mi?”
“Öyleymiş,” dedi Mina, sesi kırgınlıkla kısılarak. “Ağlayarak 'lütfen gel, mahvoldum' diye yalvarıyordu telefonda. Aras panikledi, ne diyeceğini bilemedi. Ben de çıkıp gitmesini söyledim. Kızlar, ben bir daha aynı tuzağa düşemem. Geçmişte gözümün içine bakarak 'seni seviyorum' diyen adamın arkamdan nişanlısıyla evlilik planı yaptığını öğrendiğim o gün mahvolmuştum. Aras’ın da hayatında netleşmemiş şeyler var. Ben bu karmaşanın figüranı olmam.”
Aslı şefkatle Mina’ya sarıldı. “Haklısın kuzum. Güven bir kere çatladı mı toplaması çok zor. Ama Aras’ın gözlerindeki o çaresizliği de unutma. Eğer seni gerçekten istiyorsa, önce hayatındaki tüm o pürüzleri temizlemek zorunda.”
Akşamüzerine doğru kızlar gittikten sonra ev yeniden o derin sessizliğe bürünmüştü. Mina mutfakta kendine çay demlerken, Aras sabah Ece’nin yanına gittiğinden beri ilk kez telefonuna bakmıştı. Ne bir arama vardı ne de bir mesaj. “Aramaz tabii,” diye düşündü Mina kendi kendine. “Eski sevgilisinin yanına koştu bile.”
Tam o sırada kapı zili çaldı.
Mina yerinden sıçradı. Kalbi anında boğazında atmaya başladı. Adımlarını kapıya doğru yöneltti, göz deliğinden baktı.
Gelen Aras’tı.
Ama sabahki o darmadağın, panik halindeki Aras değildi bu. Üzerinde koyu renk bir palto vardı, saçları özenle taranmıştı ve yüzünde ne olursa olsun bu kapıdan dönmeyeceğini kanıtlayan kararlı bir ifade vardı.
Mina kapıyı ağır ağır açtı ama geri de çekilmedi. “Yine neden geldin Aras?”
“Ece meselesini kapattım Mina,” dedi Aras, sesi son derece net ve pürüzsüz çıkıyordu. “Hastanede geçirdiği o ağır depresyon krizinde ona destek olan bendim evet, ama aramızda hiçbir duygusal bağ kalmadığını, bir daha beni bu şekilde arayamayacağını kesin bir dille bitirdim. Senin karşında hayatı karmakarışık bir adam olarak durmayacağım.”
Mina bir an duraksadı. Aras’ın bu kadar kısa sürede net bir çizgi çekmesini beklemiyordu. “Bu hiçbir şeyi değiştirmez Aras.”
“Değiştirir,” dedi Aras ve içeri adımladı. Salona geçtiklerinde ceketini çıkarıp masanın kenarına bıraktı. Mina’nın gözlerinin içine baktı. “Çünkü benden kaçmanın sebebi Ece değil. Benden kaçmanın sebebi, gözlerinin arkasında sakladığın o kırgınlık.”
Mina duraksadı, kaşlarını hafifçe çattı.
Aras bir adım yaklaştı. Sesi bu kez daha yumuşak ama derin bir sezgiyle kısılarak devam etti: “Bana geçmişini anlatmak zorunda değilsin Mina. Ama seni birinin çok ağır kırdığını, güvenini yerle bir ettiğini anlamak için alim olmaya gerek yok. Biri seni çok incitmiş ve sen şimdi o faturayı sana yaklaşmak, sana dokunmak isteyen herkese kesiyorsun.”
Mina’nın boğazı düğümlendi. Aras’ın kimseden duymadan, sadece bakışlarından bu gerçeği bu kadar net okuması içindeki o sert kabuğu çatlatmaya yetmişti.
Sessizlik, iki insanın arasında uzayıp gittiğinde bir süre sonra ağırlaşır; kelimelerin taşımakta zorlandığı bir yüke dönüşürdü. Mina, masanın üzerindeki soğumuş kahve fincanının kenarına parmağıyla küçük daireler çiziyordu. Aras’ın birkaç dakika önce söylediği cümleler hâlâ odanın ortasında, sanki dokunsan kırılacak saydam bir cam küre gibi duruyordu.
“Bana bakarken geçmişteki bir hayaleti görme Mina.”
Mina gözlerini fincandan ayırıp Aras’a baktı. Aras, sırtını koltuğa yaslamış, bakışlarını camdan dışarıya aşağıda akan şehir trafiğine dikmişti. Yüzündeki o her zamanki kendinden emin, mesafeli ifade yerini yorgun bir gölgeye bırakmıştı. Aras’ın bu hali, Mina’nın kalbinde tanımadığı bir yere dokundu.
“Geçmişteki bir hayaleti görmüyorum.” dedi Mina. Sesi kısıktı ama kararlı çıkmıştı.
Aras başını yavaşça ona çevirdi. Koyu renk gözlerinde alaycı değil, kırgın bir sorgulama vardı. “Yapma Mina. Ne zaman sana bir adım yaklaşsam, gözlerinde o eski yarayı görüyorum."
Mina derin bir nefes aldı. İçindeki o savunma mekanizması, duvarları hemen örmesi için çığlık atıyordu. Onu uzaklaştır, ona güvenme, herkes eninde sonunda gider veya yanıltır... Ama bu kez o duvarlar yükselmedi.
“İnsan bir kere çok ağır kandırılınca,” dedi
Mina, kelimeleri özenle seçerek, “güvenmek bir tercih olmaktan çıkıyor. Bir refleks oluyor. Doğal olarak geri çekiliyorsun.”
Aras hafifçe öne doğru eğildi. Dirseklerini dizlerine dayadı. Aralarındaki mesafe şimdi sadece birkaç santimdi.
“Ben sana o refleksi unutturmak istiyorum,” dedi Aras. Sesi öyle alçak ve gergindi ki, adeta sadece ikisinin duyabileceği bir fısıltıya dönüştü. “Ama sen bana bir şans bile vermiyorsun. Beni Aras olarak değil, sana zarar veren o adamın gölgesi olarak görüyorsun.”
Mina’nın boğazı kilitlendi. İtiraf etmek zordu ama Aras haklıydı. O, Aras’ın her jestinde, her korumacı tavrında hep bir arka plan arayıp durmuştu.
Aras, Mina’nın masadaki eline baktı. Yavaşça elini uzattı ve parmak uçlarını Mina’nın parmaklarının üzerine dokundurdu. Sıcacıktı. O küçük temas, odadaki bütün o ağır havayı dağıtmaya yetti.
“Sana söz veriyorum Mina,” dedi Aras, gözlerinin içine dimdik bakarak. Sesi bu sefer hem çok kararlı hem de içinde tuttuğu o büyük duyguyu saklayamayacak kadar yorgun çıkıyordu. “Sana verdiğim hiçbir sözün altında bir yalan olmayacak. Sen ne zaman hazır olursan, o zaman... Ama kaçmayı bırak.”
Mina yutkundu, başını hafifçe yana eğdi. “Neden bu kadar zorluyorsun Aras? Neden bu kadar diretiyorsun?”
Aras acı bir kahkahayla başını salladı, ardından gözlerini doğrudan Mina’nın göz bebeklerine mıhladı.
“Çünkü seni seviyorum Mina!” dedi, sesi adeta göğsünden sökülürcesine derinden geliyordu. “Sana nasıl vurulduğumu, gözlerinin içine baktığımda dünyayı nasıl unuttuğumu görmüyor musun? Seni korumak için atmaya çalıştığım her adımı, sırf seninle biraz daha fazla vakit geçirebilmek için yarattığım bahaneleri... Fark etmiyor musun sana sırılsıklam aşık olduğumu?”
O kelime odanın içinde yankılandığında Mina’nın nefesi kesildi. Aşık...
Aras’ın o an gözlerinde parlayan o devasa duyguyu, sadece bir heves ya da anlık bir tutku olmadığını ilk defa bu kadar net gördü. Zihnindeki o ses bir an için sustu; ardında sadece kalbinin o çılgın ritmi kaldı. Mina kendi içine baktı, o ışıktan kaçmaya çalışırken aslında çoktan Aras’ın ışığında kaybolduğunu fark etti. Korktuğu o şey, başına çoktan gelmişti. O da Aras’a sırılsıklam aşık olmuştu. Hem de her şeyiyle, bütün o risklere, geçmişin hayaletlerine rağmen...
Mina’nın gözleri doldu ama bu sefer korkudan değil, ilk defa kabullenmenin getirdiği o hafifliktenti. Elini masanın ortasından çekmedi, tam aksine parmaklarını Aras’ın parmaklarının arasına geçirdi. “Korkuyorum. Yine aynı şekilde yarı yolda kalmaktan, her şeyin bir yalandan ibaret olmasından korkuyorum... Ama sana aşık olmaktan da kendimi alamıyorum. Bu senin suçun değil, benim en büyük ama en güzel yenilgim.”
Aras, Mina’nın parmaklarını sıkıca kavradı ve ellerini yavaşça kaldırıp kendi kalbinin üzerine koydu.
“O yenilgi,” diye fısıldadı dudaklarında bu kez o bilindik, tatlı tebessümle, “ikimizin zaferi olacak. Söz veriyorum.”
Gece yarısını çoktan geçmişti. Aras gitmişti ama bu kez arkasında bir enkaz değil, iç ısıtan bir iz bırakmıştı.
Mina yatak odasındaki masanın başına geçti. Masadaki küçük lambanın ışığı sarı bir hare yayıyordu. Çekmeceden günlüğünü ve kalemini çıkardı. Sayfayı açıp kalemin ucunu kağıda dokundurdu:
"14 Ekim,
Le passé est un fardeau, mais je n'ai plus envie de le porter seule.
(Geçmiş ağır bir yük, ama artık onu tek başıma taşımak istemiyorum.)
Aras bugün ilk kez gardımı indirmemi sağladı. Bana "kaçmayı bırak" derken gözlerinde gördüğüm şey öfke değil, katıksız bir dürüstlüktü. Belki de korkularımın arkasına saklanıp ona haksızlık ediyordum.
Je ne sais pas ce que l'avenir nous réserve (ama bu gece, çok uzun zaman sonra... kalbimdeki o ağır taşın hafiflediğini hissediyorum.)
O eski kırgınlıkları kapatıp, buraya yeni bir sayfa açma vakti belki de."
Mina defteri yavaşça kapattı. Işığı söndürüp yatağına geçtiğinde, yüzünde hafif bir tebessüm vardı.
Bölüm etkileşimi
