10. bölüm / 15
Valizimde Sen VarsınBölüm 10
Bölümler 15Şu an: Bölüm 10
- 1 Aynı Gökyüzünün Altında1.765 kelime
- 2 Henüz Karşılaşmadan2.256 kelime
- 3 Yabancı Bir Şehirde2.220 kelime
- 4 Yeni Başlangıçlar1.447 kelime
- 5 KADERİN İLK OYUNU2.579 kelime
- 6 Bölüm 61.507 kelime
- 7 BİR VALİZ, İKİ YABANCI1.162 kelime
- 8 Bölüm 81.442 kelime
- 9 Bölüm 91.520 kelime
- 10 Bölüm 10703 kelime · Okuduğun bölüm
- 11 BÖLÜM 11953 kelime
- 12 Bölüm 121.024 kelime
- 13 Bölüm 131.194 kelime
- 14 Bölüm 141.140 kelime
- 15 Bölüm 151.208 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Mina, kafeden ayrılıp hastaneye döndüğünde içindeki huzursuzluk hâlâ geçmemişti. Hızlı adımlarla idari birime inip eksik olan son evrakları masaya bıraktı.
“Tamamdır galiba?” dedi, sesi biraz yorgun çıkıyordu.
Personel dosyalara göz gezdirdi. “Evet Mina Hanım, şimdi her şey tamam. Teşekkürler.”
Mina derin bir nefes alarak koridora çıktı. Kafasında hâlâ Aras ve o aniden ortaya çıkan Selinay vardı. Kendi kendine, “Seni ilgilendirmez” diye mırıldandı ama içindeki o tuhaf sıkışma hissini bir türlü atamıyordu. Biraz olsun kafasını dağıtmak için hastanenin geniş lobisine doğru yürümeye başladı. Tam o sırada, lobideki oturma alanının yakınlarında zarif, güler yüzlü bir hanımefendi gözüne çarptı. Kadın, elindeki su şişesini açmakta zorlanıyordu.
Mina anlık bir refleksle kadının yanına yaklaştı.
“Yardım edeyim mi?”
Hanımefendi başını kaldırıp gülümserken, gözlerindeki sıcaklık Mina'nın hemen içini ısıttı. “Çok memnun olurum tatlım, ellerim bugün biraz zayıf düştü galiba.”
Mina şişenin kapağını kolayca açıp kadına uzattı. “Buyurun.”
“Çok teşekkür ederim,” dedi kadın, sesindeki o yumuşak tonla. “Sen yeni hemşirelerden biri olmalısın, yüzünü daha önce burada görmemiştim. Adın ne?”
“Mina,” dedi genç kız, istemsizce gülümseyerek. “Daha yeni başladım, alışmaya çalışıyorum diyelim.”
“İstanbul'a yeni geldin yani?” diye sordu kadın merakla. “Nasıl, korkuttu mu seni bu koca şehir?”
Mina başını iki yana salladı. “Korkutmaktan ziyade... diyelim ki biraz şaşırtıyor. Her şey çok hızlı.”
Kadın anlayışla başını salladı. “Haklısın. Ama bu hastane gibidir burası; dışarıdan karmaşık görünür ama içinde kendi dengesini bulur.” Tam o sırada kadının telefonu çalmaya başladı. Ekranına baktıktan sonra hafifçe güldü. “Bak, çapkın oğlum arıyor, kesin yine aşağıda unuttu beni.”
Mina kibarca gülümsedi. “Görevinizin başından alıkoymayayım sizi.”
Kadın tam cevap verecekken arkalarından tanıdık, tok bir ses duyuldu:
“Anne, seni kapıda bekliyorum dedim, sen nereye kayboldun yine?”
Mina'nın kanı başlığına sıçradı sanki. Olduğu yerde donakaldı.
Kadın arkasını dönüp gelen kişiye baktı. “Şurada çok tatlı bir kızla sohbet ediyorduk Aras, acele ettirme anneni.”
Aras...
Aras, annesinin yanına doğru adımlarken gözü Mina'ya çarptı. Yüzündeki o rahat, hafif alaycı ifade bir anda silindi. Yerini şaşkınlığa bıraktı.
Lale Hanım iki genci süzdü. “Aa, yoksa siz tanışıyor musunuz?”
Mina yutkundu. Gözleri Aras'ın üzerinde kilitlenmişti. Zihnindeki bütün parçalar bir saniye içinde tıkır tıkır yerine oturdu; Lale Hanım'ın rahatlığı, Aras'ın hastanedeki konumu... Ama şu an burada tartışmak istemiyordu. Derin bir nefes alıp zoraki bir gülümsemeyle Lale Hanım'a baktı.
“Tanışıyoruz Lale Hanım. Ama benim şimdi servise dönmem gerekiyor. Memnun oldum.”
Arkasını dönüp hızla uzaklaşırken, Aras'ın arkasından seslendiğini duydu ama durmadı. İçindeki fırtınayı bastırmak için tüm günü hastanede koşturarak geçirdi.
Aradan birkaç gün geçti. Mina, şehrin karmaşasından kaçmak ve biraz nefes almak için o ilk gün Aras'la buluştukları, kadim sokak arasındaki o huzurlu kafeyi keşfetmişti. Mekânın ahşap masaları, mis gibi kahve kokusu ve sakin atmosferi o kadar hoşuna gitmişti ki, burası kısa sürede İstanbul'daki favori sığınağı haline gelmişti.
Yine bir öğleden sonra, pencere kenarındaki masaya oturmuş, önündeki deftere dalgın dalgın bir şeyler karalayıp kahvesini yudumluyordu.
“Buraya oturabilir miyim?”
Sesin sahibini duymak için başını bile kaldırmasına gerek yoktu. Aras, cevap vermesini beklemeden karşısındaki sandalyeyi çekip oturdu. Üzerinde yine o rahat gömleği vardı, bakışları ise keskin ve netti.
Mina başını defterden kaldırıp soğuk bir bakış attı. Hiçbir şey söylemedi, kahvesinden bir yudum aldı.
Aras ellerini masada birleştirip doğrudan gözlerinin içine baktı. “Hastanede kaçtın.”
Mina alayla güldü. “Kaçmak mı? Sadece işim başımdan aşkındı.”
“Mina,” dedi Aras, sesindeki o hafif alay tonu yerini ciddiyete bırakarak. “Annemle öyle karşılaşmayı ikimiz de beklemiyorduk.”
Mina kalemi masaya bıraktı. Bardağına baktığı gözlerini yavaşça Aras'a çevirdi. İçindeki o kırgınlık artık saklanamayacak kadar yüzüne yansımıştı.
“Gerçekten hastane sizin mi?” diye sordu, sesi fısıltı gibi ama keskin çıktı.
Aras hafifçe başını salladı. “Evet.”
Mina'nın dudakları acı bir gülümsemeyle kıvrıldı.
“Neden söylemedin?”
Aras bir an duraksadı. “Bir önemi var mıydı ki?”
Mina'nın içi acıdı ama bunu belli etmemek için dikleşti.
“Benim için vardı,” dedi, sesi titrememesine özen göstererek. “En azından... biraz dürüst olabilirdin. Sana güvenirdim falan...”
Cümlesini tamamlayamadı. Boğazına düğümlenen o haksızlık hissi, geçmişteki yaralarıyla birleşip yüzüne çarpmıştı yine. Herkes mi saklardı bir şeyleri? Herkes mi sonradan altından başka bir gerçek çıkarıyordu?
Aras cevap veremedi. İlk defa, o her şeye bir lafı olan adam kelimeleri bulamadı. Mina'nın gözlerindeki o güven duvarının örüldüğünü, hatta yıkıldığını çok net görmüştü. Aras masaya doğru biraz daha eğildi ama Mina başını başka yöne çevirdi.
O kafenin o sakin ve güzel atmosferi, aniden aralarındaki bu gerginlikle buz kesmişti. Mina çantasını alıp kalktı, Aras'ın arkasından seslenmesine aldırmadan kafeden çıktı.
Bölüm etkileşimi
