Henüz Karşılaşmadan

Vaveyla Yazarı: Zeynep Mert

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 15Şu an: Henüz Karşılaşmadan

Sabah güneşi mutfağın camından içeri süzülüyor, masanın üzerindeki çay bardaklarında küçük ışık yansımaları oluşturuyordu. Mina dalgın dalgın önündeki kahvaltı tabağına bakıyordu. Elindeki çatalı birkaç saniyedir hiç hareket ettirmediğini fark edince hafifçe iç çekti. Annesi çayları doldururken ona göz ucuyla baktı.
"Bir şey mi oldu?"

Mina düşüncelerinden sıyrılıp başını kaldırdı. "Yok..." Sonra kısa bir duraksamadan sonra gülümsedi. "Ama olacak gibi."
Annesi hafifçe kaşlarını kaldırdı. "Yine mi o hislerinden biri?"
Mina omuz silkti. "Bilmem... Bazen içime doğuyor işte."
Annesi gülümseyerek çay bardağını önüne bıraktı. "Senin şu hislerin var ya..."
Mina bardağı eline aldı. "Tutuyor ama."
"Bakalım bu sefer de tutacak mı?"

Mina cevap vermedi. Sadece pencerenin dışına baktı. İçinde garip bir heyecan vardı. Sebebini bilmiyordu. Ama sanki bugün... Bir şey değişecekti.
Tam kahvaltıya başlayacakken telefonu masanın üzerinde titremeye başladı. Ekranda tanımadığı bir numara vardı. Mina kaşlarını çattı. "Kim acaba?" Normalde bilinmeyen numaraları açmazdı. Hatta çoğu zaman çalmasına bile izin vermezdi. Fakat bu kez içinden gelen sese uydu. Telefonu kulağına götürdü.
"Efendim?"

Karşı taraftan sakin bir kadın sesi duyuldu: "Merhaba, Mina Aksoy ile mi görüşüyorum?"
"Evet, benim."
"Ben Koral Hastanesi İnsan Kaynakları biriminden arıyorum."
Mina'nın omuzları bir anda gerildi. Kalbi hiç beklemediği kadar hızlı atmaya başladı. Kadın konuşmasını sürdürdü: "Yakın zamanda hemşirelik pozisyonu için yapmış olduğunuz başvuruyla ilgili görüşmek istedim."
Mina'nın boğazı düğümlendi. "Evet... Hatırlıyorum."
"Kısa değerlendirme sürecimizin ardından sizi ön görüşmeye davet etmek istiyoruz."
O an mutfaktaki bütün sesler sanki uzaklaştı. Saatin tik takları... Sokaktan gelen araba sesleri... Çayın buharı... Hepsi silinmişti. Mina yalnızca telefondaki sesi duyuyordu.
"Eğer sizin için de uygunsa, önümüzdeki hafta çarşamba günü saat 10.00'da hastanemizde sizi ağırlamak isteriz."
Mina birkaç saniye konuşamadı. Kadın nazikçe seslendi: "Mina Hanım?"
"Şey... Evet. Tabii ki uygunum."

Kadın gülümsüyormuş gibi konuştu. "Harika. Gerekli evrak listesini ve adres bilgilerimizi birazdan e-posta yoluyla da ileteceğiz."
"Çok teşekkür ederim."
"Biz teşekkür ederiz. Görüşmek üzere."
Telefon kapandı. Mina hâlâ elindeki telefonu indirmemişti. Annesi merakla ona bakıyordu. "Ne oldu?"
Mina cevap vermeye çalıştı. Ama sesi çıkmadı. Bir an gözlerini kapattı. Sonra yüzünde kocaman bir gülümseme oluştu.
"Anne..." Bu kez sesi heyecandan titriyordu. "Beni... Görüşmeye çağırdılar."
Annesinin yüzü bir anda aydınlandı. "Gerçekten mi?"

Mina başını hızla salladı. "Evet." Bir anda yerinden kalktı. Mutfakta heyecanla yürümeye başladı. "Ben... Ben gerçekten İstanbul'a gidiyorum."
Annesi gülümseyerek onu izliyordu. "Sakin ol önce."
"Sakinim."
"Mina..."
"Hayır, değilsin."
Mina durup annesine baktı. Sonra ikisi de aynı anda gülmeye başladılar. İlk kez... İstanbul, sadece uzaktan bakılan bir hayal gibi değil... Gerçekten gidilecek bir şehir gibi hissettiriyordu.

Mina hâlâ heyecandan yerinde duramıyordu. Telefonunu eline aldı, birkaç saniye ekrana baktı. Sonra doğruca kızların olduğu grup sohbetini açtı.
Parmakları ekranın üzerinde kısa bir an duraksadı. Sonunda tek bir cümle yazdı:
Mina: "Kızlar..."
Mesaj daha birkaç saniye geçmeden görüldü.
Aslı: "Ne oldu?"
Duru: "Yine ne karıştırdın?"
Mina gülümseyerek yazdı:
Mina: "İstanbul'a gidiyorum."
Gönder tuşuna bastığı an telefon çalmaya başladı. Arayan tahmin ettiği kişiydi: "Duru..."
Telefonu açar açmaz kulaklarını delen bir çığlık duyuldu: "NE DEMEK İSTANBUL'A GİDİYORUM?"

Mina refleksle telefonu kulağından uzaklaştırdı. "Duru! Bir sakin ol."
"OLAMAM!"
Arka plandan Aslı'nın sesi geldi: "Duru, biraz yavaş konuş. Ben bile korktum."
"Sen sus Aslı!" dedi Duru. "Mina anlatıyor."
Mina istemsizce güldü. "İkiniz yine beraber misiniz?"
Aslı cevap verdi: "Evet. Kahve içiyorduk."
Duru hemen araya girdi: "Şu an kahveyi bırakmış durumdayız. Çünkü SEN İSTANBUL DEDİN."
Mina derin bir nefes aldı. "Beni görüşmeye çağırdılar."

Telefonda birkaç saniyelik sessizlik oldu. Bu kez ilk konuşan Aslıydı. Sesi her zamanki gibi sakindi:
"Mina... Çok sevindim. Biliyordum."
Mina'nın yüzündeki gülümseme biraz daha büyüdü. "Gerçekten mi?"
"Evet."
"Aslında sen de biliyordun."
"Sadece kendine söylemeye cesaret edemiyordun."

Mina cevap veremedi. Aslı onu yine tek cümleyle yakalamıştı. Sessizliği Duru bozdu: "Tamam, duygusallık yeter. Şimdi önemli konuya geçiyoruz."
Mina güldü. "Neymiş önemli konu?"
"KUTLAMA."
"Duru..."
"İtiraz kabul etmiyorum."
"Aslı?"
Aslı hafifçe güldü. "Bu konuda maalesef ben de Duru'yla aynı fikirdeyim. Bu akşam çıkıyoruz."
"Ben mantarlı makarna istiyorum." dedi Duru. Mina kahkaha attı. "Konu yine nasıl yemeğe geldi?"
"Çünkü ben stresi yiyerek atlatıyorum."
Aslı iç çekti. "Duru bütün duygularını yemekle ifade ediyor."
"Doğru. Mutluysam yerim. Üzgünsem yerim. Heyecanlıysam yine yerim."

Mina başını iki yana salladı. "Sen gerçekten iflah olmazsın."
"Olmayacağım." Duru birkaç saniye sustuktan sonra bu kez sesi yumuşadı. "Şaka bir yana... Senin adına gerçekten çok mutluyum."
Mina'nın gözleri dolacak gibi oldu. Tam konuşacakken Duru yine eski haline döndü: "Ama sakın son anda 'Ben gitmesem mi?' deme."
Aslı güldü. "Onu da düşündün değil mi?"
Mina dudaklarını büktü. "...Biraz."
"İŞTE BUNU DİYORDUM!" diye bağırdı Duru. "Sen daha gitmeden paniklemeye başladın."
"Yok ya. Biraz sadece..."
Aslı bu kez sakin bir sesle konuştu: "Korkman çok normal. Yeni bir şehir. Yeni insanlar. Yeni bir hayat. Ama sen bunun altından kalkarsın."
Mina başını hafifçe eğdi. "İnşallah."

Telefonun diğer ucunda kısa bir sessizlik oldu. Sonra Duru yine neşeyle konuştu: "Tamam. Akşam saat yedide aynı kafe. Ve bahane kabul etmiyoruz."
Mina gülerek teslim oldu. "Peki. Geliyorum."

Telefon kapandıktan sonra yüzündeki gülümseme uzun süre kaybolmadı. Annesi mutfaktan ona baktı: "Kızlar mıydı?"
"Evet."
"Ne dediler?"
Mina hafifçe güldü. "Kutlama yapacakmışız."
Annesi çayından son yudumu aldı. "Bence hak etmişsin."
Mina pencereye doğru döndü. Gökyüzü masmaviydi. İçindeki heyecan ise... İstanbul kadar büyüktü.

Akşam saat yediye yaklaşırken Mina evden çıkmak için hazırlanıyordu. Üstüne beyaz askılı belinin inceliğini ortaya çıkaran uzun bir elbise giyip, saçlarına da fön çektikten sonra makyajına geçti. Annesi salondan seslendi: "Bu sefer son dakika vazgeçmek yok."
Mina gülerek çantasını omzuna astı. "Söz."

İkisi de güldü. Ayakkabılarını giyip çantasını aldı. Kapıyı kapatıp apartmandan çıktığında serin akşam havası yüzüne çarptı. Apartmanın önünde Aslı'nın arabası bekliyordu. Duru daha Mina arabaya binmeden camı açtı: "İŞTE İSTANBUL HEMŞİRESİ GELDİ!"
Mina başını iki yana salladı. "Bir sakin ol."
"Asla."
Arabaya biner binmez Duru ona sıkıca sarıldı. "Seninle gurur duyuyorum."
Mina şaşkınlıkla gülümsedi. "Teşekkür ederim."
Aslı dikiz aynasından onlara bakıp hafifçe gülümsedi. "Hadi. Kutlamaya gidiyoruz."

Her zamanki gittikleri küçük İtalyan restorana geldiklerinde Duru hiç düşünmeden menüyü aldı: "Üç mantarlı makarna."
Garson şaşkınlıkla baktı. "Daha menüye bakmadınız."
"Baktım. Kalbimle."
Mina kahkaha attı. "Asla değişmeyeceksin."
"Asla."
Aslı başını iki yana salladı. "Her gelişimizde aynı siparişi veriyoruz."
"Çünkü mükemmel."

Bir süre sonra masaya makarnalar, içecekler ve sıcacık ekmekler geldi. Duru ilk lokmayı aldıktan sonra gözlerini kapattı. "İşte yaşama sebebim."
Mina gülmekten kendini alamadı. "Bir insan makarnaya bu kadar duygusal yaklaşamaz."
"Yaklaşırım. Benim karakterim bu."
Yemek ilerledikçe sohbet de koyulaştı. Aslı gülümseyerek Mina'ya baktı. "Peki... Gerçekten gidiyorsun."

Mina çatalını tabağa bıraktı. "Evet. Sanırım ilk defa gerçekten gidiyorum." Bunu söylerken sesi heyecanla korku arasında bir yerdeydi.
Duru hemen araya girdi. "Korkmak yasak. Asla yasak. Asıl korkarsan ben gelirim."
"Zaten geleceksin."
"O da doğru."

Masadaki kahkahalar yeniden yükseldi. Bir süre sonra Duru içeceğinden bir yudum aldı. Sonra ciddi bir ifadeyle masaya eğildi: "Şimdi önemli konuya geçiyoruz."
Aslı iç çekti. "Başlıyor."
"Mina. İstanbul'da kesin birine âşık olacaksın."
Mina neredeyse boğuluyordu. "Ne? Asla."
"Asla deme."
"Diyorum." Aslı gülümseyerek çatalını bıraktı. "Bence de büyük konuşma."
Mina ikisine sırayla baktı. "Siz ikiniz anlaşmalı mısınız?"
Duru omuz silkti. "Hayat bu. Hiç belli olmaz."
Mina kahkaha attı. "Ben bir iş görüşmesine gidiyorum. Eş bulma programına değil."
"Şimdilik."
"Aslı!"
Aslı gülmeye başladı. "Ben bir şey demedim."

Yemek bittikten sonra üçü sahile doğru yürümeye başladılar. Akşam rüzgârı hafif hafif esiyordu. Bir süre kimse konuşmadı. Sonra Mina denize bakarak sessizce konuştu: "Biliyor musunuz... Uzun zamandır ilk kez bu kadar heyecanlı hissediyorum."
Aslı yavaşça gülümsedi. "Çünkü yeniden umut ediyorsun."
Mina başını hafifçe salladı. "Galiba."
Duru kolunu Mina'nın omzuna attı. "Bak. Ne olursa olsun. İstanbul seni bizden kurtaramayacak."
Mina gülmeye başladı. "Bundan korkuyorum zaten."
"Haklısın. Ben olsam ben de korkardım."

Üçü aynı anda kahkahaya boğuldu. Gece vedalaşırken Aslı Mina'ya sarıldı. "Her şey çok güzel olacak."
Duru da hemen ardından sarıldı. "Olmazsa... gider düzeltiriz."
Mina gözlerini devirdi. "Her şeyi kavga ederek çözemeyiz."
"Kim kavga dedi? Ben sadece yüksek sesle konuşuyorum."
Aslı gülerek başını salladı. "Tabii."

Mina arabadan uzaklaşırken dönüp ikisine baktı. Yüzünde uzun zamandır hissetmediği kadar içten bir gülümseme vardı. Belki de... Yeni bir başlangıç, tam da böyle hissettiriyordu.

Ertesi sabah Mina, telefon alarmı çalmadan birkaç dakika önce uyandı. Tavana bakarken dudaklarında istemsiz bir gülümseme belirdi. İlk kez uzun zamandır uyanır uyanmaz aklına kötü anılar değil, gelecek gelmişti. İstanbul artık sadece bir hayal değildi. Birkaç gün sonra gerçekten oraya gidecekti. Üzerine rahat bir eşofman geçirip mutfağa geçti. Annesi çoktan kahvaltıyı hazırlamıştı.
"Günaydın."
"Günaydın." Annesi çayını uzatırken gülümsedi. "Dün eğlendiniz mi?"
Mina otururken başını salladı. "Çok iyi geldi. Uzun zamandır ilk kez bu kadar güldüm."
Annesi bunu duyunca belli belirsiz rahatladı. "İyi olmuş."

Bir süre sessizce kahvaltı ettiler. Sonra annesi çayından bir yudum alıp konuştu: "Bugün alışveriş işini bitirelim."
Mina ekmeğini tabağına bırakıp güldü. "Daha geçen de alışveriş yapmadık mı?"
"O sadece başlangıçtı."
"Anne..."
"İstanbul büyük şehir. Planlı olmak lazım."
Mina kahkahasını tutamadı. "Peki tamam."

Öğleye doğru alışveriş merkezine geldiklerinde annesi yine mağazaları tek tek dolaşmaya başladı: "Şu gömlek güzel. Bu pantolon da. Bir de ceket bakalım."
Mina kollarını bağlayıp gülümsedi. "Sen benden daha heyecanlısın."
Annesi hiç düşünmeden cevap verdi. "Çünkü kızım yeni bir hayata başlıyor."
Bu cümle Mina'nın yüzündeki gülümsemeyi biraz daha büyüttü. Bir süre sonra ellerinde birkaç küçük poşetle mağazadan çıktılar. Kasaya doğru yürürlerken Mina çekinerek konuştu:
"Anne..."
"H?"
"Babama söyleyecek miyiz?"
Annesinin adımları çok kısa bir an yavaşladı. Sonra sakin bir sesle cevap verdi: "Söyleyeceğim. Sen bunu düşünme. Şu an tek düşünmen gereken şey... o görüşmeye kendinden emin gitmek."
Mina annesine baktı. Her zaman yaptığı gibi... Yine onu koruyordu.

Eve döndüklerinde alışveriş poşetlerini salona bıraktılar. Mina tam mutfağa geçip çay koyacakken kapı zili çaldı. Annesi gülümseyerek kapıya yöneldi. "Kesin teyzen."
Gerçekten de öyleydi. Teyzesi içeri girer girmez Mina'yı sımsıkı sarıldı. "Benim güzel kızım."
Elindeki küçük çikolata kutusunu uzattı. "Bunu görünce seni düşündüm."
"Teşekkür ederim."

Hep birlikte salona geçtiler. Çaylar dolduruldu. Sohbet bir süre günlük konularla devam etti. Ama sonunda konu yine İstanbul'a geldi. Teyzesi bardağını masaya bıraktı. "Hazır hissediyor musun kendini?"
Mina kısa bir süre düşündü. "Tam olarak değil. Bir yanım çok heyecanlı. Bir yanım da korkuyor."
Teyzesi gülümsedi. "Bence olması gereken de bu. İstanbul seni biraz korkutacak. Ama seni değiştirecek de."
Mina sessizce başını salladı. Belki de gerçekten öyle olacaktı.

Akşam herkes odasına çekildiğinde ev yeniden sessizleşti. Mina masasının başına oturdu. Çekmecesinden günlüğünü çıkardı. Kalemini eline aldı. Bir süre boş sayfaya baktı. Sonra yazmaya başladı:
"Bugün İstanbul ilk kez gerçekten yakın hissettirdi. Korkuyorum ama ilk defa bu korkunun içinde heyecan da var. Belki de değişmek tam olarak böyle bir şeydir."
Bir satır boşluk bıraktı. Sonra her zamanki gibi Fransızca yazdı:
"J'ai peur... mais je veux essayer." (Korkuyorum... ama denemek istiyorum.)
Kalemi yavaşça masaya bıraktı. Defteri kapatırken odasının köşesinde duran boş valize baktı. Henüz içine tek bir parça eşya koymamıştı. Ama nedense odadaki en dikkat çekici şey artık oydu. Sanki sessizce onu bekliyordu. Mina hafifçe gülümsedi. İçinden tek bir cümle geçti: "Belki de bazı yolculuklar, valizi hazırlamadan çok önce başlıyordu."
Cumartesi sabahı... Mina odasının ortasında açık duran valize bakıyordu. Bu kez gerçekten hazırlanmaya başlamıştı. Yatağın üzerine çıkardığı kıyafetleri tek tek katlıyor, hangilerini alacağına karar vermeye çalışıyordu. Bir yandan da kendi kendine söyleniyordu: "Üç günlük görüşme için on tane kazak almak mantıklı değil."
Tam o sırada telefonu çaldı. Arayan Duru'ydu. "Daha bitmedi değil mi?"
Mina gülerek telefonu omzuyla kulağı arasına sıkıştırdı. "Daha yeni başladım."
Duru derin bir iç çekti. "Ben bunu biliyordum."
"Neyi?"
"Senin son güne bırakacağını."
Arka plandan Aslı'nın sesi duyuldu: "Telefonu bana ver."
Birkaç saniye sonra Aslı konuştu: "Mina... Yanına rahat kıyafet al. Görüşmeye giderken de kendini rahat hissedeceğin bir şey giy. Tamam. Bir de... Asla gereksiz eşya doldurma."
Mina kahkaha attı. "İkiniz de annem gibi konuşuyorsunuz."
Duru hemen atladı. "Çünkü annen haklı."
"Sen de haklısın."
"Ben zaten hep haklıyım."
Üçü birlikte güldüler. Telefon kapandıktan sonra Mina kıyafetlerini özenle yerleştirmeye devam etti. Dolabın üst rafından bakım çantasını aldı. Yanına küçük parfümünü koydu. Belgelerini kontrol etti. Dosyasını yeniden açtı. Kimliği... Diploması... Sertifikaları... Hepsi tamamdı. Dosyayı dikkatlice kapatıp valizin içine yerleştirdi. Son olarak masasının üzerindeki günlüğüne baktı. Elini uzatıp aldı. Bir an düşündü. Sonra gülümsedi. "Bunu da alıyorum."
Ne olursa olsun... Yazmadan duramazdı.
Kapının önünden annesinin sesi geldi: "Kahve hazır."
Mina odasından çıkıp mutfağa geçti. Annesi iki fincanı masaya bırakırken ona baktı. "Her şey tamam mı?"
"Galiba."
"Galiba mı?"
"Tamam."
Annesi gülümsedi. Bir süre sessizce kahvelerini içtiler. Sonra annesi yavaşça konuştu: "Heyecanlı mısın?"
Mina fincanına baktı. "Evet. Çok."
"Korkuyor musun?"
"...Biraz."
Annesi elini uzatıp Mina'nın elini tuttu. "Korkman çok normal. Ama sakın korkun yüzünden vazgeçme."
Mina başını salladı. "Vazgeçmeyeceğim."
Annesi gülümsedi. "İşte benim kızım."
Yine aynı saatlerde... İstanbul'da... Aras hastanenin otoparkından ana binaya doğru yürüyordu. Bir elinde kahvesi, diğerinde telefonu vardı. Telefonu çaldı. Ekranda annesinin aradığı yazıyordu:
"Günaydın."
"Günaydın oğlum. Yine hastanedesin değil mi?"
"Evet." Aras hafifçe sırıttı, kahvesinden bir yudum alırken adımlarını hızlandırdı. "Bir gün de hastaneden içeri girmesem kriz geçireceksin Valide Sultan, emin misin?"
Annesi karşı taraftan iç çekti. "Ben senin sağlığını düşünüyorum, sen dalga geç. Akşam yemeğe bize geliyorsun, kaçışın yok."
Aras gözlerini devirdi, sesindeki o rahat ve hafif alaycı tonu koruyarak cevap verdi: "Bakacağım anne, mimarlık ofisinde işler bu ara oldukça yoğun, söz vermeyeyim."
"O 'bakarım' kelimesinin meali 'gelmeyeceğim' demek, biliyorum Aras. İnat etme de gel."
Aras gülerek başını salladı. "Tamam, bakarız dedik ya... Hem bu hafta hastanede de yoğunluk varmış sanırım, insan kaynakları falan koşturuyormuş doğru mu?"
Annesi memnun bir ses tonuyla, "Doğru tabi," dedi. "Bu hafta yeni personel alım görüşmeleri var, epey bir başvuru olmuş."
Aras hastanenin devasa cam kapılarından içeri girerken omuz silkti. "Kolay gelsin o zaman ne diyeyim. Ben kendi projelerimi ve buradaki ameliyat/doktor koordinasyonlarını zor yetiştiriyorum, insan kaynaklarının yeni personelleriyle uğraşacak vaktim yok açıkçası."
"Aman sen de her şeye bir kulp bul," dedi annesi gülerek. "Neyse, akşam bekliyorum seni, ektirme beni."
"Tamam, başımın tatlı belası, akşam bakarız," diyerek telefonu kapattı Aras. Ceketinin cebine attığı telefonuyla birlikte her zamanki karizmatik ve hızlı adımlarıyla hastane koridorlarında ilerlemeye başladı. Beyaz duvarlar, telaşlı doktorlar, hastalar... Her şey sıradan akışındaydı.
Henüz o da bilmiyordu... Birkaç gün sonra, bu koridorlarda hayatının bütün planlarını altüst edecek o sarışın hemşireyle yollarının kesişeceğini.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

52okunma 9beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 138

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18