8. bölüm / 30
UNUTULAN GERÇEKBölüm 8: Unutulan Değil, Susturulan
Bölümler 30Şu an: Bölüm 8: Unutulan Değil, Susturulan
- 1 Bölüm 1: Görmemem Gereken2.356 kelime
- 2 Bölüm 2: Islanan Hatıralar2.280 kelime
- 3 Bölüm 3: Günlüğün Açtığı Kapı2.116 kelime
- 4 Bölüm 4: İtiraf Gecesi2.253 kelime
- 5 Bölüm 5: Anne Eli Değmiş1.786 kelime
- 6 Bölüm 6: İtiraf1.846 kelime
- 7 Bölüm 7: Lorven2.925 kelime
- 8 Bölüm 8: Unutulan Değil, Susturulan2.395 kelime · Okuduğun bölüm
- 9 Bölüm 9: Kural Kıranlar2.030 kelime
- 10 Bölüm 10: Yanlış Hamle3.509 kelime
- 11 Bölüm 11: Yansıma2.349 kelime
- 12 Bölüm 12: Yüzleşme2.034 kelime
- 13 Bölüm 13: Küllerimden964 kelime
- 14 Bölüm 14: Anya1.545 kelime
- 15 Bölüm 15: Şüphe Tohumu1.895 kelime
- 16 Bölüm 16: Plan1.542 kelime
- 17 Bölüm 17: Dört Dakika1.934 kelime
- 18 Bölüm 18: Gecikme,Ölür1.868 kelime
- 19 Bölüm 19: Ateş Çemberi1.092 kelime
- 20 Bölüm 20: Masumiyet1.138 kelime
- 21 Bölüm 21: Kapalı Kapının Ardında1.278 kelime
- 22 Bölüm 22: Veda1.418 kelime
- 23 Bölüm 23: Kapalı Kapının Ardındakiler1.880 kelime
- 24 Bölüm 24: Mührü Kırılan Gece1.953 kelime
- 25 Bölüm 25: Geçmişin Gölgesinde Bir Anlaşma1.739 kelime
- 26 Bölüm 26: Şafaktan Önceki Son Dans927 kelime
- 27 Bölüm 27: Lavinya Koraltan'ın Doğuşu1.552 kelime
- 28 Bölüm 28: Solan Renkler, Uyanan Öfke1.658 kelime
- 29 Bölüm 29: Ölüm Çiçeği2.132 kelime
- 30 Bölüm 30: Sonunda Karşı Karşıya2.254 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Çalışma masamın üstünden sarkan loş ışık odamı aydınlatıyordu sadece. Ablama ait olan bu defter...
İçimi fazlasıyla ürpertti. Yıllar sonra ilk defa kapımı kilitledim, perdelerimi kapattım ve sadece önümde duran deftere odaklandım. Bu anımı kimsenin bozmasını istemedim. Ablam hakkında yeni bir bilgi edinebildim ve bu ben aracılığı ile oldu. Bir yandan bu sorunun yarattığı baş ağrısı da eklenmişti üzerine.
Korku ve hüzünden ellerim titrerken defterin ilk sayfasını açtım. Gözlerim ilk ablamın el yazısına kaydı. Şimdiden burnum sızladı. Ne de çok özlemişim seni... Gözlerime inmiş olan keder ve özlem ile defteri okumaya başladım...
Selam günlük!
Sana sadece günlük demek kabalık olur diye düşünüyorum. Bir isim vereceğim... Bundan sonra senin adın... Boss! Unutmamam gereken birinin lakabını veriyorum sana. Çünkü adını bilmiyorum. Aklımda günlük tutmak gibi bir fikir yoktu ama gariplik seziyorum... Ailem beni Lavinya'dan uzak tutuyor. Grip gibi ama ciddi bir hastalığım olduğunu ve Lavinya'ya da bulaştırmamak için uzak tutuluyormuşum. Kısa sürede gideceğimi söylemişti. Neredeyse iki ay geçti yine de evime, kardeşime dönemiyorum.
Annem ve babama her ne kadar iyi olduğumu söylesem de, 'Boss' aslında iyi olmadığımı ve salgının içimde olduğunu söyledi. Anlam veremedim?
Tam olarak neydi bu salgın?
Hastane tarzı bir yerde değilim, çok fazla oda var burada. Üzerimde kırmızı hastane elbisesi gibi bir önlük var. Diğerlerini görmüştüm, ama tek kırmızı giyinen bendim. Acaba durumum çok mu ciddi? Odalarımızdan çıkmamız yasak, yanımıza görevli gelmediği sürece. Geldiklerinde ise hep bir yerlere götürülüyoruz. Ne annemi görebiliyorum ne babamı. Sabah akşam ilaç alıyorum, onlar öyle sanıyor tabi ki. Dilimin altında saklayıp klozete atıyorum. Umarım sürekli aldıkları kanımda farklılık olmadığını anlamazlar, yoksa zorla yuttururlar!
Anons verildi Boss! Şimdi benim için geliyorlar, tekrar döneceğim sana!
Kalbim teklemeye başladı. Heyecan, korku, endişe. Hepsi bedenimi sarmaya başladı. Yine de korkarak okumaya devam ettim. Acı gerçeklerin, tüm çıplaklığı ile ruhumu kavurmasına izin verdim. Her sayfayı okudukça kalbim kederle doldu. Sağ elimi kalbimin üzerine koyup, sanki bir etkisi olacakmış gibi sıktım. Bu sızıyı belki dindirir diye. Çaresi olmamıştı ama.
Son sayfadaki, kendi el yazım ile yazmış olduğum sayfaya geçmeden önce, defteri anlık bir öfke ile duvara doğru fırlattım. Çok geçti artık. Panik atak tüm bedenimi sarmaya başlamıştı. Kalbim deli gibi atıyor, nefesim kesiliyordu.
"Abla..." diye fısıldadım.
Dünyam şuan hiç olmadığı kadar dönmeye başladı. Odamın ortasına geçip, kendi etrafımda sanki bir şey veya birini arar gibi döndüm. Ağlayacağımı ön gösteren küçük iniltiler çıkartmaya başladım. Gözlerim bedenimden bağımsız buğulanıyor ve yanaklarımdan aşağıya yaşlar süzülüyordu.
Uzun zaman sonra ilk defa sesli ağlamaya başladım. Çığlık atmaya çalışıyordum. Bu acıma dünyalar şahit olsun diye. Panik atak dan saçlarımı çekerken, dizlerimin üzerine çöktüm. Ağlamayı kestiremiyordum. Panik atak oyununu oynuyordu ve şuan asla müdahile edecek güce sahip değildim.
Ablama olanlar...
Buna anne ve babamın sebep olması. Bildiğim tüm gerçeklerin yalan çıkması beni tamamıyla bozguna uğrattı. Senelerce yalan olan bir gerçeğin yasını tutmuşum. Ablam hastalıktan bedeni kaldıramadı sanıyordum, meğerse işkencedenmiş... Öz evladına bunları nasıl reva görebildiniz. Benden nefesimi neden çaldınız?
Aklımın içinden geçen sorular, haykırışlar çığlık eşliğinde dudaklarımdan döküldü. "Neden!" Nefesimin son demliklerini alıyordum sanki. "Neden kıydınız! Ablamı benden neden çaldınız!.. Abla!..." Kafayı yemek üzereydim sanki. Kalbimi yerinden söküp atmaya çalışır gibi göğüs kafesimi sıkıp, bilincimi kaybedecek kadar tüm öfkemle çığlık attım. Gözlerime karanlık çökmeden önce tek gördüğüm, duvara çarpıp yere düşen ablamın günlüğü oldu...
Tüm dünya sussun istedim; sadece çığlıklarım eşlik etsin. Tüm insanlar yok olsun istedim; sadece ablam olsun. Her şeyi unutmak istedim; sadece ablamı zihnime kazıyarak. Yok olmak istedim; korktuğum için acı gerçekten kaçarak.
Tam olarak ne istemiştim sahiden?
Sadece onunla büyümek istedim. Neşeme şahit olsun, ortak olsun. Takıldığım ne varsa imdadıma yetişsin kahramanım olsun...
Kardeş dediğimiz bağ sandığımızdan çok daha ötesi aslında. Bizi annemiz dünyaya getir babamız hayata hazırlar... Ama aslında bizi büyüten şey abimiz veya ablamız. Her ne olursa olsun onları örnek alırız. Çünkü onlar bizden önce tek başına savaşmışlardır. Bizler gibi şanslı değillerdi. Zamanla kendi doğrusunu, yanlışını yarattı. Farkına vardı.
Sonra biz geldik. Küçücük. Hiçbir şey bilmeyerek. Onlarda biliyordu yaşadıklarını yaşayacağımızı.
Tuttular elimizden her daim. Doğruda da yanımızda oldular, yanlışımızda da.
Herkes den önce onlara sığınırız. Çırpınır dururuz bu dünya havuzunda. Ama boğulmayalım diye can simidimiz olurlar. Ablam bunu biliyor mu, bilmiyorum ama ben hep anne gibi gördüm onu. O şefkati yüreğimi doldururdu her daim. Sevgisi, kalbimi canlandırırdı. Ağlasam da yanımda olurdu, gülsem de. Daha çok şahit olması gerekiyordu hayatımda olanlara.
Mesela; Aden ve Sarp'ın kavuştuklarını söylediğimde eminim mutluluktan havaya uçardı. Onları en az benim kadar çok severdi... Ama bu fırsatları elimden aldılar. Beni bu anlarımdan mahrum bıraktılar. Kalbimi söktüler. En kötüsü de ablamın yanında olamadım. "Abla bu kez ben kurtaracağım seni." diyemedim. Tek başına savaştı ve... Yenildi. Bir kere daha gösterdi bana ne kadar güçlü olduğunu.
Kaç dakikadır yerde duran defteri incelemiştim bilmiyorum. Belki dakikalar yerini saate yuvarlamıştır. Ağlamaktan kan çanağı tutmuş olan gözlerim tek bir yere odaklanıyordu. Başımda olağanüstü bir ağrı vardı. Tonlarca sorular zihnimde dolanıyordu. Ne yapacaktım artık? Hangi yolu çizmem gerekiyordu? Bu işin peşine düştüğümde nelerle karşılaşacaktım?
Dur Lavinya... Duramam.
Durmak zorundasın... Ama yeni ayağa kalktım.
Düştün... Kalkarım.
Tekrar düşersin... Tekrar kalkarım.
Ablan yok artık... Hayır, hep benimle!
Önüne bak Lavinya... Yapamam.
İç sesim susmuyordu. Duramazdım. Ablam için yapamam bunu. Canı için yapamam.
Bedenimde, sanki enkaz altından çıkmışım gibi bir ağırlık vardı. Aksi mümkün olamazdı zaten. Güçlükle bayıldığım yerden doğruldum. Şiştiğini hissettiğim gözlerimi olabildiğince açtım. Elim ile ovuşturduktan sonra tekrar odaya göz attım. Her şey aynı görünüyordu, ama hayır. Şuandan itibaren her şey değişti. Gerçekleri öğrendim. "Kalk Lavinya!" dudaklarım iç sesimin aksine işliyordu. Saçlarımı geriye atıp düştüğüm yerden doğruldum. Adım atmayı denerken, bir sağa bir sola sendelenip yerde duran defterin yanına ulaşabildim.
Elim titrerken defteri yerden alıp, tam arkamda duran yatağıma oturdum. Son satırları da oku Lavinya, yapabilirsin! Krizimi engelleyebileceğime dair kendimi söz verip, son sayfayı açtım.
Bunları okuyorsan eğer, defteri elime ulaştırabilmişim demektir.
Evet okudukların sana şok etkisi yarattı. Tepkilerini tahmin edebiliyorum. Ablamın katili annem ve babamız. Daha doğrusu Okan ve Selma. Bir şekilde ablanın odasına girmeyi başarıp bu defteri buldun. Sen, yani ben, Aden ve Sarp günlüğü okuduk.
Hafıza silebiliyorlar, olan gelişmeleri gizlice not etmelisin. Şuan odanda bunları yazarken Aden ve Sarp aşağıda. Aden itiraf edeceğini söyledi. Mutlusun ama korkuyorsun, başlarına bir iş gelirse diye. Şüphelerim var ailemin öğrenebileceğine dair. Bu yüzden garantiye almak için bunları yazıyorum. Umarım defteri bulabilirim. Bu defteri çok iyi sakla Lavinya! Ailen defterin varlığından haberdar değiller. Sanıyorum ki istedikleri anları silebiliyorlar, ama sadece onlarında bildiklerini. Bu defteri sadece sen bildiğin için, zihninde bulamayacaklarını düşünüyorum. Ama sadece bir düşünce.
Uyumadan önce Aden ve Sarp dan gizli bunu Lorven e saklayacağım. Eğer evde kamera varsa ve öğrendilerse korkma yine de o defteri bulamazlar. Okurken defterin çevresini bez parçasıyla kaplamıştın. Bir defter okuduğunu bilirler, ama bunun görünüşü nasıl yine de haberdar olamayacaklar... Umarım sabaha gözümü açtığımda unutmamış olurum. Sakın hislerine yenik düşme!
Doğru tahmin etmişim. Bir şekilde hafızamızı silmişler. Ah Aden... Kavuşup tekrar unutulmuşlar meğerse... Hayat tekrar ikinci şansı verip birleştirmiş. Onların kaderlerinin bir yazıldığından emindim, ve de şimdiden üzgünüm! Kavuşup benim yüzümden tekrar ayrıldılar. Bunların bir daha yaşanmaması için onları bu konudan uzak tutacağım. Söylesem yine de yanımda olurlar biliyorum. Ama onlar benim için birbirlerini feda emişken ben bu nankörlüğü yapamam. Onlara tekrar zarar gelirse kendimi asla affetmem!
𓇙
Hayırlı evlat rolümü kesip okula geldiğimde, etrafa daha farklı bakıyordum sanki.
Bu saçma koydukları kuralların ardında yatan gerçekleri. Hepimizin burada bir kukla olduğunu anlamış oldum. Onların sisteminden kurtulmamıza asla izin vermeyecekler. Ya deney faresi olacağız ya da onların arkasında dolanan köleleri. Ben bunun bir parçası olmayacağım! Sakin kalmam gerekiyor. İlkinde panik yaparak mahvetmişim zaten, bunu tekrar etmeyeceğim.
Yüzüme her zamanki neşemi yerleştirip sınıfa girdim. Her şey normalmiş gibi Aden'in yanındaki yerimi aldım. Çaktırmadan göz ucumla yan sıraya baktığımda Atlas' da sırasında oturmuş, tahtaya bakıyordu. Bakışları fazla keskindi, acaba bir problem mi var?
Daldığı yerden uyandırmak amacıyla elimi omzuna koydum. Sanki düşmanıyla karşı karşıya gelmiş gibi öfkeli bakışlarını üzerime dikti. "Bir sorun mu var?" Bunu gayet normal karşılayıp sorumu yönelttim. Bakışlarını yumuşatıp sorumu yanıtladı. "İyiyim." Tebessüm ederek, "Kötü bir yalancısın." aramızdaki küçük espriyi hatırlayıp gülümsedi.
"Sigara içeceğim, gelir misin?" Nasıl bu kadar rahat konuşabiliyor ki? Ya birisi duysa, işi bitebilir. Refleks olarak başımı ona doğru eğip işaret parmağımı dudaklarıma götürdüm. "Şşşş! Bunu öylece dillendiremezsin. Yasak." Atlas umursamayarak yanıtladı. "Hemen hemen her okulda yasaktır zaten?" Göz devirip anlatmaya başladım. "Bak burada işleyiş farklı. Yasakları çiğnediğin takdirde bazı yaptırımlar oluyor. İnan bana bunu bilmek istemezsin."
Atlas eğmiş olduğum baş hizama daha da eğilip aramızdaki mesafeyi azalttı. "Sıkıyorsa denesinler." Göz kırpıp ayağa kalktı. Ardından şaşıp kalırken tekrar bana döndü. "Eee gelmiyor musun?" Yüzümde silemediğim şaşkın ifademle oturduğum yerden kalkıp Atlas'ı peşi sıra takip ettim.
Okulun arka bahçesine dolanıp, benim bile bilmediğim ücra köşesine gittik. "Burayı nasıl buldun? Ben bile bilmiyorum." dedim, adımlarımı izlerken. "Yeni transfer olup, yalnız olunca okulda keşif yapacak fazla vaktin oluyor. " Aslında yakışıklı birisi, peşinde dolanan çok kız olur diye düşünmüştüm. "Bence yalnız kalma sebebin bakışların olabilir." Sigara paketini ve çakmağını cebinden çıkarttı. Dudaklarına yerleştirdiği sigarasını eli ile çevresini kapatıp yaktı.
İlk dumanı çekip üflediğine başını çevirmeden gözlerini benimkiyle buluşturdu. Bu bakışı daha farklı hissettirdi bana. "Ne varmış bakışımda?" Biraz sessiz kalıp bakışlarını inceledim. "Her an birinin boğazına yapışacak gibi bakıyorsun." Sigarasından bir duman daha çekti ve dudaklarına yerleştirdiği tebessüm ile vücudunu bana çevirdi. "Sence... Boğar mıyım?" Bu cümlesinin altında gerçeklik mi yoksa şaka mı yatıyor anlam veremedim.
"Hey, şunu yapmayı kes." dedim, homurdanarak. "Neyi?" "Her neyse." Merak edip ısrar dahi etmedi, ilginç. Ben meraktan çatlar ve söylemesi için diretirdim. Sessizce sigarasını içmesini beklerken, elindeki dalı bana doğru uzattı. "İster misin?" Bir elindeki sigaraya bir de ona baktım. "Hayır, ben içmiyorum." Israr etmeden tekrar dudaklarına götürdü ve bir duman daha çekti. "Alkol de içmiyorsundur sen şimdi." dedi, göz ucuyla bana bakarak.
"Hayır?" Başını bana çevirip yüzümü incelemeye başladı. "Bu kirli dünya da fazla temizsin. Bunu bozmalarına izin verme." Beklemediğim bir görüştü. Bu beni derin düşüncelere ve kısa da olsa unuttuğum gerçeğe sürükledi. Bazı şeyler değişmeliydi ve bunun arasında ilk yer alan bendim. Maalesef değişeceğim Atlas. Ellerim kirli işlere bile bulaşabilir, temiz olmayacağım, kalbim gerçeklerin tüm kirliliğini taşıyacak. Bunları düşündükçe suratım düşmeye başladı. "Sende dünyaya uyum sağlayacaksın demek." Atlas'ın sesiyle tekrar yanımda olduğunu hatırladım.
"Anlamadım?" "Düşüncelere daldın. Yapman gereken bir şey olmalı." Medyum mu acaba? Yoksa büyücü falan? "Akıl mı okuyorsun?" Küçük bir kahkaha attı. "Belki." Sigarasındaki son dumanı da çekip yere attı. "Yere atma." Uyarımın karşısında yüzünde mimik dahi oynamadan bana baktı. "Çöp bak orada." Sessizce dediğimi yapıp, yerdeki izmaritini çöp kutusuna fırlattı. "Tam isabet. Aferin." Gülümseyip geriye yaslandı. "Neden sigara içiyorsun?" Sorum sanki çok saçma bir şeymiş gibi yüzüme baktı.
"Kafamı dağıtsın diye." Bir sürü aktivite varken neden sigara? "Dağıtıyor mu?" Yüzünü gökyüzüne çevirdi. "Çok." Hoşlanmasam da zevkine susup saygı gösterdim. "Kalkalım." Başım ile onaylayıp oturduğum yerden doğruldum. Arka bahçeden çıkarken soru yöneltmesi ile tekrar konuştum. "Hayvanları sever misin?" Sorusuna şaşırdım açıkçası. O kadar soru varken neden bu olsun?
Ah neyse, bende kendime soru beğendiremiyorum!
"Evet. Özellikle kelebeklere bayılırım!" Başını beni anladığını belli etmek için salladı. "Peki senin?" Biraz düşünür gibi gözlerini kıstı. "Akrep." Genellikle kedi veya köpek sevenleri duyduğum için akrep şahsen değişik geldi bana. "Akrep mi?" dedim, kaşlarımı çatarak. "Evet?" "Peki sebebi var mı?" İç çekip söyleyip söylememek arasında kararsız kaldı.
"Abimden kalan bir miras diyelim." "Akrep mi besliyor?" Sorum onda tebessüm yaratmıştı. "Evet. Abimle beraber baktığımız için kendimi bir süre sonra akrep in yerine koymaya başladım. Ve o kadar da korkulmaması gerektiğini fark ettim." Bir abisi olduğunu öğrenmiş oldum. "Kaç kardeşsin?" Soruma hızlı yanıt vererek bana yeni sorular kapısı aralamış oldu. "Üç." "Beraber mi yaşıyorsunuz." "Ablam evli sadece." "Ablan da var demek." Bu biraz üzülmeme neden oldu ama belli etmemek için tebessüm ettim. "Sen kaç kardeşsin?" Buna nasıl cevap verebilirdim ki? Ablam var desem soru soracak hem de zaafımı belli etmiş olacağım.
Gerçeği gizlemek daha iyi olacak benim için. "Tek çocuğum." dedim, zoraki bir gülümseme ile. "Zor olmalı." "Aslında kolay. Ailem sık boğaz etmiyor beni."
Yüzeysel sohbetler ederek sınıfa girdik. Sıraya geçtiğimde Aden ve Sarp güle eğlene muhabbet ediyorlardı. İkisinin de bakışı o kadar farklı ki, bence anlamayan yoktur. Aden'in bel boşluğuna dokunup dikkatini bana çevirdim. "Az cilveleşin, yakında ağaçtaki kuş bile anlayacak." Bir anlığına bunu söylediğime pişman oldum. Benim yüzümden ikinci kez kavuşuyorlardı.
"Anlarlarsa anlasınlar ay, ne yapayım yani." Saçını savurup tekrar sohbetine devam etti. Gülümseyip önüme döndüm. Kısa bekleyişin ardından ders çoktan başlamıştı. Benim aklıma takılan tek konu ise "Boss" denen kişiyi bulmaktı. Özel bir okul inşa ettiklerine göre burası onun için önemli olmalı diye düşünüyorum. Araştırmalarımı burada da yapabilirim.
Bu kısıtlı imkanlar içerisinde nasıl olacak bilmiyorum. Aslında aklıma bir fikir geliyordu. Eğer gerçekleri öğrenmek istiyor ve ipucu arıyorsam buna en gizemli ve en tehlikeli yoldan başlamalıyım. Ceza! Kurallardan birisini çiğneyip ceza almalıyım. Bu dedikleri ceza ne? Ne kadar büyük? Bana bir yol gösterebilir mi öğrenmem gerek. Belki canım yanabilir ama buna değer.
Riski göze alıp dersi dinlemediğimi apaçık belli ederek, ilk kuralı uyuyarak çiğnemeye karar verdim. Uykum yoktu ama şuan ilk fırsatım bu. Derin bir nefes verip hazır olduğumda, seri bir hareketle kollarımı sıranın üzerine bağdaştırıp kafamı da kollarımın üzerine koydum ve uyku pozisyonuna geçtim. Bunu fark eden Aden beni itekleyerek öğretmenin görmemesi için efor sarf etti. "Lavinya aptal mısın? Kaldır kafanı çabuk! Bak eğer hoca görürse seni kimse kurtaramaz!"
Üzgünüm Aden, bu sefer kulaklarım sana sağır. Biraz daha ısrar ederken asıl beklediğim sesi duydum. "Lavinya Koraltan!" Şimdiden içim ürpermeye başlamıştı. Adımları yavaş yavaş yanımda hissetmem ile içimdeki adrenalin yükseldi. "Zil çaldığında benimle geliyorsun 001!" Bu benim demek oluyor. Sınıf numaram 001, genelde öğretmenler bizi sınıf numaralarımız ile çağırıyor.
Sesimi çıkartmadan zil çalıncaya kadar isyanıma devam ettim. Yaklaşık on dakika sonra zil çalınca refleks olarak başımı kaldırıp öğretmenin ardına doğru yürüdüm. "Cezayı hak ettin 001!" Gayet sakin bir şekilde yanıtladım. "Bakalım neymiş şu popüler olan ceza." Öğretmen yüzünü ekşitip yüzümü inceledi. "Arsız kız seni!" Bundan gurur duymuş gibi daha da sırıtıp, başımı Aden, Sarp ve Atlas'a çevirdim.
Aden'in gözleri çoktan dolmaya başlamıştı. Sarp her an saldıracak gibiydi. Atlas henüz yeni olduğu için ifadesiz bir şekilde beni izledi. Gülümseyerek el sallayıp kapıya yaklaşan öğretmenin peşi sıra onu takip ettim. Bu durum istemsiz olarak beni ürpertti açıkçası. Kendi sonumu yazmış gibiydim.
Koridor boyu yürüdüğümüzde müdür odasının önündeydik. Öğretmenim kapıyı iki kere tıklatıp kendini gösterdi. "Efendim... 001 kurallar..." Daha cümlesi dahi bitmeden müdür sözünü yarıda kesip emrivaki verdi. "İçeri al!" Sesi o kadar gürdü ki, sanıyorum çevremde olanlar bile duymuştur. Korktuğumu olabildiğince gizleyip öğretmenimin yarattığı boşluk ile müdür odasına girdim.
İlk yaptığım müdürü boydan boya süzmek oldu. Açıkçası çok genç ve çekiciydi. Bu kadar karizmatik biri neden buranın müdürü olabilir ki? Tabi ki BEVAK şirketiyle anlaşması yoksa. Karşımdaki adam da, yani... Okul müdürüm karşılık olarak beni inceledikten sonra dudaklarından sinsi bir tını yükseldi.
"001!... Lavinya Koraltan!..."
Bölüm etkileşimi
