10. bölüm · UNUTULAN GERÇEK
Bölüm 10: Yanlış Hamle
Planım mahvoldu.
Atlas uğruna plan tamamen suya düşmüştü!
Ahmak! Neden kahramanlık yapıyorsun ki? Tam arayı kurmuşken... Bu fırsatı bir daha nasıl yakalayacağım! Atlas yüzünden!...
Ne saçmalıyorum ben! Kimsenin bir suçu yok. Çılgınca bir fikre kapılıp ardımı düşünmeden harekete geçtim. Oysa ki Atlas sadece beni kurtarmaya çalışıyordu. Benim yüzümden müdürden haksız yere dayak yedi. Elinin yüzünün kan içinde olma sebebi tamamıyla benim!
Özür dilerim Atlas! Yüzüne nasıl bakacağım... Bilmiyorum...
𓇙
Atlas ile koridordaki kalabalığı geçmeye çalışıyorduk, ama herkesin gözü bizdeydi. O odadan uzun zaman sonra ilk defa, bir değil tam iki kişi sağ salim çıkabilmişti; Tabi Atlas'ın haline 'sağ' diyebilirsek.
Revire götürüp yaralarını temizlemem gerekiyordu.
Yavaş yavaş adımlarımızı atarken, Atlas'ın ağırlığını bana vermemesi için zorla kendi başına yürümeye çalıştığını fark edebiliyordum, yoksa onu gerçekten taşıyamazdım. Revire yaklaşırken fısıldayarak mahcubiyetimi dışa vurdum. "Özür dilerim." Aklıma gelen tek cümle buydu.
Özür dilerim Atlas...
Gerçekten beni duymadı mı, yoksa duymazlıktan mı geliyor bilmiyorum. Birden neden tavır almıştı ki? Şimdiden pişman mı oldu? Gerçi, pişman olursa hakkıdır.
Revire girdiğimiz de hemen karşımızda olan sedyeye yanaştık. Omzumda olan kolunu ağır hareketlerle çekip sedyeye oturturken benimle göz temasından tamamen kaçındı. Bunu fark etmem ile benimde kaşlarım çatıldı. Bu sessizliği bozmak için Atlas'a içimi kemirmeye başlayan soruyu yönelttim.
"İyi misin?" Evet Lavinya, baksana gayet iyisin!
Suskunluğunu koruyup acıyla kıvranırken, sağ eliyle karın boşluğunu tutup sedyeye uzandı. Sanki uzun bir idman sonrası yatağına kavuşan sporcular gibi rahatlayıp iç çekti ve gözlerini kapattı. Bu da neydi?
Ben mi dedim kahramanlık yap diye.
Hızlı sinirlenen biri olarak öfkemi içimde tutamadım. "Ne oluyor bu şimdi? Ne yapmaya çalışıyorsun? Bu tavrında ne?" Tek solukta üç soru sıralayabildim. Atlas gözlerini açmadan derin bir nefes bıraktı. Sorularıma yanıt vermeyişi beni daha da çılgına çevirmişti.
"Sana kahramanlık yap diyen olmadı Atlas! Bu halinin sebebi olarak beni görme!" Sus Lavinya sus! Biliyorsun sinirlendiğin zaman ağzından yanlış cümleler çıkıyor. Şimdi susmazsan pişman olacaksın!
"Sen..."
Susmak henüz kitabıma yazılmamıştı maalesef. "Tam bir gösteriş meraklısı bir ahmaksın!" Bu nankörlükte nereden geliyor Lavinya? Sanki son cümlemi haykırarak söylediğimde içimde bir yangın sönmüş gibiydi.
Yangın söndü ama külleri kaldı. O cümleyi kurmamalıydım, Atlas bunu hak etmedi. Yangından geriye kalan görünmeyen dumanlar revirin tavanlarına karışırken, içimdeki öfke de dinmişti. Söylediğim sözlere şimdiden pişman olmuş ve kendime öfkelenmiştim.
Yüz ifademe pişmanlığımı ekleyip; ellerimle ağzımı kapattım. "Atlas...Özür dilerim... Ben-ben öyle demek istemedim, biliyorsun. Nereden bileceksin ki ama. Ah! Anla beni. Gerçekten öyle deme..." Atlas, kolunu başının altına yerleştirerek derin bir nefes verip cümleyi yarıda kesti.
"Bitti mi?" afallayıp gözlerimi yüzünün her santimine karış karış gezindirdim. "Ne?" gözlerini yavaş yavaş açıp benimle buluşturdu. "Öfken diyorum...Bitti mi?" sesi buz gibiydi, bakışları ne anlatmak istediğini yansıtmıyordu veya ben anlayamıyordum.
Bu nedense içimde bir yerlerde boşluk hissi yarattı. "Atlas... Özür dilerim." sedyeden zorla ayaklanmaya çalıştığında doğrulması için; sağ elim ile koluna girip, sol elimi de sırtına koyarak yardım ettim. Tabi bu güçsüz bedenim ne kadar yardımcı olabilir bilemiyorum.
Yaralarını hala temizlemediğimizi fark edip hızla revirin dolabındaki ilk yardım çantasını alıp Atlas'ın yanına oturdum. Utancımdan yüzüne dahi bakamazken, alelacele kutudan pamuğu çıkarttım. "Su... Su getireyim ben, kan kurumadan çıkartayım." sesli bir şekilde kendimle konuşurken Atlas sadece beni izledi.
Dolabın hemen yanında paketli duran su şişelerinden bir tanesini ve dolabın içindeki boş demir kabı da aldım.
Atlas'ın yanına geçtim ve saçımı kulağımın arkasına koyup su şişesini kaba boşalttım. Titreyen ellerim ile pamuktan parçayı kopartırken saçlarım tekrar önüme düştü.
"Keseceğim bu saçları artık! Aptallar!"
Öfkem saçıma değil, kendimeydi. İnsanları kırmamak için hep ince davranırken, Atlas'a tamamen zıt yaklaştım. Ablama olanları tek başıma çözmek için bir şeyler deniyorum ve bu nasıl olacak bilmiyorum. Aklıma böyle şeyler olacağı ve benimde intikam peşinde olacağım gelmemişti.
Bu yükü tek taşıyorum, ağırlığın altında kalmaktan korkuyorum. Sonunda ne olacak bilmiyorum. Sevdiklerimi... Sarp'ı, Aden'i... Korkuyorum. Çok fazla belirsizlik var ve ben hangisini netleştireceğim bilmiyorum!
Atlas'ın elini gözaltımda hissetmem ile ağladığımı fark ettim. Gerçekten sırası mıydı!
"Kendine kızmayı ne zaman bırakacaksın?." Sanki aklımı okumuştu. Bu savaşın ortasında, birinin beni anlayabilmiş olması nedense daha da acıttı canımı. Gözaltımdaki elini çeneme yerleştirip, başımı kaldırdı. "Gözlerime bak, utanma." Yine anladı.
"Neden ağlıyorsun?" Başımı çenemdeki elinden çekip, iki yana salladım. "Önemsiz." Elimdeki pamuğu alıp kenara koydu. Aramızdaki eşyaları da çekip mesafeyi sıfıra indirdi. Her ne kadar belli etmese de acıyan kolunu yavaşça omzuma bırakıp, beni göğsüne yatırdı. Şuan canı acıyan oyken, canımın yanmasını düşündü.
Onun yarası bariz görünürken, içimde gizlenen yaralarıma dokundu. Akan burnumu çekerken Atlas çenesini başıma koydu. "Sümüklü müsün sen?" Cümlesine sessizce kıkırdadım.
İki damla da olsa ağlayıp, birinin göğsünde nefes alabilmek yükümü hafifletmişti sanki. O bunu bilmiyor ama şuan bana en büyük iyiliği yaptı.
"Neyse neyse, ağladık, güldük, eğlendik. Yaralarını temizleyeyim gel." Atlas, anlatmak istemediğimi anlayıp üstelemedi. Başımı göğsünden çekip, su dolu kabı önüme aldım ve zaten ıslatmış olduğum pamuk ile yüzündeki kanları silmeye başladım. "Acıtmıyorum değil mi?" Telaşla sorumu yöneltirken, benim aksime gayet sakin karşıladı. "Acımıyor."
Kanları temizledikten sonra yeni bir pamuk alıp tentürdiyottan bir kaç damla damlattım. "Hazır mısın, en acılı kısma geldik." Soruma sadece gülümsedi. Bunu bir cevap olarak alıp başımı onaylar şekilde ileri geri salladım. Kaşına bir kez dokundurup gözlerimi gözlerine indirdim. En ufak acı kırıntısı oluşmamıştı. Ben olsam şimdi çığlık atıyordum.
Ne garip tentürdiyottan korkan kız, ablası için savaş vereceğini söylüyor.
"Acımadı mı?" dedim. "Hayır." "Neden?" Tek kaşını yukarı kaldırıp başını omzuna doğru eğdi. "Acıması mı gerekiyordu?" Yüz ifadesine gülemeden edemedim. "Hayır ama, bilirsin işte tentürdiyot yakıyor falan. Şahsen benim canım çok yanardı." "İzin vermem." Bir an afallayıp cümlesine dona kaldım. Pamuğu tutan elim havada kalırken, boşluğa daldım.
Nedense etraf sıcak olmaya başladı.
Atlas aslında utandığımı, donakalmış halimden ve kızaran yanaklarımdan anlayıp gülümsedi. "Utandın mı sen?" Sesiyle tekrar kendime gelip belli etmemeye çalıştım. "Ben mi? Yo... Alakası yok." Bu halime memnun kalmış gibi başını öne eğip tebessüm etti.
Konuyu değiştirmek için aklıma ilk gelen soruyu sordum.
"Neden yaptın?" Atlas anlasa da anlamamış gibi yapıp yüzündeki gülümsemeyi sildi. "Neyi?" tentürdiyodu yaraların üstüne sürerken sorusuna soru ile karşılık verdim. "Cengiz'i dövmenden bahsediyorum." Konuyu hatırlayıp başını eğerken, elim ile çenesinden tutup başını kaldırdım. Bir kaç saniye gözlerinin içine baktıktan sonra, bakışlarımı çekip kaşı için gazlı bezinden küçük bir parça kestim. Cevap verebilmesi için yavaş hareket ediyordum. Kuruyan boğazını öksürük ile temizledikten sonra konuşmaya hazırlandı.
"Canına zarar gelsin istemedim." başımı kaldırmadan hızla yanıtladım. "Neden?" benim gibi soruma hızlı yanıt verdi. "Hoşlanıyorum galiba." beklemediğim itirafına karşı, tekrar şaşkınlıktan hareketsiz kaldım.
Ama olamayız Atlas. Burada sevgili yasak, benim yapmam gerekenler var. Yeterince risk içerisindeyken seni de riske sokamam. "Olamayız." yüzüme ciddiyet yerleştirip gazlı bez parçasını kaşına yerleştirip bant ile yapıştırdım. Atlas elimi indirip, kaşlarını çattı.
"Neden?" cevabım neden gersin ki seni? İstese hiç tanışmamışız gibi önüne bakıp da geçebilir. "Yasak." sesinde hissettiğim öfkesi ile beklemeden yanıtladı. "Aden ve Sarp sevgili ama." gözlerimi büyütüp, refleks olarak etrafı kolaçan edip, ellerim ile ağzını kapattım. "Sus! Sen... Nereden biliyorsun bunu?" o gün kulaklık vardı kulağında bizi dinlemiş olamaz değil mi? Fısıldayarak sorumu üsteledim. "Nereden biliyorsun dedim." Atlas bıkkınlıkla nefesini bırakıp, göz devirdi.
"Eskiden ne isek şimdi de öyleymişiz gibi devam edeceğiz. Hatırladın mı bunu?" bu cümle o gün Atlas'ın çalılıkların arasındayken Aden'in kurduğu cümlenin bir parçasıydı. Ben o anı süzgeç gibi gözümün önünden gezindirirken Atlas konuşmama fırsat vermeden devam etti. "Onlar olabiliyorsa biz neden olamıyoruz? Baksana, herkesi arkadaşlarmış gibi kandırıyorlar, bizde yapabiliriz!" senden etkilenmedim diyemem Atlas, ama olamayız. Başım bir belanın içinde, daha fazla insanı sürükleyemem peşimden.
Cevap vermeden ayaklanıp koşar adımlarla revirden çıktım. Duyduğum son cümlesi adımı haykırışı oldu. Sevmeyi ve sevilmeyi bende çok isterdim ama şuan olamaz. Bu durumdayken kalbime birisini alamam.
𓇙
Üzerimde olan bakışları umursamadan, hızla sınıfa girdim. Şuan tek isteğim sarılmaktı. Açıklama yapmadan sadece sarılmak. Kafamın içinde susmayan sesler ile bakışlarımı sınıfta gezindirdim. Endişeyle bakan o iki çift göz; Aden ve Sarp. Koşarak yanlarına gittim. Aden'in yanına oturup, konuşmasına fırsat vermeden sıkıca sarıldım. Sanki anlamış gibi, sessizce sarılışıma karşılık elini belime dolayıp sıkıca sarıldı.
Göğsüne; en sevdiği oyuncağı kaybeden bir çocuğun hüznü gibi sarılıp sesim çıkmadan ağlıyordum. Aden, anne gibi saçlarımı okşadı, öptü, sarıldı ve her ne kadar etkisi olmasa da o cümleyi kurdu. "Geçecek güzelim."
Geçecek.
Henüz hiçbir şey başlamamıştı oysaki. Daha da sıkı sarılırken Aden öfkeyle bakışlarını bizi izleyen seyircilere çevirdi. "Gözlerinizi oymamı mı istiyorsunuz! Dağılın!" Aden'in bu koruma iç güdüsü hep içimi sızlattı. Ailemden görmediğim sahiplenişi ondan almıştım. Bu sevgisi, kanatlarının altına alışı bana hep ablamı hatırlattı.
Aden'in öfkesini bilen öğrenciler, itiraz etmeden dağıldılar. Bazıları sırasına geçip oturdu, sınıftan olmayanlar ise çıktı. Kızarmış olan gözlerim zemine odaklanmışken, görme alanımı kapatan Sarp'ın eli oldu. Uzattığı peçeteyi küçük çocuk gibi mırıldanarak aldım. Hala Aden'in göğsündeyken akan burnumu peçete ile sildim. Sınıfa giren kişi kimse Sarp'ın öfkeyle ayaklanmasına neden oldu.
Ani çıkışının ardından saklandığım kovuktan çıkıp gelen kişiye baktım. Bu Atlas'tı. Sarp öfkeyle Atlas'ın yanına gidip hiç beklemeden yüzüne yumruğu geçirmişti. "Ne yaptın lan kıza!" Aden ve ben telaşla ayaklanıp ayırmak için yanlarına koştuk. Ben Atlas'ı uzaklaştırırken, Aden Sarp'ı tuttu. Atlas'ın durgun haline bakarsak sanki hiçbir şey olmamış gibi rahattı.
Bu biraz daha kaşlarımı çatarken, bakışlarımı deliye dönen Sarp'a geçirdim. "Sarp dur! O bir şey yapmadı." bu onu dindirmeye yetmedi. "Bak bu it sana bir şey yaptıysa ve tehdit ediyorsa söyle, alnını karışlarım!" Sarp'ın bu abilik iç güdüsü hep fevrilik katmıştı ona. Bizim için az kişi pataklamadı. "Yemin ederim! Onun bir suçu yok!" Aden Sarp'ın önüne geçip elini yanaklarına yerleştirdi ve gözlerini kendisine çevirmesini sağladı.
"Sakin ol Sarp. Bak onun suçu yokmuş... Lavinya bizden bir şey gizlemez, anlatırdı öyle değil mi?" Aden sakinleştirici aurasıyla Sarp'ı kontrol altına alırken ben o cümlesine takıldım.
"Lavinya bizden bir şey gizlemez, anlatırdı öyle değil mi?"
Özür dilerim tekrardan. Saklamak zorundayım.
Sarp'ı sakinleştirip hepimiz sıramıza geçerken, hiçbir şey olmamış gibi dersin başlaması için öğretmeni bekledik. Bıktım artık bu düzene uymak zorunda kalmaktan. Özgürlük istiyorum. Ne okulu ne de ailemi. Sadece yanımda mutlu olduklarım ile yola devam etmek istiyorum. Bir şeyler değişsin istiyorsam ve karanlığa elimi daldırmam gerekiyorsa... Yapacağım.
Kapının açılışı ile kimin geleceğini az çok bilerek hepimiz ayağa kalktık. Başımı önümde tutup, yan göz ile çaktırmadan Atlas'a baktım. Bakışları ilk geldiği andaki haline dönüşmüştü. Sert ve buz. Onu bu hale sokan yine ben olmuştum. Yüzündeki yaralar, yalnız kalması, reddeden, kendini tehlikeye atmasını sağlayan... Sadece ben. Bakışlarıma hüznü ekleyip önüme döndüm.
Hepimiz bakışlarımızı öğretmenin ardından gelen o iki kişiye çevirdik. Kapıdan ilk giren sarışın kız oldu. Doğal açık bal sarısı rengi olan, omuzlarından aşağı sarkan saçları. Buğday ten rengi; bunlara eşlik eden buz mavisi gözleri, saçlarının rengine ayak uyduran açık kahverengi kaşları, doğal olduğunu düşündüğüm dolgun ve pembe dudakları ve boyunun tahminimce bir altmış beş veya bir altmış altı olan bir kızdı. Açıkçası dıştan göründüğüne oyuncak bebek gibi çıtı pıtı bir güzelliğe sahip; bakışlarına biraz daha dikkat edersek sinsilik de aktığı bariz belli oluyor. Bu kız ortalığı karıştıracak gibi duruyor. Zaten ortalık elli altı iken daha da mahvolacak.
Kız gözlerini sınıfa çevirip bizleri incelerken ardından diğer çocuk girdi. Boyuna bakılırsa 'çocuk' terimi az kalırdı. Baştan aşağı süzerken, Atlas'ın boyu bir seksen sekiz ise onunda boyu aynı civarda olmalı, hatta en fazla bir kaç santim aşağı ya da yukarı. Yanındaki kızın erkek versiyonu gibiydi.
Kendi rengi olduğu bariz belli olan sarı saçları, mavi gözleri, tıpkı Atlas gibi öfkeli bakan çatılmış açık kahverengi kaşları, keskin çene hatları, yeni çıkan hafif sakalları; diğer kıza zıt olan açık ten rengine sahipti. Yeni transfer olan erkek öğrencilerin aynı özelliği anlaşılan bakışları. Bu çocukta tıpkı Atlas gibi öfkeli bakıyordu etrafa. Bir an dejavu olacakmışım gibi arkadan bir sesin;
Cengiz'in Atlas'a yaptığı gibi konuşmasını bekledim.
Kafamı sağa çevirip baktığımda, herkes benim gibi merakla onları inceliyordu. İstemsiz olarak bakışlarımı Atlas'a çevirdiğimde zaten bana baktığını görmüş oldum. Bu, bir an irkilmeme sebep oldu; çünkü bakışları bir yanardağ kadar alevli ve öfkeliydi. Bir kaç saat öncesine kadar gayet normal olan gözleri, şimdi tamamen aksineydi. Anlayamıyorum, her reddeden kıza böyle mi davranıyor? Aldırış etmemeye çalışarak uzatmadan önüme döndüm. Sayesinde şimdi tüm dikkatim üzerimde olan bakışlarındaydı.
Olabildiğince dikkat etmemeye çalışıp bakışlarımı iki yeni öğrenciye çevirdim.
İkisi etrafı süzerken, masanın arkasında duran öğretmenimiz; ellerini önünde birleştirip yanlarına geçti. "Evet çocuklar, yeni iki arkadaşımız daha aramıza katıldı. Bu dönem toplam üç öğrenci transfer oldu." öğretmeni yarıda kesen arka sıralardan bir öğrencinin konuşması oldu.
"Daha da olacak mı hocam?" Tanıdık sese döndüğümde bu Cengiz'di. Yok çocuk akıllanmıyor. Cümlesi üzerine bakışlarımı direkt olarak yeni çocuğa çevirdim. Cengiz'e kitlenmiş bakıyordu. Yine dayak yiyecek sanırım.
Öğretmenimiz Cengiz'in gereksiz sorusuna sessiz kalıp yönünü yeni öğrencilere çevirdi. "Kendinizi tanıtabilirsiniz." kız sinsi bakışlarını gizleyip, yüzüne sahte bir gülümseme yerleştirdi. Bir adım öne çıkıp kendini tanıtmaya başladı. "Selam! Ben Mira. Mira Barlas. Sizinle tanışmak için sabırsızlanıyorum!" alt dudağını ısırıp etrafı süzerken, bakışları yan sıramda durdu. Atlas da. Yüklenen gerginlik ile bakışlarımı Atlas'a çevirdim. Baktığımı hemen fark edip, önüne eğmiş olduğu başını kaldırıp bana baktı.
Kızı umursamamıştı bile. Nedense bu içime su serpti. Hafif tebessüm ederek önüme döndüğümde kızın öfkeli bakışlarını üzerimde gördüm. Kıskandı mı gerçekten? Komik!
Atlas'ın onunla ilgilenmiyor olması benim sorunum değil. Kızı kışkırtmak amacıyla sinsi gibi dudağımı üste kıvırıp bakışlarımı kıstım. Yeni bir düşman kazandım sanırım.
Kızı boş verip yanındaki çocuğa döndüm. Olduğu yerde dikleşip başını dikleştirdi. "Baran Barlas." Barlas mı? Kardeşler mi? Aden'e döndüğümde birbirimize aynı bakışı attık. İçimdeki o meraklı kız tekrar ortaya çıkmıştı. Hızla beş parmağımı da göstererek elimi merakla kaldırdım. Bu dikkat çekici davranışımı öğretmenimiz görüp başı ile konuşmam için onayladı.
"Kardeş misiniz?" sert bakışları beni bulduğunca, öyle bir inceledi ki beni olduğum yerde rahatsız olup istemsiz hareket ettim. Atlas bile ilk geldiğinde böyle bakmamıştı. "Bu bir sorun mu?" evet veya hayır demek bu kadar zor olmamalı gerçekten! Tiksinti ile gözlerimi devirdiğimde başımı Atlas'a doğru çevirdim. Baran'a öldürecekmiş gibi bakışlar atıyordu. Kaşlarımı çatıp onu incelerken yumruğunu sert sıktığını fark ettim.
Vücudun henüz kendine gelmemişken, umarım yeni bir kavgaya katılmazsın Atlas.
Öğretmen tekrar Mira ve Baran'a dönüp konuştu. "İki yer var, farklı yerlerde oturmak sizin için sorun olur mu?" ne yani sorun olursa yerlerimiz mi değişecek? Bu ne saçmalık. Mira konuşacak iken Baran bileğinden tutup susturdu ve kendisi öne atıldı. "Mira ile aynı sırada oturmak istiyoruz..." bakışlarını sonunda bizlere çevirdi ve yer beğenmek için etrafı kolaçan etti.
Umarım Aden ve beni ayırmayı düşünmezler, yoksa okulda kaos çıkar!
Kısa bir arayış ardından tekrar öğretmene döndü. "Orta hiza, en arka sıra." Yani Nisa ve Atlas'ın arkası. "Gördüğünüz gibi dolu, ama arkadaşınız da isterse geçebilirsiniz." Baran adımlarını arka sıradaki çocuğa doğru yöneltti. Ağır ve kendinden emin adımları, istediğini bir şekilde alacağını gösteriyordu.
Çocuğun kulağına eğilip bir şeyler fısıldadı. Deli gibi ne dediğini merak ederken, Baran doğrulduğu an çocuk eşyalarını alıp diğer köşeye geçti. Kaşlarımı çatıp sadece izledim. Baran rahat tavırlarla oturduğunda Mira da yanına geçip oturdu. Baran'ın bakışları beni bulduğunda irkilip önüme döndüm. Aurası içimi ürpertiyordu. Sanki ten renginin buz esintisi tamamen bedenini kaplamış ve baktığı herkese bunu üflüyordu.
Önüme dönerken Atlas'ın yine öfkeli bakışı beni bulmuştu. Dayanamayıp önümdeki deftere "Ne bakıp duruyorsun?" yazdım. Öğretmene kısa bir bakış atıp, önündeki deftere odaklandığını gördüğümde kağıdı Atlas'ın bacağına bıraktım. Bu hareketim ile öfkeli bakışı silinip, yerini şaşkın bir çocuğun bakışlarına çevirdi. Bana ve bacağındaki kağıda bakıp, notu eline aldı ve sıranın altında gizlice okudu. Sırasına da koyabilirdim ama meraklı Nisa notu Atlas'tan önce kapardı, sonra uğraş dur. Vallahi bu kez Aden'i tutamam parçalar Nisayı.
Atlas'ın notuma gülümsediğini gördüğümde istemsiz şaşırarak tebessüm ettim; ne olduğunu anlamayarak. Küçük çocuğun saklambaç oynarken, yakalanmaması için heyecanla saklanacak yer araması gibi yerinde kıpırdayarak önündeki defteri açıp bir şeyler yazdı. Kalemi deftere değdirir değdirmez Nisa hemen başını deftere eğdi. Atlas fark edip Nisaya bir şeyler söyledi. Ne söylediyse Nisa tedirgin olup önüne döndü.
Hiç tehdit etmemiş gibi aynı heyecanla defterine döndü. İçindeki bu çocuksu ruhunun sadece bende ortaya çıkıyor olması, içimde bir yerlerde kelebek etkisi yaratmıştı.
Yazmış olduğu notu gizlice bana uzattığında, yüzündeki sıcak gülümsemeye aynı hisle karşılık verip kağıdını aldım. Kağıdı açtığımda ilk dikkatimi çeken yazısının güzel olması. Gerçekten çok güzeldi. Benim bile yazım bu kadar güzel değil. Hatta o kadar kötü ki Aden yazımın doktorların yazısı gibi olduğunu söyler ve dalga geçerdi. İçten içe yazısını kıskanırken notunu okudum. "Dikkatini çekmek içindi, başardım sanırım :)" İki nokta parantez. Sinsi bir gülümseme gibi gelirken, aslında bunu yazarken, çocuk gibi masum görünüyordu; veya benim gözüme masum görünmüştü.
Notu karşısında bakışlarımı Atlas'a çevirdiğimde tedirginlikle tepkimi merak ediyordu. O da farkında, mimikleri sert olduğu için kaba gibi duruyordu. Yanlış anlayıp anlamadığımdan endişelenmişti. İçine su serpmek için gülümseyerek göz kırptım. Sanki uzun süredir nefesini tutmuş gibi derin bir nefes verip rahatladı.
Atlas sanki beni sarhoş ediyormuş gibi, ondan uzak durmam gerektiğini bana unutturuyordu. Bunu nasıl başarabiliyordu?
Zorunlu kararımı bana hatırlatan çalan zil sesi oldu. Yüzümdeki aptal gülümsemeyi silip hızla sınıftan ayrılmak için sıradan hiddetle kalktım. Aden ve Sarp şaşırarak bana baktı. "Bir sorun mu var?" belli etmemek için başımı iki yana sallayıp gülümsedim. "Tabi ki hayır! Ben kantine gidiyorum, istediğiniz bir şey var mı?" Aden biraz düşünüp yanıtladı. " Çilekli süte hayır demem!" gülümseyip kafa salladım.
𓇙
Kantin sırasındayken, önüme hiç bir şey olmamış gibi geçen çocuğa bakakaldım. İçimdeki asabi kız hemen ortaya çıkmıştı. Omzundan tutup çocuğu kendime çevirdim. "Kör müsün önünde ben varım?" çocuk umursamayarak gülümsedi. "O kadar kısasın ki, fark etmemişim." dalga geçerek önüne döndüğünde, sözlerin yeterli olmayacağını anlayıp daha da öfkelendim.
Nefesi sinirle burnumdan solurken; çocuğun omzundan aşağı sarkan ve benden bakımlı saçlarından tutup hızla aşağı doğru çektim. Beklenmedik tepkime karşı, düşmese de oldukça eğilmişti. "Al şimdi gördün mü beni gerizekalı!" çocuk öfkeyle bana dönüp elini kaldırdığı an istemsiz dona kaldım. Sayıp söveceğini düşündüm ama el kaldırabileceğini hesaba katmamıştım.
Geniş omuzu ile önümü tamamen kapatan kişiye şaşkınlıkla döndüğümde, çocuğun bana kaldırdığı elini tutup geriye doğru kıvırmıştı. Biraz önce bana erkeklik gösterisi yapan çocuk kız gibi bağırıp dizleri üzerine çökmüştü. Geniş omzun sahibine bakmadan önce yerde acıyla kıvranan çocuğa dil çıkartıp 'Oh olsun!' der gibi, sağ elimi boynumdan karnıma kadar sürterek indirdim.
İçimin yağları eriyip bir kere daha dayağın eşiğinden kurtulurken teşekkür etmek amacıyla başımı çevirdiğimde Sarp sanmıştım. Beni şaşırtan ve mahcup bırakan kişi tam olarak Baran Barlas'tı! Yeni gelen çocuk etrafa buz gibi bakışlar atıp, içimi ürpertirken dayak yememe engel olmuştu. Açıkçası kurtarmasını beklediğim son insan olabilirdi. Hatta laubali Cengiz'den bile beklerim!
Tam ağzımı açacak iken işaret parmağını dudağıma koyup fısıltıyla yaklaştı. "Şş, teşekküre gerek yok. Borcunu istediğim zaman ödersin." ne borcu tam olarak? Kimsin de sana borçlanacağım. Sana beni kurtar mı dedim.
Birden neler oluyor bu okulda? Tam ablam ile ilgili gerçekleri öğrenip, işin peşinden koşacağım ki; en salak tipler beni bulmaya başladı. Bu lanet olası şirket beynime çip falan mı yerleştirdi?
Kaşlarımı, sınırını aşan teması ardından çattım. Öfkeyle bakan gözlerimi tam olarak gözlerine diktim. Sağ elim ile dudaklarımda olan elini sert bir şekilde ittim. "Kendini ne sanıyorsun sen!" bir adım atıp üstüne gitmiştim ki; bileğimde hissettiğim sert bir dokunuş ile tamamen konudan saptım. Çatık olan kaşlarımı elin sahibine çevirdiğimde en korktuğum şeyin gerçekleşecek olduğunu anladım.
Bileğimden tutup beni arkasına çeken elin sahibi Atlas'tı. Yüzündeki o kocaman öfke duvarı bile parçalayabilirdi. Olacaklardan korkup endişeyle Atlas'ı tutmak için hamle yaptığımda öfkeyle bana dönüp sesini yükseltti. "Geri de kal!" deliye dönen bakışları, gözlerimin en derinini bulduğunda vücudumun her köşesine korku yayıldı. Bu bana yapabilecekleri için değil; Baran'a yapacakları içindi. Korkumu görmezden gelip, bana baktığında son gördüğüm öfkeden tuttuğu nefesi ile elini yumruk atmak için sıktığı olmuştu.
Attığı tek yumruk ile Baran yere yığılmıştı. Atlas sanki delirmiş gibi nefes nefese kalıp Baran'ın kalkmasını beklemeden üstüne çıktı. İlk defa onu böyle gördüğümde ne yapacağımı bilemeyip olduğum yere düştüm.
Atlas o sırada hem yumruk atmaya devam ediyor hem de bağırıyordu. "Sen kimsin de dokunursan ha!" onu bu denli çılgına çeviren bana dokunuşu muydu? "Bu parmağınla mı dokundun!" gözlerindeki öfke onu çılgına çevirmişti. Bu sözünün hemen ardından Baran'ın baş parmağını sıkıca tuttuğunda kırmak için harekete geçtiğini anladım.
Hayır Atlas, bu kadar gözünü kör edemezsin! Bu... Bu delilik!
Korkudan sesim titremiş, gözlerimden çoktan yaşlar akmaya başlamışken bu hareketinden daha da panikleyip; düştüğüm yerden emekleyerek yanına gittim. Baran'ın üzerinde deliye dönmüş Atlas'a tek yaklaşmayı cesaret edebilen bendim. Bana zarar vermeyeceğinin garantisi yoktu tabi ki ama... Hissediyorum. Kalbimde, zihnimde... Derinlerde bir yerlerde! Onun kendini kaybedip, sonunu getirecek hatalar yapmasına müsaade edemem!
Yine kurtaracağım seni Atlas, yine kendimi öne atacağım.
Atlas'ın omzuna dokunacağım sıra da bir kaç kişi omuzlarımdan tutup beni geri çekmişti. Telaşla baktığımda bunlar Aden ve Sarptı. Ağlayışım onların varlığıyla daha da hiddetlendiğinde çaresizce bağırabildim.
"Sarp! Durdur..." ağlamaktan sesim kesiliyordu. "Durdur onu!... Kıracak!... Sarp!" Sarp beni ilk defa böyle görmüştü. Benim çaresizliğim bir anlığına ona da yansımıştı. Bakışlarımı daha da hüzünlendirirken Sarp acıyla başını ileri geri salladı. Aden'e dönüp beni işaret etti. "Onu geride tut." Aden korkuyla başını salladığında, düştüğüm yerden beni tutup kaldırdı. Az kalan enerjimi, ayağa kalkmak için kullanmıştım.
Sarp, gördüğü manzara karşısında durumun vahim olduğunu anlayıp alt dudağını ısırdı ve elini ensesine koyarak sıvazladı. Aklına getirdiği seçenek ile koşarak var gücüyle Baran'ın üstünde parmağını kıracak olan Atlas'a tekme attı. Bu onu hafifletmedi ama, en azından Baran'ın parmağını kurtarabilmişti.
Atlas'ın gözleri bu cesareti gösteren kişiyi aradı. Sarp'ı gördüğünde soluk soluğa ayağa kalktı. Sarp zarar vermemek için sakince ellerini kaldırdı ve ikna etmeye çalıştı. "Olum bak sakin ol. Seni bu kadar delirten ne?" Atlas hızlı hızlı nefes alıp verirken dişlerini sıktı. "Karışma lan sen! Senin de mi parmaklarını kırayım!" hele bir dene Atlas. "Gel yap. Geri iyileşir ama sen tamamen Lavinya'yı kaybedersin!" adımı duyduğu an sanki dünyaya dönmüştü. Hipnozun etkisinden çıkmış gibi şaşırıp gözlerindeki korku ile etrafında beni aradı. Titreyen sesiyle adımı fısıldadı.
"Lavinya..."
Etrafında bir tur attığında nihayetinde bakışları beni buldu. Korkudan bir haber olmuş olan Lavinya'yı gördü. Ağlamaktan kızaran gözlerimi gördü. Titreyen çenemi gördü. Onu aslında hiç tanımamış olduğumu gördü. En kötüsü de ondan korktuğumu gördü...
BARAN:
MİRA:
