UNUTULAN GERÇEK kitap kapağı

18. bölüm / 30

Bölüm 18: Gecikme,Ölür

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 30Şu an: Bölüm 18: Gecikme,Ölür

Atlas
Baran'ı tuzağa çekmek aslında düşündüğümden daha kolaydı. O çocuğun en zayıf noktası belli: Lavinya. Ona bir şey olacak desinler, düşünmeden ateşe atlar. Ben de tam bunu kullandım. Telefonumu çıkarıp numarasını çevirirken bile içimde bir gülümseme vardı.

Aradığımda sanki beni bekliyormuş gibi açtı.
"Atlas? Beni mi özledin?"
Laubali herif.
"Sorma, özleminden mecnuna döndüm. "
Alaycı bir gülümseme takındı.
"Arayı açmayalım."
Gözlerimi devirip burnumdan soludum. Sesimi panikle karıştırılmış bir tona çevirdim.

"Kes zırvalamayı. Bunu söylemek benim için acı ama yardımın gerek. Lavinya-"
Adını duyduğu an cümlemi yarıda kesti.
"Geliyorum. Adres at."

Onun koşarak geleceğini biliyordum.

Depoya önceden gelmiştim. İçerisi loş, duvarları çatlak, tavandan damlayan pis bir su sesi var. Adamlarım gölgelerinde bekliyorlar; ellerinde susturuculu tabancalar. Onlara tek söylediğim, "Baran adımını atsın, hedef alın ama ateş etmeyin. Önce ben konuşacağım."

Kapının gıcırdayarak açılmasıyla, avımın geldiğini anladım.
Baran nefes nefese içeri daldı. "Lavinya! Neredesin!"

Gölgelerden sıyrılıp ortaya çıktım.

"Tebrikler!" dedim, alkışlar gibi ellerimi birbirine vurarak. "Dakiksin ha."
Baran yüzüme baktı, kaşları çatık, gözleri kısık; yeni yeni idrak ediyordu.

"Atlas... Şerefsiz. Lavinya'nın saç teline zarar gelmişse eğer, ölümün benim elimden olacak!"
Basit ve sıkıcı tehditlerine göz devirebildim sadece. "O kadar merak ediyorsan," dedim, adamlarıma işaret edip, "burada olmadığına emin olabilirsin."

Namlular bir anda Baran'a çevrildi. O da hemen geriye bir adım attı, ama gözlerini kaçırmadı.
"Sen hastasın!" dedi öfkeyle. "Lavinya'yı tuzak olarak kullanacak kadar düşük bir adamsın!"

Gülümsedim.

"Ben? Düşük? Baran, senin gibi iyilik krizleri geçiren biri için fazla zekiyim sadece. Senin 'koruma' takıntın artık işime taş koyuyor. Lavinya'nın etrafında dolaşmandan sıkıldım."

Baran yumruklarını sıktı.
"Lavinya bir gün her şeyi anlayacak ve kaçacak yerin kalmayacak! Hem senin hem o ruh hastası Volkan'ın."
Abimin adını zikretmesine sinirlensem de, ona istediğini vermemek için dişlerimi sıkıp kendime hakim oldum.

Sertçe güldüm. "Lavinya'nın ne yaptığımı öğrenmesi için önce beni anlayacak bir kapasitede olması lazım." Yaklaştım, gözlerinin içine baktım. "Ama sende o yok. Sen sadece ortalıkta koşup duran, kurtarıcı taklidi yapan birisin."

Baran dişlerini gıcırdattı. "Seninle savaşmam gereken günün geleceğini biliyordum. Ama Lavinya'ya zarar verirsen-"
"Kes sesini!" diye gürledim. Bir işaretimle adamlarımın parmakları tetiklere dokundu. "Bugün buraya bir mesaj vermek için geldim Baran. Sana Lavinya'yı unut demeye geldim... ya da unutturacağım."

Baran gözlerini kırpmadan dikildi, tüm adamlarıma rağmen. "Ben ölsem bile Lavinya senden korunacak. Ona zarar vermene izin vermem." Başımı yana eğip alaycı bir tebessüm ettim. "Büyük konuşma. Çünkü bu depodan nasıl çıkacağını bile bilmiyorsun."

Orada, karanlığın ortasında, silahların gölgesinde...
Ölümün ona sandığından daha yakın olduğunu nihayet anlamıştı.
Ve ben bundan zevk alıyordum.

𓇙

Telefonum titrediğinde hala okulun arka duvarının üzerinden atlamaya çalışıyordum. Açmaya cesaret edemedim önce. Ama ekranda beliren konumu görünce kalbim boğazıma düğümlendi.
Baran.

Altına yalnızca iki kelime vardı:
"Gecikme. Ölür."

O an hiçbir şey düşünemedim. Sanki biri içimdeki tüm oksijeni çekip almıştı. Ayaklarım, beni nereye götürdüğünü bilmeden koşturdu. Konumun okulun arka tarafında, ilerisinde kalan boş araziye doğru gittiğini, nefesimi, hatta kalbimin atışını bile hissetmedim.

Depoyu gördüğümde içimde bir şey çatladı. Kapı açık değildi ama içeriden metal sesleri, kısık fısıltılar geliyordu. Barut kokusu havayı kesiyordu.

Kesinlikle yanlış yerdeydim... Ama Baran doğru yerde.

Eğilip kapının yanından içeri baktığımda sayabileceğimden fazla adam olduğunu fark ettim. En az sekiz, belki dokuz. Ellerinde silahlar... Baran ise arka köşede, dizlerinin üstünde, elleri bağlıydı.

"Hayır... Hayır, hayır..." diye fısıldadım, ama dudaklarımın titremesinden başka hiçbir şey çıkmadı.

Şimdi yapmam gereken şey korkmak değil.
Korkarsam Baran ölür.
Cebimdeki küçük duman kapsülüne dokundum-
kimya laboratuvarından çaldığım, hocanın hala kayıp sandığı madde. Ona ihtiyacım olacağını hiç düşünememiştim. Ama şu an, elimdeki tek şey oydu.

Arka taraftaki havalandırma aralığına sürünüp kapsülü içeri yuvarladım. Bir saniye, belki iki... Sonra gri bir bulut rafların arasından yükseldi.
Adamların sesleri karıştı:
"Ne oluyor!?"
"Dikkat edin!"
"Bir şeyler ters gidiyor-"

Bu son cümledeki panik tonu tüylerimi diken diken etti.
Kime haber vereceklerini bilmiyordum ama seslerindeki saygı karışımı korku... Belli ki üstlerinde biri vardı. Tehlikeli biri.

Göremiyordum ama birinin hızla geri çekildiğini, ayak seslerinin depodan uzaklaştığını duydum. O kişi kimdi bilmiyordum. Ama beni fark ettiğini hissettim. O an istemsizce ürperdim.
Ama zamanım yoktu.
Baran vardı.

Duman yoğunlaşırken içeri sızdım. Gözlerim yandı ama umurumda değildi. Baran'ı arka köşede hala kapana kısılmış halde gördüm. İki adam etrafında, biri neredeyse tetiği çekmek üzereydi.

Kafamın içinde bir ses:
Hızlı ol. Hemen.

Yakınımdaki rafın altında duran ağır metal levhayı fark ettim. Nefesimi tuttum, dizlerimi kırdım ve levhayı tüm gücümle yere savurdum.

ÇAAAT!

Ses depoda yankılandı. İki adam aynı anda sesin olduğu tarafa döndü. Bende tam o an ileri atıldım. Baran'ın arkasındaki ışığı tekmeyle kırdım. Depo bir anda neredeyse tamamen karanlığa gömüldü.

Adamlar panikle bağırmaya başladı:
"Kim var orada?!"
"Görmüyorum!"
Tam da istediğim kaos.

Karanlıkta sürünerek Baran'a ulaştım. O ise nefesini tutmuş bekliyordu.
"Elini oynatma," diye fısıldadım. "Geldim."

Titreyen ellerimle bilek bağlarını çözmeye başladım. Elleri özgür kalınca derin bir nefes aldı. Sesini çıkarmaya cesaret edemedi.
"Eğil," dedim. "sakın koşma. Benimle gel."

Rafların arasından sürünerek ilerlemeye başladık. Adamlar birbirlerini ezerek yanlış yerlere ateş ediyor, birbirleriyle çarpışıyordu. Kimse bizim nerede olduğumuzu anlamıyordu.

Arka kapıya ulaştık.
Soğuk hava yüzüme çarpınca gerçekten hayatta olduğumu anladım.

Baran kolumu tuttu. Parmakları hala titriyordu.
"Lavinya... Bunu nasıl yaptın? Tek başına..." Gözlerim doldu ama gülümsemeye çalıştım. "Borcum vardı, ödeşmiş olduk diyelim." Derin bir nefes aldı, sonra etrafına bakındı.

"Az önce biri vardı," dedi kısık sesle. "Gitmiş. Gördün mü onu?
Biliyordum birinin kaçtığını, ama kim olduğunu görmemiştim. "Boş ver," dedim. "Önce buradan uzaklaşalım."

Ama içimde bir şey fısıldıyordu:
Bu bitmedi. Baran için değil... Benim içinde bitmedi.

𓇙

Tepede oturup okulun uzaktan ne kadar küçük olduğunu izliyorduk, ta ki bu manzarayı Baran'ın konuşması bölene dek.

"Beni nasıl buldun? Kim söyledi?" o yüzüme bakarken ben doğrudan karşıyı izliyordum.

Derin bir nefes aldım ve başımı ona doğru çevirip gözlerimizi buluşturdum. Kısa bir anlığına bakışlarına farklı bir anlam yükledim. Çözemediğim bir şekilde derin ve anlamlı bakıyordu. Veya ben bundan anlam çıkartacak kadar kafamda kuruyordum.

"Mira." dedim kısık bir ses tonuyla. "Kardeşi için endişelenmiş... Birinin seni arayıp benim tuzağa düştüğümü söylemiş..." kaşlarımı çattım, dudaklarımı büzdüm. "Sahiden? Neden seni arasınlar? Sarp ve Aden varken?"

Baran ifadesini bozmadan cevapladı. "Soruyu soran benim. Sıra sana gelince sorarsın küçük hanım." İtiraz etmeden sorumu havada asılı bırakıp devam ettim.

"Okuldan bir şekilde kaçtım. Güvenlik alarmlarını kısa bir süreliğine devre dışı bırakıp Gri Geçit den kaçtım. Sonra... Bilinmeyen bir numaradan konum geldi. Senin konumun. Altına da kısa bir cümle yazılmıştı... 'Gecikme. Ölür.' " dedim, derin bir nefes alarak. "Ve sonra buradayım işte." Baran'ın yüz hatlarını, mimiklerini dikkatle inceledim. Düşünüyordu. Mesajın kimden gelebileceğini. Sanki anlamış gibi bakışları kaydı, kimden geldiğini sezmişti.

"Çok mu korktun benim için?" bıyık altı bir sırıtış patlattım. "Sormaa," dedim son harfi uzatarak. "Koşarak geldim." gerçekten de öyleydi. Koşarak gelmiştim.

"Bittiyse sıra bende?" dedim sorar gözlerle. Sesini çıkartmayıp başını salladı. "Konumu kim gönderdi bana? Nereden biliyordu tuzağa düşürüldüğünü?" Baran alaycı bir gülümseme takındı. "Şimdi tuzak falan demeyelim de... Seni düşündüğümden nevrim şaşmış diyelim." dediğinde gülerek göz devirdim. "Hadi hadi, cevapla." omuzlarını geri atıp konuştu.

"Kızım nereden bileyim ben. Eli kolu bağlı olan bendim." dedi. "Mantıklı." kaşlarını kaldırıp böbürlenir gibi tavırlara büründü. "Her zaman."

"Öyleyse," dedim. "seni kim aradı?" Baran bir anlığına bakışlarını benden kaçırıp tekrar buluşturdu. "Bilmiyorum. Kalınlaştırılmış bir sesti." inanmak için keskin bakan gözlerimle en derinine kadar inceledim. Her zamanki gibi bakışları aksini düşünmeme izin vermiyordu.

Sessiz kalıp önüme döndüm.
"Sorularınız bitti mi hanımefendi?" gülümsedim. "Bitti."

Yüzünü yavaşça yaklaştırdı. "Başarıyorum." dedi, anlamadığım bir nedenden dolayı. Mıknatısın aynı yönünün birbirini ittiği gibi, yaklaştıkça kafamı geri çektim.
"Neyi?" dedim şaşırarak.

Huzura ermiş gibi gözlerini kapatıp, kokumu ciğerlerine kadar çekti. "İlk defa," dedi mutlu ve naif bir ses tonuyla. "bana gerçekten gülümsedin."

Sözleri havada asılı kaldı. Bir anlığına nefesim kesildi sanki. İçimde, o an ne yapacağımı bilemeyen tuhaf bir sıcaklık dolaştı. Yüzümün-evet, kesinlikle kızarmaya başladığını hissettim. Başımı eğdim, gözlerimi onunkilerden kaçırmak zorunda kaldım.

"Ben... Öyle mi yaptım?" dedim, sesim olması gerekenden daha ince çıktı.
O ise, benim aksime son derece sakindi. Göz kapakları hala yarı kapalı, sanki dünyadaki en huzurlu şeyi yapıyormuş gibi. Dudaklarının kenarı belli belirsiz kıvrıldı.

"Evet," dedi. "Ve bunu görmek düşündüğümden çok daha... Güzelmiş."
Yutkundum. Geri çekilmeye niyetlendim ama ayaklarım sanki yerle kaynaşmıştı. Ne yapacağımı bilmiyordum. Kaşlarımı toparlayıp yüzümü başka yöne çevirdim, utancım boynuma kadar yayılmıştı.

"Boş şeylere sevinme," dedim, daha sert çıkması gereken bir tonla. Oysa sesimdeki titreme tüm ciddiyetimi öldürüyordu. "Benim için hiç de boş değil," diye karşılık verdi. Üzerimdeki utangaçlığın her saniye daha da belirginleştiğini bilerek bana doğru bir adım daha attı. "Sana iyi gelen bir şey yapıyorsam... Bununla övünebilirim bence."

Kalbim hızlanınca nefesimi düzeltmek için derin bir nefes aldım. Bu yakınlık... Kontrol edemediğim bir şeydi.

"Abartıyorsun," dedim, fısıltıya yakın bir sesle. "Hayır," dedi aynı yumuşaklıkla. "Sadece seni izliyorum."

Kafamı daha da eğip saçlarımı yana düşürdüm, yüzümü saklamak ister gibi. O anda utançtan değil, kendimle ilgili bilmediğim bir duygudan kaçıyordum.
Yüzümü kapatan saçlarımı nazikçe geriye doğru çekti. Dokunuşu; gelincik çiçeğinin narinliği kadar dikkatli ve hassastı.

Çenemden yavaşça tutup yüzümü kendisine çevirdi. Bir süre inceledi. Gözlerimi, saçlarımı, tenimi, kaşlarımı... Dudaklarımı. Gözleri dudaklarıma kaydığında yutkunup tekrar gözlerime baktı.

Çenemde olan elini çekmeden yavaşça yaklaştı... Daha fazla... Ve daha fazla.
Nefesini tenimde hissediyordum artık. Yakınlığı, bedenimde garip bir sıcaklık bıraktı. Aramızdaki mesafe azaldıkça daha fazla unutuyordum her şeyi. Tek gerçek... Baran'ın beni öpecek olmasıydı.

"Yapma." diye fısıldadım nefes nefese kalarak. Burunlarımız birleşmişti. Dudaklarımız... Alev almasına minicik mesafe kalmıştı.

"İstemiyorsan," dedi sesi benimle aynı tonda iken. "geri çekilebilirsin." Olmuyordu. Çekilemiyorum. Kalkıp gitmek istiyorum, arkama bakmadan koşmayı... Ayaklarım buna izin vermiyor. Kalbim... Aksine kalkışsam beni sonsuza kadar affetmeyecek gibi.

Yüzüme bir hüzün çöktü. "Lütfen," dedim çaresizce yalvaran ses tonumla. "aklımı karıştırma."

Burnunu burnuma sürtüp, dudak kıvırdı. "Korkma benden," dedi kendin emin bir sesle. "düşmene asla izin vermem." ama neden? Senin için neden bu kadar kıymetliyim?

Kaşlarımı kıvırdım. "Neden?... Neden bu kadar önemsiyorsun beni?" derin bir nefes aldı, dudaklarını boynuma doğru sürterek. "Konu sen olduğunda," dedi kesik ve boğuk çıkan sesiyle. "bildiğim her şey belirsizliğe dönüşüyor... Planlarım... Bozuluyor." boynuma küçük ama sıcak bir buse kondurup yüzüme baktı, eli yanağımı okşarken. "Biz tamamen farklıyız Lavinya Koraltan."

Sözleri ruhuma ateş gibi değdi. Geri çekilmeye yeltendiğimde, parmaklarını belime doladı; kaçışımı değil, nefesimi bile sahipleniyordu.

"Farklıyız..." diye tekrar etti, gözleri gözlerime saplanmış halde. "Ama seninle aynı karanlığa düşmek bile, sensiz bir aydınlığa tercihim."
Başını eğdi, nefesi boynumda titreyen bir itiraf gibi dolaştı.

"Seninle olduğumda içimde durdurmaya çalıştığım biri uyanıyor," dedi. "beni daha acımasız, daha korumacı... Daha tehlikeli yapan biri."

Elini yanağıma koyduğunda içimdeki bütün savaşlar susmuştu. "Ben hiçbir şeyden korkmuyorum Lavinya. Beni asıl korkutan... seni kaybetme ihtimali."

İncecik bir gülümseme dudaklarında belirdi, karanlığıma ışık çalan bir çizgi gibi.

"Biz farklıyız, evet... Ama kaderin bana öğrettiği tek gerçek şu ki; biz öylesine karşılaşmadık Lavinya... Birbirimizin kaderini yeniden yazmak için karşılaştık."
Yüzümü avuçlarının arasına aldı.

"Ve seni gördüğüm günden beri... benim sonumun kim olduğunu biliyordum."

Gözlerim doldu, çenem titredi. Şuana kadar kalbimin hiç böyle atmadığını fark etmiştim.
Baran bana açılmıştı. Ve bu öylesine değildi, tamamen kalbini açmıştı.
"Baran," dedim sesim titrerken. Çünkü kabul etmeyecektim. Zaten dipsiz bir kuyunun içine düşmüştüm, aklımı karıştıran ve beraberimde sürükleyeceğim kimseyi kalbime kabul edemezdim.

Tam konuşacak iken parmaklarıyla dudaklarımı örttü.
"Şşş," dedi gözlerini bir anlığına kapatarak. "Senden cevap beklemiyorum veya böyle bir beklentim yok. İstersen sevmeyiver beni. Ama... Sakın senden uzak durmamı isteme. Bunu sen desen bile yapmam. Sözünü dinlemeyeceğim tek konu bu olur."

Sustum. Nutkum tutulmuştu. Ne diyebilirdim bilmiyorum, Sarp ve Aden'den sonra Baran'ı da tehlikeye sokmak istemiyorum. Ona bir şey olursa Mira'ya ne açıklama yapacaktım?

"Düşünme," dedi beni göğsüne sıkıca bastırarak. "Beni senden hiçbir Allah'ın kulu uzak tutamaz. Sen bile."

Ve Baran Barlas. Düşüncelerime bile hakim olmuştu.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

6okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…