UNUTULAN GERÇEK kitap kapağı

20. bölüm / 30

UNUTULAN GERÇEK

Bölüm 20: Masumiyet

Yazar: Naz Patron

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 30Şu an: Bölüm 20: Masumiyet

Gözlerimi açtığımda ilk fark ettiğim şey, tavanın tanıdık ama yine de yabancı oluşuydu. İnsan her sabah aynı yatakta uyanabilir ama aynı hayata uyanamaz. Bunu çok sonradan öğrendim. Ya da belki hep biliyordum da kabullenmem zaman aldı.

Yatağın kenarında asılı duran battaniyeye baktım. Geceden kalma bir ağırlık vardı üzerimde; uykudan değil, düşüncelerden. Bazı sabahlar vardır, uyanırsın ama içinde bir şey hala karanlıkta kalmıştır. Elimi göğsüme koydum, kalbim yerli yerindeydi. En azından fiziksel olarak.

Pencerenin arasından sızan solgun ışık, odanın köşelerini usulca yokluyordu. Toz zerrecikleri havada asılı kalmış gibiydi; sanki zaman bile acele etmiyordu. Hayatın bana verdiği o kısa duraklama anlarından biriydi bu. Henüz hiçbir şey olmamışken, her şey olabilirmiş gibi duran bir an.
Derin bir nefes aldım. İnsan bazen sadece nefes alarak hayatta kaldığını hatırlıyor. Büyük kararlar, büyük acılar ya da büyük mutluluklar olmadan da...

Sadece nefes.

Kapının tıklatılma sesi kulaklarıma geldi. "Gel!" kapı yavaşça açıldı. Annem odaya girdi. Varlığı, odanın havasını değiştirdi ama ses etmedi. Ben de etmedim.
Yavaş ama kendinden emin adımlarıyla yatağımın kenarına oturdu. Yüzüne her baktığımda, hayatımda yediğim en büyük kazığı görüyordum.

Elimi tuttu. "Tatlım." değil kelimesi artık tatlılardan bile iğrenir oldum.
Devam etmeliydim. Onu yalanda olsa 'anne' olarak benimsemeliydim.
Gülümsedim.

"Anne." kelime boğazımdan yırtılarak çıkmıştı. "Yorgun gibisin, iyi misin?" ablamın hastalıktan ölmediğini öğrendim, hafızalarımızı silebildiğinizi öğrendim, ablamın katilleri olduğunuzu öğrendim. Evet, gerçekten iyiyim!

"Bazen okula gitmek yoruyor. Anlarsın işte." gülümsedi. Dudak kıvrımlarının yanaklarından yukarı doğru çıkışını gördüğüm her an kusma isteğim devreye giriyordu.
"Uykucu kız seni, hadi kalk bakalım." dedi, üzerimdeki yorganı çekerek.
"Anne," dedim. "Biz... Ablamdan neden hiç bahsetmiyoruz? Ölüm yıl dönümlerinde bile." suratı düştü. Ne o pişman mı oldun?

Bakışlarını sonunda benimkileriyle buluşturdu. "Baban öyle istiyor." kaşlarımı çattım. "Neden?" derin bir nefes aldı. "Çünkü," dedi, aldığı nefesi yavaşça bırakarak. "ablanın vefatı hepimizi derinden sarstı. O zamanlar... Çok fazla intihar etmeye çalıştım. Dayanamıyordum acısına... Baban da bir daha Anya nın adının geçmeyeceğini kesin dille belirtti. Onu hatırlamak ölümü yanında taşımak gibiydi Lavinya..."
Gözleri dolmuştu.

"Ben... Bir anneyim. Kızımı toprağa koydum."
Gözlerime inanamıyordum. Hem katili olup hem de göz yaşı döküyordu. Tanımayan birisi görse gerçekten üzüldüğüne inanabilirdi, ama ben asla!
Her şeyi en derininden bilirken asla!

Refleks olarak gözlerim dolmuştu. Çenem titremeye, bedenim buz kesmeye başlamıştı. "Anne," dedim, belki son kez gerçekten o kelimeyi kullanarak.

"Lütfen... Son kez... Benim bilmediğim bir şeyi anlat." ablamla herhangi bir anımızdan bahsetmiştim aslında. Ama belki kalbi sızlar da tüm gerçekleri anlatır diye de umut etmiştim. Farkında olmadan ona son bir şans tanıyordum. Yanımda olursa, her şeyin üstesinden daha kolay gelebilirdik. Belki tekrar anne-kız ilişkisini yakalardık.
Sol gözünden akan göz yaşını elinin tersiyle sildi. "Olur, anlatayım kızım." bir anlığına kalbim kıpırdadı, gerçekleri tüm pürüzüyle anlatacak diye.

"Siz küçüktünüz..." diye söze girdi, beni kolları altına sararak.
"çok küçüktünüz. İkinizde aynı yaşta değildiniz ama aynı şeylere aynı anda kızardınız. En çok da haksızlığa."
Haksızlığa... Bu kelime bende çok şey ifade etmişti.

"Bir gün... Hatırlıyor musun bilmiyorum, muhtemelen hatırlamıyorsun. Anya daha yedi yaşındaydı, sen dört. Parktaydık. Anya salıncakta sallanıyordu. Sende 'benim sıram' diye tutturmuştun. Ama öyle ağlamak falan değil... Ciddiyetle bekliyordun. Sanki dünya düzeni birazdan çökecekmiş gibi."

Gülümsedi. Gülümsedim.

"Sonra Anya indi. Sen salıncağa oturdun ama bu sefer de Anya 'çok sallanıyorsun' diye bağırmaya başladı. İkinizde haklıydınız kendinize göre. Ben tam araya girecektim ki..."
Durdu.
Gülümsemesi yumuşadı.

"Anya geldi, salıncağı yavaşlattı. Sana baktı ve dedi ki:
'Tamam, biraz daha yavaş sallan. Düşersen bende üzülürüm.'
O yaşta... Bunu söyledi."
Masaya çevirdim bakışlarımı. Sessizce.
"Sende başını salladın. Hiç inat etmedin. İlk defa. Sonra salıncakta öylece sallandın. Anya da karşına geçti, seni izledi. O gün ben anladım... Sizin ilişkiniz başka olacaktı.
Biriniz hep koruyacak, biriniz de sessizce güvenecek."
Sessizce hıçkırıklarım arasında boğuldum.

"Garip değil mi... Çocukken her şey çok daha basitmiş gibi geliyor insana."
Yataktan kalktı.
Konuyu kapatmıştı, ama ben hala hıçkırıklarım içinde masaya dalmıştım. Ne hissettiğimi bilemeden.
"Hatırlıyor musun," diye söze girdim, kelimeler boğazımda düğümlenirken. "Neyi?" dedi annem, soran gözlerle.
"Ablamın bir montu vardı. Pembe... Üstünde akrep logosu vardı." gözlerine baktım. İçi titriyordu. "Ne olmuş o monta?"
"Kim aldı onu?" annem arkasını döndü, perdeyi sonuna kadar açtı. Sanki benimle göz göze gelmemek için savaş veriyordu. "Babanla aldık. Neden sordun?" uzandığım yerden doğrulup, oturur pozisyona geçtim. "Çok güzel bir monttu. İmrenmiştim o zamanlar... Nereden aldınız?"
Gülümsedi.
Ama sahteydi.

"Ah o mu... Anya için şirkette tasarlamıştık."
O zamandan beridir demek...
Bunu aklına kazı Lavinya:

Pembe mont. Akrep logosu. BEVAK şirketi.

"Anne." sürekli soru soran yaramaz küçük çocuklar gibi ısrar ediyordum. "Efendim canım."
"Çalıştığın yeri çok merak ediyorum." duraksadı. "Neyini merak edeceksin ki. Klasik bir şirket işte."
"Bilmem," dedim, yerimde kıpırdanarak. "Senelerdir oradasınız ama hiç görmedim. Merak işte."
Yanıma geldi. Saçlarımı okşadı. "Fazla merak iyi değildir küçük hanım. Sakar bir kız için orası çok tehlikeli."
asıl tehlikeli olan sizlersiniz.
Gülümsedim.

"Neyse. Ben elimi yüzümü yıkayayım."

𓇙

Herkes her zamanki gibi sofradaki yerini almıştı. Okan masanın başında. Selma sağında, ben sol yanında.
Sessizdik. Her zamankinden daha sessiz.
Boğazımı temizledim.

"Boss un kim olduğunu öğrendim." ikisi de büyük tedirginlikle ağzındaki lokmaları yutamadan bana baktılar.
"Ne?-Nasıl?" Okan'ın sesi titremişti. Sessizce tepkilerini izledim. "Evet," dedim elimdeki bıçağı masaya koyarak. "Çok basitmiş. Kendini sonradan belli etti." birbirlerine baktılar.
Lütfen açık verin!

"Lavinya... Ne kadarını biliyorsun?" Selma'nın elinin titremeye başladığını gördüm.
Onların aksine gayet soğukkanlılıkla cevapladım. "Her şeyi biliyorum. Daha ne kadar saklanabilirdi ki?" Okan ayaklandı. Sert adımlarını bana doğru çevirdi. Bir elini masaya diğer elini de sandalyemin başına koyarak eğildi. "Sen," dedi burnundan soluduğu öfkesiyle. "bunu unutacaksın!" sakindim. "Nasıl unutabilirim babacığım. Hep bu anı bekledim."

Selma ayaklandı.
"Okan ne yapacağız?" biraz daha sürdürürsem başımı büyük derde sokacağımı hissettim.
Selma'ya döndüm. "Neden bu kadar paniklediniz?" yüzüme baktılar.
Okan kısa bir an bana bakıp tekrar Selma'ya döndü. "Haber vereceğiz. Gereken yapılacak ve bir daha o okula gitmeyecek. Yoksa tekrar öğrenebilir." Okul mu? Beni okuldan mı alacaklar? "Kaydımı mı aldıracaksınız?" Okan hala öfkeliydi. "Seni değil aptal!"

iş çığırından çıkmaya başlıyor. "Neden kızıyorsunuz bana? Film izlemekte mi suç oldu artık!" sinirlenme sırası bana geçmişti. Selma afallayarak suratıma baktı. "Film mi?" kaşlarımı çattım. "Evet. İzlediğimiz filmi unuttun mu? Oradaki Boss un kim olduğunu öğrenmiştim. Ve siz bana kızıyorsunuz!" Okan harlanan öfkesine hızla su serpip, samimiyetsiz gülümsemesini takındı.

"Kızım. Biz-şey..." elimi masaya vurarak ayağa kalktım. "Hiçbir şey söyleme baba! Bana durduk yere bağırdın, sesini yükselttin!" elini omzuma koydu. "Kızım. Yanlış anladın." omzumdaki elini ittirdim. "Çok garip davranıyorsunuz. Aranızda problem varsa kendiniz halledin! Bana durduk yere bağırmayın!" hızla sofradan ayrılıp kapıya doğru ilerledim, yüzüme zafer gülüşünü de ekleyerek.
Belki büyük bir adım değildi, ama çok önemli bir bilgiydi. Boss okuldaydı. Aramızda. Belki her gün baktığım bir yüzdür.

Arayışım biraz daha kolaylaştı.
Evden çıkıp arabaya bindim. Kapının sürgününü kapatacak iken birisi buna engel oldu.
"Kızım." Selma.

Başımı cama çevirdim. "Kızım çok özür dileriz. Baban tamamen yanlış anladı. İşe çok fazla kafayı yoruyor biliyorsun." yüzüne bakmadım. "Her daim önceliği işiydi zaten." bir kaç saniye sessiz kaldı. "Telafi edeceğiz, söz." sessiz kaldım. "Sen şimdi okuluna git. Akşam en sevdiğin yemekleri yapacağım." camdan dışarıya bakmaya devam ettim. Cevap alamadığında kapının sürgününü kapattı.

"Gidelim."

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

5okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…