Bölümler 18Şu an: 9 bölüm
- 1 1 bölüm karanlığın içindenki yabancı1.254 kelime
- 2 2 bölüm Onu korumak için943 kelime
- 3 3 bölüm2.723 kelime
- 4 4 bölüm1.335 kelime
- 5 5 bölüm1.775 kelime
- 6 Bölüm altı1.160 kelime
- 7 7 bölüm1.028 kelime
- 8 8 bölüm919 kelime
- 9 9 bölüm1.046 kelime · Okuduğun bölüm
- 10 10 bölüm1.550 kelime
- 11 11 bolum1.275 kelime
- 12 12 bölüm1.365 kelime
- 13 13 bolum2.123 kelime
- 14 14 bölüm1.888 kelime
- 15 15 bölüm1.658 kelime
- 16 16 bölüm2.016 kelime
- 17 17 bolum2.181 kelime
- 18 18 bölüm .1.701 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Yatağımda uzanıp karanlığa baktıkça geçmişin gölgeleri bir bir üzerime geliyordu. Topu topu iki ay... İki ay önce ben kimdim? Neredeydim? Babamın beni hiç sevmeyen bakışları, anneminin o buz gibi soğukluğu... Belki de bu yüzden o gece ani bir kararla o evden kaçtım. Çünkü biliyordum; ben sevilmediğim gibi, karnımdaki yavrum da o evde sevilmeyecekti.
Onlar için bir evlat değil, sanki bir yük, bir yabancıydım. Annemin beni sadece ev işleri için bir köle gibi çalıştırması, babamın her sinirlendiğinde beni bir boks torbası gibi yumruklaması... Yanaklarımdan süzülen yaşlar yastığımı ıslatıyordu. İçim yanıyor, kalbim parça parça oluyordu. Yusif’in annesinin, babasının ona nasıl sevgiyle, nasıl gururla baktığını gördükçe ailemin bana yaşattığı o boşluk daha da büyüyordu.
Neden ben değil? Neden ben o sevgiyi tatmadım?
Yüreğim öyle sıkıştı ki nefesim kesildi. Yatağımdan fırlayıp kendimi odadan dışarı attım. Pijamamın uçlarını asabi bir halde çekiştiriyordum; boğuluyordum sanki. Merdivenlerin başına geldiğimde elimi tırabzana yaslayıp durdum. İçimden kendime fısıldıyordum:
Düşünme... Düşünme... Düşünme... Derin nefes al. Al ve ver... Al ve ver...
Ama olmuyordu. Geçmişin acısı fiziksel bir sancıya dönüştü. Birden kasıklarımda öyle keskin, öyle amansız bir ağrı hissettim ki sanki bedenim ikiye bölündü. Bütün vücudumu ele geçiren o sancıyla iki büklüm oldum. Duvardan tutunmaya çalışsam da gücüm yetmedi, dizlerim yere çarptı.
"Aah!" diye acıyla çığlık attım.
Gözlerimden akan yaşlar şimdi hem kederden hem de dayanılmaz ağrıdan geliyordu. Yerin soğukluğunu hissediyordum ama kasığımdaki o sancı her şeyi dumanlı hale getiriyordu.
"Yusuf...!" diyebildim, sesim çok zayıf, bir imdat çağrısı gibi çıktı. "Yusuf, yardım et...!"
Yusuf odasında henüz tam uykuya dalmamıştı. Eleni’nin o boğuk çığlığını ve yere düşme sesini duyar duymaz yerinden fırladı. Kapıyı açıp merdivenlere doğru koştuğunda, Eleni’yi o halde, yerde büzülmüş ve ağrıdan kıvranırken gördü.
"Eleni!"
Yusuf birkaç adımda yanına ulaştı ve onu kolları arasına aldı.
"Ne oldu? Neren ağrıyor?"
Eleni cevap veremiyordu, sadece eliyle karnının alt kısmını, kasıklarını gösterip inliyordu. Yusif’in yüzündeki o sarsılmaz ifade, ilk kez yerini büyük bir korkuya bıraktı. Eleni’yi tüy kadar hafif bir yük gibi kucağına kaldırdı.
"Dayan Eleni, dayan... Ben buradayım," dedi; sesi titrese de hareketleri kesin ve kararlıydı.
Gözlerimi açtığımda nerede olduğumu kavrayamadım. Son olanlar aklıma geldi, korkuyla kalkmak istedim ama koluma giren o keskin iğneyle uzanmak zorunda kaldım. Elimi karnıma koyup onu hissetmek istedim. İçimden, "Ne olur, sen de beni tek bırakıp gitme," diye yalvardım.
Gözlerimden yaşlar yine akmaya başladı. Odada kimse yoktu. Yusif neredeydi? Neden tektim? Hani söz vermiştin "Her an yanında olacağım" diye... Hıçkıra hıçkıra ağladım, sesim odayı doldurdu. Neden büyüdüm? Neden dünyaya geldim? Keşke ölseydim, keşke...
FLASHBACK
"Anne, bak, bizi çizdim!"
Koşarak anneme çizdiğim resmi uzattım. Annem resmi eline alıp öfkeyle paramparça etti. Gözlerim dolu dolu baktım.
"Benim senin zırvalarına bakacak vaktim mi var?! Git evi süpür, baban şimdi gelir...!"
Titreyen ellerimle yere serpilen kağıt parçalarını toplamaya çalıştım. O resimde üçümüz de gülümsüyorduk. Ama annemin yüzünde o gülüşün gölgesi bile yoktu. Soğuk odada, elimde süpürge, her köşeyi korkuyla temizliyordum. Biliyordum ki babam kapıdan girdiğinde evde tek bir toz zerresi görse, öfkesi bir fırtına gibi üzerime çökecekti.
Ağır bot sesleri koridorda yankılandı. Babam gelmişti. İçki ve tütün kokusu odaya girmeden nefesimi kesti. Duvarın köşesine kısıldım, görünmez olmaya çalıştım. Ama o, her zamanki gibi nefret dolu gözleriyle beni buldu.
"Yine mi buradasın uğursuz?!" diye bağırdı. "Ne bakıyorsun öyle? Sen geldiğinden beri bu evde bereket kalmadı!"
Beni kolumdan tutup odanın ortasına fırlattı. Dizlerim sızladı ama sesimi çıkarmaya cesaret edemedim. Annem ise mutfaktan şöyle bir bakıp geçti; sanki dövülen öz evladı değil de eski bir halıydı. Bir kez olsun "Dur, o daha çocuk" demedi. Aksine, "İyi yapıyorsun, hiçbir şey öğrendiği yok, anca sızlıyor," diyerek bulaşıkları yıkamaya devam etti.
Babam kemerini çıkardığında gözlerimi yumdum. Her darbe bedenimden çok ruhumu parçalıyordu. "Ben ne yaptım? Neden beni sevmiyorlar?" soruları beynimde dönüp duruyordu. O gece karanlık köşede büzüşüp ağlarken kendi kendime söz vermiştim: "Eğer bir gün evladım olursa, ona asla böyle hissettirmeyeceğim. O, dünyanın en çok sevilen çocuğu olacak."
GÜNÜMÜZ
Hastanede yeniden hıçkırdım. Geçmişin o zulmü ve sevgisizliği şimdi bu fiziksel ağrıyla birleşip beni boğuyordu. Tam o sırada kapı yavaşça açıldı. Adım sesleri... Ağır ama telaşlı. Yusif’ti.
Gelip yatağın kenarında, tam yanımda diz çöktü. Gözleri kızarmıştı; sanki bütün geceyi o da benimle birlikte ölüp dirilerek geçirmişti. Elimi tuttu, titreyen parmaklarımı sıcak avucuna aldı.
"Eleni..." Sesi boğuk çıktı. "Affet beni. Doktorlarla konuşuyordum, belgeleri imzalıyordum. Bir an bile yanından ayrılmak istemezdim."
Yaşlı gözlerle ona baktım.
"Yusuf... bebeğim... gitti mi?" diyebildim, sesim kırıldı.
Yusuf elimi dudaklarına götürdü, alnını elimin üzerine koyup derin bir nefes aldı.
"Hayır Eleni. O gitmedi. O da senin gibi inatçı ve güçlü. Doktorlar tehlikenin geçtiğini ama çok dikkatli olman gerektiğini söyledi."
Hıçkırarak başımı onun omuzuna yasladım. Bana öyle sıkı, öyle korumacı bir şekilde sarıldı ki, çocukluğumdaki o kimsesiz kız çocuğu ilk kez kendini gerçekten güvende hissetti.
Hastaneden çıkalı iki gün olmuştu. Yusif bir dakika bile beni yalnız bırakmıyor, sanki nefes alışımı nöbetleşe bekliyordu. Eve geldiğimizden beri Yusif her an gözlerimin içine bakıyordu. O bakışlarda bir soru vardı, bir kaygı vardı ama ben gözlerimi kaçırıyordum. "Bakma öyle..." demek istiyordum. Bakma ki sana alışmayayım. Ailemden görmediğim o sevgiyi sende gördükçe korkuyordum.
Çünkü ben sevilmenin sonunun hep acıyla biteceğine inanmaya mahkum edilmiştim.
Odamda tek başıma uzanmış tavana bakıyordum. Bir iki gün sonra düğün olacaktı. Hem bu günü istiyordum hem de kaçmak istiyordum. Eğer karnımdaki bu can olmasaydı, belki de bu dünyadan çoktan gitmiştim. Güçsüz değildim ama ruhum yorulmuştu.
Bebeğim artık üçüncü ayına adım atmıştı. Bir ay sonra cinsiyeti belli olacaktı. Kalbimin derinliklerinde bir kızımın olmasını çok istiyordum. Kendi yaşayamadığım çocukluğu ona yaşatmak, annemin benden esirgediği o şefkati ona denizler kadar vermek istiyordum. Onun saçlarını ben tarayacaktım, onun resimlerini ben duvara asacaktım.
Kapı yavaşça aralandı. Yusif elinde bir bardak sıcak sütle içeri girdi. Odanın karanlığında bile o keskin, koruyucu bakışlarını hissettim.
"Eleni, hala uyumadın mı?" dedi, sesi odayı ince bir esinti gibi doldurdu.
Gelip yatağın kenarına oturdu. Sütü masaya bırakıp tereddütle elini alnıma yaklaştırdı. Sıcaklığını hissedince gayriihtiyari gözlerimi yumdum.
"Çok düşünüyorsun," diye fısıldadı. "Doktor ne demişti? Her şeyi bana bırak, sen sadece dinlen."
Derin bir nefes alıp ona baktım.
"Yusuf... düğün... sen gerçekten bunu istiyor musun? Yani, benim gibisiyle... bu şartlarda?"
Yusuf bir an sustu, sonra elimi sımsıkı tuttu.
"Ben hiçbir şeyi bu kadar çok istememiştim Eleni. Şimdi şu sütü iç ve uyu. Yarın gelinliğin gelecek, enerjin yerinde olmalı."
O odadan çıktığında içimde bir umut kıvılcımı uyandı. Belki de gerçekten, bu bebek her şeyin başlangıcıydı.
Bölüm hakkındaki yorumlarınızı bekliyorum! Eleni'nin geçmişi hakkında ne düşünüyorsunuz? 🙃
Yusuf...
Eleni...
Bölüm etkileşimi
