Bölümler 18Şu an: 11 bolum
- 1 1 bölüm karanlığın içindenki yabancı1.254 kelime
- 2 2 bölüm Onu korumak için943 kelime
- 3 3 bölüm2.723 kelime
- 4 4 bölüm1.335 kelime
- 5 5 bölüm1.775 kelime
- 6 Bölüm altı1.160 kelime
- 7 7 bölüm1.028 kelime
- 8 8 bölüm919 kelime
- 9 9 bölüm1.046 kelime
- 10 10 bölüm1.550 kelime
- 11 11 bolum1.275 kelime · Okuduğun bölüm
- 12 12 bölüm1.365 kelime
- 13 13 bolum2.123 kelime
- 14 14 bölüm1.888 kelime
- 15 15 bölüm1.658 kelime
- 16 16 bölüm2.016 kelime
- 17 17 bolum2.181 kelime
- 18 18 bölüm .1.701 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
DÜĞÜN GÜNÜ
Uykudan uyanıp elimi yüzümü yıkadıktan sonra yatağımı düzeltip alt kata indim. Mutfağın huzurlu sessizliğine geçip çaydanlığı ocağın üstüne koydum ve altını yaktım.
Buzdolabından peynir, tereyağı ve yumurta alıp masaya dizdim. Raftan tavayı alıp yumurtaları çırptım ve kızgın tavaya ekledim. Peyniri ve tereyağını dilim dilim doğrayıp özenle tabaklara yerleştirdim. Her şey hazır olduğunda ocağın altını kapatıp yumurtayı masaya koydum. Ellerimi belime koyup masaya son bir kez göz gezdirdim; her şey tamamdı, bir tek Yusuf kalmıştı.
Mutfaktan çıkıp yukarı çıktım ve Yusuf’un odasının önünde durdum. Elimini kaldırıp kapıyı çalmak istiyordum ki kapı aniden açıldı ve öylece kaldım. Başımı kaldırıp uykudan yeni uyanmış, gözleri biraz şişmiş Yusuf’a baktım. O da bana bakıyordu. Yüzümdeki tebessümle şen bir sesle:
"Günaydın!" dedim.
O da gülümseyerek:
"Günaydın," diye cevap verdi.
"Kahvaltı hazır, hazırlan gel," deyip aşağı indim.
Kendim için çay doldurup masaya oturdum. Ellerimi çenemin altına koyup Yusuf’u beklemeye başladım. Biraz sonra o, mutfağın kapısında göründü. Ayağa kalkıp onun için de tavşan kanı bir çay doldurup önüne koydum.
Kahvaltımızı sakin ve samimi bir ortamda bitirdikten sonra etrafı toplayıp yukarı çıktım. Odama girip gardıroptan çantamı ve paltomu aldım. Aşağı inip onları koltuğun kenarına bıraktım ve koltukta oturup telefonuyla ilgilenen Yusuf’a baktım. Yanındaki berjer koltuğa oturdum. Yusuf bakışlarını telefondan çekip bana baktı ve gülümseyerek:
"Heyecanlı mısın?" diye sordu.
Dudaklarımı büzüp omuzlarımı yukarı aşağı silktim. O an Yusuf’un gözleri bir anlık büzdüğüm dudaklarıma dikildi ve hemen bakışlarını yeniden telefonuna kaçırdı. Ben de garip bir his yaşamıştım.
"Heyecanlıyım desem... Bilmiyorum ki, çok garip hissediyorum. Belki de heyecanlıyım," deyip güldüm.
Tam o sırada kapı zili çaldı. Ayağa kalkıp kapıya doğru koştum. Kapıyı açtığımda karşımda Yusuf’un annesini gördüm. Nur yüzlü kadın bana bakıp gülümsüyordu.
"Günaydın teyze!" dedim.
İçeri girip paltosunu askıya astı ve bana sevgiyle baktı:
"Günaydın güzel kızım. Nasılsın?"
Kollarını genişçe açıp beni kucakladı. Ben de aynı samimiyetle ona sarıldım.
"İyiyim teyze, sen nasılsın?"
O da iyi olduğunu söyleyip salona geçti. Yusuf annesini görünce hemen ayağa kalktı, ona sarılıp hal hatır sordu. Evin içinde artık düğünün o tatlı telaşı hissedilmeye başlıyordu. Yusuf’un annesinin gelişi bana aile sıcaklığını hatırlatmıştı ama bu kez acıyla değil, güvenle.
Onlar içeride sohbet ederken kapı yeniden çalındı. Gidip kapıyı açtım; gelenler Aras ve Alaz’dı. Onlarla da selamlaşıp içeri davet etdim. Yusuf’la görüşüp salona oturdular. Ben hemen mutfağa geçip çayın altını yaktım, fincanları tepsiye dizmeye başladım. Ev giderek doluyordu.
Kapı bir kez daha çalındı. Mutfaktan çıkıp kapıyı açtığımda elleri paketlerle dolu olan Miray ve Ahu’yu gördüm. Onların o enerjik halini görüp gülümsedim. İçeri buyur edip kapıyı kapattım. Kızlar ellerindekileri yere bırakıp her biri bir yandan beni kucakladılar. Onlar da salona geçip diğerlerine katıldılar. Yeniden mutfağa döndüm, fincan sayısını artırıp demlenmiş çayı doldurdum.
Tepsiyi alıp salona geçtim, çayları tek tek masanın üstüne dizdim. İşimi bitirip oturacak yer aradım ama salon o kadar doluydu ki boş yer kalmamıştı. Sadece Yusuf’un yanındaki boşluk duruyordu. Mecbur kalıp gidip onun yanına oturdum.
Oturan gibi kollarımız birbirine değdi. O kadar yakındık ki vücudunun hararetini hissediyordum. İster istemez beni bir heyecan bastı, sakinleşmek için ellerimle oynamaya başladım. Kızlar kendi aralarında fısıldaşarak bir şeyler konuşup gülüşüyorlardı. Erkekler ise Yusuf’un annesiyle sohbet ediyor, düğünden bahsediyorlardı. Yusuf da onları dinliyordu.
Bir anlık başımı kaldırıp ona baktım. Tam o saniye o da bakışlarını bana çevirdi. Göz göze geldik. Kalbim normalden katbekat daha hızlı çarpmaya başladı, sanki göğsümden çıkacaktı. Onun o derin ve sakin bakışları karşısında dayanamayıp gözlerimi hemen ondan çektim.
Aras’ın şakacı sesi sessizliği bozdu:
"Ee komutan," dedi Yusuf’a bakarak, "Hazırlan, birkaç saat sonra evleniyorsun."
Alaz güldü. Yusuf hafifçe gülümseyip elini koltuğun kenarına, neredeyse omzumun arkasına koydu. Bu hareketi beni biraz daha heyecanlandırdı. O, bana doğru eğilip alçak sesle fısıldadı:
"İyi misin? Ellerin titriyor...?"
Bir Yusuf’a, bir de ellerime baktım. Gerçekten de hafifçe titriyordu. Neden titriyorsun Eleni? Bu sadece bir düğün değil, bu senin hayatının en büyük dönüm noktası, o yüzden mi?
"Şey... heyecandan olabilir," dedim sesimi biraz toparlayarak.
Yusuf başını anlayışla salladı, gözlerindeki o sakinleştirici ifade bir anlık da olsa bana güç verdi. Bakışlarımı ayağa kalkmış olan kızlara çevirdim. Ahu bana seslendi:
"Eleni, hadi gidelim, vakit geldi."
Ben de ayağa kalktım. Son kez Yusuf’a bakıp:
"Biz gidiyoruz, hazır olduğumuzda haber veririm," dedim.
O bana samimi bir şekilde gülümsedi. Ben de ona gülümseyip koltuğun üzerindeki çantamı ve paltomu aldım. Kızlarla birlikte evden çıktık.
İki saat sonra saç ve makyajımız tam hazır idi. Ayağa kalkıp heyecanla giyinme odasına geçtim. Bir askıda asılı olan o beyaz gelinliğe, bir de aynadaki aksime baktım; sanki başka bir dünyaya adım atıyordum. Üstümdekileri dikkatlice çıkarıp gelinliğin o zarif kumaşına dokunarak giydim.
Giyinme odasının kapısını açıp çıktığımda salonun yardımcılarından biri hemen gelinliğimin eteklerini düzeltti. Aynaya baktığımda bir an durdum. Gözlerimin içi gülüyordu. İlk defa bakışlarımda o korku, o keder gölgesi yoktu. Gözlerim öyle parlıyordu ki sanki geçmişin bütün karanlığını o parıltıyla boğup yok etmiştim.
Kızların yanına geçtiğimde hepsi bir ağızdan "Ooooo!" diye bir nida kopardılar. Utancımdan yüzüm kızardı, sadece gülümseyebildim. Miray ve Ahu hemen yanıma gelip ellerimi tuttular.
Biraz sonra Miray kol saatine bakıp ciddileşti:
"Hazırsak gidelim, vakit az kaldı."
Başımızla onaylayıp salondan çıktık. Ama dışarı adım atar atmaz durdum.
"Ben Yusuf’u aramadım ki... Gelip o alacaktı beni," deyip telaşla çantamdan telefonu aldım. Yusuf’u aradım, birkaç sinyalden sonra açtı. "Biz hazırız, gel bizi al," deyip konumu ona attım.
On dakika geçmeden dışarıda araba kornaları ve gürültü duyuldu. Kalbim yerinden çıkacakmış gibi çarpıyordu. Kapı açıldı ve içeri şık bir takım elbise içinde Yusuf girdi. Kapının eşiğinde durup bana baktı. O saniye sanki zaman durdu. Onun o ciddi bakışları yumuşadı, gözlerinde büyük bir hayranlık belirdi. Birkaç saniye hiçbir şey diyemedi, sadece bana baktı.
Alaz sessizliği bozup Yusuf’un sırtına vurdu:
"Komutan, ağzını kapat, sinek kaçacak!"
Aras devam etti:
"Gelinimiz gerçekten de peri kızı gibi!"
Yusuf yavaş adımlarla bana doğru yaklaştı. Karşımda durup elimi tuttu, parmaklarımı dudaklarına götürdü.
"Eleni..." dedi, sesi biraz titriyordu. "Sen... Sen muhteşemsin."
Salona girdiğimiz an bütün konuklar ayağa kalkıp bizi alkışlamaya başladı. Sarayın tam ortasında, ışıkların altında durduk. Tam o an romantik bir vals müziği çalmaya başladı. Yusuf elini dikkatle belime koydu, ben de titreyen ellerimi onun geniş omuzlarına yerleştirdim. Boyum kısa olduğu için başımı kaldırıp ona bakmak zorunda kalıyordum. O da başını biraz bana doğru eğmişti.
"Ben dans etmeyi bilmiyorum," diye fısıldadım telaşla.
"Merak etme, sadece benim hareketlerimi tekrarla," dedi, sesi o kadar güven vericiydi ki...
Yusuf bana çok farklı bakıyordu; bakışlarında hiçbir askeri sertlik yoktu, sadece sonsuz bir hayranlık vardı. Ellerimi boynunda birleştirdim, bu hareketimle birbirimize daha da yaklaştık. O, dikkatle alnını alnıma koydu. Gözlerimi kapattım... Dünyanın bütün gürültüsü kesildi, insanlar yok oldu; sadece Yusuf, ben ve kalbimin atışı kaldı.
Dans bitince masamıza geçtik. Ama tam o sırada Aras’ın telaşla Yusuf’a yaklaşıp kulağına bir şeyler fısıldadığını gördüm. Yusuf’un yüzündeki o yumuşak ifade birdenbire dondu, bakışları sarayın giriş kapısına yöneldi. Ne olduğunu anlamamıştım ama Yusuf elimi sıkıca tutup "Hemen geliyorum," diyerek gitti.
Biraz sonra Yusuf güleryüzle geri döndü. Az önce öfkeyle çıkan o değilmiş gibi yanıma oturdu. Birkaç masa ötedeki subay arkadaşlarının şakaları arasında nikah memuru masaya yaklaştı.
"Nikah memuru geldi," dedi Yusuf.
Memur o meşhur soruyu sorduğunda sesim titrese de kararlılıkla "Evet!" dedim. Yusuf ise sarsılmaz bir sesle onayladı. İmzalar atıldı ve memur o meşhur kırmızı aile cüzdanını bana uzattı. Elimdeki kırmızı deftere baktım... Biz şimdi gerçekten, resmen evliydik.
Yusuf memuru uğurladıktan sonra yanıma döndü. Tam o anda salonun ışıkları loşlaştı. Yusuf elini bana doğru uzattı. Elini tutup ayağa kalktım.
Romantik bir müzik eşliğinde yeniden dans etmeye başladık. Yusuf başını bana doğru eğip kulağıma fısıldadı:
"Artık resmen eşimsin, Eleni. Bu defter sadece bir kağıttır ama benim kalbimdeki imzanı hiç kimse silemez."
Onun bu sözleriyle içimdeki son korku kırıntısı da yok oldu. Karnımdaki bebeğin varlığını, Yusuf’un kollarının sıcaklığını ve bu beyaz gelinliğin içindeki kendimi ilk kez bu kadar tam hissettim.
Bölüm sonu!

Eleni ve Yusuf’un bu mutlu günü hakkında ne düşünüyorsunuz?
Bir sonraki bölümde bizi neler bekliyor dersiniz?
Bölüm etkileşimi
