4. bölüm · Tanımadığım adam
4 bölüm
Yemek bittikten sonra Yusuf hesabı ödeyip ayağa kalktı. Ben de sessizce çantamı aldım. Arabaya bindiğimizde artık gece daha da sakinleşmişti. Şehrin ışıkları uzaktan küçük noktalar gibi görünüyordu.
"Nereye gidiyoruz?" diye sordum alçak sesle.
Yusuf gözlerini yoldan ayırmadan cevap verdi:
"Eve... Benim eve değil. Annemlere gidiyoruz."
Korku gibi bir şey mideme sancı gibi saplandı.
"Neden?.."
Direksiyonun üzerindeki elini biraz sıktı, sanki cümlesini özenle seçiyordu:
"Çünkü... Ben bu işi gizli saklı tutmak istemiyorum. Senin için de bebek için de en doğrusu bu."
Çok konuşmadı. Konuşmadıkça daha da ciddileştiğini hissediyordum.
Araba geniş bir bahçenin içine girdiğinde, karanlıkta büyük bir evin ışıkları görünüyordu. Pencerelerde perdeler aralıktı, içeriden televizyonun ışığı yansıyordu.
Yusuf arabadan inip benim tarafıma geçti. Kapıyı açtı, elimi tutmadan önce bir saniye durdu ve alçak sesle dedi ki:
"Ben yanındayım. Hiçbir şeyden çekinme."
Eve doğru yürüdük. Kapıyı çalmaya gerek kalmadı, içeriden biri sesi duyup çoktan açmıştı. Bir hanımdı; sıcak ama ciddi bakışlı bir kadın... Yusuf'u görünce gülümsedi ancak bana baktığında bir saniyelik şaşkınlık yaşadı.
"Oğlum... Hoş geldin. Bu kim?"
Yusuf derin bir nefes aldı.
"Anne... Biz içeri geçelim, oturup konuşmamız gerek."
Kadının gülümsemesi yavaşça soldu. Geri çekilip bizi içeri buyur etti.
Salon sıcacıktı. Duvarda aile fotoğrafları, masanın üzerinde yarım kalmış bir çay... Ev çok düzenli, çok "anne" kokulu bir yerdi.
Biz oturur oturmaz sordu:
"Yusuf, ne oldu?"
Yusuf ellerini dizlerinin üzerine koyup dik oturdu, bakışlarını annesinin gözlerine dikti.
"Anne... Ben bu kızla evleneceğim."
O cümleyi kurduğunda sesi o kadar sakin ve keskindi ki... Nefesim kesildi. Kadının ise gözleri fal taşı gibi açıldı.
"Ne?" dedi inanmayarak. "Oğlum... Beni böyle ani sözlerle sınama. Ben seni tanırım. Sen hiç kimseyi eve böyle getirmedin. Bu ne demek?"
Yusuf yine sakin ama daha sert bir tonda tekrarladı:
"Dediğim gibidir. Ben onunla evleneceğim."
Annesinin bakışları üzerimde gezindi. Mağazadan aldığım temiz kıyafetler, yorgun gözlerim, biraz şişmiş dudaklarım... Her şeyi ölçüp tartıyor gibiydi.
"Oğlum... Sen ciddi olamazsın. Kız kim? Nereli? Neden böyle acele?.."
Yusuf ilk kez sesini biraz yükseltti ama kaba değildi; sadece kararlıydı:
"Anne, sorular sonra. Ben ciddiyim. Bu mesele oldu-olmadı, değişmeyecek. Ben onunla evleneceğim."
Salona ağır bir sessizlik çöktü. Kadın derin bir nefes aldı, bir süre hiçbir şey demedi. Sonra gözlerini bana dikti... Bu sefer daha yumuşamış, daha anlayışlı bir bakıştı bu.
"Kızım... Seni incitmiyor, değil mi? Bu senin de isteğin mi?"
Utanarak ama samimiyetle başımı salladım.
Annesi tekrar Yusuf'a baktı. Bir anlığına oğlunun gözlerindeki o ciddiyeti, kararlılığı tarttı... ve teslim oldu.
"Peki..." dedi yavaşça. "Eğer bu senin kararınsa... Ben karışmam. Razıyım."
Sonra bana doğru geldi, elimi tuttu. Elindeki sıcaklık o kadar "anne" gibiydi ki... Gözlerim doldu.
"Kızım... Evimize hoş geldin."
Gözlerimi kaçırsam da gülümsedim.
Yusuf ise arkasına yaslanıp sakince nefes aldı; sanki içindeki büyük bir gerginlik boşalmıştı. Bu evde... Bu garip gecede... Hayatım yeniden kurulmaya başlamıştı.
Kapı zili çaldı.
Hepimiz bir anda o tarafa döndük. Annesi yavaşça gülümsedi:
"Babandır... İşten geldi."
Yusuf hemen ayağa kalktı. Ben ise kendime biraz daha çekidüzen verdim; sanki dik durmazsam saygısızlık edecekmişim gibi hissettim. Salonun havası yeniden gerginleşti.
Kapı açıldı.
Uzun boylu, şık giyimli bir adam içeri girdi. Yüzünde iş yorgunluğu, kaşlarının arasında ise doğal bir ciddiyet vardı. Ayakkabılarını çıkarırken sordu:
"Ne oldu?"
Sonra gözleri bana takıldı, bir an duraksadı.
"Bu kim?"
Annesi ağır adımlarla ona yaklaşıp elini adamın kolunun üzerine koydu.
"Haşim, gel içeri. Otur, sana bir şey anlatacağız."
Adam şüpheyle ama sessizce salona geçti. Yusuf ayakta, ben ise oturduğum yerde gergin bir halde bekliyordum.
Haşim Bey koltuğa oturup oğluna baktı:
"Yusuf, neler oluyor? Kız kim?"
Annesi yumuşak bir sesle araya girdi:
"Haşim... Oğlumuz evlenmek istiyor."
Haşim Bey kaşlarını kaldırdı.
"Evlenmek mi? Birdenbire?.. Kiminle?"
Annesi gülümsedi.
"Ve... Bize bugün gelinini getirmiş." Yumuşak bir el hareketiyle beni işaret etti.
Adamın bakışları bana yöneldi. Sert değildi ama ölçüp biçen bir bakıştı. Birkaç saniye sustu; sanki oğlunun kararının arkasındaki ağırlığı anlamaya çalışıyordu.
"Yusuf... Sen gerçekten evlenmek istiyor musun?" diye sordu.
Yusuf bir adım öne çıktı.
"Evet baba. Çok ciddiyim. Onunla evleneceğim."
Haşim Bey oğlunun gözlerine dikkatle baktı. O bakışta bir baba olarak hem şüphe hem gizli bir gurur hem de endişe vardı. Ama Yusuf'un kararlılığını görünce yumuşadı.
Derin bir nefes aldı.
"Annen dedi... Sizin kararınız. Ben de sana güveniyorum. Eğer böyle istiyorsan..."
Birkaç saniyelik bir sessizlik oldu. Sonra sakin ama çok net bir şekilde dedi ki:
"Razıyım."
Annesinin yüzü aydınlandı. Yusuf'un omuzları bir anda rahatladı. Ben ise yerimde donup kalmıştım; sanki nefes alacak gücüm yoktu.
Haşim Bey bana doğru dönüp başını onaylarcasına salladı.
"Kızım... Ailemize hoş geldin."
Bu sözleri duyunca boğazımda bir yumru oluştu. Gözlerim doldu ama kendimi tuttum.
Birden annesi neşeyle ekledi:
"Haşim, görüyor musun? Ben evlendirmek istiyordum, oğlumuz kendi gelinini getirdi."
Haşim Bey hafifçe güldü.
"Demek ki vakti gelmiş."
Yusuf bana yan gözle baktı; sanki "Bitti... Her şey yoluna giriyor," demek istiyordu.
O an idrak ettim ki... Bu ev, bu aile... Bana sadece sığınacak bir yer değildi. Bu, yeni hayatımın başlangıcıydı.
Annesi artık sevincini gizleyemiyordu. Haşim Bey onay verdikten sonra bana daha da yaklaştı; sanki artık rahat bir nefes alabiliyordu.
Yumuşak bir sesle sordu:
"Kızım, adın ne?"
"Eleni..." dedim alçak sesle.
"Çok güzel adın var," diyerek gülümsedi. "Peki kaç yaşındasın?"
"20..."
Annesi başını salladı, sanki içinden "çok güzel" diyordu.
"Ailenle görüşüyor musun? Merak etmesinler?"
Bakışlarımı yere indirdim.
"Ailemle ilgili durumlar... biraz karışık."
Annesi ne daha fazla sordu ne de baskı yaptı. Sadece anlayışla başını salladı.
"Tamam kızım. Sen artık bizim ailemizdensin. Her şey yoluna girecek."
Sonra ayağa kalkıp ellerini birbirine vurdu.
"Hadi, şimdi size çay getireyim. Bir de tatlı koyarım yanına. Böyle haberler tatlıyla kutlanır."
Mutfağa geçti.
Yusuf bana sakin bir bakış attı; "Merak etme," der gibiydi. Haşim Bey ise koltuğundan bana bakıp sesini yumuşattı:
"Sen rahat ol. Evin misafirisin, hatta artık aileden sayılırsın."
Başımı sallayarak teşekkür etdim.
Birkaç dakika sonra annesi gülümseyerek geri döndü. Elinde büyük bir tepsi vardı; çaylar, limon dilimleri ve sıcacık tatlılar; baklava, şekerpare ve taze pişmiş kek dilimleri.
Tepsiyi masaya bıraktı.
"Hadi, hadi, yiyin."
Herkes oturdu. Annesi çayları dağıtırken sordu:
"Düğün ne zaman olsun? Böyle işleri uzatmak olmaz ha, Yusuf."
Haşim Bey gülümseyerek araya girdi:
"Bence önce kızın kendisine de bir kulak verelim. Eleni, sen ne düşünüyorsun?"
Biraz utanarak ellerimle bardağın kenarını sıktım.
"Bilmiyorum... Ben..." Kelimeleri bulmak zordu. "Benim için biraz hızlı olsa da... Sizin kararınıza uyarım."
Annesi sevinçle Yusuf'a baktı:
"Bence nişanı yakın günlerde yapalım. Düğünü de çok geciktirmeden hallederiz."
Yusuf annesinin sözlerine baktı, sesinde hem ciddiyet hem de şefkat vardı:
"Benim için fark etmez. Eleni nasıl rahat edecekse öyle olsun."
Şaşkınlıkla ona baktım, içimden sıcak bir akıntı geçti. O ise istifini bozmadı.
Haşim Bey çayından bir yudum alıp konuştu:
"Önemli olan her şeyin huzurla, samimiyetle olması. Biz her zaman arkasındayız."
Annesi gülerek ekledi:
"Evet kızım, artık bu ailenin gelini sayılırsın. Yarın sabah kendin için ne gerekiyorsa söylersin, alırız."
Başımı öne eğip gülümsedim. Bu kadar sıcak bir karşılama beklemiyordum. Annesi tatlı tabağını bana uzattı:
"Bak, bundan da ye."
Utana sıkıla bir tane aldım.
Herkes oturup çay içerek düğün, nişan ve hazırlıklar hakkında konuştu. Ben ise sessizce onların sesine, evdeki o sıcaklığa, aile içi huzura kulak veriyordum.
Ve içimde tek bir fikir dönüp duruyordu:
"Belki de ilk kez... bir eve gerçekten ait hissediyorum."
🌚✨
Evden çıkmak için yavaşça ayağa kalktılar. Eleni, Yusuf'un annesi ve babasıyla nezaketle vedalaştı. Yusuf annesinin elini öpüp:
"Biz gidelim, geç oldu," dedi.
Kapıya yöneldiler, evden çıkıp arabaya bindiler.
Araba yola çıkar çıkmaz Eleni yorgunluktan gözlerini açık tutmakta zorlandı. Bir süre pencereden dışarıyı izledi ama yolun o hafif sallantısı onu uykunun kollarına bıraktı. Bir süre sonra başı yan tarafa düştü ve derin bir uykuya daldı.
Yusuf direksiyon başında ona bakıp gülümsedi. Arabayı evin bahçesine soktu, motoru sakince durdurdu. Sonra dikkatle arabanın kapısını açtı. Eleni derin uykusundaydı. Onu uyandırmamak için çok yavaş hareketlerle kucağına aldı. Eleni'nin başı Yusuf'un omzuna yaslandı.
Sessiz adımlarla eve girdi. Odasına geçip Eleni'yi yatağın üzerine yumuşakça bıraktı. Üstünü örtüp saçlarına baktı; uykusunda ne kadar masum ve huzurlu göründüğüne hayran kaldı.
Sonra diz çöküp Eleni'nin ayakkabılarını çıkardı ve yatağın yanına bıraktı. Bir an ona bakıp derin bir nefes aldı.
Ardından sessizce odadan çıktı ve kendi odasına geçti. Kıyafetlerini değiştirip banyoya girdi. Suyun sesi evin sessizliğini doldurdu. Ilık bir duşun ardından yorgunluk omuzlarından kuş olup uçmuş gibiydi. Saçlarını kurulayıp yatağına uzandı. Çok geçmeden o da uykunun kollarına teslim oldu.
