Bölümler 18Şu an: 7 bölüm
- 1 1 bölüm karanlığın içindenki yabancı1.254 kelime
- 2 2 bölüm Onu korumak için943 kelime
- 3 3 bölüm2.723 kelime
- 4 4 bölüm1.335 kelime
- 5 5 bölüm1.775 kelime
- 6 Bölüm altı1.160 kelime
- 7 7 bölüm1.028 kelime · Okuduğun bölüm
- 8 8 bölüm919 kelime
- 9 9 bölüm1.046 kelime
- 10 10 bölüm1.550 kelime
- 11 11 bolum1.275 kelime
- 12 12 bölüm1.365 kelime
- 13 13 bolum2.123 kelime
- 14 14 bölüm1.888 kelime
- 15 15 bölüm1.658 kelime
- 16 16 bölüm2.016 kelime
- 17 17 bolum2.181 kelime
- 18 18 bölüm .1.701 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
YUSUFUN AĞZINDAN...
Eleni odasına çıktıktan sonra uzun süre salonda, şöminenin karşısında kaldım. Evin içine az önceki sarılmanın sıcaklığı yayılmıştı. Kollarımda hala o titrek, sığınacak yer arayan bedenin ağırlığını hissediyordum.
Ben ömrüm boyunca disiplinin, kuralların ve sertliğin içinde olmuştum. Sevgi ya da birine şefkat göstermek benim için çok uzak kavramlardı. Ama bu kadın... Eleni, sanki bütün savunma duvarlarımı tek bir bakışıyla yıkmıştı. Onun korkusu beni daha güçlü olmaya, onun umudu ise beni daha "insan" olmaya mecbur ediyordu.
O kutuyu alırken tereddüt etmiştim. "Acaba erken mi?" diye düşünmüştüm. Ama o küçük çoraplara bakarken gözlerinde parlayan o bir damla yaş... bütün tereddütlerimi sildi. O, sadece bir kadını değil, aynı zamanda geleceğini korumaya çalışıyordu. Ve ben o geleceğin nöbetini tutmaya hazırdım.
Gecenin sessizliğinde bir süre pencereden dışarı baktım. Geçmişim, hizmet yıllarım, kaybettiklerim... hepsi geride kalmıştı. Şimdi ise üst katta uyuyan bir kadın ve onun henüz doğmamış bebeği için bir dünya kurmalıydım.
Sabah güneş ışınları perdelerin arasından süzüldüğünde çoktan uyanmıştım. Mutfakta sessizce kahvaltı hazırlamaya başladım. Çaydanlığın fısıltısı evin içindeki o huzurlu sükutu bozuyordu. Az sonra Eleni’nin hafif adım seslerini duydum. Merdivenlerden dikkatle iniyordu. Mutfağın kapısında göründü. Saçları biraz dağınık, yüzünde ise gecenin verdiği o dinginlik vardı.
"Günaydın," dedim ona dönerek.
"Günaydın," diye gülümsedi. "Yine benden önce kalkmışsın."
"Adettendir," dedim ve sandalyeyi onun için geri çektim. "Otur, kahvaltı edelim. Sonra deniz kenarına gideceğiz, söz vermiştin."
Kahvaltı boyunca çok konuşmadık ama bakışlarımız sık sık kesişiyordu. İştahla yemeğini yiyordu ve bu beni sakinleştiriyordu. Hamileliği artık kendini daha çok belli ediyordu; her hareketinde bir anne hassasiyeti vardı.
Bir saat sonra arabayla sahile vardık. Mevsim henüz erken olduğu için sahil boştu. Denizin dalgaları kayalara çarpıp parçalanıyor, havada suyun tertemiz kokusu duyuluyordu. Arabadan inip onun tarafına geçtim. Kapıyı açtım ve elimi ona uzattım. Eleni elimden tutup dikkatle yere indi. Soğuk rüzgar anında saçlarını uçurmaya başladı.
"Çok güzel..." dedi denize bakarak. Gözlerini yumup derin bir nefes aldı. "Yusuf, burası o kadar sakin ki."
Onunla yan yana, kumların üzerinde yavaş adımlarla yürümeye başladık. Rüzgar estikçe paltosunun yakasını biraz daha kaldırdı. Bunu görünce durdum ve kendi atkımı çıkarıp onun boynuna doladım.
"Üşüme," dedim kısa ve net.
Durdu, atkıya dokundu ve bana baktı. O an denizin maviliği gözlerine yansıyordu.
"Sen hep böyle korumacı mısın?" diye sordu. Sesi denizin uğultusuna karışsa da onu çok net duymuştum.
"Sadece..." bir an duraksadım, sonra devam ettim: "Sadece bana emanet olanı korumayı bilirim."
Deniz kenarındaki banklardan birine oturduk. Başını omuzuma koydu. İlk kez bu kadar yakındık. Dalgaların sesi, martıların çığlığı ve yanımda nefes alan bu can... O an anladım ki, benim asıl hizmetim şimdi başlıyor. Cephede değil; bu sahil kenarında, bu kadının huzurunu korumak için.
Deniz kıyısında ne kadar oturduk bilmiyorum. Ama o sessizlik ikimize de ilaç gibi gelmişti. Eleni başını omuzumdan kaldırıp bana baktığında, gözlerindeki o yorgun korkunun biraz daha azaldığını gördüm.
"Gidelim mi?" diye sordu.
"Evet," dedim ayağa kalkıp elimi ona uzatarak. "Evde erzak azalıyor. Yol üstünde büyük bir markete uğrayalım, ne lazımsa alalım."
Markete vardığımızda arabayı ben aldım, o ise reyonların arasında gezmeye başladı. Onu izlemek ilginçti. Her meyveyi dikkatle seçiyor, sebzelerin tazeliğine bakıyordu. Ben ise sadece arkasından gidiyor, gösterdiği her şeyi arabaya dolduruyordum.
"Yusif, çok oldu ama," dedi dolan poşetlere bakarak. "Hepsini yiyemeyiz."
"Ziyanı yok," dedim ciddiyetle. "Sen artık iki kişilik yemelisin. Meyve, vitamin... ne gerekiyorsa bol olmalı."
Bir an durdu, bana bakıp gülümsedi.
"Sen çok iyi bir baba olurdun..." dedi sessizce.
Bu söz, sanki içimde dondurduğum bir yeri titretti. Cevap vermedim ama bakışlarımı ondan kaçırıp bir sonraki reyona yöneldim.
Eve dönüp her şeyi yerleştirdikten sonra Eleni ısrar etti: "Yusif, gel bugün yemeği birlikte yapalım. Sen hep tek başına yapıyorsun, ben de sıkılıyorum."
Kollarımı sıvayıp yanına geçtim. Ben eti doğruyordum, o sebzeleri temizliyordu. Arada ellerimiz birbirine değiyordu; Eleni hemen geri çekiliyordu ama o eski korkusu artık yoktu.
Yemekten sonra salonda çay içtik. Bir süre sonra Eleni esnedi. "Yoruldun," dedim, "Git yat, dinlen." "İyi geceler Yusif," diyerek yukarı çıktı.
Odamda yatağa uzandığımda gözlerimi karanlığa dikip düşünmeye başladım. Market sayısındaki o söz kulağımda çınlıyordu: "Sen çok iyi bir baba olurdun..." Neden bu söz beni bu kadar sarsmıştı? Ben yıllarca kendimi duygulardan soyutlamıştım. Ama Eleni bütün nizamımı altüst etmişti.
"Neden böyle hissediyorum?" diye sordum kendime. Bu sadece sorumluluk muydu? Hayır, daha derinde bir şeyler vardı. Onun yüzündeki o küçük gülümsemeyi korumak istiyordum. Kendi kendime itiraf etmekten korksam da, artık bu ev benim için sadece bir sığınak değil, bir "yuva"ya dönüşmüştü.
ELENİ’NİN AĞZINDAN...
Gözlerimi açtığımda odaya sabahın ilk ışıkları doluyordu. Artık uyandığımda korkuyla yerimden fırlamıyordum. Bu evin duvarları beni koruyormuş gibi hissediyordum. Elimi karnımın üzerine koyup fısıldadım:
"Günaydın bebeğim... Dünkü deniz havasından sonra ikimiz de çok güzel uyuduk, değil mi?"
Sessizce odamdan çıkıp aşağı indim. Yusif’in kapısı kapalıydı. İlk kez ondan önce uyanmıştım. Bu bana garip bir sevinç verdi. Hep o benim bakımımla ilgileniyordu, şimdi ben onun için bir şey yapmak istiyordum.
Mutfağa geçip çayı demledim, sofrayı hazırladım. Her şeyi Yusif’in sevdiği gibi düzenli ve temiz yapmaya çalışıyordum. Pencerenin önüne geçip dışarıyı izlerken düşüncelere daldım. Yusif’e "İyi bir baba olurdun" dediğimdeki o hali aklımdan çıkmıyordu. Onun o sert kabuğunun altında nasıl bir yara vardı bilmiyorum ama o yarayı iyileştirmek istediğimi hissediyordum.
Arkamdan gelen hafif adım seslerini duyunca irkildim. Yusif kapıda durmuş bana bakıyordu. Saçları biraz dağınıktı ama bakışları her zamanki gibi dikkatliydi. Arkama dönüp gülümsedim.
"Günaydın," dedim gururla. "Bu sefer seni geçtim."
Yusif bir an duraksadı. Sofraya, çaydanlığa baktı. Gördüğü manzaraya inanmak için birkaç saniye zamana ihtiyacı var gibiydi. Her şeyi hazır görmeye alışıktı ama şimdi roller değişmişti.
"Günaydın..." dedi, sesi uykudan yeni uyandığı için boğuk çıkıyordu. Masaya yaklaştı, yüzünde tarif edemediğim bir şaşkınlık vardı. "Sen... neden bu kadar erken kalktın? Dinlenseydin keşke."
"Uykum kaçtı," dedim çayları doldururken. "Hem düşündüm ki, belki bu sabah çayı benim elimden içmek istersin. Çoktandır kimseye çay doldurmamıştım."
Yusif oturdu. Hala bana bakıyordu, sanki karşısında ilk kez gördüğü bir insan varmış gibi.
"Zahmet etmişsin Eleni," dedi sakince. "Ama kendini yorma. Senin dinlenmen her şeyden önemli."
"Yorulmadım Yusif. Aksine, böyle şeyler bana yaşadığımı hissettiriyor."
Çayından bir yudum aldı ve uzunca bir süre susup gözlerimin içine baktı. Kalbimin atışını kulaklarımda duyabiliyordum.
"Lezzetli olmuş," dedi çayı işaret ederek. "Eline sağlık."
Bu basit cümle bile o an bana dünyaları vermiş gibi hissettirdi. Yusif’in o sarsılmaz, soğuk duvarlarında küçük bir çatlak oluştuğunu görüyordum ve o çatlaktan içeri sızan ışık beni umutlandırıyordu.
Bölüm nasıldı? Beğendiniz mi? 🙃
YUSUF...
Eleni...
Bölüm etkileşimi
