Tanımadığım adam kitap kapağı

1. bölüm / 18

1 bölüm karanlığın içindenki yabancı

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 18Şu an: 1 bölüm karanlığın içindenki yabancı

Her kese selamlar burda yeniyim beğeni ve yorum yaparsanız sevinirim

Karanlık sokakta, izi belli olmayan bir meçhule doğru koşuyordum.
Aklımdan geçen ilk şey, kendimi uçurumdan aşağı bırakmaktı... Ama sonra ona kıyamayacağımı anladım.
Onun hiçbir günahı yoktu. Bu kirli dünyanın en temizi, en masumu oydu.
Koştum, durmadan koştum. Zifiri karanlıkta göz gözü görmüyordu ama ayaklarım beni nereye götüreceğini biliyormuş gibi ilerliyordu.

~~~~

Annem, gözleri dolu dolu yüzüme bakıp başını öne eğdi ve yavaş adımlarla odasına çekildi. Ona sesimi yükselttiğim için kırılmıştı biliyordum. Kalbim bir anlık sızıyla sıkıştı. Derin bir nefes alıp verdim. Aslında sinirlenmemem gerekiyordu ama yine de bile bile üzerime geliyorlardı. Babam ise hiçbir şey demeden pencereden gökyüzünü izliyordu.

Arkamı dönüp kapıya yöneldim. Evden çıkıp kendimi arabaya attım. Motoru çalıştırdığımda ellerim direksiyonu öyle bir sıkıyordu ki, damarlarım neredeyse patlayacaktı.

Arabayı hızla yola sürdüm. Teypteki kasetin sesi sonuna kadar açıktı ama beynimdeki sesler ondan daha gürültülüydü: Annemin o yaşlı gözleri...

"Neden onlarla böyle konuşuyorum?.. Neden beni anlamıyorlar?.."

Her soru zihnimde yankılandıkça ayağım gaza biraz daha yükleniyordu. Şehrin ışıkları yanımdan bir şerit gibi geçip gidiyordu ama hiçbirini görmüyordum. Düşünmekten gözlerimin önü kararıyordu. Telefonum cebimde titredi. Annem miydi, babam mı yoksa bir başkası mı bilmiyordum. Bakacak halim de yoktu zaten.

"Biraz uzaklaşmam lazım... Sadece nefes almam..."

Arabayı yol kenarında durdurdum. Karanlık gökyüzüne baktım; sanki o da beni anlıyordu. Ağır, sessiz ve baskıcı bir geceydi. Ellerimi direksiyondan çekip dizlerime koydum. Gözlerimi yumup alnımı direksiyona yasladım.

Bir an içimden geçirdim: "Keşke her şeyden kaçabilsem... Herkesten..."

Ama kaçtıkça kader beni yine bir yere götürecekti. Ve o yer, aslında çok yakındı...

~~~~

Koşmaktan ayaklarım yanıyordu. Hava soğuktu, nefesim ağzımdan buhar olup çıkıyordu ama içim dışarıdan daha çok üşüyordu. Arkama bakmaya cesaretim yoktu. Sanki her adımımda geçmişim beni yakalamak üzereydi.
Bir an durdum. Dizlerimin bağı çözülmüştü, az kalsın yere çökecektim.

"Böyle kaçarak nereye varacağım? Nereye gizleneceğim? Kime sığınacağım?"

Dudaklarımı ısırıp kendimi toparlamaya çalıştım. Elbiselerim çamura bulanmış, saçlarım yüzüme yapışmıştı. Ellerimi korumacı bir tavırla karnımın üzerine koydum.

"Seni koruyacağım... İsteseler de, beni öldürseler de seni bırakmayacağım..."

Tam o sırada karanlığın içinde bir gürültü duydum; bir araba sesi. Önce korkuyla sarsıldım, sonra içimde tarif edilemez bir his uyandı. Araba yaklaşıyordu. Far ışıkları önce yolun solunu, sonra tam olarak durduğum yeri aydınlattı. Ellerim titredi, geri çekilmek istedim ama ayaklarım yere çakılmıştı.

Kaçamıyordum.

Araba bir-iki metre kala yavaşladı ve tam yanımda durdu. Motorun sesi kesildi.

Kapı açıldı.

Adım sesleri duyuldu...

Karanlığın içinden bir siluet belirdi; uzun boylu, geniş omuzlu... Ama tehlikeli gelmiyordu. Aksine, o an içimdeki panik tuhaf bir şekilde yatıştı.

"Hanımefendi... Gecenin bu vaktinde burada ne yapıyorsunuz?"

Sesi... Tanıdık değildi. Ama o seste garip bir sıcaklık vardı. Sanki karanlığın ortasında bir lamba yanmış gibi...

Yutkundum.

"Ben... sadece... gitmeliyim buradan."

Bir an sustu. Sonra sesi biraz daha yumuşadı

"Yalnız mısınız? Bu yolda? Bu havada?"

Cevap veremedim. Çünkü gerçeği söylersem, bu adamın bana nasıl bir gözle bakacağını bilmiyordum.

Yusuf'un Anlatımıyla..

Başımı kaldırıp yolun sağ kenarında birini gördüm. Önce gölge sandım ama yaklaştıkça bir genç kız olduğunu anladım. Titrediğini görünce içimi tuhaf bir huzursuzluk kapladı. Kapıyı açıp aşağı indim. Bu saatte, bu havada ve bu kadar korkmuş bir halde bir kadının burada olması normal değildi.

Yanına yaklaştığımda benden bir adım geri kaçtı. Haklıydı, beni tanımıyordu. Ama onu böyle bırakıp gitmek vicdanıma sığmazdı.

"Hanımefendi... İyi misiniz?" dedim alçak bir sesle.

"Tek başınıza bu havada?"

Cevap vermedi, sadece gözlerini kaçırdı. Hızlı hızlı nefes alıyordu. Ellerinin titremesi soğuktan değil, korkudandı.

"Eğer isterseniz sizi gideceğiniz yere kadar götürebilirim. Bu yoldan ne taksi geçer, ne de yakınlarda ev var. Burada tek kalmanız..."

Sözümü bitiremedim, gözleri dolmaya başladı. O an anladım ki bu kız bir şeyden kaçıyor. Büyük, ağır ve yakıcı bir şeyden... Ve ben istesem de istemesem de, bu gece kaderim onunla kesişmişti.
Yavaşça başını salladı ve arabaya doğru bir adım attı. Ben de arkasından gittim. Birden durup yüzünü bana döndü.

"Sizden bir şey rica edebilir miyim?"

Hafifçe başımı salladım.

"Beni şehre kadar götürebilir misiniz?
Ondan sonrasını kendim hallederim. Köyden çıkıp şehre..."

Şehre varmamıza az kalmıştı ama hava daha da kötüleşmişti. Rüzgar durmaksızın esiyor, yağmur damlaları camı dövüyordu. Bu fırtınada onu tek bırakmak imkansızdı. Birkaç saniye düşünüp konuştum.

"Hanımefendi... Bu havada daha fazla gidemeyiz. İsterseniz?.."

Sözümü yarıda kesip ona baktım. Yüzünü pencereye çevirmişti ama omuzlarının nasıl titrediğini görebiliyordum.

"Yani... Eğer isterseniz, buralarda bir evim var. Bu gecelik orada kalın, sabah sizi istediğiniz yere bırakırım. Köyden çıktık ama yollar kapanıyor. Şehre ulaşmamız çok zor."

İçimde bir gerginlik vardı, tepkisinden çekiniyordum. Bir şeylerden kaçtığı belliydi, bana güvenmesi zordu.

Genç kız derin bir nefes alıp başını eğdi. Parmaklarını birbirine kenetlemiş, sıkıyordu. Sanki zihninde binlerce senaryo çarpışıyordu.

Nihayet, çok kısık, fısıltı gibi bir sesle konuştu.

"Yabancı birinin evine gitmek... korkutucu."

"Biliyorum," dedim onaylayarak. "Ama bu fırtınada yolda kalmak daha korkutucu."

Baxışlarını yavaşça bana çevirdi.

Gözlerinde hem tereddüt hem de derin bir yorgunluk vardı.

"Size inanmalı mıyım?.."

Yutkundum. Onu sakinleştirmek için emin bir sesle.

"Elbette," dedim.

Bu kez gözlerini kaçırmadı. Bir an nefesi kesilir gibi oldu, sonra çaresizce fısıldadı.

"Peki... Sadece bir gecelik."

Ve o andan itibaren ikimiz de biliyorduk. Bu gece, ikimiz için de sıradan bir gece olmayacaktı.

Eve varmıştık. İkimiz de hala arabada oturuyorduk. O, iki katlı evime dikkatle bakıyordu, ben ise onun titreyen halini izliyordum. Üstü başı çamur ve su içindeydi, arada bir hapşırıyordu. Onu böyle gördükçe içim sızlıyordu.

Kapıyı açıp indim, onun tarafına geçip kapısını açtım. Yüzüme baktı bakışlarında korku, tereddüt ve yorgunluk harmanlanmıştı. Emniyet kemerini çözüp yavaşça indi. Ben önde, o arkada sessizce eve girdik. Salonun ortasında öylece durdu, sanki adım atmak için izin bekliyordu.

"Ben... Çok özür dilerim. Buraya geldiğim için... Sizi rahatsız ettiğim için..." dedi titrek bir sesle.

O an anladım ki o sadece korkmuyordu, aynı zamanda utanıyordu. Kendi vaziyetinden, hayatın ona attığı tokatlardan... Ve ben ilk kez içimde birini böylesine koruma isteği duydum.

"Beni rahatsız etmediniz. Geçin, oturun lütfen," dedim sakin bir sesle.

"Ben size yukarıdan temiz kıyafet getireyim, üzeriniz sırılsıklam."

Yukarı çıkıp dolabımdan en rahat kazağımı ve geniş bir eşofman altımı aldım. Bu gece çok garipti. Evimde tanımadığım bir kız... Kim bilir nelerden kaçıyordu? Aşağı indiğimde hala bıraktığım yerde duruyordu. Kıyafetleri ona uzattım.

"Buyurun, bunlar benim ama idare edin. Yalnız yaşadığım için başka kıyafet yok..."

Kıyafetleri göğsüne bastırıp başını salladı.

"Sağdaki odada giyinebilirsiniz," dedim.

"Ben de bir çay koyayım, ısınırsınız."

Çaydanlığın altını kapatıp bardakları hazırladım. Mutfakta bliniçikleri ısıtıp masaya koydum. O sırada salona girdim temiz kıyafetler içinde daha rahatlamış görünüyordu ama hala o mahcup ifade vardı yüzünde.

"Çok teşekkür ederim... Yardım ettiğiniz için... Ömrüm boyunca unutmayacağım," dedi.

Gülümsedim.

"Siz de sağ olun. Oturun lütfen."

Masaya oturduk. Çayından bir yudum aldı, sıcak buhar yüzüne vurdukça yavaş yavaş kendine geliyordu.

"Siz... yalnız mı yaşıyorsunuz?" diye sordu.

"Evet, yalnızım. Arada annem ya da kız kardeşim uğrar, yemek temizlik yapıp giderler. Ben işten geç geldiğim için pek vaktim olmuyor," dedim.

Sonra çekinerek sordum.

"Adınız neydi?"

Bakışlarını fincandan çekip doğrudan gözlerime dikti.

"Eleni..." dedi fısıltıyla.

"Yusuf," dedim ben de.

İçimde kelimelerle tarif edilemeyen bir his vardı. Bu tanışıklık tesadüf olamazdı. başımı kaldırıp yemeği işaret ettim

"Ye lütfen, soğutma."

Eleni'nin anlatımıyla

Gece yarısını çoktan geçmişti. Şöminenin önünde oturuyorduk. Yusuf elindeki kağıtlara bakıp bir şeyler yazıyordu bazen kaşlarını çatıyor, bazen dudağını ısırıyordu. Çok odaklanmıştı.

Bense iki gündür aldığım o haberin ağırlığı altında eziliyordum.

Ne yapacaktım?

Nasıl söyleyecektim?

Onu tek başıma nasıl büyütecektim?

Düşündükçe nefesim daralıyordu. Karnımdaki o küçücük canın sorumluluğu omuzlarımda bir dağ gibiydi. Çaresizdim... Terk edilmiş, karanlıkta tek başıma bırakılmış gibi...
Peki ya evdekiler? Sabah orada olmadığımı anladıklarında kopacak fırtına, dışarıdaki yağmurdan daha beter olacaktı. Korku, heyecan ve keder boğazıma düğümlenmişti. Şöminenin ısısı bile içimdeki o buzu eritemiyordu.

Yusuf ise hiçbir şeyden habersiz işine devam ediyordu... Tam o sırada elimdeki fincan gevşedi ve yere düşüp parçalandı. Sessizliği yırtan o sesle birlikte zaman durdu. Donup kalmıştım.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

159okunma 23beğeni 3yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…