Bölümler 18Şu an: 2 bölüm Onu korumak için
- 1 1 bölüm karanlığın içindenki yabancı1.254 kelime
- 2 2 bölüm Onu korumak için943 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 3 bölüm2.723 kelime
- 4 4 bölüm1.335 kelime
- 5 5 bölüm1.775 kelime
- 6 Bölüm altı1.160 kelime
- 7 7 bölüm1.028 kelime
- 8 8 bölüm919 kelime
- 9 9 bölüm1.046 kelime
- 10 10 bölüm1.550 kelime
- 11 11 bolum1.275 kelime
- 12 12 bölüm1.365 kelime
- 13 13 bolum2.123 kelime
- 14 14 bölüm1.888 kelime
- 15 15 bölüm1.658 kelime
- 16 16 bölüm2.016 kelime
- 17 17 bolum2.181 kelime
- 18 18 bölüm .1.701 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Fincan yere düşüp kulak tırmalayan o gürültüyle parçalandığında, sanki tüm sessizlik bir cam gibi kırıldı. Gecenin derinliğinde yankılanan tek şey o sesti. Donup kalmıştım; gözlerim titreyerek parçaların saçıldığı yere bakıyordu.
Yusuf elindeki kağıtları bırakıp yıldırım hızıyla ayağa kalktı ve yanıma geldi.
"Yanmadın ya? Bakayım eline..." dedi, sesinde ciddi bir endişe vardı.
Bense hala yere bakıyordum... Bir an sonra, ne olduğunu bile anlamadan gözlerimden yaşlar süzülmeye başladı. Nefesim daraldı, çenem titredi ve nihayet boğazımdan hıçkırık dolu bir ses kaçtı.
"Neden ağlıyorsun?"
Yusuf şaşkın ve bir o kadar da telaşlı bir halde eğilip yüzüme baktı.
"Fincan için ağlama, evde onlardan dolu var... Bir şey olmadı, korkma."
Anlamıyordu...
Bilmiyordu ki gözyaşlarım kırılan o porselen parçası için değil; çok daha büyük, çok daha ağır bir yük için akıyordu.
Söz bulamıyordum... Nasıl söyleyeceğimi bilemiyordum. Boğazımda koca bir düğüm vardı; sanki her şey içimde hapsolmuş, çığlık çığlığa dışarı çıkmaya çalışıyordu.
Ellerim zangır zangır titriyordu, kalbim göğüs kafesime sığmıyordu. Fincan sadece bir bahaneydi. Kırılan o değildi.
Kırılan içimdi... Bendim.
Yusuf, karşısındaki bu halimi gördükçe daha da heyecanlanıyordu. Gözyaşlarımın yanağımdan süzülüşünü izliyor ama sebebini bir türlü çözemiyordu. Gözyaşlarımı silecek gücü bile kendimde bulamıyordum.
Sanki beni ürkütmekten korkuyormuş gibi her kelimesini dikkatle seçerek sordu:
"Böyle ağlama... Ne derdin var? Neden ağlıyorsun? Birisi sana bir şey mi yaptı? De bana... Korkma."
Dudaklarımı ısırdım, nefesim boğazımda tıkandı. Daha adını bile bilmediğim bir adama bunu nasıl söyleyebilirdim? Ama artık içime sığmıyordu. Rol yapacak, güçlü görünecek halim kalmamıştı.
Titreyen sesimle fısıldadım:
"Ben... evden kaçtım."
Yusuf’un gözlerindeki ifade bir anda değişti. Merak, endişe ve karmaşık bir şaşkınlık... Ama yargılama yoktu.
"Neden?" dedi yavaşça. "Neden kaçtın?"
Daha şiddetli ağlamaya başladım. Gözyaşlarım durmak bilmiyordu. Ellerimi göğsümde kenetlemiştim, sanki kendime sarılıp devrilmemeye çalışıyordum. Kesik kesik cümlelerle döküldü kelimeler ağzımdan:
"Be... bebeğim için..."
Bu cümle havada asılı kaldı. Odanın sıcağı bile beni ısıtmaya yetmiyordu artık. Söylediğim söz hem beni hem onu dondurmuştu. Yusuf’un bakışları yumuşadı... O an anladı ki derdim fincanla, yağmurla ya da çamurlu kıyafetlerle değil, çok daha ağır bir gerçekle ilgiliydi.
Sessizce, çok yumuşak bir sesle sordu:
"Bebeğin için... Ne oldu?"
Sanki konuşmaktan yorulmuşum gibi başımı öne eğdim, dudaklarım titriyordu:
"Ailem öğrenirse... Evlenmeden hamile kaldığımı bilirlerse... Beni de, onu da öldürürler..."
Sesim gitgide kısıldı:
"Onu korumak için kaçtım... Başka yolum yoktu..."
Odadaki hava daha da ağırlaştı. Şöminenin çıtırtısı bile sustu sanki; sadece nefes alışverişlerimiz duyuluyordu. Yusuf yavaş adımlarla yanıma yaklaştı. Bana dokunmadı ama dizlerini kırıp boyunu benim seviyeme indirdi ki gözlerinden kaçmayayım.
"Kimse seni öldürmeyecek... Kimse bebeğine dokunmayacak," dedi.
Sesi o kadar emin, o kadar sakindi ki, bir an korkumun yarısı silinip gitti.
"Duyuyor musun beni? Buradasın... Güvendesin. Kimsenin haberi olmayacak."
Gözyaşlarım yeniden döküldü ama bu kez korkudan değil, az da olsa hissettiğim o rahatlıktandı.
"Sen bana hiçbir şey borçlu değilsin. Ben de senden hiçbir şey istemiyorum,"
diye devam etti.
"Ama... bu yükü tek başına taşıyamazsın."
Gözlerini yumup derin bir nefes aldı.
"Nasıl oldu, kim yaptı, neler yaşadın... İstemiyorsan anlatma. Ben sana kapımı açtım, sadece bu gece güvende ol diye."
Sonra ekledi
"Sana da o sabiye de kimse zarar veremez. Burada olduğun sürece kimse sana dokunamaz."
O an... Günlerdir içimde düğümlenen korku ve yalnızlık yükü omuzlarımdan biraz olsun indi. Sadece fısıldayabildim
"Ben... çok korkuyorum..."
Hiçbir şey düşünmeden ona sıkıca sarıldım. İçimdeki bütün korku, acı ve yalnızlık çıkana kadar ağladım göğsünde.
Ne kadar zaman geçti bilmiyorum ama nefesim normale dönene kadar öylece kaldık. Yusuf hiçbir şey demeden, sadece yanında olduğunu hissettirerek bekledi.
Biraz sonra yavaşça ondan uzaklaşıp yüzüne baktım. O da bana bakıyordu; gözlerinde yargılama değil, sadece sabır ve anlayış vardı. Bu gece, ikimiz için de bir dönüm noktası olmuştu. Söyleyeceği şey boğazında düğümlendi ama yine de cesaretle konuştu:
"Söyleyeceklerimi kabul eder misin bilmem... Ama söyleyeceğim," dedi,
bakışlarını bir an yere indirip sonra tekrar gözlerime dikerek.
"Ailem beni evlendirmek istiyor. Bense istemiyorum. Seni görene kadar..."
Kalbim sıkıştı. Nefesim kesildi.
"Eğer... istersen... benimle evlen. Bebeğin dünyaya gelene kadar yanımda kalırsınız. Ben de aileme söylerim. Kimse sana dokunamaz. Kimse..."
Cümlesini bitirdiğinde nefes nefese kalmıştı. Omuzları hafifçe titriyordu; korkudan değil, aldığı sorumluluğun ağırlığından.
"Yok, eğer istemezsen... bir şey diyemem," dedi geri çekilerek.
"Ben sadece... sana bir çıkış yolu sundum. Karar senin."
Donup kalmıştım. Gözlerinde hiçbir çıkar veya bencillik yoktu; sadece tertemiz bir niyet... Hiç tanımadığı bir kıza kol kanat germek istiyordu. Kalbim göğsümde öyle atıyordu ki boğazım kurudu.
"Eleni... hiçbir şeyden korkma. Zorla hiçbir şey demiyorum. Ama bil ki... istersen ben varım."
Sesindeki o yumuşaklık, içimde yıllardır sönmüş olan bir şeyi uyandırdı:
Ümit.
"Kabul ediyorum..."
Bu sözü söylediğim an odanın havası değişti. Sesim titrese de kararım kesindi. Yusuf birkaç saniye heykel gibi kaldı, duyduğuna inanamadı. Sonra derin bir nefes aldı.
"Her şeyi yoluna koyacağım. Bil ki... bu gerçek bir evlilik olmayacak. Sadece kağıt üstünde. Dokuz ay. Yalnızca seni ve bebeği korumak için. Razı mısın?"
Başımı yavaşça salladım.
"Razıyım..."
Geceyi Yusuf'un gösterdiği odada, dizlerimi karnıma çekip bebeğime sarılarak geçirdim. Korku hala oradaydı ama artık minicik bir ümit ışığı da vardı.
Sabah olduğunda kapım çalındı. Yusuf, yorgun ama şefkatli gözlerle bana bakıyordu.
"Günaydın... Kahvaltı hazır, gel," dedi.
"Gelmeyeyim olur mu? Biraz halsizim..."
dedim. Mide bulantım ve uykusuzluk beni bitirmişti.
Yusuf yanıma gelip elimi tuttu. Elleri sıcacıktı.
"İki gündür bir şey yemedin. Böyle olmaz. Ben senin ve o bebeğin sorumluluğunu aldım. Razılaştıysak sonuna kadar gideceğiz."
Yanağımdaki yaşı parmağıyla sildi.
"Bak... Yalnız değilsin. Kaç aylık olduğunu biliyor musun?"
"Bilmiyorum... Test yaptım ama doktora gitmedim."
"Tamam. O zaman şimdi şöyle yapıyoruz; hazırlanıyorsun, bir saat sonra seni doktora götürüyorum. Hiçbir şey demene gerek yok. Sadece yanındayım, bitti."
Şaşkınlıkla gözlerimi kırptım.
"Şimdi mi? Bu kadar çabuk mu?"
Gözlerini gözlerimden ayırmadan sordu:
"Sence ben seni bu halde tek başına bırakır mıyım?"
Sustum. İlk kez içimde korku değil, tuhaf bir huzur vardı.
"Hadi giyin, seni bekliyorum."
Sesindeki o gizli şefkati saklamak mümkün değildi.
Yeni bölüm nasıldı 😊✨
Yusuf'un kararı peki
Yusif
Eleni
Bölüm etkileşimi
