Talihsiz Kuş kitap kapağı

7. bölüm / 18

Talihsiz Kuş

Bölüm 7 - Yemedi-

Vaveyla Yazarı: Maysa Pıtır

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 18Şu an: Bölüm 7 - Yemedi-

Asil ile Çavuş bayılmış taklidi yaparak arabaya kadar sızmayı başarmışlardı, korumalardan biri nin eline kan bulaştığı için mendille sildi, ama elinde boya izi kalmıştı ve bu koku çok sahici değil gibiydi.

Çavuş korumanın bir şeyler sezdiğini yarı açık gözüyle görmüştü "naneyi yedik. " diye fısıldadı Asil'in kulağına.

Fakat onun başka dertleri vardı, mesela Müslüman kızla bakışmış olduğu gerçeğinin midesindeki canlıları uyandırması gibi.

Fakat şimdi overthink zamanı değildi, Çavuş tekrar gözlerini kapadı, koruma nabzını kontrol etmek için bileğini kavradığında, hızla boşta ki eliyle oda adamın elini kavradı, adam daha ne olduğunu anlayamadan yüzünün ortasına bir yumruk yedi, Asil de boşluğu değerlendirip adamın bacak arasına tekme attı.

Diğer korumalar kavgayı görünce hızla onlara doğru koşmaya başladı, tam kaçacakları anda bir koruma Asili sol kolundan vurdu, Çavuşun müthiş zekasıyla giydiği koruma yeleği doğal olarak kolsuz olduğundan bu sefer gerçekten vurulmuş tu!

Çavuş arkadaşının elinden tutup koşmaya devam etti, korumalarda peşlerinden koşuyor durmadan ateş ediyorlardı, Çavuş arkasına dönmeden korumalara sövdü "Bi siz eksiktiniz aq! hayatımda ki eksik sizmişsiniz! "

Koşmaya devam ettikleri sırada ekip arabalarıyla karşılarına çıktı, Çavuş derin bir oh çekerken Asil tökezledi, Çavuş onu dahada hızlı koşması için ittiriyordu çünkü koruma yeleği kevgire dönmüştü.

Servise benzer arabanın kapısı açıldı, Çavuş önce Asili içeriye fırlattı onu Rin ve Alvin tutup içeri çekti, Çavuşta binmişti lakin kapı daha kapanmadan dengesini kaybedecek gibi olduğunda Mi-Cha onu bileğinden tutup düşmesini engelledi, bir iki saniyelik bakışma Aimon'ın şoför kısmından düğmeye basıp kapıyı kapatmasıyla bölündü.

Çavuş, Asilin yanına oturunca Mi-cha da bakışlarını önüne çevirdi, Rin ilk yardım malzemelerini çıkarıp Asile pansuman yapmaya başladı, intörn doktorken mesleği bırakmıştı, kurşunu çıkarıp dikiş attı ve yarayı büyük bir şefkatle sardı.

Yolculuk Asilin evinde sona erdiğinde Asil yüksek sesle bağırdı "LAN! MOTORUM!"

Rüya motorun anahtarını abisine fırlattı "sonra teşekkür edersin ağabeyiciğim! "

Asil'in gözleri şaşkınlıkla açıldı, kan beynine sıçradı. "kızım manyak mısın? Kurşun yağmurunun altında motor mu sürdün? ya bir şey olsaydı!"

Rüya başını onaylamaz şekilde salladı "demiştim, sonra teşekkür edersin. "
Asil sinirden histerik bir şekilde sırıttı. "çıldıracağım şimdi ya!"

Çavuş ellerini pantolonunun ceplerine sokup Asilin yanına geldi "sakin ol Asil, o en azından ağabeyi için canını tehlikeye attı, senin gibi bakışıp göz kırptığı kadın için değil. "

Rin kaşlarını çatıp elini beline attı "ne bakışıp göz kırpması?"

Çavuş çapkınca sırıttı Asile bakıp Rin'i cevapladı. "biz arabaya sürüklenirken bu gözlerini açtı, kızda bayılmak üzereydi, bakıştılar. Hatta Asil göz bile kırptı,büyük gelişme kaydettiler ilişkilerinde. "

Asil kaşlarını çatıp inkar etti. "saçmalama Çavuş, başına kurşun mu yedin? Nereden uyduruyorsun böyle şeyleri? Ne münasebet?"

Çavuş kahkaha atmamak için dudaklarını bir birine bastırdı, Rin ise ifadesizce "tamam" diyip eve doğru yürümeye başladı, zannınca yaşadığı duygu karmaşasının tarifi yoktu, buraya Asil istedi diye gelmişti, biliyordu o Müslüman kızı arayacaklarını, ama çok kırılıyordu Asili böyle gördükçe, o yıllardır Asille birlikteydi, arkadaşlardı ama Rin japonyada ki son zamanlarda Asil'in kendine gösterdiği ilginin farkındaydı, belki o öyle zannetmişti, ama kalbine söz geçiremiyordu, Tabiri yerinde dünkü kız Asili yokluğuyla bile elinden almıştı, kıskanç ve ya kötü bir kadın değildi Rin, yanlızca yıllardır Asile olan aşkına olumlu bir cevap alacağını sanmıştı, şimdi onu böyle aşık görmek iyi gelmiyordu.

🏍️🏍️🏍️

Gözlerimi açtığımda hala aynı odadaydım, ama en fazla bir saat uyumuştum, her yerim ağrıyor, midem fazlasıyla bulanıyor du, ayrıca vurulduğum kolumun sızlaması ise cabasıydı.

Her yerim yapış yapış ıslanmış, kan revan içinde kalmıştım, yaslandığım küvete tutunup ayağa kalktım, gözüm karardığı için yerle bir olmam bir kaç saniye sürmüştü.

Tekrar ayağa kalkıp bir kaç adım yürüdükten sonra yine yere düştüm, sonra bir daha ve bir daha düştüm, iki adımlık yeri on adımda tamamladım ve kapının kulpunu tuttum, ne kadar açmaya çalışsam da bir türlü açamadım, öksürük krizim hat safhaya vardığında öğüre öğüre kustum, titreyerek yere düştüğüm sırada kapı açıldı, buda benim için bir umuttu, ayağa kalkmaya çalışırken biri bana tekme attı ve ben yeniden yere düştüm, görüşüm bulanıklaştığından bana bunu kimin yaptığını görememiştim.

Yabancının sesini çok derinlerden duyuyordum "iyi eğlendin mi? Canın sıkılmasın diye oyuncak bile koydum, sıkılmadığını ümit ediyorum. "

Sinirlenmeye bile mecalim yoktu "Allah belanı versin!" diyerek tepkimi belirttim, kahkaha sesinin kulaklarıma ulaşması uzun sürmedi, benden bir kaç adım geri çıktı, bir çakmak sesi duydum, ardından yere düşen bir şeyin sesi, ve yabancı yüzümün dibindeydi.

Sigarasından derin bir nefes çekip yüzüme üfledi, gözlerim kapalı olsa bile dumanın etkisi ile yanmıştı, yeniden öksürürken bir daha üfledi, sonra bir daha ve bir daha.

Ben öksürdükçe o daha çok üfledi, ben kustukça bir sigara daha yaktı, en son kan kustuğumu gördüğünde beni tek eliyle saçımdan kavrayıp ayağa kaldırdı, mecalim yoktu, yere düşeceğim sırada bir eliyle beni kavrarken diğer eliyle bir nefeslik kalan sigarayı gözümün önüne getirdi.

"yere düşsün mü!" bağırarak sorduğu soru iliklerime kadar beni titretti. Ağlarken başımı dehşetle iki yana salladım ve harfler dudaklarımdan zorlukla döküldü "düşmesin!"

O ise bundan zevk alıyor gibiydi...

"bana bir daha hakaret edecekmisin?"

Olumsuz anlamda başımı salladım
"ı ııı! "

Belimi dahada sıkı kavradı "bir daha itaatsizlik edecek misin?"

Bilincimi kaybetmeden hemen önce
"hayır" diyebildim, ardından kalbim sıkıştı ve gözlerim kapandı.

🏍️🏍️🏍️

Tekrar gözlerimi açtığımda, daha doğrusu açmaya çalıştığımda zorlandım, gözlerime kum dolmuş gibi bir acı hissediyordum.

Bir iki dakikanın sonunda yeniden gözlerimi açtım, aynı odada aynı vaziyetteyim, kolumda bir serum bağlıydı, oturmak için hareketlendiğimde yanımda bir kıpırtı oldu, hızla başımı yana çevirdiğimde yabancıyı yarı çıplak bir şekilde yanımda yatarken gördüm, korkuyla çığlık atsamda o sırıtarak bana baktı.

"günaydın leydim! "

Gözlerim doldu onu görünce, bıkmıştım ondan, dertli bir nefes dudaklarımın arasından kaçtı, oturup önüme döndüm, oda toparlanıp yanımda bitti, ona tiksinir bir yüzle baktım ve var gücümle yanımdan uzaklaşması için ittim, ama yerinden kıpırdamamıştı, mecalim yoktu çünkü.

Saçlarımı okşamaya yeltenince başımı geri çektim, eli havada kalır gibi oldu sonra hemen geri çekti, "leydim neden psikoloji haplarını içmiyorsun? Bak kendini silahla yaraladın sonrada gidip benzin solumuşsun, doktor kendine dikkat etmen gerektiğini söyledi Maria, kendine çok dikkat etmelisin! "

Yüzümü ekşittim "ne Maria sı be benim adım... Benim ad-"

Yüzünde derin bir tebessüm belirdi "dinlenmelisin bebeğim. "

Yanımdan kalkıp yerden aldığı gömleğini giydi, ardından bana göz kırpıp odadan çıktı, o saniye başıma ağrı bir bıçak misali saplandı, zihnim çok bulanıktı ama bana göz kırpan yaralı bir adam vardı sanki, hayal yada rüyada olabilirdi, kalbim hızla çarpmaya başlayınca başımın ağrısı şiddetlendi, elimi saçlarımın arasına daldırdım, saçlarımı çekiştirdim ama ağrım hiç azalmadı, birine seslenip yardım istemeliydim ama kimseyi tanımıyor hiç bir şey hatırlamıyordum.

Yabancı bir kaç dakika sonra yanıma geldiğinde telaşla yanıma oturdu, eli anlıma dokununca kendimi geri çektim, "bir şeyler atıştır hemen ilaç içmelisin. " diyip ayağa kalktı ve odadan hızla çıktı.

Önüme dönüp gelmesini bekledim, geldide, elinde bir kase süt çorbası vardı, bu adamın verdiği tek mantıklı karar bu soğuk havada bana sıcak çorba getirmesi olabilirdi, tepsiyi kucağıma koyup anlıma aniden bir öpücük kondurduğunda korkuyla geri çekildim, bana kırılmış gibi bakıyordu, acı bir tebessüm tüm yüzünü kapladı "kimse sevmiyor zaten, senden sevgi beklemek aptallık olur du. "

Kaşlarım çatılırken yabancı çıkışa yöneldi, tam kapıyı açacakken sorumla bana yöneldi "adın ne?" gözleri ışıldamıştı, ama heveslensin istemiyordum "ihtiyacım olunca kullanırım o yüzden, yoksa saçma sapan şeyler anlama! "

Yüzünde kocaman bir tebessüm vardı "Thanatos, ama sana zor gelirse-"

Burun kıvırdım "hiç uğraşamam hatırlamakla, t li bir şeyler derim sen anlarsın gelirsin. "

Kapıyı açıp bana yöneldi, "tamam o zaman leydim iyi dinlenmeler, ilaçların sürahinin yanında" ve kapıyı kapatıp defoldu, sonunda...

"şükür Yarabbim" dedim en içten şekilde.

Ve rızığımı yiyip söylenen ilaçlardan birini elime aldım, şöyle bir baktım, kutusu yoktu, kilitli küçük bir poşetin içindeydi, aslında ağrım çok hafiflemişti, içmeme gerek olmadığını düşünüp yataktan kalktım.

Yatağımı düzenleyip tuvalete girdim, üzerime kan kokusu sinmiş gibiydi duş alıp çıktım, sanki her şey olmaması gereken bir rutin içerisinde ilerliyor gibiydi, dolabı açıp siyah yarım kollu bir t shirt altınada siyah bir pijama giyindim.

Saçlarımı toplarken kendimi çok garip hissediyordum, sanki bedenime ait bir şeyler eksik gibiydi, saçlarımı topuz yapıp odanın kapısını açmaya çalıştım, kilitliydi, gerizekalı ne ara kilitlemişti, dahada önemlisi adı neydi?... şaka yapmıyordum unutmuştum! Neydi Ya? tanos mu? yok değildi! "Taner!" diye seslendim, battı balık yan giderdi.

Bir dakika kadar bekledikten sonra tam ağzımı açıp yeniden seslenecektim ki kapı açıldı, kapının arkasından çıkıp yabancının karşısına dikildim, sırtıyordu. "en azından ilk seferde adımı hatırlarsın sanmıştım ama olsun, Taner de olur, ne oldu? "

"biraz dolaşacağım, kapıyı açman için çağırdım. " burnunuz dik gloss larınız taze olsun aşkolar.

Sırtmaya devam ediyordu "peki hizmetçiyi çağırayım-"

Sinirlendiğim için sözünü böldüm. "birini yanımda istemedim! Kapıyı açtığına göre?"

Tek kaşı havalandı. " çok istiyorsan gez leydim, ev senin. " diyip göz kırptı. Gözü oyum oyum oyulasıca herif.

Nihayet odanın dışına çıktığımda benimle birlikte merdivenlerin başına kadar yürüdü, "yanımda birini istemediğimi açıkça söyledim! "

Centilmence koluma girdi "yeni yeni ayaklanıyorsun, merdivenlerden inene kadar eşlik edeyim, sen gerisini gezersin, çıkmak için de beni çağır olur mu?"

Ters ters baktım. "bu koca evi alacak paran var ama asansör yaptıracak paran yok mu?" iki kaşıda havalnıp indi, hala tebessüm ediyordu. "oldu bil leydim, isteğin benim için emirdir."

Sessiz kalmayı tercih ettim, aşağı indiğimizde bir şey söylemeden yukarı çıktı, bende etrafa bakınıyordum, camdan dışarısı görünüyordu, büyük kocaman camlar, dışarısı boyumun üç dört katı kadar yükseklikte sularla çevriliydi ama buna rağmen bahçe çok genişti, önce evin içini gezmeye karar verdim.

Bulunduğum salonun duvarları bembeyezdı, koltuk takımları ise bej renge sahipti, yalnızca koltuk yastıkları altın rengindeydi, koltukların arkasına geçip düz koridorda yürüdüm, solumda kalan ilk kapıyı açtığımda genişce bir mutfak ile karşı karşıyaydım, elektronik eşyaların hepsi gri renkte dolaplar bej renkteydi, kulplar, musluklar ve mutfak için gerekli ne kadar malzeme varsa hepsi altın rengindeydi.

Ben çıkacağım sırada içeriye peçeli bir kadın girdi, siyah çarşafı tüm bedenini örtüyor yanlızca gözleri ve alnını açıkta bırakıyordu.

Bir şey demeden mutfaktan çıktım ve koridordaki tüm odalara baktım, mutfağın karşısında geniş bir lavobo vardı, içinde jakuzi olacak kadar genişti, oradan çıkıp diğer odalarada baktım, hepsi misafir odasıydı, koridorun sonunda duvarı kaplayan bir tablo vardı, haç işareti çizilmişti, "tövbe estağfurullah tövbe tövbe." diyip oradan uzaklaştım, oturma gurubunun yanında bir yemek masası vardı, çok uzundu, en sonda da odalar var gibiydi ama aniden üstüme bir ağırlık çökmüş yorulmuştum, koltuklardan birine oturup gayri ihtiyari anlımı ovuşturdum, yabancı yine saniyesinde yanıma ışınlanmıştı.

"sana dedim hizmetçi yanında dursun diye, bak yoruldun hemen, ilaçlarını da içmemişsin. " o kadar telaşlanmıştı ki bir an kendimi ilaçları içmediğim için suçlu hissettim, ama tabi sadece bir an.

Mutfağa doğru dönüp "hey! " diye kükredi evet bağırmadı kükredi, çarşaflı kadın koşarak yanımıza geldiğinde en ters haliyle "git çabuk Maria'nın ilaçlarını getir, Çabuk!"
Diye bağırdı.

Çarşaflı kadın başını sallayıp hızla yukarıya çıktığında tekrar bana döndü, sinirli yüz hatları yumuşadı, önümde diz çöküp ellerimi kavradı, geri çekmek istedim ama öyle halsizleşmiştim ki kıpırdayamıyordum o ilaç, her neyse acilen içmem gerekiyordu, iyi değildim, gözlerimden yaşlar boşalırken yabancı bana sımsıkı sarıldı.

Sırtımı sıvazlarken kulağıma doğru mırıldandı "şş geçecek Maria, ilaçlarını içtiğinde kendini daha iyi hissedeceksin leydim. "

Tepkisiz kaldım bu dediklerine, bir iki dakika sonra kadın koşarak yanımıza geldiğinde ayrıldık, o ilaçları eline aldı kilitli poşetlerden çıkarıp teker teker bana içirdi, çok fazla hap içiyordum, ve kendimi bir nevi bağımlı oluyormuş gibi hissediyordum, tıpkı sevgi gibiydi ilaçlar, zarar veriyor gibiydi ama ben muhtaç olduğum için sesimi çıkaramıyordum.

İlaçları içtiğimde sakinleşmiş hatta uyuşmuş gibiydim, yabancı tekrar önümde diz çöküp yüzümü avuçlarının içine hapsetti "beni affedebilecek misin?"

Kaşlarım çatıldı "ne demek istiyorsun, anlamadım?" başımı olumsuz anlamda salladı "hiç" dedi baş parmağı ile yanaklarımı okşarken.

Gözlerimi kaçırıp sustum, görüşüm bulanıklaşıyor nefesim daralıyordu, içimde hat safhaya ulaşmış bir ağlama isteği vardı, "beni odama götürürmüsün?" dedim yabancıya, oda beni başıyla onayladı ve kucağına aldı, sorgular gibi baktım "bunu kast etmedim. "

Çapkınca gülümsedi, "bebeğimin yorulmasına izin veremem, asansör gelene kadar asansörün benim. "

İstemim dışı güldüm bu söylediğine, tabi hemen gülüşümü sonlandırdım, nedense ondan hiç iyi bir enerji almıyordum, aslında kendime anlam veremiyordum, neden bu kadar iyi bir adama nefret besliyordum ki?

Odamın kapısının önüne geldiğimizde beni kucağından indirmeden kapıyı açtı, beni yatağa bırakıp ayağa kalktı, "bir şeye ihtiyacın olursa Thanatos diye bağırman yeterli. " elini cebine atıp bir not kağıdı çıkardı ve onu komidinin üzerine koydu. "burada ismim yazıyor, Unutursan buradan bakarsın. "

Tekrar gülümserken saçlarımın arasına bir öpücük kondurdu ardından geri çekildi "biraz dinlen, önemli bir toplantıya katılacağız. "

Bakışlarım ondaydı "ne toplantısı?" ellerini cebine attı, "sürpriz leydim, dinlen. " başımla onayladım onu, saçlarımı okşayıp odadan çıktı ve kapıyı kilitledi.

Sırtımı yatak başlığına yaslayıp derince ofladım, zihnim çok bulanıktı, hiç bir şey hatırlayamıyordum, yalnızca bana göz kırpan bir adam vardı, gerisi gelecek gibi olmuştu ama ilaçları içtiğimde anılar tamamen yok olmuştu.

Peki ben gerçekten Maria mıydım? Bu adamın karısı olabilirmiydim, bence değildim, ama hiç bir şey hatırlamıyordum, parmağımdaki alyansa kaydı gözüm, altın rengi sade zarif bir alyans, yüzüğü çıkarıp parmaklarımın arasına aldım, sanki bir şey çıkabilirmiş gibi iyice incelerken içinde sayılar gördüm, iyice yaklaşıp sayıları okumaya çalıştım.

15.11.2023

Bu tarihi görünce kaşlarım çatıldı, biz ayın kaçındaydık, bu tarih evlilik tarihimizmiydi?

Kapım tıkladığında yüzüğü hızla parmağıma geri geçirdim, yatakta yatar bir pozisyona geçtiğimde "girin!" diye seslendim.

Kapının kilidi açıldığında içeriye yabancı ve sarışın küçük bir kız çocuğu girdi, yabancı kapıyı kapatıp kız çocuğunu yanıma oturttuğunda bende oturdum.

Oda ayak ucumuza oturup bana baktı "kızımız Selene, 6 yaşında, aslında konuşma biliyor ama sadece Yunanca konuşabiliyor, Türkçeyi çok anlayamıyor, gerçi sende Yunanca yı ana dilin gibi bilirdin ama unuttun sanırım..." derin bir nefes verdi "o talihsiz kazayı yaşamasak şimdi çok mutlu bir aileydik, ama sana söz bunu yapanı bulup cezalandıracağım leydim. "

Elimin üzerine nazikçe bir öpücük bıraktı, hemen elimi geri çektim "sen mafya mısın? Cezasını nasıl vereceksin?"

Gülümsedi "ömrüm boyunca beni en çok güldüren kişisin Maria, sana minnettarım. "

Tiksinir gibi baktım, hayır iyi biri değildi, hatırlamasamda hissediyordum ne kadar kötü bir kalpsiz olduğunu.

Odadan çıkıp gittiğinde Selene bana sarıldı, ilk anda bocalasam da bende ona sarıldım, vanilya kokuyordu, başıma inceden inceye bir sızı saplandığında gözlerimi sıkıca yumdum ve dişlerimi sıktım.

Ayrıldığımızda yüz ifademi yumuşatıp gülümsemeye çalıştım, saçlarını okşayıp yanaklarını öptüm, aramızda kan bağı varmıydı bilmiyorum ama ona karşı içimde büyük bir sevgi var gibiydi.

Kucağıma oturup bana bir şeyler söyledi
"Μαμά, κοιμάσαι μέρες, δεν έρχεσαι ποτέ σε μένα, μου λείπεις τόσο πολύ"

(Anneciğim sen günlerdir uyuyorsun yanıma hiç gelmiyorsun ben seni çok özledim)

Yanaklarını okşarken "seni anlamıyorum" dedim.

Oda tam bir şey söylemeye hazırlanıyorduki sustu ve bana dahada sıkı sarıldı, ağladığını hissettiğimde başını kaldırıp bana bakmasını sağladım, gözlerindeki yaşları silip saçlarını geri iteledim, ilgiyle sordum"ne oldu Selene? "

Yalnızca ağlıyordu, bende bana yapılmasını istediğimi ona yaptım, ben ağladığımda en çok sarılmaya ihtiyaç duyardım, saçlarım okşandıkça sakinleşirdim, Selene'yede aynısını yaptım.

Bağrıma bastım, saçını okşadım ve sım sıkı sarıldım, arada saçlarının arasına derin öpücükler bırakırken kendimide ağlamaktan alı koyamadım, ikimizde göz yaşlarımız bitene kadar ağladık, ağlamamız bitince tuvaletin aynasından güzelmiyiz diye baktık, elimizi yüzümüzü yıkadık sonra beraber yatağa girip sarıldık ve öylece uyuyakaldık.

Uyku ile uyanıklık arasında Selene'nin yanımda olmadığını fark ettim, endişeyle yerimden sıçradım ve hızla kapıya koştum, yaklaştığımda kulağıma yabancı ve bir kadının konuşma sesleri geliyordu, kapının önündelerdi.

Kadın sinirle ofladı "şu deliyi hala evinde barındırman büyük bir aptallık Thanatos!"

Adam da öfkeliydi "karım hakkında düzgün konuş Duru!"

Kadın sesini alçaltsa da sinirini baskılayamamıştı, "ben iki çocuğumu feda ederek hep sana geleyim, sen aklı kaçığın birine nikah bas! Ve bana zorunda olduğunu söyle! Sence bu ne kadar mantıklı?! "

Adamın ayakkabıları tıngırdadı ve bir kaç adım sesi kulağıma ulaştı.

"sana sus dedim, sonunda nelere kadir olacağımızı bile bile söylenmen aptallık"

Ve ardından bir öpücük sesi...

Dolan gözlerimden yaşlar taşarken tuvaletten sifon sesi geldi, kapıdan uzaklaşıp yatağıma oturdum, elimin tersiyle göz yaşlarımı sildiğim de Selene tuvaletten çıktı, endişelenmişti, yanıma koşup bana sarıldı, bende ona sarıldım

Benden ayrılıp yatağa geçti ve yattı, bende yatacaktım ki kapı açılınca yeniden oturur pozisyona geçtim, gelen Thanatos du. Bakışlarımı yere eğdim, hala ağlayasım olduğundan dudaklarım titriyordu.

Yanıma gelip önümde diz çöktü, ellerimi ellerinin arasına hapsedip bana baktı. "neden ağladın leydim? Seni üzen ne?"

Yüzüne bakmadım, oda çenemi kavrayıp bizi göz göze getiridi "ne oldu dedim? Trip çekemem, söyle hadi! " ağzımda topladığım tükürüğü yüzünün ortasına bir hışımla fırlattım.

"Allah cezanı versin adi herif! "

Ellerini ellerimden çekip cebine attı ve büyük bir sakinlikle yüzünü sildi "başka?"

Sinirliydim, "daha başka ne olsun mazoşist orangutan! Bir de başka diye soruyor! Duydum! Kapıda bir kadını öptün! Kimdi o? "

Güldü, yine ve yeniden güldü. "kardeşim di bebeğim, bir yarışmaya gireceğiz, evcil hayvanlarımızı yarıştıracağımız bir yarışma, bende maymunumu sokacağım o yarışmaya? Ne oldu kıskandın mı?"

Utanç tüm bedenimi ele geçirmişken cevap veremedim, o ise yine rahattı "bir kadının kocasını kıskanmasından doğal ne var şu dünyada?"

Yine cevap vermedim, defolup gitmeliydi lanet herif, ama durmuyor susmuyordu "tükürüğünü kendine sakla. " diyip göz kırptı ve odadan çıktı.

Arkasından öylece bakakaldım, inanmakta güçlük çekiyordum, ama utanç hat safhadaydı, Selene bilmem kaçıncı rüyasını görüyor gibiydi.

Yataktan çıkıp camı açtım içime derin bir nefes çektim, bir şeyler yapmak istiyordum ama ne? Kaçmak gibi canıma kast etmek gibi yani aklımda deli fikirler vardı.

Bulunduğum konum ruhumu daraltıyor du.

Bu adam gerçekten ama gerçekten garip biriydi. Bir kaç dakika önce iyi biri olabileceğini iddia ediyordum, ama şimdi ondan tiksiniyordum

Kafamın içinde susmak bilmeyen boğuk kavgalar başlamıştı.

Bazı şeyleri hatırlayamıyor gereksiz şeyleri hatasız hatırlıyordum. Biri sanki ruhumu avuçlarım arasına hapsetmiş sıkıp sıkıp bırakıyor du.

Dışarıya bakarken hilali gördüm, gökyüzünü tüm zerafetiyle süslüyordu, yıldızlar yanında sönük kalıyordu.

Bir söz hatırladım, hatıraların en derinlerinden çıka gelmişti. "biliyor musun kızım bu dünyadaki her şey ama her şey canlıdır. "

"nasıl yani anne! Ay bile mi?"

Annem gülümsüyordu "evet, ay bile canlıdır, hatta birine dileklerinin ulaşmasını istediğinde ve o kişiden uzak olduğunda ay'a dileklerini söyleyebilirsin, o ulaştırır. "

Arkadan babamın sesi geliyordu "yada rabbine dua et kızım bu daha garanti bir şey! "

Annem yine gülüyordu. "kızımız zaten ilk önce Rabbine dua etmesi gerektiğini biliyor, bu ikinci bir seçenek. "

Babam bu sefer yanımızdaydı "annen yazar olduğu için edebiyatsal düşünceleri ona böyle hikayeler uydurtuyor kızım, sen ona bakma dua et, Allah'a güven. "

Sonra babam cübbesini giyiniyor takkesini takıp, "ben Cuma namazından sonra markete giderim, sen bir daha yorulma. " diyip evden çıkıyor ve anı burada sonlanıyor.

Dolan gözlerimi parmak uçlarımla sildim, bu bir rüya mıydı yoksa anımı? Seçmekte zorlanıyordum.

Rabbim diye düşündüm, unutmadığım şey sadece Rabbimdi adımı bile unutmuşken Müslüman olduğumu unutmamıştım, bu mucize gibiydi, bir kez daha şehadet getirdim ve bu bana o kadar iyi geldi ki...

Bir şeyleri hatırlamak istiyordum, Sadece şehadetle bu iş bitmiyor gibiydi, sanki ben daha önce, şu an hatırlayamadığım bir şeyler yapıyordum, bir şeyler hatırlıyor olmamın bana verdiği heyecan ile gülümseyip arkamı döndüm, etrafa bakındım, mutluluktan ağlıyordum çünkü bulanıkta olsa bir şeyler hatırlıyordum!

O sırada kapı şiddetle açıldı, yabancı öyle sinirliydi ki bir an ne yapmış olabileceğimi sorguladım, üzerime doğru gelirken bende geriye gittim,

"n'oluyor ya?" diye sordum ama cevap vermeden bir canavar gibi üzerime yürüdü. sırtım duvara değdiğinde bileğimden kavrayıp beni yatağa doğru fırlattı, acı dolu bir feryat koptu dudaklarımdan.

Hemen toparlanıp ayağa kalktığımda beni tekrar itti ve elindeki kelepçeyi bileğime geçirdi, o saniyede ona attığım tekme ile azıcık geriye savrulduğunda yatağın üzerinde ayağa kalkıp Selene'nin yanına hopladım, bu hengameden dolayı uyanan küçük kız ne olduğunu çözebilmiş değildi.

Yabancı sinirle kükredi "Maria! Kaçma buraya gel, ne hatırladığını söylemezsen -"

Selene'nin yastığını yüzüne fırlattığım için sözü kesilmişti, küçük kızı arkama aldım, "ne yaparsın Thanatos? !" diye bağırdığımda oda yatağın üzerine çıktı, bende Selene nin elinden tutup cama doğru koştum, belinde silah vardı, görmüştüm, ama Selene burada olduğu için silahını çekmiyordu.

Karşı karşıya geldiğimizde korkudan iyice arkama sinen Selene'yi işaret etti "onu bırak!"

Başımı şiddetle iki yana salladım. "bırakmam, sen beni bırakana kadar bende Selene'yi bırakmam! "

Elini beline atıp silahını çıkardı, bana doğrultup tetiği çekti, "ya Selene'yi bırak yada öl!"

Selene'yi daha sıkı kavradım, "bir şey hatırlamam neden sorun çıkarıyor ki! Hani kaza geçirmiştik ve sen çok üzgündün!"

Silahı biraz daha sağa çevirip bir el ateş etti "bırak kızımı!"

Selene korkudan ağlamaya başlamıştı "kız korkuyor onun yanında nasıl böyle davranırsın?!"

Sinirliydi ama histerik bir şekilde güldü "Selene yüzde elli duyma engelli, silah sesini ya duydu ya duymadı, o şu an babasına gidemediği için korkuyor. "

Duyduklarım beni sendeletmişti, şaşkınlıkla arkama döndüğüm an bir el ateş sesi daha odanın duvarlarında yankılandı, bu sefer sırtımdan vurulmuştum, yere düşmemek için düz duvara tutunurken Selene babasına doğru koştu, yere düşerken birnin yakamdan kavradığını hissettim "şaka" dedi derinlerden gelen bir ses, ve ardından yine gözlerim kapandı.

Thanatos içinde uyuşturucu etkili mermisi olan silahını aldığını sandı ama karıştırdığı için normal silahı ile vurmuştu Aymira'yı

Her zaman çağırdığı doktor geldi, sıyırıp geçen ama derin bir yara izi bırakan mermiyi Aymira'nın sırtından çıkardı, yarayı dikip sardı.

Thanatos ve Duru Aymira'nın odasının kapısının önünde konuşmaya durdular.

"kızı daha ne kadar vurup sıfırlayacaksın?"

Thanatos ellerini cebine koydu "Kraliçeyi devirip yerine geçene kadar."

Duru ofladı, "senin bu güç arzunu anlayabilmiş değilim, şimdi istediğin her şey oluyor, Kraliçenin yerine geçtiğinde ne olacak?"

Thanatos başını olumsuz anlamda salladı "Aymira'nın kim olduğunu biliyor musun?"

Duru öfke ile çıkıştı "evet biliyorum! Canın sıkıldıkça sıfırlama tuşuna bastığın oyuncağın, pardon karın!"

Thanatos bombayı ateşledi, "kraliçenin yeğeni hatta şöyle söyleyeyim, bizim için Kraliçeyi devirebilecek tek kişi. "

Bu noktada Aymira gözlerini yavaşça araladı henüz yeni ayrılmıştı.

Duru göz devirdi, " ee yani? "

"bak Kraliçe yaşlandı, onun ilkvarisi ise Aymira, şimdi Aptal bir kaçık olabilir ama Tüm örgüt üzerine kalınca mecburen başa geçecek, masadakiler de bu işlere yatkın olmadığı için onu istemeyecek. "

Duru'nun kaşları havalandı, elleriyle yes işareti yaptı, "ve bum, sen kocası olarak oraları yöneteceksin cart curt, peki ben bu hikayenin neresindeyim?"

Thanatos Duru'nun elinin üzerine zarif bir öpücük bıraktı ve yeniden dim dik durdu "Aymiradan bir çocuğum olmadığı iddiasıyla boşananacağım, biliyorsun, kendinden sonra kız yada erkek bir varis bırakmak zorundasın. "

Duru kıkırdadı ardından ellerini Thanatosun boynuna doladı "ve sonra benimle evleneceksin. "

Thanatos Duru'nun dudaklarına tüy gibi bir öpücük bıraktı. "seni Kraliçe yapacağım. "

Yapmayacaktı, Duru'yu yalnızca en büyük rakibi Arafı derinden sarsmak için kullanacaktı, Araf bu masada en dişli rakiplerden biriydi, hatta Aymira bu görevi kabul etmezse Kraliçenin örgütü onun üzerine bırakacağı dillenmişti.

🏍️🏍️🏍️

Yeni uyanmıştım, sırtımda müthiş bir ağrı vardı, daha ayılamamışken hayal meyal bir şeyler duymuştum ama bunlarla daha sonra ilgilenecektim, biten serumu kolumdan çıkarıp yavaşca ayağa kalktım, tuvalete gidip işimi hallettim ve odaya geri döndüm, ben başörtü takıyordum, en net bunu hatırlıyordum, altıma beyaz bol bir pantolon üzerine beyaz kalın bir gömlek giyindim, başıma örtebilmek için başörtüsü ararken elime kirli bir şal geldi.

Önce tiksinip yere attım, ardından tekrar elime alıp baktım, bulabildiğim tek şey buydu, banyoya giderken yukarıda ışığı yanıp sönen bir kamera dikkatimi çekti, haysiyetsiz mazoşist beni mi izliyordu?!

Banyoya girip şalı defalarca yıkadım, kokusu gitmişti ama bazı yerlerinde lekesi kalmıştı, onlarda çıkmadığı için daha fazla zorlamadım, banyoda ki duşa kabine boylamasına asıp kurutma makinesiyle kuruttum.

Ne kadar süre geçmişti bilmiyorum ama aynadaki aksimde başörtülü bir ben görmek gülümsetmişti, belkide başörtüm özgürlüğümü simgeliyordu.

Kapımın yavaşca açıldığını gördüm, gelen Thanatos du, yüzümdeki gülümseme yavaş yavaş sönerken yanıma gelip elini başörtüme uzattı, bende geri çekilip yeniden gülümsedim "çok yakıştı değil mi? "

Sinirden çenesi seğersede gülümsüyordu "sana daha güzelleri layık onu çıkar. "

Ona döndüm "daha iyileri benim olana kadar bu kalsın başımda. "

Bileğimden kavradığında gibi beni duvarla arasına aldı, başımdaki şalı çekip avucuna hapsetti ve kulağımın arkasından başlayarak beni öpmeye başladı "çekilir misin? Rahatsız oluyorum! " dediğimde elini belime yerleştirdi, "bence sen utanıyorsun" elimi aşağılara indirip cimcik attım.

"rahatsız oluyorum diyorsam rahatsız olduğum içindir! " dedim ve elindeki şalı çektim, bırakmadı ve şal ortadan ikiye ayrıldı

O saniyelerde çarşaflı kadın koşarak içeriye yanımıza geldi "efendim acil bir telefon geldi" derken telefonu ona uzattı, telefonu bir hışımla eline alıp banyodan da Odadan da çıktı, biraz bekleyip kapıyı açmaya çalıştım ama her zamanki gibi kilitliydi. Başım çok ağrıdığı için masadaki ilaçlardan bir kaç tanesini alıp içtim, sonrada makyaj masasının sandalyesini alıp bütün kameralara fırlattım, banyoya girip bütün kamera olabilecek yerlere sandalye ile vurduktan sonra parçalanan sandalye ile duraksadım.

Çok uykum vardı ama bu sefer direndim, karanlık beni içine çekemezdi, çekmemeliydi, bıkmıştım bu kısır döngüden ve hiç bir şey hatırlayamamaktan.

Sandalyenin sırt kısmını elime alıp odanın pencerelerini kırmaya çalıştım ama kurşun geçirmez camdı, kırılmamış sadece bazı yerlerde çatlak oluşmuştu.

Elimde ki sandalye parçasını cama doğru fırlatıp bir kere daha çığlık attım.

Kapının kulpuna asılıp defalarca indirip kaldırsamda kapı açılmadı ama kulpu elimde kaldı.

Kapıya ardı arkası kesilmeyen tekmeler yumruklar indirdim, yetmedi makyaj masasının aynasını yumruklayıp kırdım, "YETER ARTIK!" diye çığlık attığımda ellerim kendi kanıma bulanmıştı.

Kapıya yaslanıp yere çöktüm, sırtımda müthiş bir acı ve ıslaklık vardı, bembeyaz kıyafetler kanıma bulanmıştı, ama acıyı şu saniyeye kadar hissetmemiştim.

Şu an burada oturursam önce ağlar sonra uyuya kalırdım, sonra her şey sil baştan başlardı, buna katlanamazdım, ama zihnim yine bulanmıştı, bu sefer kendi kafama kendim sıkmıştım o ilaçları içerek.

Kalkıp bir kağıt kalem aradım, Buldum da, komidinin üzerinde Thanatosun bıraktığı not kağıdı ve küçük bir kurşun kalem vardı.

Sakın ilaçları içme, içtiğimde zihnim bulanıyor!

Diye kendime not bıraktım, ama bunu başkalarının görmemesi için bir yere saklamalıydım tuvalete gidip henüz yeni takılan tuvalet kağıdının katlarının arasına sıkıştırdım, tekrar ayağa kalkerken başım dönmüştü, tutunacak bir yer bulamadığım için yere düştüm.

Acıyla bağırdığımda kimse yanıma gelmedi, sırtımda kolumda çok acıyordu, ikiside kanıyordu, hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladığımda sırtım dahada acımaya başladı.

Acı tüm bedenimi ele geçirdiğinde daha fazla dayanamadım, fazla kanamam vardı, gözlerim kapanmasın diye direndim ama nafileydi, gözlerim yavaş yavaş kapandı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

34okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.