Talihsiz Kuş kitap kapağı

9. bölüm / 18

Talihsiz Kuş

9. Bölüm - Kahraman'ım-

Vaveyla Yazarı: Maysa Pıtır

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 18Şu an: 9. Bölüm - Kahraman'ım-

Asil, ağaç eve gelmiş motorunu park edip eve girmişti, Araf gelen kardeşini kapıda görünce koltukta kenara kaydı. "hoş geldin. " sesi soğuktu ama bu soğukluğun kendine olmadığını iyi biliyordu Asil.

"hoş görünmüyorsun. " dedi orta sehpasının üzerindeki biten içki şişelerine tiksintiyle bakarken, etraf çok ağır kokuyordu.

Ağabeyinin yanına oturup ona döndü, "yengem yüzünden mi bu hale geldin?" Araf baygın bakışlarını kardeşine çevirdi, alkole dayanıklı olsada mental sağlığı dayanıklılığını yitirmek üzereydi. "o sadece yengen değil, benim kalbim, aklım, aşık olduğum kadın... " Asil anladım der gibi başını salladı. "bir insana her şeyim diyecek kadar bağlanmak çok tehlikeli bir şeymiş, sayende öğrendim. "

Araf, içki şişesini kafasına dikip koca bir yudum aldı, ardından başını olumsuz anlamda salladı "anlamıyorsun, zaten her şeyim oydu, o sahip olduğum her şeydi. " Asil içli bir nefes bıraktı, "sen aşık değilsin, daha başka bir şey sende ki. " Araf acıyla tebessüm etti "biz Türker buna sevda diyoruz Asil efendi, kara sevda."

Kara kelimesi aklına Aymira'nın kara harelerini getirmişken konuyu değiştirmeye karar verdi. "ben seni başka bir şey demek için çağırmıştım." Araf ona dönmeden "evet seni dinliyorum." dedi.

Asil ise derin bir nefes alıp verdi, "Aymira kaçırıldı ağabey. " Araf'ın kaşları havalandı, "onu biliyoruz gerizekalı! " Asil kendini daha iyi ifade edebilmek için tamamen abisine döndü. "yani Kraliçenin adamlarından biri kaçırmış, artık eminim, yani evlendiği adamın elinde muhtemelen. " Araf olumsuz anlamda başını salladı "o kadar aptalsın ki Asil, bana bunu daha önce söylesen, her şeyi kendin halletmeye çalışmasan şimdiye kızı bulmuştuk. " Asil sessizdi "başından beri neden benden yardım istemedin anlamıyorum? Evlendiğini ilk gördüğünde söyleyecektin, mekanın sahibini sıkıştırıp kiminle evlendiğini öğrenirdik, şimdiye kadını çoktan kurtarmıştık! "

Kuruyan dudaklarını dili ile nemlendirip akıllarda ki soruyu cevapladı. "adamı zaten günlerdir mahzende tutuyoruz, işkence ediyoruz ama dili çok sıkı, 9 parmağını kopardık, ama yok anasını satayım ağzını bıçak değil pompalı bile açmıyor, sanarsın bordo bereli. "

Araf bombastic side eye ile Asile baktı "aferin lan, kedi olalı bir fare tuttun sanki. "

Asil'in dudakları sağ tarafa doğru kıvrıldı "ağabey, benim o kızı kurtardıktan sonra onunla ne yapacağım hakkında bir fikrim yok, yani onu nasıl koruyacağım?"

Araf yarımca güldü "aslında var, öyle değil mi? Benim koltuğuma geçersen korursun kızı, aklından bunun geçtiğine yemin bile ederim. "

Asil telaşlandı. "aman ağabey yanlış anlama, benim senin yerinde gözüm yok ben sadece-"

"sen sadece aşıksın Asil, bu yüzden de bir Aptal gibi davranıyorsun. "

Bir iki dakikalık sessizlik oluştu aralarında, ardından Asil konuyu toparlıca abisine anlatmaya başladı. "ağabey, Aymira evlendiği adam tarafından kaçırıldı ya hani? Ben ve arkadaşlarım onu arıyoruz, yani asıl amacımız o adam sadece sevgilisimi yoksa Kraliçenin adamı mı? Onu anlamaya çalışıyorduk ama tedbiren mekan sahibini ve adamlarını kaçırdık, adamlar asla konuşmuyor, iki kişi eziyetten dolayı öldü, Aymira'yı kaçıran adam Kraliçeye çalışıyormuş bunu öğrenmiş olduk, ama şöyle bir sıkıntı var ne Kraliçe ne adamlarının bir kimliği yok, onları bulmaksa oldukça zor. "

Araf bir yudum daha içti "Kraliçenin adamıyım. " Asil duyduklarını bir an için sindiremedi "ne!?" Araf ise umursamaz davranıyordu, koca bir yurdumun ardından Asile baktı, "Ne var? Ne baktın öyle? Sorsan söylemezdim ama öyle bir içimden geldi. "

Asil şok içerisindeydi, abisinden bunu beklemiyordu, onu tek tabanca sanıyordu, haklı bir isyanda bulundu. "ağabey sen ne dediğinin farkındamısın? Kraliçe diyorsun, adamıyım diyorsun!" Araf boş içki şişesini masaya bıraktı "eğer birine söylersek canı tehlikede kalmaz canı direkt alınır, ve yerime oturmak isteyen sendin, haydi bununla baş et. " Asil öylece baktı. "Ağabey madem girmesi kadar çıkması da zor, ben nasıl senin koltuğuna oturacağım?"

Araf ayaklandı "ben kahve yapana kadar çıt çıkmasın. " dedi ama ayakta durmakta zorlanıyordu, Asil bir hışımla kalkıp ağabeyini koltuğa oturttu ve minik mutfak tezgahın yöneldi, dolaptan kahve, fincan ve cezve çıkardı, iki kaşık kahve koydu üzerinde bir fincan su, karıştırmadan cezveyi ocağa koyup altını yaktı, kısığa getirip arkasını döndü, Araf başını geriye atmış uyukluyordu, çok heybetli bir adamdı boyu tam iki metreydi ama Duru yanında hiç minik kalmazdı, oda bir yetmiş sekiz boylarında bir kadındı, yanyanayken o kadar uyumlu görünürkerdi ki biri uyumu tanımlamak istese onları gösterirdi, Aybüke ve Abisi Süleyman Umut onların kopyası gibiydi, Aybüke babasının, Süleyman Annesinin kopyasıydı, şimdi ise Asil bu mahvolan adama baktı. "değmez ki ağabey, bu kadar kendini harap etmene değmez. "

Ardından kahveye döndü altını açtı kahve kaynamaya başlayınca cezveyi bir kaç tur döndürdü ve tam köpüğü olduğu an altını kapatıp kahveyi fincana aktardı, minik buz dolabından soda çıkarıp limon sıktı, ardından hazırladıklarını bir tepsiye koyup ağabeyinin önünde ki orta sehpasına bıraktı.

"kalk hadi! " diye seslendi ama Araftan ses gelmiyordu. "ağabey kahveni içmen lazım kalk hadi. " Araftan horultu yükselince Asil yanına yaklaşıp Arafın en gıcık olduğu şeyi yaptı, kulaklarının arkasına üfledi, Araf ise sıçrayarak uyandı ve Asilin ensesine şaplak attı "ne yapıyorsun p**?! "

Asil hayvan gibi bir kahkaha patlatınca Araf tüm tersliği ile önündeki kahveyi içti, "zehir gibi yapmışsın. " diye söylemeyi de ihmal etmedi, sodayıda içip kendini geriye doğru bıraktı, Asil tepsiyi tezgahın üzerine bırakınca "Aferim köle, çalış" gibi bir zırvalama duydu ama takmadı, güldü.

Ağabeyinin yanına oturdu, ve tam anlamıyla ne halt edeceğine karar verdi, uyuyan abisinin cebinden cüzdanı çıkardı ardından telefonunuda çıkarıp gizli uygulamalardan her bir üyenin yılda yalnızca üç kere giriş hakkı olan ve girdiğiniz andan itibaren uygulama içinde gerçekleştirdiğiniz her şeyin kayıt altına alındığı o uygulamayı açtı.

Asil elbette bu kuralları bilmiyordu yalnızca uygulamaya kimlikle girildiğini biliyordu, uygulamaya girince profil sekmesine tıkladı, ayrılma talebinde bulun butonuna tıklayınca 10 dakikalık bir bekleme sayacı başlatıldı, Asil telefonu masaya bırakıp beklemeye başladı

Robotik bir kadın sesi " ilgili kişiyle irtibata geçmek için son 10, 9, 8, 7, 6, 5,"

Dışarıdan ayak sesleri geliyordu, ardından bir tetik sesi geldi, etraf öylesine bir sessizliğe bürünmüştü ki dışarıda ki adam nefesini tuttuğu için hızla çarpan kalbinin sesini saklayamıyordu, kadın saymaya devam etti."4, 3, 2, 1 yetkili kişi ile sesli ve görüntülü görüşmeniz başlamıştır. "

Aniden ev kurşun yağmuruna tutuldu, Asil ağabeyinide aşağı çekerek koltuğu kendine siper etti, bir iki dakika sonra kurşun sesleri sustuğunda Asil tedirginlikle etrafa bakındı, biri aniden ensesinden kavrayıp onu havalandırdı ve kendisine çevirdi, Asil kocaman açılan gözlerle heybetli adamlara baktı, kendiside heybetliydi ama bu adamlar daha da heybetliydi, Asil ensesine vurmaya yeltenen adamın kasığına sıkarak elinden kurtuldu.

Diğer adamlar ona ateş edecekken vurduğu adamın arkasına saklandı ve onu bir kalkan gibi kullandı, adam beş kurşun yiyince sendelemişti, Asil geri gitmedi aksine üstlerine yürüdü. "bir adım daha atarsanız ölür" dediğinde adamlar kahkaha atmaya başladı "ölsün bize ne?" dedi bir tanesi.

Asil'in gözü ağabeyinin olması gereken yere değdi ama Araf orada yoktu, karşısında etkisiz hale getirdiği adam dahil on beş kişi vardı, birtanesi Asilin üzerine yürüyüp kalkan olarak kullandığı leşi üç parmağıyla kavrayıp kenara fırlattı, Asil ise sertçe yutkundu, silahını hızla adamın alnının ortasına denk getirip vurunca yeniden kurşun yağmuruna tutuldu, bu adamı da kendine kalkan edindi, adam kevgire dönünce oda sıkmaya başladı, her bir kurşun bir ölü olmalıydı, dışarıdan bir mermi gelip adamlardan birinin alnının ortasına isabet edince Asil başını o yöne çeviridi, görünürde kimse yoktu,

Asil arka kapıdan bir hışımla ormanın içine doğru kaçmaya başladı, adamlarda onu takip ediyordu, heybetli bir çınarın arkasına saklandı ve Asil bile kendinden beklemediği bir şey yaptı. "Aymira'nın tanrısı onu ve beni koru, onu kurtarmam lazım bizi koru. " diye dua etti.

Adamlar hala ateş ediyor bir yandan da Asili arıyordu, Asilin omzuna o saniye bir muhabbet kuşu kondu, irkilsede yalnızca bir kuş olduğunu görünce sakinledi, kuş uçtu gitti ve Asile ateş eden bir adamın kafasına sıçtı, adam "lanet olsun" diye bağırınca Asil sesin yönünden adamların hangi tarafta olduğunu anladı "Bu dini araştırmalıyım. " dedi kendi kendine.

Ardından ağabeyini bir anda yanında buldu, sol tarafında Çavuş ve biraz ötede ekibin diğer geri kalanı vardı, umutla gözleri ışıldadı. "nasıl lan? " dedi ama şimdi açıklama sırası değildi, adamlar o kadar dibe gelmişti ki artık çatışma vaktiydi, aynı anda sıkmaya başladılar adamlarda siper alıp atış yapıyordu, elbette karşı taraf daha güçlüydü.

Mi-cha kimse görmezken manikürünü kontrol etti, silah kullanırken zarar görebiliridi, Çavuş bunu hemen farkedince Mi-cha'ya sertçe baktı, bakışların hitabındaki kadın ise ona öpücük gönderip silahı yeniden kavradı, zorlu bir çatışmaydı, Araf bacağından vurulunca Rin hemen ilk yardıma geldi, yara derindi, Rin Arafın koluna girip onu daha güvenli bir yere taşımak istedi ama Araf oldukça ağırdı, Alvin de yardıma gelip diğer koluna girdi ve Aimon onları koruyordu.

Dean ile Mi-cha havaya sıkıyorlardı resmen, Dean silah adamı değildi onun alanı teknolojiydi, Mi-cha sadece motor sürer makyaj yapardı, bu konuda ufacık tecrübeleri yoktu, bu durumda Asil ile Çavuş tek başlarına savaşıyormuş gibi bir duruma düşmüşlerdi.

Çavuş Dean'e döndü "sen Asil'in yanına gel bende Mi-cha'nın yanına gideyim. "

Dean başıyla onaylayıp ağaçların arkasına saklana saklana Asil'in yanına geldi, Asil ona nasıl sıkması gerektiğini anlatırken Çavuş birini daha alnının çatından vurdu, ardından da Mi-cha'nın yanına geldi.

"sen niye geldin ki? biz hallediyorduk." diyen becereksiz kızın sözleri Çavuşu gülümsetti. "ağaçlar düşmanımız değil Mi-cha, sen onları hallediyorsun ve farkettin mi bilmiyorum ama bir tane masum karga öldürdün..."

Mi-cha öylece baktı, "polissin sen, bana öğret nasıl adam öldürülür. " Çavuşun tebessümü yerli yerindeydi. "bir avukatsın, adam öldürmek istediğine emin misin? " Mi-cha göz devirdi "savaşın ortasında flört etmek hiç mantıklı değil! Ya bana silah kullanmayı öğret ya da seni düşmana yem edeyim?"

Çavuş bir kaç adam daha öldürdü ama it sürüsü azalmıyordu arkadan sürekli destek geliyordu, ortam biraz hafifleyince Mi-cha'nın arkasına geçti, silah tutan bileğini düz konuma getirdi, boştaki sol elini sağ bileğini desteklemesi için yerleştirdi," sol ayak önde sağ ayak geride, yere sağlam bas" dedi ve kendi işine geri döndü, Mi cha gözüne yakışıklı bir tanesini kestirdi "이 개자식아, 신은 너가 얼마나 많은 여자들을 화나게 했는지 알고 있어, 이제 너가 끝이야!"

Çavuş ilk defa duyduğu garip cümlelerle Mi-cha'ya döndü "bana küfür mü ettin sen?" dedi şüpheyle, Mi cha ise sırıttı "hı hım evet hatta sana öyle ağır küfrettim ki..." Çavuş bir adam daha indirdiğinde Mi-cha'ya döndü, "nasıl küfrettin bana? Ne dedin?!" Mi cha bir adamı yaraladıktan sonra Çavuşa döndü. "salanghaeyo dedim" Çavuş sinirlendi "asıl sana salanghaeyo! "

Mi-cha utanmıştı ama azıcık, sonuçta Çavuş bu kelimenin ne anlama geldiğini bilmeden söylemişti. "kelimelerine dikkat et! " diye uyardı Çavuş ise kendine küfredilmesine takılmıştı, "etmezsem ne olur, yine mi bana salanghaeyo dersin?"

Asil bir tanede onların tarafına kurşun sıktı ama kimseyi vurmadı "ulan ne flört ettiniz anasını satayım biri ona seni seviyorum der öbürü cilvelenir, bir susun a*** k***"
(asla kufur yazmadimkinee)

Araf yarası derin olsada savaşmak istedi, hayır o aslında Duru'nun yokluğuna dayanamıyordu ölmeyi istedi. Ölmeyi umut ederek savaş alanına tekrar gitmek istedi, kimse onu ve heybetini durduramadı, kardeşinin yanına kendini can havliyle attı, düşman gitgide bastırmıştı, Asil'in gözü kenarlarından sessizce geçip giden kadın siluetine takıldı, "Rüyayı neden getirdiniz?!" diye Dean'e kükredi "ben demedim! Gerçekten ben bilmiyordum Rüya'nın geleceğini, hani nerede?" diye çaresizliğe kapılan Dean ile, Asil sinirlerine hakim oldu. "sakin ol Dean niye benden bu kadar korkuyorsun? biz yakın arkadaşız. "

Dean sessiz kaldı, yakın arkadaşının kız kardeşine duyduğu bu güçlü şey, artık adını koymaya bile utandığı o duygu Asilden korkmasını sağlıyordu.

Asil ve arkadaşları en nihayetinde çembere sıkıştırılmıştı, hepsi sırt sırta vermiş bu çemberin içinde korkusuzca düşmanlarına bakıyorlardı, adamlardan biri ellerini arkasında bağladı "silahları bırakın yoksa hepiniz ölürüsünüz, bu bir klişedir, ne diye beni yoruyorsun ki? Lanet silahları atın ve teslim olun! "

Alvin işin dalgasındaydı "dostum çok fazla hızlı ve öfkeli izlemişsin, dozunu azaltmanı tavsiye derim, ama tabi yalnızca bir filmi bile insanı kendine hayran bırakıyor, tıpkı Rin gibi! " adam sert bakışlarıyla Alvini susturdu "bende çeneni kapamanı tavsiye ederim yoksa ilk senin kellen gider! "

Rin koluyla Alvini dürtünce Alvin Rine döndü "belkide birazdan öleceğim, sana aşık olduğumu itiraf edemeden gidersem Tanrı beni affetmez. "

Araf ve Çavuş bakıştı, ruh ikizine döndüler o saniye, aynı anda "tövbe estağfurullah tövbe" sesi yükselince adam onlara döndü "Ah, hem Müslüman hem Türksünüz, bende diyorum ki bu savaşın tadı neden bu kadar lezzetli?" Asil'in Türk damarları kabardı 'bende Türküm' demek istedi ancak şu anda bu çemberden çıkmanın bir yolunu arıyordu.

Rüya önce ağaç eve girdi, telefonda yüzüne maske takan bir adam vardı, aramayı sonlandırmak istedi ama öyle bir tuş yoktu, telefonu kökten kapatmak istedi ama Telefonda kapanmıyordu " ergen misin? Yüzündeki sivilceleri saklamaya çalışıyorsan mükemmel bir fondöten önerim var! " dedi ve ciddi manada minik çantasından seyahat boy bir fondöten çıkardı "yüzünde yok gibi, ciltle büyünleşiyor, çizgilere dolma yapmıyor, ve en önemlisi kapatıcılığı yüksek, fırçayla uygulayıp üzerinden süngerle geçersen daha iyi sonuç alırsın, aynı zamanda kapatıcınında fondöten ile uyumlu olması lazım, bu-" telefon yüzüne kapanmıştı.

Evden alması gereknleri aldı ve savaş alanına geri döndü, ekip adamla inatlaşıyordu, Rüya akıllıca düşündü, adamlarının dikkatini dağıttığı an ekibin siper alacak yada kaçacak vaktininde olması lazımdı, bir ağaca tırmandı onları daha net görüyordu, biraz uzaktı ama bu mesafeden adamları vurabilirdi, sırt çantasında uslumu uslu bir kedi vardı, sesi çıkmıyordu şimdilik, abisine emirler veren adam geri çekilmişti.

Yanındada bir kaç koruma vardı, başka bir adam ile Ekip kavga etmeye başlayınca Rüya gecenin karanlığında bir tilki ustalığı ile adamın çekildiği yere doğru gitti, en arkadaki adamın boynunu kırdı ağzını kapadı bir tık uzakta oldukları için kimse bunu duymadı, Rüya bir kaç adım atıp sol gözünü kapattı sağ gözüyle adamı hedefleyip tam kafasının arkasından susturucu taktığı silahla vurdu.

sonra oradan yavaşça uzaklaştı, adam oturduğu sandalyede öylece kalakalmıştı, kan arkadan akıyordu bir müddet farkedilmedi.

Ağabeyi ve arkadaşları geriye doğru çekiliyorlardı çünkü Rüya'nın planını az çok anlamışlardı, Rüya çantasında ki kediyi çıkarıp saldı, kedi "miyaw" diye bağırınca herkes sesin geldiği yöne döndü, o sırada ekip tabana kuvvet kaçmaya başladı, adamlar onların peşinden koşacakken rüya bombayı ortalarına fırlattı, Asil ile Çavuş, ölen adamı yeni farkeden üç korumayı üç kurşunla indirdi, Rüya alevlerin içinde kalan adamlara ne olur ne olmaz hedef aldı ve bir kaçını vurdu, hepsi ağaç eve doğru koşmaya başladı, peşlerinden yine gelenler vardı, herkes motoruna bindi, adamlar ise arabayla takip ediyordu.

Ve şehre indiler, İstanbulun gözde sokaklarında gazlıyordu ekip, uzun süre sonra ilk defa bir arada gazı köklüyorlardı, herkes şaşkınlıkla bakıyordu motorlulara, gençler hayranlıkla büyükler şaşkınlıkla, Araf Çavuşun arkasına binmişti, Çavuş onu eve götürecekti diğerleri adamlara izlerini kaybettirmeye çalışıyordu, Rüya Asili aradı, Asil güç bela telefonu açınca şöyle bir konuşma gerçekleşti

"Abi, adam ben buraya gelmeden önce konuştu!"

"Niye daha önce söylemedin zilli?!"

"Abilerimi ölümün kıyısından çekip almak gibi dertlerim vardı ya, kusura bakma!"

"ee p** kurusu ne dedi?"

"yunaniatanlı bir adam ile evlenmiş Aymira"

"başka bir şey söyledi mi?"

"sizi çok büyük bir felaket bekliyor, Thanatos hepinizi gebertecek gibi bir şeyler zırvaladı, ama ben Yunanistan'a gitmek için her şeyi ayarladım sende ekibe haber ver beni takip etsinler. "

"Tamam haber veririm, Rüya, bir sıkıntı yok değilmi? Her şey sıkıntısız ilerleyecek. "

"Tek sıkıntı adam itirafı verdikten sonra öldü, yani daha ihtiyacınız varmıydı bilmiyorum ama dayanamadım, bir tane sıktım, öldü. "

Asil sırıttı "Sana bir sürprizim olacak tekrar Türkiye'ye dönünce bana hatırlat fıstığım. "

"Asla unutmam bu sözü, beni motoruna bindireceksin kesin değilmi?"

"Hoşt ulan ağabeyimi bile bindirmedim! Seni mi bindireceğim?"

Rüya abisinin yanına doğru kırdı direksiyonu, saçını tavırlı tavırlı savurup gazı kökledi yeniden.

Asil Tamar'dan

Aymira hakkında duyduğum bu mükemmel haber beni dahada motive etti, Ona bir adım daha yakınlaşmış gibi hissettim, sanki bir kaç dakika sonra kollarımda olacaktı, sıkıca sarılıp sarmalayacaktım onu.

Kara harelerinde büyü vardı adeta, beni kendine çeken bir büyü, üstelik yalnızca fotoğrafı ile bana bunları yapıyorsa karşısına çıktığımda kalbime ve bana neler olur hayal bile edemiyordum.

Yaşanan her şeyin ötesinde onunla karşı karşıya gelmek, onunla Tanışma heyecanı her yanımı sarıp sarmalamıştı, elbette onu ne halde bulacağım muammaydı, belki onu kurtardığımda bana bir teşekkür bile etmeyecekti ama onun uğruna arkadaşlarım, canım, malım, mülküm ve hatta motorum bile fedaydı, onu bulup kurtardığımda tek dileğim bana teşekkür etmesiydi, beni sevmeyebilir benimle görüşmek istemeyebilirdi, ama ona yalnızca bir kere sarılmamada izin verirse Türk tabiriyle gözüm açık gitmezdim.

Akıllı telefonları yola atıp parçalamıştık, eski tuşlu telefonlardan haberleşiyorduk, uzunca bir müddet izimizi kaybettirmeye çalıştık, binaların sık olduğu bir bölgede durduk, kamyonun önünde iki adam duruyordu kırıklı yaşlarında, hepimize kıyafet ve bir kaç gerekli eşya verdiler, ben basit siyah bir t-shirt ve dar paça saksı mavisi pantolon giymiştim, rezalet ötesi göründüğüme emindim ama bunun pek bir önemi yoktu, diğerleride üzerini değiştirdi, biz hamal olmuştuk galiba, yanımda Aymira'nın eşyaları vardı, hattını evde çıkarmıştım, başörtüsü ve çantasınıda yanıma aldım.

Kamyona binmiş gidiyorduk, Alvin en öne oturmuş adamları gözetliyordu, ufak bir hata yada hainlik sezdiğinde vuracaktı.

Rüya bizi karşısına aldı.
"Yunanistan / Atina seferine hoş geldiniz! " dedi yalandan bir coşkuyla. "İstanbuldan sakız adasına gideceğiz önce, yedi buçuk saat kadar bir yolumuz var, gecenin kör vakti olduğu için uyamanız iyi olacaktır, sabah ilk seferde feribota bineceğiz, oda takriben bir saat sürer, Dean ve Mi cha bu sürede Thanatos'u araştıracak nerede yaşadığını bulmaya çalışacaklar. "

Herkes sessizce onayladı stresli ve gerginlerdi, Çavuşta Ağabeyim ile birlikte Thanatos'u araştırıyordu, dört koldan sarılmışlardı işe, Ah Aymira ah, acaba bunca uğraş için bir defa sarılırımıydı?

Telefonu açıp müzik uygulamasına girdim, hep karadeniz yöresine ait müzikler vardı, play list bayağı uzındu, yol boyunca bu müzikleri dinledim, yarı uyudum yarı uyandım.

Şarkıcı kâh; yüksek dağlara doğru dedi,

Kâh; koyverdun gittun beni dedi.

Öyleli böyleli beş saat geçmişti, fakat uyuyamamıştım, uyuyamıyordum çünkü her bir tekerlek döndüğünde Aymira'ya biraz daha yaklaşmış oluyourdum, kulaklığı çıkarmadım, hiç birini atlamadan teker teker dinledim, sürekli başa sardığım bir türkü vardı,

Hiç mi düşunmedun sen? Diyordu
Sevduğun böyle ağlar...

son yirmi dakika kaldığını öğrenince iyice yerimde duramamya başladım, eşyaların en arkasındaydık, ama her ihtimale karşılık sahte kimlik ve pasaportlarımız vardı, Ağabeyim ve Mi-cha'nın büyük katkısıyla hiç emin olmamakla birlikte bir konum bulunmuştu, Dean'e döndüm "uyandırın şunları ineceğiz birazdan" dedim, o ise kıkırdadı "Calm down, my friend! You're going to faint with excitement." (sakin ol dostum! Heyecandan bayılacaksın)

Bayılacaktım tabii, derin bir nefes verip zamanın geçmesini bekledim, ama yok geçmiyordu lanet olası, kalbim heyecandan depara kalkmıştı, hem çok endişeli hem çok heyecanlıydım, yirmi dakika yirmi asır gibi geçtikten sonra en nihayetinde, araba durmuştu, inanamadım, aramızda yalnızca bir iki saat vardı ve ben buna inanamadım, arabadan indik, Rüyayı takip ediyorduk, yanımda dostum Dean vardı, "çok az kaldı!" sonra ona döndüm "bir iki saat sonra onu görebileceğim Dean! " dedim, içim içime sığmıyor demişmiydim? Yada ne kadar heyecanlı olduğumdan bahsetmediysem bilginize olsun ben çok heyecanlıyım gerçekten!

Dean bana yandan sarıldı "Have a little more patience" (Biraz daha sabret)

Kendimden utanmasam ellerimi çırpar mutluluk dansı ederdim, ama bir dakika, ben galiba artık mafyaydım.

Kimlik kontrolünden geçtik mi hatırlamıyorum bile, tek bildiğim feribotta oturup heyecandan sırıtmamdı, aslında tüm bunların yanında çok endişeliydim, onu nasıl bir halde bulurum bilmiyordum ama, aması yoktu onu öyle yada böyle kurtaracak vatanına geri döndürecektim, yarası varsa tedavi ederdim, gönlü kırıldıysa tamir ederdim, ne isterse yapardım, emin olduğum tek şey, ona karşı içimde her salise büyüyen, biçimi ölçümü mümkün olmayan bir sevdaydı.

Feribot durunca, yeniden kamyona bindik, artık kalbim nefes almamı engelleyecek şekilde çarpıyordu, üzerimizi değiştirdik, ağabeyim, Çavuş ve Mi-cha'nın önderliğinde Thanatos'un nerede olduğunu bulmaya çalıştık.

Aymira özkan / Maria Iron'dan

Sıkı sıkıya yumduğum gözlerimi zorla açtım, açtım ki şaheserimi görebileyim, Alnının ortasından oluk oluk kan sızıyordu, ben... Kendime inanamadım, bir insanı hayattan koparmak bu kadar basitmiydi? Ölümcül bir yere nişan al ve ateşle, tüm bunlar on beş saniye içinde gerçekleşmişti, bedenim hala zangır zangır titrerken odanın kapısını alacaklı birisi şiddetle tıklıyor hatta yumrukluyordu, korkudan ne yapacağımı şaşırdım, ağlıyordum, ama farkında değildim.

Elimdeki silah yere düştü, aynı şekilde göz yaşlarımda. Midem bulanıyor başım dönüyordu, fakat ben bu kadar zayıf bir kadın değildim, evet güçlü olmak zorundaydım, en zoru başarmıştım, kapının anahtar deliğinden bakınca dışarıdaki kadını görünce ağzım bir karış açıldı, hatta şaşkınlıktan açılan ağzımı elimle gizledim, o Duru hanım'dı! Aman Allahım Duru İnci Araf beyin karısı tüm benliği ile kapıyı tıklıylıyordu!

Yaşadığım şoku atlatamamışken Duru hanımın boğuk sesi kulağıma ulaştı, ses yalıtım yada ona benzer bir şey olmalıydı, "Aymira! Lanet kadın! aç şu kapıyı!"

Korkudan adımlarım geriledi, "Aç kapıyı Aymira! Ben açarsam seni liğme liğme doğrarım!" dediğinde, sırtıma çok feci bir ağrı saplandı, başım, dişlerim ve tüm vücudum bu ağrıyla İmtihan oluyordu.

Gözlerim kararıyor bilincim beni terk etmeye çalışıyordu ama hayır! Bu sefer değildi! Bu kadar gelmişken- titrek bir nefes verdim, gözlerimden yaş akarken yavaşça bilincim beni terk etti.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

36okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.